Sayfa yolu
Savaşın görünmez tedarikçileri: Hollanda üniversiteleri, İsrail ve NATO hattının neresinde duruyor?
İsrail silah sanayisiyle işbirliği yapanlardan biri de Delft Teknik Üniversitesi.
Yayın Tarihi: 14.07.2026 , 20:05
Bir üniversitenin laboratuvarında geliştirilen sensör, radar ya da çip Gazze'de çocukların ortasına düşen dronlarda kullanılıyorsa, bu faaliyete "sivil araştırma" denebilir mi?
Bu yalanı yutmayan Özgür Hollanda (Vrij Nederland) dergisinden Leonie Coppes ve Fernande van Tets, “Hollanda üniversiteleri İsrailli teknoloji ve silah şirketleriyle işbirliğini sürdürüyor” başlıklı bir araştırmaya imza attı. Elde ettikleri bulgular, Hollanda’daki 7 üniversitenin İsrail silah sanayisiyle bağlantılı kurum ve şirketlerle araştırma işbirliğini büyüterek devam ettirdiğini ortaya koydu.
Üstelik bu işbirlikleri, üniversitelerin daha önce bu tür bağları gözden geçirme ya da sonlandırma yönündeki açıklamalarına rağmen devam ediyor.
Kamu kaynaklarıyla savaş teknolojisi geliştiriyorlar
Araştırmanın dikkat çekici bulgularından biri, Delft Teknik Üniversitesi ve Eindhoven Teknik Üniversitesi’nin Temmuz 2025’ten sonra İsrailli kurum ve şirketlerle üç yeni işbirliği başlatmış olması. Projeler arasında yarı iletkenler, otonom araç teknolojileri, sensörler, radarlar ve benzeri alanlar öne çıkıyor. Bunlar kağıt üzerinde "sivil araştırma" başlıkları olarak sunulsa da, araştırmada görüşlerine başvurulan uzmanlara göre bu teknolojilerin askeri kullanıma açık olması ciddi bir sorun yaratıyor.
Elde edilen bilgiler, Avrupa’daki İsrail bağlantılı akademik işbirliklerini izleyen Academic Complicity adlı araştırma kolektifinin çalışmalarıyla da örtüşüyor. Buna göre Hollanda üniversiteleri, Avrupa Birliği’nin "Horizon Europe" programı kapsamında desteklenen en az 18 çift kullanımlı projede yer alıyor. Bu projelerin toplamda yaklaşık 197 milyon avro Avrupa Birliği araştırma desteği aldığı belirtiliyor. Yani tartışma yalnızca üniversitelerin “kiminle çalıştığı” meselesi değil, aynı zamanda kamu kaynaklarıyla üretilen bilginin savaş teknolojileriyle nasıl kesiştiği.
Araştırmanın en kritik sonucu da burada ortaya çıkıyor. Avrupa Birliği araştırma fonları resmi olarak sivil amaçlı projeleri desteklediğini söylese de, proje sonunda ortaya çıkan bilginin askeri amaçlarla kullanılıp kullanılmadığını denetleyen güçlü bir mekanizma bulunmuyor. Bu nedenle üniversitelerin “biz yalnızca sivil araştırma yapıyoruz” açıklaması, sorumluluğu ortadan kaldırmıyor.
Bu yazı da tam olarak bu konuyu ele alıyor, çünkü mesele yalnızca bugün Gazze'de yaşanan soykırımla ya da yalnızca İsrail’le sınırlı düşünülemeyecek kadar büyük.
Araştırmada eksik kalan unsur ise, üniversite-sanayi-devlet üçgeninin yalnızca İsrail bağlantıları üzerinden değil, NATO’nun büyüyen savaş ve teknoloji stratejisi üzerinden de okunması gerektiğidir.
NATO’nun yüzde 5 hedefi: Savaş artık yalnızca kışlada örgütlenemiyor
Geçen yıl, Lahey'deki NATO Zirvesi’nde üye ülkeler 2035’e kadar gayrisafi yurtiçi hasılalarını yüzde 3,5’ini doğrudan silahlanmaya, yüzde 1,5’iniyse kritik altyapı, siber güvenlik, inovasyon, sivil hazırlık ve savunma sanayi tabanının güçlendirilmesi gibi alanlara ayırma hedefinde anlaştı.
Bu karar, savaş teknolojilerinin artık yalnızca silah fabrikalarında, askeri üslerde ya da savunma bakanlıklarında üretilmediğini gösteriyor. Savaş kapasitesi bugün üniversitelerde, araştırma merkezlerinde, start-up'larda, çip laboratuvarlarında, yapay zeka projelerinde, siber güvenlik ağlarında ve “sivil inovasyon” adı verilen alanlarda da inşa ediliyor.
İsrail belki NATO üyesi değil. Fakat İsrail, NATO’nun kurucu ülkelerinden ve ittifakın en büyük askeri gücü olan Amerika Birleşik Devletleri’nin en yakın askeri ve stratejik müttefiklerinden biri. Ortadoğu’da da Amerikan askeri, teknolojik ve siyasi düzeninin ileri karakolu gibi işlev görüyor.
Bu yüzden Hollanda üniversitelerinin İsrail silah sanayisiyle kurduğu ilişkileri NATO’dan, ABD’den, Avrupa’nın silah sanayi stratejisinden ve kapitalizmin savaş teknolojileriyle kurduğu bağdan kopararak okumak eksik kalır.
Tarafsız bilim masalı
Yukarıda bahsettiğimiz araştırma temel bir soruyu yeniden gündeme getirdi: Üniversiteler daha önce de savaş aygıtlarının, işgal politikalarının ve askeri araştırmaların parçası olmuş muydu? Oldularsa sonrasında bir pişmanlık, bir özür, bir yüzleşme yaşanmış mıydı? Daha önemlisi, gerçekten ders çıkarılmış mıydı?
Kapitalizmin bir kurumu olarak üniversitenin görevi yalnızca yetenekli bilim insanları yetiştirmekle sınırlı değildir. Üniversite aynı zamanda sermayenin, devletlerin ve askeri aygıtların ihtiyaç duyduğu bilgiyi, teknolojiyi ve uzmanlığı üretir. Bilim insanı yetiştirmek yetmez; hangi bilimin, kimin için ve ne amaçla üretildiği sorusu da burada başlar.
Özgür Hollanda dergisinin araştırmasına göre 7 Hollanda üniversitesi, İsrail silah sanayisiyle bağlantılı kurum ve şirketlerle ortak araştırma yürütmeye devam ediyor. Delft Teknik Üniversitesi ve Eindhoven Teknik Üniversitesi’nin son dönemde bu alanda yeni işbirlikleri başlattığı da aktarılıyor.
Follow the Money ve The Investigative Desk’in daha önce ortaya koyduğu araştırmaya göreyse Hollanda üniversiteleri, Avrupa Birliği fonlarıyla yürütülen ve askeri kullanıma açık olabilecek çok sayıda projede İsrailli kurum ve şirketlerle birlikte yer aldı. Bu projelerin yüz milyonlarca avroluk Avrupa Birliği desteği aldığı bildirildi.
Bu tablo, üniversitelerin kamuoyuna sunduğu “tarafsız bilim” imajıyla açıkça çelişiyor. Çünkü mesele yalnızca laboratuvarda yapılan araştırmalar değil. Bugün yapay zeka, dron teknolojileri, yarı iletkenler, kuantum, 5G ve 6G ağları, otonom sistemler, sensörler ve siber güvenlik gibi alanlar yalnızca “sivil ilerleme” başlığı altında ele alınamaz. Bunlar aynı zamanda modern savaşın, gözetimin, hedef tespitinin ve askeri üstünlüğün araçlarıdır.
Çift kullanımlı teknoloji: Sivil görünen askeri kapasite
Burada kritik kavram “çift kullanımlı teknoloji”. Bir araştırma projesi kağıt üzerinde sivil amaçlı görünebilir ancak aynı teknoloji askeri keşif, hedef tespiti, sınır güvenliği, dron sistemleri, gözetim altyapısı ya da savaş alanı yönetimi için kullanılabilir.
Avrupa Birliği’nin Horizon Europe programı resmi olarak yalnızca sivil araştırmaları finanse ettiğini söylüyor. Ancak sorun tam da burada başlıyor: Sivil görünen birçok teknoloji, askeri kapasiteyi güçlendirebilir.
Bu işbirliklerinde adı geçen şirketlerden biri Israel Aerospace Industries, yani İsrail Havacılık ve Uzay Sanayii. Şirket, İsrail devletine ait bir havacılık ve savunma şirketi. Delft Teknik Üniversitesi’nin bu şirketle HERA ve HERWINGT projelerinde birlikte çalıştığı aktarılıyor. Bu projeler hibrit uçuş ve havacılık teknolojileri gibi başlıklar taşıyor. Ancak bu tür teknolojilerin askeri keşif uçaklarında, insansız hava araçlarında ya da benzer askeri platformlarda kullanılma ihtimali dışlanamıyor.
Modern savaşın hammaddesi: Çip, yazılım, veri, yapay zeka
Hollanda tarafında da yalnızca üniversiteler yok. Investico’nun araştırmasına göre Delft Teknik Üniversitesi, Eindhoven Teknik Üniversitesi ve Twente Üniversitesi çevresindeki şirketler Avular, Phix, ASML, NXP ve Nvidia İsrail gibi teknoloji aktörleriyle birlikte Avrupa Birliği fonlu projelerde yer aldı.
Bu şirketlerin tümü doğrudan “silah şirketi” olarak tanımlanamaz. Ancak modern savaş artık yalnızca tank, top ve füzeden ibaret değildir. Çip, yazılım, veri işleme, sensör, yapay zeka ve otonom sistem altyapısı da askeri kapasitenin ayrılmaz parçası haline gelmiştir.
Bu tabloyu yalnızca Hollanda-İsrail hattı üzerinden okumak bu yüzden eksik kalır. NATO’nun son yıllarda hız verdiği savunma inovasyonu politikası, üniversiteleri ve teknoloji şirketlerini daha açık biçimde güvenlik mimarisinin içine çekiyor. NATO artık savaş kapasitesini yalnızca klasik silahlarla tanımlamıyor; yapay zeka, kuantum, otonom sistemler, siber güvenlik, veri altyapısı ve kritik teknoloji üretimi de askeri üstünlüğün parçası sayılıyor.
Lahey'de alınan silahlanma harcamalarını artırma kararı tam da bu dönüşümü kurumsallaştırıyor.
Burada dikkatli olmak gerekir: Hollanda üniversitelerinin İsrail bağlantılı projelerinin doğrudan NATO fonlarıyla yürütüldüğünü gösteren açık bir kanıt şu aşamada yok. Ancak NATO hedefleri, Avrupa Birliği araştırma fonları, Hollanda’nın ulusal savunma stratejisi ve İsrail silah sanayisiyle kurulan akademik-teknolojik bağlar aynı yöne işaret ediyor: Akademi, sanayi ve devlet savaş teknolojileri etrafında daha sıkı biçimde örgütleniyor.
Tarih uyarıyor: Üniversiteler daha önce de savaşın parçası oldu
Peki bu ilk kez mi oluyor? Hayır.
Nazi Almanyası’nda Kaiser Wilhelm Topluluğu’na bağlı bilim insanları, rejimin biyoloji, tıp ve ırk ideolojisiyle iç içe geçen suçlarına katıldı ya da bu ideolojiyi bilimsel faaliyetlerle meşrulaştırdı. Savaş bittikten sonra yüzleşme hemen gelmedi. Ancak onlarca yıl sonra Max Planck Topluluğu tarihçilerden oluşan bir araştırma programı başlattı; 2001’de de kurum adına mağdurlardan özür dilendi. Alman Tabipler Birliği ise Nazi dönemindeki tıbbi suçlar için ancak 2012’de özür diledi.
ABD’de Vietnam Savaşı sırasında da üniversiteler benzer bir tartışmanın merkezindeydi. 1969’da MIT’de öğrenciler, akademisyenler ve çalışanlar “Bilim İnsanları Barış İçin Grevde” eylemiyle araştırmaları ve dersleri durdurdu. Eylemin hedefi üniversitenin Vietnam Savaşı’ndaki rolü ve askeri-sanayi kompleksiyle ilişkileriydi. Bu baskılar sonucunda MIT, askeri araştırmalarla anılan Draper Laboratuvarı’nı üniversiteden ayırmak zorunda kaldı. Stanford’da da savaş karşıtı öğrenci eylemleri, üniversitenin gizli araştırmalar ve Stanford Research Institute ile bağlarının kopmasında etkili oldu.
Bu örneklerin gösterdiği şey açık: Kurumlar çoğu zaman kendi kendilerine ders çıkarmadı. Ders, öğrenci hareketleri, savaş karşıtı akademisyenler, gazeteciler, mağdurlar ve tarihçilerin baskısıyla çıkarıldı. Üstelik bağların koparılması her zaman gerçek bir hesaplaşma anlamına da gelmedi; bazı laboratuvarlar üniversiteden ayrıldı ama askeri araştırma yapmayı sürdürdü. Sorun çoğu zaman kampüsün dışına itildi, tamamen ortadan kaldırılmadı.
Soru özür değil, bugünden kopuş sorusudur
Bugün Hollanda üniversitelerinin İsrail silah sanayisiyle ve NATO merkezli çift kullanımlı teknoloji ekosistemiyle kurduğu ilişkiler bu tarihsel arka plandan bağımsız görülemez.
Tarih birebir aynı biçimde tekrar etmiyor; ama aynı mantık tekrar ediyor. Önce araştırmalar “sivil”, “tarafsız”, “teknik” ya da “akademik özgürlük” adı altında savunuluyor. Sonra bu teknolojilerin savaş, işgal, gözetim ya da baskı aygıtlarıyla ilişkisi ortaya çıkıyor. Kurumlar çoğu zaman önce inkar ediyor, sonra daraltıyor, sonra yıllar sonra “üzüntü” ya da “özür” diline başvuruyor.
Bu nedenle asıl soru, gelecekte bir gün Hollanda üniversitelerinin bugünkü işbirlikleri için özür dileyip dilemeyeceği değildir. Asıl soru, bugünden ders çıkarıp çıkarmayacaklarıdır.
Eğer bir üniversite insan haklarını, uluslararası hukuku ve bilimsel etiği ciddiye alıyorsa, İsrail silah sanayisiyle doğrudan ya da dolaylı bağları olan projeleri askıya almalı, tüm işbirliklerini kamuoyuna açık biçimde listelemeli ve askeri kullanıma açık araştırmalar için bağımsız denetim mekanizması kurmalıdır.
Bilimsel özgürlük, savaş suçlarıyla ilişkilendirilen kurumlarla sınırsız işbirliği hakkı değildir.
Bugün üniversitelerin önünde iki seçenek var: Ya savaş teknolojilerinin sessiz tedarik zincirinde yer almayı sürdürecekler ya da bilimin insanlık yararına olduğunu söyleyen iddialarını gerçek bir politik tutumla kanıtlayacaklar.
İLGİLİ HABER
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.