Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Sanatı sokakla buluşturan 'Eşik': Galeri kapısı yerine şantiye panosu

Eskişehir'de meydan çalışması nedeniyle çevrilen OSB panolar, Taylan Ferhat Adıgüzel'in baskı resimleriyle sokak sergisine dönüştü. Eserler, sanatın kime ait olduğunu ve değerini neyin belirlediğini sorguluyor.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 21.10.2026 , 08:08

Eskişehir'de "Doktorlar Caddesi'nde" yürüyenlerin gözü bir süredir OSB panolarına takılıyor. 

Meydan çalışması nedeniyle güvenlik amacıyla çevrilen bu geçici duvarlar, Ekim ayının başından beri bir sergi alanı. 

Panoların üzerinde Taylan Ferhat Adıgüzel'in baskı resimleri, yanlarında ise elle yapıştırılmış ağaç baskıları ve serginin adı olan "Eşik" yazıyor.

Adıgüzel'in sokaktan geçerken OSB panolarda gördüğü sergi imkânı, Ekim ayının başında panolara astığı baskı resimlerle hayata geçti. Üç baskıyla başlayan çalışma, şantiye alanını ve meydandaki panoları kısa sürede bir galeriye dönüştürdü. Yapılan bu çalışma epey ilgi gördü. İnsanlar önünde birikmeye, yoldan geçenler bekleyip incelemeye başladı. 

Durum böyle olunca zabıtasından güvenliğine Eskişehir Büyükşehir Belediyesi'nin de dikkatini çekti sergi. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce'nin de gündemine giren sergiyi belediye, 9 Ekim'de "sokak sergisi" olarak sahiplendi. 

Sergi, 25 Ekim'e kadar Eskişehir'de sokakta yürüyen, mendil satan, işe gitmek için tramvay bekleyen, okul çıkışı yorgun argın eve dönen yurttaşların ilgisine açık kalacak.

Anadolu Üniversitesi Baskı Sanatları bölümünde yüksek lisans yapan Adıgüzel'le, ilk kişisel sergisi olan "Eşik"i soL için konuştuk.

Taylan Adıgüzel

Şantiye duvarını sergiye dönüştürmek

Bu fikir nasıl çıktı? Sergi açmak için bir panoyu seçmek alışılmış bir yol değil.

Çok eskiden beri hem sokak sanatını hem de kamusal alanda eser üretmeyi düşünen biriyim. Şehrin bu kadar ortasında, bu kadar merkezi bir yerde yapılabilecek şeyler olmalı diye düşünüyordum.

Doktorlar Caddesi, Eskişehir'in İstiklal Caddesi gibi bir yer. Oraya yapılacak meydan çalışması için OSB'lerle çevirdiklerinde "Ben burada eserlerimi sergileyebilirim" dedim. Önce "Bu panoların üstünde nasıl bir çalışma yapabilirim?" diye düşündüm, sonra fikri buldum.

İlk gün nasıl başladınız peki?

Bir sabah çıkıp üç baskıyı tek başıma yapıştırdım. A3 boyutunda baskılarını koydum, manifestoyu da yana yazdım. Kendim de zaten halihazırda baskı merkezinde çalıştığım için materyal ve süreç tarafı benim için kolay oldu.

'Burası artık bir sergi alanı'

Peki sonra ne oldu? Sonuç nasıldı?

Fikir çok beğenildi, Eskişehir ölçeğinde ilgi gördü. Belediye de bu fikri olumlu karşıladı, orada çalışabilmem için kolaylık sağladılar. Büyükşehir Belediyesi bana ulaştı, teşekkür etti ve orayı açık hava sergisine dönüştürmeyi önerdi. Ben de kabul ettim. Eser sayısı üçten on bire çıktı. Sonra bu alan sergi alanı olarak ilan edildi ve belediye başkanı Ayşe Ünlüce sosyal medya paylaşımıyla duyurdu. 

Bu çalışmanın ardından sanırım belediye panoları bir sergi alanı olarak ilan etti ve benzer örnekler için talep toplamaya başladı değil mi?

Evet. Belediye Başkanı'nın paylaşımında başka sanatçıların çalışmaları için de iletişime geçilebileceği söylendi. İnşaat sürdüğü sürece burası genç sanatçıların eserlerinin yer alacağı bir açık hava sergisine dönüşecek. 

Benim sergim 25 Ekim'e kadar duracak, sonrası için belediye açıklama yapacak.

'Mesafeyi kıran bir süreç'

Panodaki manifestoda 'toplumla sanat arasındaki mesafe'den söz ediyorsunuz. Bu mesafe nedir? Biraz açar mısınız?

Toplumun büyük bir kısmı sanatla etkileşime geçemiyor. Sebebi, sanat kurumlarının insanlara ücretsiz açık olsa bile kendini ait hissedemeyeceği duvarlarla örülü olması. Oraya gelebilecek imkânı olsa da kültürel olarak o mekânlara ait hissetmiyor insanlar. Ben de sanatı insanların her gün önünden geçtiği sokağa indirmek istedim.

Bir de eserin sahipliği meselesi var.

Evet. Bir esere bilmem kaç bin lira veriliyor ve insanların çoğu bu alışverişteki sebep-sonuç ilişkisini anlamıyor. Üstelik çoğunluk o eserlere hiçbir zaman sahip olamayacağını düşünüyor. Ben eserlerin orijinal baskılarını oradan geçen herkese ücretsiz sunmak istedim. 

Panoda yazdığım gibi, baskı sanatı bir imgenin tek bir kişiye ait olmak zorunda olmadığını gösterir, çoğaltılabilir. Geçen insan eseri izleyebilir, ötesinde sahip de olabilir.

Bunu 'sanat piyasasına' itiraz olarak okuyabilir miyiz?

Bugün sanatçı kimliği, eserin niteliğinden bağımsız biçimde sürekli pazarlanmak zorunda gibi görünüyor. Binlerce sanatçı var ve bağlantıları, networkleri yoksa en değerli işleri üretseler de büyük sanat kurumlarında yer bulamıyorlar. Bu çok malum. Ben bu durumu zaten sorguluyordum, daha önce de bununla ilgili bir kart vizit çalışması yapmıştım. Eşik, aynı tartışmaya sokaktan, herkese açık bir yerden bakıyor.

Artık sanatçının başarısı, ürettiği eserle değil, eseri pazarlama çabasıyla ölçülüyor. Güçlü bir networkü varsa, lüks galerilerle arası iyiyse, basında yer alacak ilişkileri varsa eseri de iyi görülüyor. Kart vizit çalışmasını buna bir itiraz olarak yapmıştım.

Sanatçının başarısının eserini "pazarlama yeteneğiyle" ölçülmesine itiraz eden Adıgüzel, bir kartvizit çalışması yaparak bu duruma tepki göstermiş ve eleştirel bir çalışma yapmış. Dağıttığı kartvizitlerden sonra kendisini arayan oldu mu diye sorunca gülümsüyor. "Olmaz mı? İlginç bir deneyim oldu. Ama beni en çok şaşırtan şey bu kartviziti gören bir başka ressamın aynısından kendisi için yaptırması oldu" diye yanıtlıyor.

Bedelsiz alınabilir, bedelsiz üretilmedi

Panodaki yazıda 'Eserler bedelsiz alınabilir, ama bedelsiz üretilmedi' deniyor. Bunu açar mısınız?

Her birinde malzeme, zaman, öğrenilmiş bir beceri ve emek var. Onları sokağa bırakmak bu emeği değersizleştirmek değil, bir eserin değerini neyin belirleyip belirlemediğini sorgulamak. Eseri alıp götüren kişi, onun nereye ait olduğuna dair karara da müdahale edebilir.

Ama yırtılabilir ya da alınıp götürülebilir. Bunu düşündünüz mü?

Düşündüm. Ancak panolar ahşap olduğu için kâğıdı ahşap yapıştırıcısıyla iyi yapıştırınca kolay sökülmüyor. İnsanlar biraz yırtabilir ama tamamını sökemiyorlar. Ama bence esas mevzu başka.

"Yırtamazlar mı?" diye soruyorlar çevremdeki insanlar da. Yırtabilirler. Bir kâğıt toplayıcısı gelip bütün baskıları alabilir. Benim sanatıma verilen değerin göstergesi olarak okunamaz bu. Böylesi bir örnek tek başına benimle ilgili bir problem de değil. O geri dönüşüm işçisini bu duruma düşüren bir sistem var. Eserlerin yırtılması ya da topluca alınıp götürülmesi riski de bu sergi sürecinin içinde. 

Yani aslında tamamı akıp giden sokağın içinde. 

Kağıt toplayıcısının esere bakınca akşam eve erken gitmesine vesile olacak bir iş kalemi olarak görmesi tam da bu serginin amacı. Sanat sokakta ulaşılabilir olduğu müddetçe buradaki gerçek ilişki daha sağlıklı tesis edilebilir diye düşünüyorum.

Bariyeri olmayan galeri

İnsanlar nasıl yaklaşıyor? İlgi nasıl?

Ben şaşırdım, gerçekten ilgi var. Orada on dakika durunca baskılara bakanlar, inceleyenler, yazıyı okuyanlar oluyor. Soyut çalışmalarda ne anlatmak istediğimi soranlar da var, ben de çok basit cümlelerle açıklıyorum. Herkes kendi anlamını yüklüyor, zaten böyle olması da güzel.

Galeride 'eserlere dokunmayınız' denir. Burada ise tam tersi bir davet var...

Evet, sanatı galeriden alıp sokağa indirince birçok şeyi kırıyorsunuz. İnsan boyanın dokusunu merak ediyor ama dokunamıyor, yanında bir görevli geziyor. Burada böyle bir bariyer yok. Hatta A3 formatındaki eserlerin yanında herkesin bir "çek al" tarzında kendisiyle götürebileceği örnekleri yer alıyor.

'Umudu ve çıkışı sanat tek başına yapmayacak'

Resimlerinizde ne anlatıyorsunuz peki? Biraz karamsar temsiller var değil mi?

Türkiye'de içinde bulunduğumuz sistemde insanların birlikte yaşamak zorunda olmalarına rağmen birbirinden kopuk, yalnızlaşmış, korkan, dayanışması azalmış hâlini. Biraz karamsar bir tablo bu, çünkü ben de karamsar bir tablo görüyorum. Renkli çalışıyorum ama genel ton karanlık. İçinde yaşadığımız sistem de böyle işliyor.

Peki umut?

Kapanmış, umutsuz bir sanatçı değilim. Ama umudu ve çıkışı sanat tek başına yapmayacak, siyaset yapacak. Ben resimle şunu anlatmaya çalışıyorum: Buraya nasıl geldik ve ne ortaya çıktı? Bakan insan belki kendini görür, belki görmek istemez ama içinde yaşadığı sistemi görmüş olur. Gören de değiştirmek için bir adım öne çıkmalıdır.

'Eşik' adı nereden geliyor?

Bir eşiği kırmak, bir şeyin önünü açmak anlamında... Genç sanatçıların belediyeyle ilişkisi ve eserlerini sergileyebilmesi açısından da bir ön açtığını düşünüyorum. Cesur davrandığımızda nasıl karşılandığımıza dair de iyi bir örnek oldu.

Şimdi ne yapıyorsunuz? 

Eskişehir'de öğrenciyim. Yüksek lisans yapıyorum. Aynı zamanda bir baskı merkezinde çalışıyorum. Her gün çalışıyorum, işe ve okula gidiyorum, atölyemde resim çiziyorum. Bu ülkedeki milyonlarca insandan biri gibi... 

Böyle büyük ölçekli bir iş için ikna olmam gerekiyor. İkna olmadığım bir şey için adım atamıyorum. Elimde somut bir proje yok şu an. 

Ama ikna olmak için çok fazla gelişme çok fazla gündem oluyor ülkemizde. Bakalım. Gelecekte başka çalışmalarla belki yeni şeyler deneyebilirim.


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz.

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.