Sayfa yolu
Serhat Kılıç'ın ölümünün ardından: Sanat dünyasından bihaberler
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Gündüz Aydın
Yayın Tarihi: 08.09.2026 , 20:57
Her yeni güne, biraz daha kanıksadığımız, biraz daha az şaşırdığımız “ölüm” haberleriyle başlıyoruz. İsimler, şehirler, hikayeler sürekli değişiyor ama başlıklar nedense hep aynı!
Şimdi sanat dünyasından haberler:
“Pandemiden bu yana yaşamına son veren müzisyenlerin sayısı 102’ye ulaştı.”
“Beykoz’da reklam setinde 16 saat süren çalışmanın ardından evine dönmeye çalışan kameraman Deniz Küçükler trafik kazasında yaşamını yitirdi.”
“Lenf kanseri olan ve fıtık rahatsızlığı sebebiyle sete gidemeyen oyuncu Serhat Kılıç, yer aldığı projeden çıkarıldıktan iki gün sonra evinde ölü bulundu.”
“Oyuncu Merve Kayaalp babasının silahıyla kendisini vurarak intihar etti. Baba ifadesinde, kızının bir süredir iş durumlarından kaynaklı ciddi psikolojik sorunlar yaşadığını belirtti.”
“İstanbul Şehir Tiyatroları sanatçısı Seda Fettahoğlu bir parkta ölü bulundu.”
“Sette çıkan yangında yoğun dumana maruz kalan ve kalp krizi geçiren set çalışanı Taki tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.”
***
Sayfalara sığamayacak daha nice ölüm haberi… Peki ya bunların ardından sorulması gereken asıl sorular?
Oyuncu Serhat Kılıç’ın ölümünün ardından, kırmızı listede olduğu için adını veremediğimiz bir sanatçı dostu o soruları şöyle soruyor:
“Cenaze kombinlerinizle magazin kameralarının önünde, bir hayli kalıplaşmış cümleleriniz yeterince fark edilmenizi sağladıysa, artık asıl sorulması gereken soruları sorabilir miyiz?
Serhat Kılıç’ın yaşadıklarına sebep olan ve kız arkadaşını ağlamaklı bir şekilde arayarak ‘diziden attılar beni’ demesinin sebebi neydi? Bir oyuncu, boyun fıtığı yüzünden aksiyon sahnelerinde oynayamayacağını belirtmek zorunda kalamaz mı?
Bu kadar tecrübeli bir oyuncuya uygun koşullar sağlamak yerine diziden çıkarmak insan öğüten dizi sektörünün şaşırmadığımız hamlelerinden biri değil mi?
Çünkü bir sistem var ve o sistem; yapımcıya, kanal sahibine en hızlı ve en uygun şekilde para kazandırmalı! Senin yeteneğinin, emeğinin, açtığın okul için ödemen gereken borcunun, liyakatinin, bilginin bir önemi yok. O sistem için son derece sağlıklı ve sorunsuz çalışan bir makine olmalısın.
Öte yandan yurt dışı satışı yüksek, kanalına ve yapımcısına fazlasıyla para kazandıran asgari yeteneğe sahip bir isim aynı rahatsızlığa sahip olsa, sözleşmeler o ismin koşullarına göre imzalanmaz mıydı?
Dün cenazesinde konuşan, üzüntüsünü dile getiren yapımcısından oyuncusuna hepimiz yaşadığımız kayıptan dolaylı olarak sorumlu değil miyiz?
2025’te sette çıkan yangında yoğun dumana maruz kalan set işçisinin hayatını kaybetmesinden de sorumlu değil miyiz?
Uzun çalışma saatleri sonrası evine gitmeye çalışırken, uykusuzluktan trafik kazası geçirip hayatını kaybeden görüntü yönetmeninden de biz sorumlu değil miyiz?
Sustukça, yanlış işleyiş karşısında seyirci kaldıkça, kazanç mücadelesi içinde payımı alayım gerisi beni ilgilendirmez dedikçe, sistemi kendi ellerimizle biz de beslemiyor muyuz?”
- Soruların cevabı?
- Yok. Var da… Yok!
- Peki sorumlular?
- Onlar da yok. Aslında var da… Yok!
Kültür-sanat alanında yaşanan ölümler yalnızca somut kayıplarla da olmuyor. Yaşarken insanları yavaş yavaş öldüren bir düzen ve işleyişin içinde; mesleklerini icra etmeye çalışan binlerce sanat emekçisi, her gün yaşamda kalmak için insanlık dışı bir eforla güne başlıyor. Kendi mesleği olmayan işlerde çalışmak zorunda kalanlar, mesleğini ağır çalışma koşulları altında yapmaya çalışanlar, güvencesizlik, belirsizlik, yarınsızlık…
Aza tamah et, bugüne şükret şiarıyla azdan alıp çok olanın heybesini daha da dolduruyor düzen. Günden güne iş yükü ve çalışma saatleri artarken, emeğin karşılığı değerini gitgide yitiriyor. Olsun, buna da şükür de diyor…
Neyse ki bu girdapta yalnız değiliz. Çok şükür!
Maden işçileri, sanatçılar, market çalışanları, sağlık emekçileri, eğitim emekçileri, akademisyenler, gazeteciler, siyasetçiler, derken, zulümden payına düşeni içine alan epey kalabalık bir çoğunluk var. Nasıl da çoğuz!
Sektörler farklı olsa da, işleyişteki zeminsizlik, adalet noksanlığı, emek sömürüsü noktasında hep birlikte aynı gemideyiz!
“Gemi su alıyor” diye çığlık atıyor insanlar, bu yoldan geri dönün diye bağırıyorlar… Çoluk çocuk, ana baba, yaşlı, genç "batıyoruz!" diyor koca bir halk!
- Sesimizi duyan var mı?
- ….
- Sesimizi duyan var mı!
Var! Var! Hâlâ birileri var…
Sadece duyan da değil: o sesleri yanyana getirip büyütecek ve bütün bu rezilliğe son verecek bir mücadeleyi örgütleyecek birileri de var!
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.