Sermaye düzeninin tipik bir fotoğrafı: SBK’nın üzerinde durulmayan ilişkiler ağı

'Gizlenen veya üzerinden atlanan ne? SBK’nın içerisinde yer aldığı ağın dinamosunun ve temel örgütleyicisinin sermaye ilişkileri ile patronlar olması gerçeği...'

Aras Demir

Sezgin Baran Korkmaz (SBK) olayı bir skandal olarak nitelendi ve bir yılı aşkın bir süredir Türkiye’nin gündeminde. SBK’nın işlediği suçlar, aldığı cezalar, devlet kademelerinde, bürokraside, yargıda ve medyada bağlantıları çarşaf çarşaf ortaya döküldü, dökülmeye de devam ediyor. Ortaya müthiş ve ayrıntılı bir ağ çıktı. Adeta ilmek ilmek dokunmuş kapsamlı bir ağdan bahsediyoruz. Büyük bir emek!

SBK olayında her bir bağlantı, yeni bir haber konusu oldu. Ancak bu bağlantıların arka arkaya boca edilmesinde ve kamuoyunun gündemine sadece belli bir yönüyle ele alınmasını sağlamada da belli bir amaç ve yine büyük bir emek var!

Gizlenen veya üzerinden atlanan ne? SBK’nın içerisinde yer aldığı ağın dinamosunun ve temel örgütleyicisinin sermaye ilişkileri ile patronlar olması gerçeği...

Suçun asıl kaynağı gizleniyor

Aslında SBK olayının bir skandal olmadığı, sermaye ve patron düzeninin rutininin bir parçası olduğu görülüyor ve biliniyor. Patronlar, işlerini bu tür bağlantılarla yürütür ve daha önemlisi SBK olayındaki ilişkiler ağının bütünü sermaye düzeninin temel bir parçasıdır. Bu tür skandalların patlaması ise bir dönem ilmek ilmek kurulan ilişkiler ağının miadını doldurduğunu, sermayeler arası rekabette yeni ağlara ihtiyaç duyulduğunu gösterir.

Böylesi ilişkiler ağı içerisindeki bağlantılarda hangi işlemlerin ve neyin artık suç, nelerin meşru olduğu ise sermayenin güncel çıkarları ile belirlenir. Örneğin bolca yazılıp çizildi, Sedat Peker’in ifşalarıyla gündeme gelen Yalıkavak Marina’ya çökülmesi bir suç olarak nitelendi. Ama hiç kimse Yalıkavak Marina’ya çökülmesi hikayesinde tarihleri geriye alıp asıl çökme operasyonunun, marinanın yapıldığı kıyının özelleştirilmesi olduğu üzerinde durmadı. Liman sahası, sahipliği Milli Emlak Genel Müdürlüğü’ne aitken 1995 yılında 49 yıllığına daha sonra siyasete de atılacak olan patron Cefi Kamhi’ye devredilmesi ile çökme hikayesi başlamıştı.

Dolayısıyla SBK’nın kurduğu ağ içerisinde çok üzerinde durulmayan ilişkilerin bu tür olay, skandal ya da “suçların” kuluçkasının sermaye düzeni olduğu gerçeğinin altını bir kez daha kalınca çizmemiz gerekiyor.

Kısacası, işin özünde; sermaye ve para var. Kapitalizmin kuralları ve işleyişi, SBK olayı ile Türkiye’nin gündemini meşgul eden iddia ve suçlara zemin hazırlıyor. Kapitalizm bu suçlar olmadan yaşayamaz. Benzer biçimde, emperyalist ülkeler de tahakkümünü bu suç mekanizmalarını kullanmadan sürdüremez.

Bu ağların içerisindeki düzen siyasetçileri, medya mensupları, bürokratlar ise patronların işini gören, onların çıkarı için aracılık eden ve bu hizmetleri karşılığında ceplerini dolduran ve kariyerini yükselten yardımcı oyuncular olarak görülmelidir.

SBK ile Koç ailesini buluşturan ağ

Bu ara başlık akıllara hemen, SBK’nın Koç ailesinin damadı İnan Kıraç ile garip alışverişi getirmesin... Bu alışveriş üzerinde çok duruldu. İçişleri Bakanlığı makamı aracılığıyla İnan Kıraç’ın hissesi bulunan Silcolux adlı şirkette hisse sahibi durumuna gelen SBK’dan bu hisseleri satın alma işinin görüldüğü iddia ediliyor. Ancak Kıraç bu iddiayı reddetti ve alışverişin tamamen hukuki yollarla halledildiğini belirtti. Geçen yıl Haziran ayında iddialarla ilgili gazeteci Deniz Zeyrek’e verdiği demeçte İnan Kıraç’ın şu sözleri dikkat çekiyordu: “‘Her şeyi hukuk çerçevesinde bitirin' dedim ve hukuk çerçevesinde hallettik.”

Kıraç’ın bu sözleri, bu olayda değilse bile patronlar arası alışverişlerde “bazı işlerin de ‘hukuk çerçevesi’ dışında” halledildiğinin adeta bir itirafı değil mi?

Ancak Koç ailesi ile SBK’yı buluşturan ağ, bu tür olaylardan çok daha derine uzanıyor. Patronların yatırımlarını güvence altına alma, yurtiçi ve yurtdışında yeni yatırımlar kovalama ve kazançlarını süreklileştirme mesaileri içerisinde siyasetçiler, bürokratlar ve ortak iş yapacakları başka patronlarla belli ilişkileri tesis etmeleri gerekir. Bu ilişkiler yurtiçinde ve yurtdışında kurulabilir. İlişkilerin bir kısmı sermayenin çıkarları merceğinden bakıldığında meşru ve yasal, bir kısmı ise bir başka çıkar grubu bu ilişkileri deşifre edene kadar “kanunsuz” biçimde sürer gider.

Koç ailesi bu çerçevede işini sağlama almak için hangi ağ ve yöntemleri kullandıysa, SBK da aynısını yapmış görünüyor. Nitekim, SBK ile ilişkisi ortaya çıkan patron, siyasetçi, gazeteci vd. kimselerin, ilişkide oldukları dönemde SBK “saygın bir işadamı olarak biliniyordu” türü açıklamalar yapmaları haksız da sayılmaz. Çünkü “saygın bir işadamı” kimliği ile voli vurma hesabıyla her yola başvuran patron kimliği aynı sermayedarın birbirini tamamlayan yönleridir.

SBK da, herhangi bir patron önünü nasıl açıyorsa, o yollardan geçerek hızla yükseldi. Yükselme hızı vurduğu volinin ya da akladığı paranın çapı ile doğru orantılı oldu.

SBK’nın ABD’de kurduğu bağlantıların içerisinde en dikkat çekici olanı kuşkusuz East West Institute (EWI) vasıtasıyla kurduğu ilişkiler. 1980 yılında kurulan ABD merkezli bu düşünce kuruluşu ve vakıf, Soğuk Savaş’ın son döneminde ABD ve Avrupa ile Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki diğer sosyalist ülkeler arasında diplomatik ve askeri de dahil olmak üzere diyaloğun geliştirilmesini hedefliyordu. Bu amaçla kurulan EWI, reel sosyalizmin çözülmesinden sonra aynı diyaloğu bu kez Atlantik Hattı ile Rusya ve Çin arasında kurmaya çalışıyordu. Söz konusu diyalog çabalarının merkezinde ise elbette sermaye bağlantıları ve yatırım olanakları duruyordu. Örneğin 2004 yılında EWI’nin yönetim kurulunda, Rusya lideri Putin’in hışmına uğrayacak olan oligark Mikhail Khodorkovsky de yer alıyordu. EWI, ABD’de yasal olan lobi faaliyetlerinin de doğal bir parçası durumunda.

EWI’nin yönetim kuruluna bugüne kadar Türkiye ile bağlantılı birkaç kişi girmiş. Yolu açan ise Mustafa Koç. Bu kuruluşun, “bağış yap, yönetim kurulu üyeliğini kap” türü vakıflardan olmadığı biliniyor.

Mustafa Koç’un içerisinde yer aldığı ve bir dönem yönetim kurulu üyesi olduğu EWI ile Koç Grubu’nun ilişkisi uzun yıllar devam ediyor. Koç Üniversitesi, EWI’nin 9/11 saldırıları sonrası başlatmaya karar verdiği bölgedeki eski Sovyetler Birliği ülkeleri ile Afganistan’daki gençleri dahil ettiği Orta Avrasya Liderleri adlı programına 2002-2016 yılları arasında yaz aylarında evsahipliği yaptı. Yine, Vehbi Koç Vakfı Ansiklopedisi’ndeki biyografisinde Mustafa Koç’un bu kuruluşa olan üyeliğine de yer veriliyor.

Öte yandan EWI’ye Fethullah Gülen cemaatinin de bağış yaptığı belirtiliyor. 2011 yılında Fethullah Gülen’in barışa yaptığı katkılar nedeniyle EWI tarafından ödüle layık görülmesi ise tek başına bağışla ilgili değildi. Nitekim, EWI’nin barıştan anladığı Transatlantik ilişkilerin geliştirilmesi idi ve “barışa katkılarından dolayı” daha önce 2000 yılında da Dışişleri Bakanı İsmail Cem Yunan mevkidaşı ile birlikte EWI tarafından aynı ödüle layık görülmüştü.

İşte bu kuruluşun yönetim kuruluna 2017 Mayıs ayında SBK da girdi. SBK, 2016 yılında bu kuruluşun destekçileri arasında yer alırken 2017 ve 2018 yıllarında yönetim kurulu üyeliğinde bulundu. Sezgin Baran Korkmaz Vakfı (SBKV), 2022 yılı başında yargı kararı ile dağıtılana ve mal varlığı Hazine’ye devredilene kadar EWI’nin Türkiye’deki temsilciliği ve irtibat noktası olarak gösteriliyordu. EWI’nin güncel internet sitesinde yönetim kurulu sekmesine girildiğinde hâlâ tartışmalı isim SBK’nın yer aldığı yönetim kurulu aile fotoğrafı bizleri karşılamaya devam ediyor.

Anlaşılan o ki, ABD de kendi çıkarlarını hesaba katarak, SBK’nın oynadığı bu role Trump döneminin bir bölümünde göz yummuş.

AKP de bu patronlar ağını kullanmış

Devlet, patronların devleti ve düzen siyasetçileri de patronların temsilcisi değil mi? Öyle ama bu ilişkiler belli dolayımlarla gerçekleşir, sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda zaman zaman bu dolayımlar kalınlaşır bazen de silikleşir. SBK olayında ortaya saçılanlar, bu dolayımın neredeyse ortadan kalktığını ve devletin 15 Temmuz Darbe Girişiminden sonraki dönemde uluslararası sermaye ile bağlantılarını tamir etme ya da yenileme çabasında SBK ve dahil olduğu ağdan faydalandığını gösteriyor. Bu bağlantıların kara paranın ülkeye sokulması ve aklanması biçiminde ya da Türkiye’de emeğin alabildiğine sömürüleceği bir yabancı doğrudan yatırım şeklinde mi kullanılacağı ise tali bir konu olacaktır.

Fethullah Gülen’e ödül veren EWI, altı yıl sonra New York’ta 23 Eylül 2017 tarihinde bu kez Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı ağırladı. Toplantı Boeing, Citigroup, Metlife, GE, PepsiCo, Allergan, Cargill, Chevron, UBS, Blackstone, TPI, Oppenheimer, Abraaj, Coca Cola and Qinvest gibi Amerikan tekellerinin yetkilileri ile Erdoğan’ı bir araya getiriyordu.

Amerikan tekelleri ile Erdoğan’ı bir araya getiren 70 kişi mevcutlu bu toplantının evsahipliğini SBK’nın yönetim kurulunda olduğu EWI, bir devlet kurumu olan Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı işbirliği ile yaptı.

Demek ki, 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası limoni hale gelen Türkiye ile ABD ilişkilerinin yeniden düzeltilmesinin yolunun sermaye ilişkileri ve yatırımlardan geçtiğinin herkes farkındaydı. Türkiye’ye bire beş almak için ABD’den gelecek sermayenin bir kısmının kayıtsız olmasının lafı mı olurdu?

SBK’nın aracılık ettiği iddia edilen ABD’den akan kara paranın belli bir yüzdesinin ise yine ABD’de AKP tarafından lobi faaliyetlerinde kullanılması da bir taşla iki kuş vurulması anlamına geliyordu.

Aynı çabaların Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) vasıtasıyla ve yine SBK’nın katılımıyla olgunlaştırıldığı görülüyordu. SBK’nın 2017 Mayıs ayında EWI’nin Yönetim Kurulu’na katılmasından dört gün sonra, o yıl 400’ün üzerinde patronun katıldığı DEİK/TAİK ve American Turkish Council (ATC) ortak yıllık toplantısının gala yemeğinde SBK kürsüdeydi. Aynı toplantıda bir küçük ayrıntı ise vefatından sonra bu toplantılarda adına verilmeye başlanan Mustafa Koç Liderlik Ödülü’nün de sahibini bulmasıydı. DEİK Türkiye-ABD İş Konseyi’nin yürütme kurulunda adı AKP ile özdeşleşmiş Cüneyd Zapsu’nun hâlâ yer aldığını da not edelim.

Tüm bu çabaların karşılık bulduğu ve Erdoğan ile buluşan ABD tekellerinden bazılarının 2017 yılından sonra Türkiye’deki yatırımlarını arttırdığı görülüyordu.

Staj SBK ile, ustalık Türkiye Varlık Fonu’nda

Hatırlanacaktır özelleştirme fırtınası sırasında Başbakan Tayyip Erdoğan, devletle sermaye arasında dolayımların AKP döneminde silikleşeceğinin ilk sinyalini vermiş ve 2005 Ekim ayında şu meşhur açıklamayı yapmıştı:

“Yatırım için dünyanın tüm girişimcileriyle görüşürüm. Bakanlarıma da her yerde görüşmelerini tavsiye ederim. Çünkü ben ülkemi adeta pazarlamakla mükellefim...”

Sözde kalmayan ve icraata da dökülen bu açıklama, AKP ve Tayyip Erdoğan’ın 20 yılı aşkın süredir iktidar kalmasının anahtarı olacaktı.

17 yıl önce bu açıklama yapılırken Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri olan Salim Arda Ermut’un, Erdoğan’ın o günkü konuşma metninin hazırlanmasında dahlinin olup olmadığını bilmiyoruz. Ancak devletteki kariyeri boyunca bu sözlerden gerekli vazifeyi çıkarmış olduğu kesindir.

Arda Ermut yıllar sonra Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı Başkanlığı yaparken SBK ile yakın bir mesaide bulunmuş ve SBK’ya yurtdışı temaslarında yine SBK’nın tabiriyle tercümanlığını yapmıştı. SBK bir TV’ye yaptığı açıklamalarda, Ermut’un Türkiye’nin karanlık ve hükümetsiz dönemi olan 7 Haziran-1 Kasım 2015 döneminde yabancı yatırımcıların Türkiye’ye çekilmesinde diğer bürokratlardan farklı olarak korkmadan imza atıp yardımcı olduğunu belirtmişti. SBK’nın aynı açıklamalarında o dönemi nitelemek için “alavere dalavere ona gidiyoruz konuşuyoruz, buna gidiyoruz konuşuyoruz” ifadesi ise ibretlik.

Fotoğrafta SBK ile el sıkıştığı görülen ve SBK’nın ABD’de en aktif olduğu dönemde ona yardımcı olduğu belirtilen Arda Ermut, bugün Türkiye Varlık Fonu’nun başında bulunuyor.

Yabancı yatırımcılarla ilişkilerde bu tür bir mesai ile ustalaşan Ermut, şimdi maharetini ülkemizin en büyük kamu kuruluşlarını yöneten Türkiye Varlık Fonu’nda gösteriyor!

SBK ile ilişkilerde de bir “milat” olacak mı?

SBK’nın verdiği fotoğraf kareleri bunlarla sınırlı değil elbette. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bürokratlar ve pek çok “makbul” patron ile de fotoğrafları bulunuyor.

Kapitalizmde konu sermayenin çıkarları olunca siyasetçiyi, bürokratı, patronu, yargı ve medya mensubunu aynı karelerde görmek hiç zor olmuyor. Bu durum Türkiye’de nasılsa, ABD’de, Fransa ve İngiltere’de ya da Rusya’da da öyle vuku buluyor.

SBK ve ilişkileri, Türkiye’de kapitalizmin olağan işleyişinin bir resmini sunuyor. Olağandışı olan sermayeler arası rekabet, ABD ve Türkiye’deki siyasi gelişmeler nedeniyle bu işleyişin afişe olması. Demek ki yeni ağ ve aktörlerle işleyiş yeniden tesis edilmek isteniyor. Ancak yenisinde de başrolde patronlar, önemli rollerde siyasetçiler, bürokratlar ve figüran olarak medya mensupları yer alacak.

Peki SBK Türkiye’de yargılanırsa “milat” olarak hangi tarih alınacak?