Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Şilili komünist Riquelme'yle Latin Amerika üzerine: 'Ehvenişer dayatması bir şantajdır'

Şili'deki devrimci mücadelenin tarihi figürlerinden, Manuel Rodríguez Yurtsever Hareketi lideri Marco Riquelme'yle Şili'yi ve Latin Amerika'yı konuştuk. Venezuela'ya yapılan saldırıdan, Şili seçimlerine ve Türkiye'de de çok tanıdık olan "ehvenişer"ciliğe uzandık.

Fotoğraf: Daniel Labbé

Yiğit Günay

Yayın Tarihi: 25.01.2026 , 00:21

Marco Riquelme, Şilili bir komünist. 1961 yılında, komünist bir aileye doğdu. Dedesi, ülkenin kuzeyinde, denize paralel uzanan dağların bıraktığı daracık kıyı şeridindeki Tocopilla kasabasında deniz işçisiydi. Gemilere güherçile yüklüyorlardı. Diğer adıyla potasyum nitrat, gübre ve patlayıcı yapımında kullanılan bir maddeydi. 

Kasabanın ekonomisini döndüren güherçile sektörünün fabrikalarında da, malların ihraç edildiği limanlarında da çalışma koşulları çok ağırdı. Dedesi, bu koşullarda sınıf bilincine varmış, Komünist Parti’ye girmişti.

Babası da aile mesleğine girmiş, güherçile sendikasının yöneticisi olmuş komünist bir işçiydi.

Marco ve diğer iki kardeşi, bu ortamda büyüdü. Marco, henüz ilkokul çağında, partinin “öncüler”, diğer adıyla pioneros örgütlenmesine katıldı. Bunlar genelde parti üyelerinin çocuklarıydı. Birlikte oyun oynuyor, sosyalleşiyorlardı.

Komünist Parti güçlüydü. Partinin desteklediği ittifak kazanmış, Salvador Allende ülkenin başına geçmiş, kamulaştırma hamleleri başlatmıştı.

Sonra, Marco 12 yaşındayken darbe oldu. Yaklaşık 4 bin Şilili öldürüldü, komünistler çoğunluktaydı. Yaklaşık 100 bin siyasi tutuklandı. Bundan kat be kat fazlası sürgüne gitmek zorunda kaldı. Devrimci yapılar, parti dahil, yeraltına çekildi, yasadışı çalışmaya başladı.

Marco’nun ailesindeki tüm yetişkinler tutuklandı. Dedesi, 19 Ekim 1973’te, darbeci General Augusto Pinochet'nin emriyle kurulan ve ülkeyi şehir şehir dolaşarak siyasi tutukluları yargısız infaz eden özel bir askeri ölüm timi olan “Ölüm Kervanı”nın elinde kurşuna dizildi. Annesi ülke içinde zorunlu ikametle sürgüne gönderildi, şehir değiştirmek zorunda kaldı. Ailedeki herkes ya tutuklu, ya sürgün ya da kaçaktı. Ve bu durum, Marco’nun ailesine özgü değildi.

Genç Marco, aile dağılınca, Valparaiso kentine gitti. Burada babasının izini buldular, başkent Santiago’da yeraltı çalışmasındaydı. Onlar da gittiler başkente, böylece Marco’nun da yeraltında parti faaliyetleri başladı. Yaşı ufaktı henüz. Yazılamalar, kuşlamalar gibi işlere koşuyordu.

1975 ve 76 yıllarında Şili Komünist Partisi, arka arkaya iki merkez yönetimini kaybetti. Parti yöneticileri ya yakalandı ya öldürüldü, aynı akıbet, yerlerine gelenlerin de başına geldi. Buna rağmen parti faaliyeti hiç bitmedi.

1981-82 yıllarında sokak protestoları ve mitingler başladı. Halk yavaş yavaş kendinde tekrar güç buluyordu. Bu arada parti de mücadeleyi geliştirmenin yollarını arıyor, yurtdışındaki dost partilerin olanaklarını değerlendiriyordu. Bunlar içinde askeri eğitim de vardı. Zaten sürgündeki kimi Şilili komünistler, Nikaragua’daki devrimci silahlı mücadeleye katılmış, savaşıyorlardı. Kolombiya’da FARC’la, El Salvador’da FMLN’yle savaşan Şilililer vardı. 

Bu arada parti, faşizmin hüküm sürdüğü ülke içinde de direniş faaliyetlerini güçlendirmeye çalışıyordu. 1983 yılında silahlı mücadele yürütmesi için, partinin önayak olmasıyla Manuel Rodríguez Yurtsever Cephesi (FPMR) kuruldu. 14 Aralık 1983’te yüksek gerilim hatları ve hidroelektrik santrallerinin havaya uçurulup ülkenin karanlığa boğulması, ülkeyi saran esas karanlığa başkaldıracak bu yeni örgütlenmenin doğumunu müjdelemişti.

Marco Riquelme, parti göreviyle önce yurtdışında askeri eğitim aldı, ardından ülkeye dönüp FPMR’de silahlı mücadeleye katıldı. Eylemler giderek yayıldı. Günde 200 silahlı eylemin yapıldığı günler yaşandı. 1986’da Pinochet’yi pusuya düşürüp öldürme girişimi, eylemlerin pik noktasıydı.

Riquelme 1988’de yakalandı. Santiago’daki cezaevinde, yoldaşlarıyla birlikte aylar süren hazırlığın ardından Ocak 1990’da 49 kişi firar ettiler. Şili tarihinin en büyük hapishane firarıydı.

Riquelme, firardan sonra yurtdışına kaçmayı reddetti. Şili’de mücadelesine devam etti. FPMR, varlığını hep sürdürdü. 2000’li yıllarda giderek bir seçim partisi haline gelen Şili Komünist Partisi’yle aralarına mesafe koydular. Bugün Manuel Rodríguez Yurtsever Hareketi'nde Marco Riquelme, genel sekreterlik görevini yürütüyor.

Marco Riquelme, İstanbul ziyareti sırasında TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'la da bir araya geldi.
Marco Riquelme, İstanbul ziyareti sırasında TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'la da bir araya geldi. İki isim, siyasi değerlendirmenin yanı sıra, Okuyan'ın yakın zamanda çıkan Devrim kitabı ve şimdilerde hazırlamakta olduğu kitaba dair de istişarede bulundu.

Riquelme’yle 8 Ocak günü İstanbul Taksim’de buluştuk. Venezuela devlet başkanı Maduro ve eşinin ABD saldırısıyla kaçırılması hâlâ çok sıcaktı. Kıtayı, Şili’yi ve mücadeleyi konuştuk.

Bugün Latin Amerika hakkındaki her diyalog 3 Ocak'ta yaşananlarla başlamalı. Amerika Birleşik Devletleri'nin Karakas'ta gerçekleştirdiği barbarca saldırı… O gün olanları öğrendiğinizde tepkiniz ne oldu?

Amerikan emperyalizmi, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yarattığı şeyi yok etti. Birtakım anlaşmalar, insan haklarına saygı, uluslararası hukuk… Tüm bu fikirler çoktandır yok ve gerçekten ne zaman var oldu bilmiyoruz.

Bir zamanlar Sovyetler Birliği ve sosyalist ülkeler bir güçtü ve hukuka uymaya zorluyordu. Ama Filistin halkının uzun zamandır katledildiğini, soykırıma uğradığını bir an bile unutamayız.

Kimin savaştığından bağımsız olarak halkların yanında olmalıyız. Siyonizme ve emperyalizme karşı direnişin bazen mutlaka komünistlerden gelmediğini, halkın çocuklarından geldiğini kabul etmeliyiz.

Şu anda yaşanan durum çok vahim. Hızla adapte olmalıyız.

Latin Amerika özellikle hedefte. ABD her zaman Latin Amerika'nın kendi arka bahçesi olduğuna inandı. Monroe Doktrini… Amerikan emperyalizmi, ülkelerimizin doğal kaynaklarını; bakırı, altını, petrolü sürekli yağmaladı.

Bunda her zaman bir maske vardı. "Havuç ve sopa" politikası. İnsanları ikna etmeye yönelik bir söylemle yürütülürdü bu iş.

Bugün Amerikan emperyalizmi Şili'deki, Peru'daki, Bolivya'daki, Arjantin'deki lityumun kendisine ait olduğunu söylüyor. Şili'deki bakırın, Venezuela'daki petrolün, bir bütün olarak Küba'nın kendisine ait olduğunu söylüyor. Küba'ya inanılmaz yaptırımlar uyguluyor ama Küba halkı ve devrimi direnmeye devam ediyor.

Konuyu detaylandırmak adına… Zaten Chevron gibi bazı Amerikan şirketleri Venezuela petrol sektöründe iş yapıyordu. Yani 3 Ocak'taki olay bir stratejinin son adımıydı; "sömürmeye devam edeceğiz" değil, ABD'nin Latin Amerika ile ilişkilerinde yeni bir aşamanın ilanıydı. 3 Ocak'ta Venezuela'da olanları, Maduro ve Cilia’nın kaçırılmasını, onlarca Kübalı ve Venezuelalı’nın öldürülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu olayı kesin bir dille reddediyoruz. O gringo ülkesinin başkanları kaçırmaya, saldırı yapmaya, insanları katletmeye hakkı yok.

Ama biz düşmanın ne yaptığına, ne yapacağına bağlı kalamayız. Oraya nasıl gelindiğine, neyi eksik bıraktığımıza dair büyük bir özeleştiri de olmalı. Ama şu an en büyük dayanışmayı gösterme zamanı.

ABD Başkanı'nın Meksika, Kolombiya, Grönland ve Küba'yı tehdit etmesinden sonra önümüzdeki aylarda ne gibi adımlar göreceğiz?

Tehdit edilen bu ülkelerin düşmanla yüzleşmek için tek bir yolu var: Halklarının düşmana karşı mücadele için sokağa çıkması.

Bu "pembe devrimler" [Latin Amerika’da 2000’ler ve 2010’larda seçimle iktidara gelen sol-sosyal demokrat iktidarlara verilen isim] fikri, kapitalist devlet yapılanmasının ve emperyalizmin konuşarak, uzlaşarak, diplomasi yoluyla bir anlaşmaya varacağı fikri, halklarımızın sonu olur. Halklar buna izin vermeyecektir.

Meksika halkı, Kolombiya halkı sokağa çağrılmalı. Şili'de yaklaşık 1 milyon Venezuelalı yaşıyor. Bir kısmı kutlama yapmaya çıktı. Biz, bir grup Şilili, ilk gün Amerikan büyükelçiliği önünde bunu protesto etmek için çıktık.

Türkiye'de 3-4 Ocak'tan sonra, İspanyolca pek bilinmediği ve Türk medyası da esas olarak Batı medyasından beslendiği için, sokağa çıkan bütün Venezuelalıların yalnızca Amerikan saldırısını kutladığı propagandası yapıldı. Venezuela'daki kalabalık eylemler göz ardı edildi. Miami'de olanlar gösterildi. Kutlayanlar, genelde diasporada olanlardı. Şili'de durum nasıldı? Aynı propaganda orada da yapıldı mı?

Evet, yapıldı. Ve Şili’de, dediğim gibi, kutlama yapan Venezuelalılar da oldu.

Ama durum trajikomik. Şili'de aşırı sağcı aday José Antonio Kast kazandığında, kutlama yapmaya giden Venezuelalılar oldu. Kast aşırı sağcı bir adam ve kampanyasında söylediği şeylerden biri tüm düzensiz göçmenleri sınır dışı etmekti.

Bugün Kast'ın partisinden bir kadının, eyleme gelmiş Venezuelalılara "Şimdi sıra sizde" dediği videoyu izledim.

Evet. Çelişkiye bak; beni ülkeden atacak adamın kazanmasını kutluyorum. Gerçi 350-400 bin düzensiz göçmeni atmak yıllar sürer ve masraflıdır, yapamaz.

Ama aynısı ABD'de oldu. Maduro kaçırıldığında bir sürü Venezuelalı sokağa çıktı ve Trump'ın göçmen baskınlarını yapan ICE ekipleri geldi, Maduro'nun gidişini kutlayan düzensiz göçmenleri toplayıp sınır dışı etmek için götürdü.

Medya hegemonyası o kadar büyük ki, gerçeği insanlara ulaştırmak için çeşitli yollar bulmalıyız. Sizin gazetenizdeki gibi çabalar şu an devrimcilerin sahip olduğu en önemli girişimler. Nesnel gerçekle insanlara ulaşmalıyız.

Şili'de medya 5-7 grubun elinde ve her gün utanmadan yalan söylüyorlar.

Maduro ve Venezuela hükümetine karşı yürütülen "Güneşler Karteli" (Cartel de los Soles) kampanyası misal... Maduro'yu uyuşturucu kaçakçısı lideri gibi gösterdiler. Sonra ABD Adalet Bakanlığı aslında Güneşlerin Karteli'nin var olmadığını söyledi.

İddianameyi değiştirdiler. İlk iddianame yıllar önce hazırlandığında ABD savcıları Maduro'nun bir gün mahkemeye çıkacağını düşünmüyordu, o yüzden o gün yazılan tamamen siyasi nitelikteki belge, o efsane işlerine propaganda için işlerine yarıyordu.

3 Ocak saldırısında, oradaki Venezuela askerlerinin, İçişleri Bakanlığı'na bağlı görevlilerin ve Küba özel birliklerinin cesaretini vurgulamak çok önemli. Zor koşullara rağmen görevlerini yapmaya çalıştılar ve düşmanla yüzleşmeye karar veren 32 Kübalı ve onlarca Venezuelalı asker yaşamını yitirdi.

Bu insanlarda, halklarımızın çocuklarında, işçi sınıfında bir onur ve haysiyet var. En zor koşullarda ortaya çıkıyor bu değerler hep.

Kişisel olarak bu kayıplar hâlâ canımı yakıyor. ABD'de belki sınıf bilincinden bahsetmek zor ama kitle hareketleri hızlanıyor. Dün gece Minneapolis'te ICE ajanları bir kadını öldürdü. Yalnızca göçmenlik meselesi de değil, başka başlıklarda da ABD içinde hem bir sınıf mücadelesi hem de iktidar içi kavga var. ABD’de kitlesel tepkilerin büyümesi olasılığını nasıl görüyorsunuz?

Kapitalizmde, özellikle bu emperyal ülkelerde, kriz ve çürüme her zaman vardır. Kapitalizmin krizi bir gerçek.

Ama bu kriz, halklara çözüm sunmadığı için değil. Kapitalizm zaten halklara çözüm sunmak için değil, sermaye biriktirmek için var.

Olan bitenler çürüme sürecinin bir parçası ama bazı “komünistlerin” düşündüğü gibi "er ya da geç çökecek nasılsa" diye bekleyemeyiz. Çökmesi için, kapitalizmi ve emperyalizmi yok etmek için mücadele etmeliyiz. Yoksa hepimiz çoktandır oturup beklerdik.

Bugün halklara vurulan bu darbe, başka ülkelerin zenginliklerine açıkça söyleyerek çökme fikri, bu "pembe dalgacılık" fikriyle çok alakalı. Bize "insancıl kapitalizm"i dayatmaya çalışanların suç ortaklığı var.

Şili'ye doğru geçelim. Yakın zamanda seçimleriniz oldu, sağcı Kast kazandı. Şili'deki durumu, özellikle seçim sonuçlarını ve bundan sonra Şili halkını nelerin beklediğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şili'de uzun zamandır, kararlılığını yitirmiş, tereddütlü devrimci kesimlere "ehvenişer" dayatması yapılıyor. Bu bir tür şantajdır. "Onlara oy vermeyin çünkü onlar kötü. Bize verin, biz biraz daha iyiyiz." Asla "Bize oy verin çünkü biz bu düzeni değiştirmek istiyoruz" denmiyor.

Ehvenişer neyi sağladı? Sürekli bir iktidar değişimini… Şili’de bir dönem sosyal demokrasi, bir dönem muhafazakar sağ kazanıyor. Aynı döngü tekrar ediyor, bir dönem sosyal demokrasi, bir dönem muhafazakar sağ…

Şimdi iktidara Kast, aslında bugüne dek yapılandan çok ötesini yapamayacak. Belki "izin bürokrasisi" dedikleri şeyi hızlandırır, çevreye daha az önem verir, bazı baskıları artırır... Ama büyük sermayenin özgürlüklerle pek ilgisi yoktur, onların derdi sömürülecek kölelere sahip olmak ve zenginlik biriktirmektir.

Şili'de özelleştirilecek pek bir şey kalmadı. Belki CODELCO (Bakır Kurumu). Ama bir zamanlar yüzde 100'ü millileştirilen bakırın bugün devlet elindeki payı zaten %27 civarında. Çeşitli dalaverelerle parça parça özelleştirildi şimdiye dek.

Lityum ve diğer zenginlikler özel sektörün elinde. Yollar, hizmetler, elektrik, su, gaz, metro hariç tüm ulaşım özel sektörde.

Ormanların sahipleri özel şirketler; [Şili’nin yerli halkı] Mapuche topraklarına kadar girdiler, oraları kan ve ateşle ele geçirdiler.

Tüm denizin kullanım hakkının sahipleri 7 aile.

Yeni bir Milei fenomeniyle tanışmayacağız yani?

Arjantin'de Milei iktidarının durumu daha farklı çünkü orada hâlâ kamusal alanlar ve değerler var, ama Şili'de özelleştirilecek ne kaldı ki?

Bu liberalizm devleti daha kırılgan hale getirmek istiyor ama sadece bu adamlar işlerini finanse edebildiği sürece. Milei “Merkez Bankası'nı kapatacağım” dedi ama hâlâ duruyor banka yerinde, çünkü makroekonominin bir yerde durması işine geliyor.

Geriletici yasalar açısından, Mart'ta süresi bitecek olan [Şili’nin mevcut devlet başkanı] Boric hükümeti zaten hepsini çıkardı. Şili Komünist Partisi ve Geniş Cephe ittifakı da bunları yapan hükümetin parçasıydı.

Pinochet'nin muhaliflere karşı çıkardığı ve kimsenin kullanmaya yanaşmadığı [1984 yılından kalma] 18.314 sayılı Terörle Mücadele Yasası yeniden düzenlendi. Ve Boric hükümeti bunu epey kullandı.

Protesto edenlere, yaşayacak, barınacak yer işgal edenlere karşı yasalar çıkarıldı.

40 saat yasası... "Ultra işgücü esnekliği" diyoruz biz buna. Şili'nin zenginleri, Üretim ve Ticaret Konfederasyonu [Şili’nin TÜSİAD’ı] bunu ayakta alkışladı. Çünkü düşük gelirli birinin çalışma saatini azaltırsanız, ailesini geçindirmek için başka bir iş arayacaktır. Bu da büyük işverenler için esneklik demektir.

Yani bu yeni gelecek hükümetin manevra alanı ne? Hiç.

Bize Jeannette Jara'ya [mevcut Çalışma Bakanı ve seçimi kaybeden “sol” aday] oy vermemiz gerektiği söylendi. Biz Manuel Rodríguez Vatansever Hareketi olarak seçimlere katılmıyoruz. Eğer halk mücadelesini ilerletecek koşullar oluşursa düşünürüz ama şu an böyle bir olasılık yok.

Bizi Kast ile korkutmaya çalıştılar. Biz devrimciler, komünistler şunu söylüyoruz: Diktatörlük bizi korkutamadı, binlerce kişiyi öldürmesine, yüz binlercesini sürgün etmesine, hapsetmesine ve işkence etmesine rağmen. Şimdi çıkan bu adam bizi hiç korkutamaz. Sokaklarda olmaya, dayanışmaya ve gerekli halk gücünü inşa etmeye devam edeceğiz. Beyaz Saray'daki diğer adam için de aynısı geçerli.

Birlik bir fetiş değildir. Hedefleri olmalı. Amacımız toplumları değiştirmek. Emperyalizmin ve siyonist uşaklarının bu acımasız saldırısına karşı durmak için Latin Amerika, Avrupa ve dünya çapında örgütlenmek zorundayız.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.