Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Şeyhlere va ağalara karşı aydınlanmanın safındaydı: Mehmet Emin Bozarslan'ın ardından

Kürt kültür tarihinin önemli isimlerinden biri, bir aydınlanma neferi olan Mehmet Emin Bozarslan 90 yaşında hayata gözlerini yumdu. 9 Şubat günü aramızdan ayrılan Bozarslan, ardında sadece kitaplar değil, feodalizmin karanlığına ve düzenin baskına karşı geri adım atmayan bir miras bıraktı.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 10.02.2026 , 15:21

1934 yılında Diyarbakır'ın Lice ilçesinde, yoksulluğun ve geri kalmışlığın tam ortasında doğan Mehmet Emin Bozarslan, medrese eğitiminden gelmesine rağmen yüzünü aydınlığa ve halkın gerçek sorunlarına döndü. 1956'da başladığı müftülük görevinde alışılagelmiş bir din memuru gibi değil, bir aydın olarak hareket etti.

Bozarslan'ın entelektüel üretimi, sadece bir dilbilimcinin ya da çevirmenin teknik uğraşlarından ibaret değildi. Onun çalışmaları, özellikle 1960'lı yılların Türkiyesi'nde yükselen sınıf mücadelesinin ve toplumcu gerçekçi dalganın Kürt coğrafyasındaki sınıfsal karşılığını arayan devrimci bir çabanın ürünüydü. Bozarslan, medrese kökenli biri olmasına karşın, dinsel kurumların ve feodal ilişkilerin halkın üzerindeki sömürücü niteliğini sınıf analiziyle deşifre etmişti.

Bozarslan'ın 1964 yılında yayımlanan İslamiyet açısından şeyhlik-ağalık kitabı, bölgedeki üretim ilişkilerini anlamak bakımından önemlidir. Kitapta ele alınan temel mesele, şeyhlik kurumunun sadece inançsal bir otorite değil, ağalık sistemiyle iç içe geçmiş bir mülkiyet ve sömürü aygıtı olduğudur. Bozarslan'a göre şeyh, manevi bir önderden ziyade köylünün emeğine el koyan, ağa ile ortaklaşa çalışan bir feodal mülk sahibidir.

Bu eserinde Bozarslan, dinin mülk sahibi sınıflar tarafından nasıl bir ideolojik baskı aracına dönüştürüldüğünü anlatır. Kürt köylüsünün yoksulluğunun kader olmadığını, bu yoksulluğun temelinde yatanın toprak mülkiyeti ve bu mülkiyeti kutsallaştıran dinsel gericilik olduğunu açıkça ifade eder. Müftülük görevinden bu kitap nedeniyle uzaklaştırılması, çalışmasının bir sınıfsal teşhir olarak düzenin tekerine soktuğu çomağın etkisinden kaynaklanmaktadır.

Bozarslan’ın görevden alınma gerekçelerinin "Kürtçülük ve solculuk" olarak bir arada sunulması tesadüf değildir.

Düzen, onun şahsında emekçilerin sınıfsal uyanışından korkmuştur. Müftü Bozarslan, cami kürsüsünden veya yazdığı kitaplardan köylüye kaderine razı olmasını değil, toprak ağalarına ve dinsel sömürüye karşı aklını kullanmasını öğütlediği için hedef olur.

Diyarbakır Doğu Devrimci Kültür Ocakları davasından (1971-72) bir kare; açık renk hırkalı Faruk Aras, yanındaki kravatlı Ankara DDKO Başkanı Yümnü Budak, Budak’ın yanında İbrahim Güçlü, Aras’ın arkasındaki Hasan Acar, solunda Ferit Uzun, İsa Geçit, Uzun ile Acar arasında Mehmet Emin Bozaslan, Bozaslan’ın arkasında Musa Anter. Kaynak: Saradistribution

Sovyetler Birliği'nden Türkiye'ye uzanan alfabetik devrim

Bozarslan'ın mücadelesi sadece politik düzlemde değil aynı zamanda dilbilimsel ve kültürel alanda da arayışı somutluyordu. 

Sovyetler Birliği'nde 1917 Ekim Devrimi'yle birlikte ezilen halklar için açılan o eşit ve özgür sayfanın, Kürt alfabesi konusundaki kazanımlarını Türkiye'ye taşıyan isim oldu.

Erebê Şemo ve İsahak Maragulov'un Sovyet Ermenistanı'nda hazırladığı Latin grafikli alfabenin izinden giderek, 15 Mayıs 1935'te Şam'da tamamı Latin harflerinden oluşan ilk dergi olan Hawar'ın devamında, 1968'de Türkiye'nin ilk Latin harfli Kürtçe alfabesini yayımladı.

Bu, bir halkın modern dünyayla bağ kurma çabasıydı ve bedeli ağır oldu. Kitabı yayımlandığı gün toplatıldı, kendisi ise "bölücülük" suçlamasıyla Diyarbakır Cezaevi'nin karanlık koğuşlarına gönderildi. 12 Mart karanlığının ardından gelen baskılar, onu 1978'de zorunlu bir sürgün hayatına itti.

Bozarslan'ın kaleme aldığı eserlerden biri olan Alfabe kitabı, Türkiye'de Latin harfleri ile üretilen ilk Kürtçe metin olmuştu. 1968

Sürgünde kesintisiz üretim

Bozarslan'ın Ahmed-i Hanî'nin Mem û Zîn eserini Türkçeye çevirmesi ya da Jîn dergisini Latinize etmesi, sadece bir arşivcilik faaliyeti olmanın ötesinde çalışmalardı. Bu çalışmaların sınıfsal bir amacı vardı: Kültürel mirası dar ve zengin bir zümrenin ve ulemanın elinden alıp, onu halkın, emekçilerin ve gençlerin erişebileceği bir alana taşımak. Bozarslan için dil ve alfabe mücadelesi, halkın aydınlanması için zorunlu bir araçtı. Alfabê çalışması, okuma yazmanın önündeki engelleri kaldırarak Kürt emekçilerinin modern dünya ile bağ kurmasını sağlamayı amaçladı.

Bozarslan bilginin zengin bir elitin değil, emekçi halkın ulaşabileceği bir düzlemde olmasını savunmuştur. 

Klasiklerin halk diline yaklaştırılması ve herkesçe anlaşılabilir kılınması, Arap harflerinin Latinize edilmesi, sınıfsal bir bilinç inşasının temelini oluşturur. Bozarslan'ın çevirileri sayesinde Kürt klasikleri, "arkaik" anlatılar olmaktan çıkıp, bir halkın ortak estetik ve politik değerleri haline gelmiştir.

İsveç'e yerleşen Bozarslan, sürgün yıllarını bir duraklama değil, üretimin daha da kitleselleştiği bir döneme evrildi. Burada gerçekleştirdiği çalışmalar, Kürt kültürünün yok sayan yaklaşımlara karşı bir kültürel inşa örneğidir. 

Bozarslan Ahmed-î Xanî'nin ölümsüz eseri Mem û Zîn'i Türkçeye kazandırarak halklar arasında kültürel bir köprü kurdu. 1900'lerin başında çıkan Jîn dergisi ve Kurdistan gazetesi koleksiyonlarını Arap harflerinden Latin harflerine aktararak tarihin tozlu raflarından indirdi. Hazırladığı Kürtçe-Türkçe sözlük ve çocuk masalları derlemeleriyle dilin savunuculuğunu üstlendi.

Bozarslan'ın beslediği o ilerici damar, kitaplarında ve çalışmalarında vücut bulur. Aynı zamanda Kürt aydınlanma tarihinin kıymetli örneklerinden biri olan Sovyetler Birliği'ndeki Celil ailesi gibi Bozarslan ailesi de Mehmet Emin Bozarslan'ın açtığı bu yolda üretimler yaptı ve Türkiye'de Kürt emekçilerinin aydınlanma, eşitlik ve özgürlük mücadelesine katkı yapan üretimler yaptı, çeviriler kazandırdı. 

O, medresenin içinden çıkıp gericiliğe karşı bilimi, laikliği ve sanatı savunan bir kültür emekçisiydi. 9 Şubat 2026 tarihinde, doğduğu topraklardan uzakta, sürgünde hayata veda eden Mehmet Emin Bozarslan'ı uğurlarken, onun şeyhlerle ve ağalarla olan hesabının, yani aydınlanma mücadelesinin hala güncelliğini koruduğunu bir kez daha görüyoruz.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.