Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Seçimler ve Almanya’da iyi işleyen demokrasi

Çok iyi işlediği iddia edilen burjuva demokrasisinin cilası dökülmeye başlıyor. Pul pul dökülenlerin altında bir çeşit diktatörlük belirmeye başlıyor: Burjuva diktatörlüğü!

Cemil Fuat Hendek

Yayın Tarihi: 12.10.2023 , 00:10 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Geçtiğimiz pazar günü, Almanya’nın Bavyera ve Hessen eyaletlerinde eyalet parlamentosu seçimleri yapıldı. Burjuva demokrasisinin “şahane” düzeni bir kez daha mükemmel bir şekilde işledi. Nasıl mı? Seçmenler dört yıl sonra usluca gittiler, ellerine tutuşturulan oy pusulalarına yıllardır kendilerine dayatılan seçeneklerden birini işaretlediler ve bu kağıtları önlerine konan sandıklara attılar. (Almanya’da postayla ya da dijital ortamda oy vermek de mümkün.)

Sonuç? Birbirine benzeyen, renkleri sınır boylarında birbirine karışan, söylemleri birbirinden farklı, amaçları birbirine benzer siyasi oluşumlar da etki alanlarına göre bu oylardan paylarını aldılar.

İşçi sınıfının artık hiç doğru dürüst sesinin çıkmadığı, enflasyon yüzdesinin 2-3 puan altında kalan toplu sözleşmeleri imzaladıklarında sevinç çığlıkları atan sendikaların giderek sönümlendiği, böylece üye sayılarının hızla eri(til)diği, emekçi halkın, işsizlerin ve emeklilerin adlarının sadece demagojik nutuklarda anıldığı bir sahneden bahsediyoruz.

Almanya’nın siyaset sahnesinde dans edenler

Seçimlere katılan partilere bakan ve ses çıkarabilmek için tek koşulun örgütlü olmak gerektiği bilenler için şaşırtıcı bir durum yok ortada:

Bunların başında gelen, sağın geleneksel partisi, siyah renkli CDU (Hıristiyan Demokrat Birlik). Üstelik bunlar Bavyera’da isimlerine sosyali de bulaştırmış “CSU” (Hıristiyan Sosyal Birlik) olmuşlar!

Bir diğeri, işçi sınıfına ihanetine sadece bir kez değil, 100 yılı aşkın süredir defalarca, üstelik burjuvazinin zora düştüğü her seferinde şahit olduğumuz SPD (Almanya Sosyal Demokrat Partisi). Nedense  70 yıl önce işçi sınıfının partisi olmaya son verdiklerini resmen ilan etmiş olmalarına karşın, işçilerin bir kesimi halen bunları işçilerin partisi kabul etmekte ayak diriyor. (Belki de, tek neden bayraklarının halen kırmızı olmasıdır.)

Tabii bu düzenin bir de olmazsa olmazı var: “Almanya’nın Liberal Parti’ye ihtiyacı var” sloganıyla katıldığı bir federal seçimde küme düşme tehlikesine karşı suni teneffüsle hayatta tutulan, bunca düzen partisi arasında işlevi tartışmalı Partei der Liberalen (Liberallerin Partisi), genelde kullanılan kısaltmayla, FDP. 

Derken burjuvazinin en modern, katı liberal, Atlantik Paktı tutkunu, Alman emperyalizminin silahlanma ve sınır dışına asker gönderme politikasının savunucusu ve savaş sevdalısı partisi “Bündnis 90/Die Grünen” (Birlik 90 /Yeşiller). Bu “90 İttifakı”nın Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin yıkılmasında inisiyatif almış bir karşı-devrimci güruh olduğunu eklemeden geçmeyelim.

Dahası var: Bir takım sermaye çevrelerinin ve yukarıda sayılan partilerin içine serpilmiş siyasetçilerin “demokrasi ve özgürlükleri savunma” iddiasıyla kapatılmasına karşı dişleri, tırnaklarıyla mücadele ettikleri birileri vardı... Kara parkalı, havacı çizmeli, eli sopalı, kafası sıfır numara kazınmış, çoğu suça bulaşmış (içlerinde katiller de vardı), hani şu “toplumun kenarında duruyor” dedikleri birileri... Sonunda başardılar! Saçlarını uzattılar, sopaları gizlediler, kara üniformalarını ve çizmelerini gardıroplarına tıktılar, takım elbiseler ve kravatlar kuşandılar. Böylece önce salonlara kabul edildiler. Ardından da belediye meclislerinden başlayarak her düzeyde parlamentolara doluşmaya başladılar. Burada bahsi geçen, faşist olduğu açıkça bilinen AfD (Almanya için Alternatif) adlı partidir. Şimdi Almanya çapında ikinci büyük siyasi parti konumuna yükseldiler. Ve finans sermayesinin vurucu timi olan bu faşistler koşar adımlarla nerede biteceği bilinmeyen bir yürüyüşe geçmiş bulunuyorlar!

“Die Linke”ye (Sol Parti) gelince...  Aslen Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin yıkılışını alkışlamadılarsa, suskunlukla izleme suçu işlemiş olanların doluştuğu bu partinin artık solu falan kalmadı. Son dönemde sosyal demokratlardan kalan boşluğu doldurmaya çabalarken bölündüler. Ne idüğü belirsiz hale geldiler. Tek varlıkları parlamentolarda sayısı giderek seyrekleşen koltuklarının sol tarafta bulunmasından ibaret.

Bitmedi. Bir de “Freie Wähler” (Özgür Seçmenler) var. AfD’nin daha mahcup takımı mı demeli? Bavyera Başbakan Yardımcısı olan Başkanları Aiwanger’in gençliğinde faşistlerin bildirilerini dağıttığının duyulması üzerine çıkan rezalet bir yanda dursun. Üç yıl önce üye sayısı beş bini bulmayan bir partinin eyalet meclisinde çöreklenmesi, başbakan yardımcılığına dek konum kazanmasının kafalarda soru işaretleri yaratmamış olmasını yadırgamak gerekmez mi?

Fakat artık geçelim. Kapitalizmin hâkim olduğu bu sistemin sahipleri, “kendi demokrasileri”nin işlemesi için gereken sayıda siyasi parti (Türkiye’de 100’ü aşkın) ve örgüt kurmakta mahirdirler. Bunu iktidara geldikleri andan itibaren defalarca ispatladılar.

Bir diğer altbaşlığa geçersem hemen soranlar olacak: “Komünistler nerede?” Onlar, DKP (Alman Komünist Partisi), maalesef sosyalizm hedefini çengele asmış, halen burjuvazinin bir kısmından bağlaşıklar edinme hayaliyle “anti-tekelci demokrasi” sevdasına düşmüş, sosyal demokratlar arasından siyasi dost edinme halüsinasyonlarına kapılmış, sendikaların tepesine çökerek kendi sınıfına ihanet eden bürokratları görmemekte inat eden, toplumun belki yüzde 98’inin varlığından bile haberdar olmadığı bir parti. (Yine de her seçimde çevremde seçme hakkı olanlara ilkesel olarak DKP’ye oy vermelerini salık veriyorum.)

Geri kalan, “düzene karşı ve devrimci” görünümdeki solun ise çok uzun yıllardır dikkati Almanya’dan çok dışarıya çevrili. Gündemlerini hep bir yerlerdeki gelişmeler belirliyor. Bir zamanlar Irak’ta demokrasiyi alkışlamaya kalkışmışlardı. Derken Libya’da Kaddafi’nin alaşağı edilmesine sevinmişler, sonra da Rojava’da bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasına heyecanlanmışlardı. Şimdilerdeyse barış gösterilerini “Ukrayna ile dayanışma”ya dönüştürme çabasındalar.

Seçimlerin kazananları ve kaybedenleri

Bu satırlara dek seçim sonuçlarına değinmedim. Pek bir anlamı olmadığı için değil. Kimin kazandığından bahsetmeden önce “kimin kim olduğu”nun bilinmesi gerektiğini düşündüğüm için.

Kazananlara ve aldıkları oylara gelmeden önce, yukarıdaki dökümden hemen açıkça anlaşılacak bir nokta var: Seçimlerin kaybedenleri işçiler, emekçiler, işsizler, emekliler, bu toplumda varlığı inkâr edilen, halbuki sayıları milyonlarla ölçülen ve ne yazık ki, çoğunluğu “kendi düşmanlarına oy veren” yoksullardır!

Sonuçlara gelince:

Hessen’de Hıristiyan demokratlar oyların üçte birinden biraz fazla (yüzde 34,6) oy alırken AfD yüzde 18,4’le ikinci, SPD yüzde 15,1 ile üçüncü, Yeşiller de yüzde 14,8’le dördüncü parti oldular.

Bavyera sonuçları ise şöyle: CSU yüzde 37, FW 15,8, AfD yüzde 14,8, Yeşiller yüzde 14,4, SPD yüzde 8,4...
Kısacası her iki eyalette de seçimlerin en çok kaybedenleri sosyal demokratlarla liberaller oldu. En kazançlı çıkan da, ikinci parti olarak yerlerini sağlamlaştıran faşistler. AfD ve FW (Özgür Seçmenler), yani… AfD, Bavyera’da sayımın son aşamasında ikinci sıradan üçüncü sıraya düştü, ancak son kamuoyu araştırmalarında ülke çapında ikinci büyük parti oldukları yeniden tescillendi. 

Merkez sağ denen CDU ve CSU’nun yanı sıra faşist AfD’nin bu kazancında iki faktörün rolü olduğu söylenebilir: Birincisi, kamuoyunda tamamen yanlış şekilde kabul gören bir görüş, “Hıristiyan demokratların ekonomiyi daha iyi yönettiği” yanılgısı CDU ve CSU’ya her seçimde belli oranda oy kazandırmakta.

Öte yandan... En başta, CSU ve Özgür Seçmenler’in de bir parçası olduğu “göçmen karşıtlığı”nın yanı sıra, asıl AfD’nin oldukça başarılı bir şekilde sürdürdüğü demagojik propagandaya bakmak gerekiyor. Bu partiye verilen oylarda nelerin önemli rol oynadığı üzerine birinci televizyon kanalı ARD’nin yaptığı kamu araştırmasının aşağıda aktardığım sonuçlarından en başta komünistlerin ders çıkarması gerekiyor:

1) Yüzde 95: “Çoğu yurttaşın kendisini güvende hissetmediğini en iyi anlayan parti...

2) Yüzde 87: “Şimdiki politikaya karşı protestomu en iyi dile getiren parti...

3) Yüzde 80: “Sağcı olması beni ilgilendirmiyor, hep doğru konuları gündeme getiren parti...

(ARD’nin hazırladığı araştırmada saptanan bu soruların AfD’ye gizli desteğin bir parçası olduğu gerçeğini de ayrıca bir kenara yazmak gerekir.)

El ele, göz göze, diz dize

Şimdi tekrar baştaki yelpazeye dönelim: Seçim sonuçları belli olur gibiyken başladı koalisyon tahminleri, kapıların önünde ve arkasında pazarlıklar, cambazlıklar. Ve basında okuduk ki, partilerin tepesindekiler hep birlikte uçakların ön tarafındaki seçkinler sınıfının rahat deri koltuklarına doluşmuşlar, el sıkışarak, birbirlerine fıkralar anlatarak, güle oynaya başkente uçmaya koyulmuşlar. Pazarlık belli ki orada bağlanacak. (Almanya’da halen yasal olarak geçerli çok eski bir kural var: At pazarlığı şahitler huzurunda el sıkışarak bağlanır. Buna koalisyonları da ekleyebiliriz.)

Partilerin karakterleri açısından birbirlerine uyumu malum. Bunu en iyi kavramış olanlar da Yeşilleri sol sanarak oy verenlere karşın, asıl CSU’nun sadık seçmenleri. Bunlar arasında, -yukarıda değindiğim kamu araştırmasına göre- Bavyera’da CSU ile koalisyona en uygun partinin Yeşiller olduğu kanısı hâkim.

Kimin kimle koalisyona gireceğini yakında göreceğiz. Almanya’daki demokrasinin siyaset sahnesine hâkim olan bu yelpazeye göre çok büyük farklılıklar olmayacağı kesin. Bunu anlamak için sadece partilere bakmak da yetmez. Yazılı basının hemen tümüne yakınına sermayenin elindeki basın tekellerinin sahip olduğunu bilmek gerekir. Özel televizyon kanalları dışında “kamu denetimi altında olduğu” iddia edilen televizyon kanallarının denetleme kurullarına da bu yelpazedeki partilerin ve onların uzantısı örgütlerin çöktüğü akılda tutulmalı.

Cila pul pul dökülürken

Manzaraya bu açıdan bakınca gerçeklik bir başka karaktere bürünüyor. Çok iyi işlediği iddia edilen burjuva demokrasisinin cilası dökülmeye başlıyor. Pul pul dökülenlerin altında bir çeşit diktatörlük belirmeye başlıyor: Burjuva diktatörlüğü! Görebilene, anlayabilene...

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.