Breadcrumb
Savaş tamtamları kimin için çalıyor?
Gamze Erbil
Yayın Tarihi: 06.12.2025 , 17:58 Güncelleme Tarihi: 06.12.2025 , 23:41
Bu haftanın iki önemli dünya gündemi uluslararası dengelerin ne yönde evrileceğine dair önemli veriler içeriyor. Birincisi, Moskova’da gerçekleşen Putin ve Witkoff görüşmesi (2 Aralık), diğeri Brüksel’deki NATO Dışişleri Bakanları zirvesi (3 Aralık). Rusya ve ABD’nin Ukrayna sürecini iki ülkenin çıkarları doğrultusunda planlama ve projelendirme girişimleri, Avrupa ve NATO cephesinde kabul görmüyor. ABD’nin yeni dönem politik tercihleri ve özel olarak da Trump yönetiminin kendine özgü tarzı nedeniyle gergin seyreden Avrupa ve NATO ilişkileri, Ukrayna’yı kimin yağmalayacağı konusunda yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle daha da geriliyor. Rusya da, bu iki odak arasındaki çelişkiyi körükleyecek bir diplomatik rota izleyerek kendi kazancını optimize etmeye çalışıyor.
Diğer yandan karşılıklı beyanların bu aktörleri getirdiği son noktada, NATO toplantısında da teyit edildiği haliyle olası bir Rusya – NATO (Avrupa) çatışmasına (ki Üçüncü Dünya Savaşı olarak kodlanıyor) doğru tüm kapıların açıldığına tanık oluyoruz. ABD’nin son toplantıda Dışişleri Bakanı Marco Rubio yerine yardımcısı Christopher Landau tarafından temsil edilmesi, Rusya’yla yürüttüğü özel diplomasiye zarar vermemek için yaptığı bir tercih. Rusya da zaten Trump’ı ayırıp Avrupalı ortakları hedef alan açıklamalar yapıyor. Putin sıklıkla, bir çeşit düello daveti yaparcasına “savaşacaksak savaşırız” tehditleri savuruyor.
ABD – Rusya barış görüşmesi mi, iş görüşmesi mi?
Kimi yorumcuların, “barış görüşmesinden ziyade bir iş görüşmesi” olarak nitelediği Moskova’daki buluşma, Ukrayna’da savaş sonrası pastanın nasıl paylaşılacağı konusunda sürdürülen ABD/Trump çabalarının bir adımıydı ve sonrasında yapılan açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla -şimdilik- sonuçsuz kaldı.
Toplantının katılımcıları bir süredir iki ülke arasındaki ilişkileri “iş” üzerinden yeniden iyileştirme konusunda görev ve sıfatları bulunan kişiler. Trump yönetiminin ABD’nin dünyanın farklı coğrafyalarındaki “barış” konularına daha çok bir “yeniden inşa” ve imar projeleri olarak yaklaştığını, Ortadoğu barışı olarak tarif edilen süreçte bu işlerle ilgili isimlerin öne çıktığını (Steve Witkoff ve damat Jared Kushner) ve son olarak da aynı ekibin Rusya ile ilişkileri geliştirme ve Ukrayna için bir “yeniden inşa” sürecine hazırlık yapma çabasına girdiğini biliyoruz.
Rusya tarafında bu özel/informal diplomasiyi Rusya Doğrudan Yatırım Fonu - RDIF CEO'su ve Yabancı Ülkelerle Yatırım ve Ekonomik İşbirliği Özel Temsilcisi Kirill Dimitriev yürütüyor. Yorumcuları haklı çıkaran önemli bir ayrıntı, Dimitriev’in bu buluşmanın gerçekleşeceği gün X hesabından yaptığı paylaşım oldu. Putin – Trump tüneli projesiyle ilgili bir AI videosu paylaşan Dimitriev, paylaşımında emoji olarak Rusya ve ABD bayrakları ve el sıkışma işareti kullandı.
Dimitriev ABD – Rusya ilişkilerinin iyileştirilmesi sürecinde sembolik bir proje olarak Putin-Trump tüneli önerisini sıklıkla gündeme getiriyor.
Rusya – ABD Riviera diplomasisi
ABD-Rusya özel ekipleri tarafından ilk hazırlanan “28 maddelik plan” aslında savaş sonrası Ukrayna’nın ABD ve Rusya arasında nasıl yağmalanacağına dair net bir projeydi. Avrupa-NATO kaynaklı emperyalist odaklar bunu “uygun bulmayınca”, Trump özel ekibi yeni bir çaba içine girdi. Trump kendisinin daha önce ofsayta düşmesi nedeniyle “anlaşma olmadan ben karışmayacağım” diyerek bu görüşmeleri özel temsilcilere havale etmişti. Ortadoğu sürecini “Gazze’yi riviera yapmak” projesiyle yürüten Trump yönetimi, aslında aynı pazarlıkların bir parçası olduğu giderek belirginlik kazanan Ukrayna sürecini de benzer şekilde ele alıyor.
Son “Budapeşte’de zirve olacak” açıklamalarının Avrupa-NATO duvarına toslamasıyla bu ekip daha görünür hale gelen bir diplomasiyi hızlandırdı.
Zirvenin iptalinin ardından ABD’ye giden Dimitriev, buradaki özel kanalıyla yoğun çalışmalar yaptı ve Florida’daki görüşmelerden sızdığı anlaşılan “28 maddelik plan” ortaya çıktı. Burada taraflar açısından “uzlaşmaz” görünen iki başlık “NATO ve Ukrayna defterinin mutlak olarak kapatılması” ve “Rusya’nın girdiği topraklara -hatta daha fazlasına- sahip olması” şeklinde belirginleşiyordu. ABD ve Rusya arasında Ukrayna’nın paylaşılmasına Avrupalı odaklar ve sahnedeki vekilleri Zelenskiy itirazlar yükseltti.
Daha sonra ABD özel heyeti, Avrupalı ortaklarla bir mesai yürüttü; Cenevre süreci olarak bilinen sürecin ardından Rusya’ya sunulmak üzere yeni bir “19 maddelik plan” çıktığı konuşuldu.
Rusya tüm bu süreçte, “görüşmelerde netleşir” şeklinde bir tutum içine girdi ve halihazırda devam etmekte olan Kuzey denizi ve Karadeniz’deki savaş antrenmanlarını da işaret ederek Avrupa’nın savaşma niyetlerini öne çıkarttığı ve buna sert bir biçimde hazırlandığı beyanlarıyla tutum aldı. Putin, ABD heyetiyle görüşme öncesinde yine sert bir açıklama yaparak -ki bu aynı zamanda bir gün sonraki NATO toplantısını da hedef alan bir konuşmaydı- “Avrupa savaşmak istiyorsa hazır olduklarını” ilan etti.
Son olarak “27 maddelik plan”ı gündeme aldıkları anlaşılan görüşmelerde anlaşma sağlanamadı (özellikle yukarıda belirtilen iki uzlaşmaz başlıkta) ancak ABD ve Rusya tarafları “konunun üzerinde çalışmaya devam edeceklerini” beyan ederken, daha önce planlanan Zelenskiy’le buluşma da iptal edildi.
Şimdilik taraflar, “biz anlaşırız aslında da biraz daha uğraşmamız lazım” mesajlarıyla kapıları açık tutma yoluna gitti.
ABD Başkanı Trump Rusya’yla mesafeyi korumak için “Biz Avrupalılara -parasını tam ödedikleri şekilde- silah satıyoruz, onlar Ukrayna’ya veriyor. Biz doğrudan satmıyoruz” şeklinde açıklamalar dahi yapıyor.
Çin – Rusya 2 Aralık parantezi
Putin-Uşakov-Dimitriev ile Witkoff-Kushner arasında 5 saat süren ve geceyarısından sonra biten görüşmelerinin yapıldığı gün, Moskova aynı zamanda Çin ile bir diplomatik temasa ev sahipliği yapıyordu. Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Siyasi Büro Üyesi ve Merkezi Dışişleri Komisyonu Ofisi Direktörü Wang Yi ve Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyi Sekreteri Sergey Şoygu iki ülke arasındaki 20. Stratejik Güvenlik Konsültasyonu görüşmesi yaptı. Japonya ile ilişkiler ve gelecek yıl yapılacak yıldönümü etkinliklerinin ele alındığı görüşmenin bir diğer önemli gündemi Ukrayna konusu oldu.
NATO: Düşük ABD, Yüksek Avrupa
Ertesi gün Brüksel’de gerçekleşen NATO Dışişleri Bakanları toplantısına ABD Dışişleri Bakanı düzeyinde katılmadı; Marco Rubio’nun yerine (Rubio bu esnada Avrupalılara çatan açıklamalar yapıyordu) yardımcısı Christopher Landau zirvede ABD’yi temsil etti.
Zirvede, NATO Askeri Komitesi Başkanı Oramiral Giuseppe Cavo Dragone’un Financial Times’a yaptığı açıklamada dile getirdiği “NATO’nun artık önleyici saldırı yapmayı gündemine alması” en önemli gündem maddesiydi. Nitekim bu öneri, Karadeniz'de sivil ticaret gemilerinin vurulmasıyla sahada da hayata geçirilmiş de oldu. 28-29 Kasım tarihlerinde Rusya ve Hindistan bağlantılı tankerlerin vurulmasının ardından Türkiye kıyılarının 80 mil açığında bir başka tanker hedef alındı.
Diğer yandan, Kuzey Denizi civarında drone savaşları bir süredir hafife alınmayacak düzeyde ve provokatif biçimlerde devam ediyor. Taraflar birbirini Ukrayna’da “barış istememekle” suçlarken bu coğrafyalarda savaş antremanlarını sürdürüyor. Bu durumun Ukrayna işgali öncesindeki atmosferi anımsattığını not edebiliriz.
Geçtiğimiz günlerde Fransa Genelkurmay Başkanı Fabien Mandon bir yerel yöneticiler toplantısında, 2030 tarihini işaret ederek “Rusya’yla savaşa hazır olmak gerek” içerikli bir açıklama yapmış, Silahlı Kuvvetler Bakanı Catherine Vautrin de onu desteklemişti. Son dönem Avrupa ülkeleri ya da AB yetkililerinin büyük bölümü “Rusya’yla savaş” tamtamları çalarken, Moskova’dan da “siz isterseniz biz hazırız” içerikli el yükseltmeler yaşanıyor.
Bu çerçevede zirvenin temel gündemi, “Ukrayna konusunda birlik ve güç göstermek ve bunun için de savunma harcamalarını artırmak” olarak belirginleşti. NATO’nun “önleyici saldırı” yapabilmesi de üzerinde durulan konular arasındaydı. Rusya’nın Kuzey’deki provokasyonları, hibrit savaş formatında olduğundan NATO’nun 5. maddesi konusunda ortakların yaşadığı sıkıntıları aşmak için gündeme getirilen bu öneri, “savaş ilanı olmaksızın” da 5.maddenin yürürlüğe sokulmasını hedefliyor.
Zirvenin Rusya’yla köprüleri atan bir diğer hamlesi 1997'de imzalanan Rusya-NATO Temel Belgesi'nin geçersiz ilan edilmesi ve ittifakın Rusya'yla kurumsal bağlarını koparması oldu.
Britanya – Almanya 3 Aralık parantezi
İngiltere’nin iç çelişkileri ve siyasi çalkantıları bir yana, son süreçte bizzat “krallık” cenahından dikkat çeken bir müdahale geldi. Putin’in Avrupa’yı hedef alan “savaş isterseniz savaşırız” açıklamasının ardından ve Brüksel’deki toplantının akşamında Londra’da başka bir davet dikkat çekiyordu. Windsor Kalesi’nde Kral Charles Alman Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’ı ağırladı ve çok seyrek rastlanan bir şey yaparak siyasi içerikli mesaj verdi: “Birleşik Krallık ve Almanya birlikte Ukrayna'nın yanında yer alıyor ve Avrupa'yı Rusya'nın daha fazla saldırganlık tehdidine karşı güçlendiriyor." Yemek, 27 yıl aradan sonra Almanya'dan gelen ilk devlet ziyareti kapsamında gerçekleşti ve “tarihi” olarak nitelendi. Bunun ne kadar güçlü ve kararlı bir angajman olduğunu bilmek güç ancak; bu açıklamanın yapılmasının bir plan çerçevesinde olduğu muhakkak.
Venezuela cephesi açılır mı?
Ortadoğu ve Ukrayna konusunda “iş planları”nı “barış” söylemiyle süsleyen ABD yönetimi, iş Venezuela başlığına gelince vahşi bir savaş çığırtkanlığını bırakmıyor. ABD’nin Savunma Bakanlığının Savaş Bakanlığı olarak yerinde ve yeniden adlandırılması da bu “güç göstererek isteklerini yaptırma” politikasının bir parçası. İçeride ABD Deniz Piyadeleri’nin (U.S. Marine Corps) 250. kuruluş yıldönümü vesilesiyle yapılan toplantılarda sürekli “savaşa hazır ol” mesajları veren ABD Başkan Yardımcısı James David Vance (eski Marine Corps görevlisi) ve Savaş Bakanı Pete Hegseth (eski Ulusal Muhafız -gazi) ABD ordusunu savaş için “diri tutma” yarışına girmiş durumda. ABD’nin uluslararası alanda kendisine yük getiren yükümlülüklerini bırakma tercihi, bir “barış havariliğine” dönüşemez elbette. “İş yapmak” için de “güç” gerek. Ve giderek artan iç hoşnutsuzlukları sindirmek için de.
Yolsuzluk soruşturmaları: Ukrayna’dan AB önde gelenlerine
Ukrayna’yla ilgili yoğun diplomasi sürecinde, özellikle 28 maddenin yoğun olarak tartışıldığı aralıkta Zelenskiy’nin yardımcısı Andriy Yermak hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle yürüttüğü pazarlıklardan çekilmek zorunda kalırken, yolsuzluk konusunda AB yetkilileriyle ilgili suçlamalar da ortaya çıktı. AB Dış Politika Şefi Federica Mogherini ciddi bir yolsuzluk soruşturması kapsamında göz altına alınınca, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in Mogherini'ye samimi pozu çok fazla konu edildi. von der Leyen'in kendisi de yolsuzluk şaibelisi ve Pfizer Ursula olarak anılıyor. Ukrayna’yı yönetsel olarak da sıkıştırarak yol almaya çalışan Rusya’nın, bu sızıntılarla ilgili dahlini bilemiyoruz ancak Rus yanlısı hesapların bu haberleri trend yapma konusundaki çabaları dikkat çekici.
Türkiye’nin şemsiye sorunu
Türkiye açısından bir yandan Ortadoğu ve Ukrayna süreçlerinde Rusya-ABD (İsrail ve Avrupa’nın truva atı Britanya’nın da görünür olmayan dahli ihmal edilmemeli) projeleri içinde rol üstlenmeye çalışırken, diğer taraftan da Avrupa ekseninde NATO üzerinden (ki burada Ukrayna konusunda Avrupalı emperyalistlerin tezlerine yakın bir konumu temsil ediyor) kendine yer açmaya çalıştığı bir durum belirginleşiyor.
Kutuplaşma arttıkça Ankara için açılan alan bir genişliyor, bir daralıyor. Bu ciddi zorlukları ve tutarlılık sorunlarını beraberinde getiriyor.
Karadeniz’deki son kriz ve burada yapılmaya çalışılan manevralar, diğer tarafta Ortadoğu’daki dengeleri de kazasız ve “proagresif” tarzda göğüslemeye çalışan Ankara’nın içeride buna denk düşen bir tutarlığı inşa etmesi neredeyse imkansız. Bu nedenle dış politika başlıklarının net ve bütüncül biçimde ülke gündeminden uzak tutulması için ne gerekiyorsa yapılıyor. Sanki gelecek yıl kendisinin ev sahipliği yapacağı bir NATO Zirvesi yokmuş ve olup bitenler sadece Hakan Fidan’ın merkezinde olduğu uluslararası gelişmelerden ibaretmiş gibi devam ediliyor. Bir de Avrupa Birliği’ne dönüşle ilgili gelişmeler öne çıkarılıyor.
Türkiye Suriye savaşının sonunda Astana ve Cenevre süreçlerini idare etmeyi başarmış olabilir; ancak bugün içine girilen kutuplaşmanın daha keskin kamplaşmalar ortaya çıkarabileceği de unutulmamalı.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.