Breadcrumb
'Şakirt'in şapşalları': Gülen Cemaati'nde taht kavgası, MİT, af ve fesih tartışmaları
Yayın Tarihi: 23.10.2025 , 16:59 Güncelleme Tarihi: 24.10.2025 , 12:58
Bir dönem ülkenin sahibi gibilerdi.
ABD’nin çizdiği rotada AKP'yle ittifak kurdular, 2007’den itibaren bu açık ittifakın açık hamleleriyle ülkeye cehennemi yaşattılar.
Cumhuriyetin tasfiyesi, tüm ülkeye yayılan büyük gerici saldırı, Ergenekon, Balyoz, Odatv, Devrimci Karargah ve KCK davaları…
Yetmedi; Dink cinayeti, Danıştay saldırısı, çalınan sınav soruları, kurulan dershane ağları, ele geçirilen bakanlıklar, emniyet ve para gücü.
Medyadaki büyük alan kapatmaları ve liberallerin güçlü desteği de cabasıydı.
Her şey ellerinde, herkes arkalarındaydı kısacası.
Sonra ortakları AKP'yle, kendileri adına ciddi hesap hatalarının da eşlik ettiği güçlü bir iç savaşı yaşadılar.
MİT krizi, dersaneler kapışması, 17-25 Aralık derken 15 Temmuz’a uzanan sürece şahitlik ettik.
Sonrasında “aldatıldım” diyen eski müttefikleri Erdoğan’ın dalga dalga gelen operasyonlarına konu oldular.
Bir kısmı hızlıca AKP’ye iltica etti, bir kısmı ise anavatanları ABD’ye kanca attı.
Geçen sene liderleri ölünce, öncesinde başlayan ilk kavga şimdi ciddi bir kriz halini aldı.
Tabii ki Gülen Cemaati’nden bahsediyoruz…
Önceki gün Cemaat içinde darbe haberleri gündeme geldi. Bu vesileyle bu iddiaların arkasındaki tipik Cemaat gerçeklerine uzanalım istedik.
Gelin hep birlikte halka karşı yüzlerce suç işlemiş bu aparatın son durumuna yakından bakalım.
Nereden nereye: Yüzünü saklayanlar tarafından gömüldü
Öyle bir efsane yaratılmıştı ki, Türkiye’de patronlar, AKP iktidarı, Meclis muhalefetinde yer alan partiler, hepsi onunla görüşmek için sıraya giriyordu.
Öldüğündeyse cenazesine katılanlar yüzlerini kapamak zorunda kalacaktı, aradan hepi topu 11 yıl geçmişti oysa.

Üç gün önce, 20 Ekim'de ölümünün birinci yılı geride kaldı, müritleri dışında hatırlayan olmadı.
Geride bıraktığı Cemaat ise hem miras hem iktidar kavgasıyla birbirine düşmüş durumda.
Herkesin birbirine MİT’çi suçlamaları yönelttiği, bir gün Erdoğan’a ağır hakaretler edenin ertesi gün Erdoğan’a mektup yazıp af dilediği bir tuhaf atmosfer yaşanıyor gözden uzaklarda, ABD’de.
O kavganın kendi içlerinde nasıl seyrettiğini anlamak için önce seviyelerinin geldiği yeri gösteren bir mesajla başlayalım:
Evet, bir dönemin en makbul cemaatçilerindendi. Taraf adlı tetikçi yayının yazarıydı, aynı zamanda polisti.
Şimdi Cemaat içi savaşın en çirkin taraflarından biri.
Karşısında yer alanları yine bilinen Cemaatçi taktikleriyle hedef alıyor, tıpkı onların da kendisine yaptığı gibi.
Peki, nedir bu kavganın nedeni?
Gelin biraz öncesine uzanalım…
Ölmeden gömmenin yolunu aradılar
Cemaat, Türkiye’de boyunu aşan iç operasyonlara kalkıştığında ya da bu operasyonlar için cesaretlendirenler yalnız bırakınca ne yapacağını uzun süre kestiremedi.
Sahibinin sesine kulak verip çözüm bekledi, ABD'den "şimdilik" bir çözüm gelmeyince ortada kalıverdi.
Başlangıçtaki beklentileri AKP'nin bir süre sonra gideceğiydi. Bu olacak ve kendileri de halka karşı işledikleri suçların bedelini ödemeden faaliyetlerine devam edeceklerdi.
Bu gerçekleşmeyince hem Türkiye’de hem de yurt dışında ciddi bir iç kargaşa başladı.
Üstelik bu kavga Gülen ölmeden, çoktan start almıştı.
Tarih 29 Ekim 2021.
Cemaat’in iç savaşını anlatan bir istihbarat raporu medyada haber oluyor ve Gülen'in ölümü öncesi örgüt liderliğinin el değiştirebileceği öne sürülüyordu.
Rapora göre Cemaat'in 'Türkiye imamı' sıfatını taşıyan Mustafa Özcan'ın ismi öne çıkıyordu.
Basına sızan söz konusu raporda şu ifadeler yer alıyordu:
"Mustafa ÖZCAN, örgüt liderliğine giden yolda sırasıyla en güçlü rakiplerini tek tek tasfiye etmekte ve amacına her geçen gün yaklaşmaktadır. Örgüt elebaşının yaşadığı kampı da içerideki Truva Atı sayesinde kontrol altına alan Mustafa ÖZCAN, Mehmet Ali ŞENGÜL’den boşalan koltuğa kendi güdümündeki Mustafa YEŞİL’in geçmesini sağlayarak Al-i Heyet’teki dengeleri de kendi lehine çevirmeye başlamıştır. Mustafa ÖZCAN’ın hamlelerine karşılık verebilen birisi çıkmamakla birlikte, Mustafa ÖZCAN’ın sıradaki hedefinin örgütün ABD Yapılanmasında etkin olan Barbaros KOCAKURT olacağı değerlendirilmektedir. Barbaros KOCAKURT’un da ekarte edilmesi halinde Mustafa ÖZCAN’ın örgüt elebaşının ölümünü beklemeden liderliği ele geçireceği değerlendirilmektedir."
Bu raporun sızmasının ya da sızdırılmasının da bir hesapla ilgisi olduğu açık.
Ancak yine de kavganın çok daha eskiye dayandığını görmek açısından son derece ilgi çekici.
Şimdilerde Cemaat içindeki güç savaşının iki ayrı cephesinin liderliğini yaptığı söylenen aktörlerden biri söz konusu raporda adı geçen Mustafa Özcan. Karşısında ise kendisini bir darbe planıyla elimine ettiği söylenen Cemaat’in kasası Cevdet Türkyolu bulunuyor.
Kasa için Türkyolu’nu işaret ettik ancak yıllarca Türkiye’de tüm kurumların tepesine çöken Cemaat’in diğer aktörü Özcan'a ilişkin 2017’de gündeme gelen bir diğer istihbarat raporunda, 600 milyon avroluk bir mali bütçeyi kontrol ettiği ifade ediliyordu.
Üstelik Özcan’ın adı sadece bu raporda değil, birçok farklı haberde Gülen’in ölümü sonrası öne çıkan lider adayı olarak yer alıyordu. Türkyolu'nun da öyle...
Öyle ki, 12 Temmuz 2022’de paylaşılan haberlerde Gülen’in hastaneye kaldırıldığı belirtiliyor, iki ayrı ekibin Gülen’in hangi hastaneye yatacağı, hangi villada kalacağı konusunda dahi birbirine girdiği aktarılıyordu. Yine bir tarafta Türkyolu, diğer tarafta Özcan’ın olduğu ifade ediliyordu.
İşte Gülen tüm iç kavgaların etrafını kuşattığı bir sırada ölüp gitti.
Arkasında halka karşı işlediği yüzlerce suçla birlikte.
Ve bu kavga onun ölümü sonrası ilginç şekiller alarak devam etti.
Türkiye'yi bir ur gibi saran gerici ağlara, tarikatlar ve cemaatlere karşı halkın gerçek haberlere ulaşması için mücadele ediyoruz. Bu mücadelede soL Haber'e destek ver, abone ol.
Cemaat içindeki kavganın boyutu: Miras ve taht…
“AKP rejiminin sosyal medya hesaplarını kapatmasından şikayet eden muterizler, dönüp aynı rejimin cemaate af getireceğine inanıyor.”
Bu sözler Emre Uslu’ya ait.
"Muterizler" dediği Cemaat içi muhalifler ya da eski Cemaatçiler.
Bunlardan biri son dönemde sık sık sosyal medya üzerinden tartışmalara girdiği Ahmet Dönmez.
Uslu kadar bilinen bir isim değil. Peki kimdir bu Ahmet Dönmez?
Bundan bir yıl önce medyascope’tan Ruşen Çakır’a bir röportaj veren Dönmez, o röportajda şu ifadelerle sunulmuş:
“Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Fethullahçı medya kuruluşlarında çalışanların önemli bir kısmı yurtdışına kaçtı. Bunların yine önemli bir kısmı bulundukları ülkelerde ağırlıkla sosyal medya üzerinden yazıp çizmeye, konuşmaya devam etti. Bunların arasında Fethullahçı yapıyla arasına mesafe koyan, daha ötesi, onu eleştiren, sorgulayan çok az gazeteci karşımıza çıkıyor. Bu anlamda Ahmet Dönmez dikkat çekici bir istisna olarak karşımıza çıkıyor."
Ruşen Çakır'a verdiği bu röportajda yer alan bilgiler, Dönmez'in yakın zamanı. Dönmez'in uzak zamanı, "Zaman"daydı. Zaman gazetesinin Ankara muhabiriydi. O da yurtdışına gitti. Cemaate odaklanan bir habercilik yapmaya koyuldu.
Dönmez'in son dönem faaliyetlerine göz atınca, Cemaat içi kavgaya odaklanan, bu kavgada bir taraf adına sürekli bilgiler ve haberler paylaşan bir isim olduğunu anlamak çok da güç değil.
Son dönemde Gülen’in gerçek vasiyeti dediği bir belgeyi paylaşan, Cemaat içinde Cevdet Türkyolu’nun Mustafa Özcan’a darbe yaptığını ifade eden isim Ahmet Dönmez olmuş durumda.
Dolayısıyla şu an harlanan kavganın öne çıkan aktörlerinden biri.
Tüm bu paylaşımları ve iddiaları sonrası Emre Uslu ve diğer "tanınmış" Cemaatçilerin hedefinde Dönmez.
Uslu açık açık bu isim ve "Muterizler" diye adlandırdığı isimleri “MİT'e çalışmakla" suçluyor.
Ancak burada da söz konusu Cemaat olunca "omurgalı" bir suçlamadan söz etmek mümkün değil.
PKK sonrası Cemaat’te de ‘fesih’ tartışması
Uslu ve Cemaat’in mevcut merkezi son dönemde suçladıkları isimlerin MİT destekli şekilde bir fesih tartışması başlattığını iddia ediyor.
17 Ekim’de bir yazı kaleme alan Cemaatçi Uslu, “Geçen yaz aylarında MİT ile irtibatlı bir grup, cemaat içinde bir fesih çalışması başlatmıştı” derken, aslında böyle bir olanak olsa kendisinin de af için ne kadar istekli olduğunu sonraki satırlarda dile getiriyor:
“Kimse yanlış anlamasın: Af karşıtı değilim. Af çıkacaksa ilk imzayı atacak isim ben olurum; bunda zerre kadar tereddüt etmem. Af çıkacak, cemaat “terör örgütü” kategorisinden çıkarılacaksa, cemaatin Türkiye’deki faaliyetlerini durdurmasına da evet derim. Fakat “olmayacak duaya amin” diyerek rejimin aparatına dönüşecek kadar da saf değilim.”
Af ve fesih için MİT’in görüşme yapmasına sıcak baktığını ilan ediyor Uslu ama bunun için adres gösteriyor AKP’ye:
“MİT nedense cemaat yöneticileriyle doğrudan irtibata geçmiyor; ancak Avrupa’da görevli bir grup, fesihçi isimlerle irtibata geçip cemaat içinde kamuoyu oluşturmak için çaba harcıyor. Bunu af için bir altyapı çalışması olarak mı okumalıyız, yoksa MİT’in cemaati bölmek ve diasporadaki etkisini kırmak için giriştiği bir strateji olarak mı? Tabii ki ikincisi.”
Uslu’nun gönlünden geçen birincisi.
Bu konuda karşıtlarını sert sözlerle hedef alıyor, AKP’ye yalvarmakla suçluyor Uslu, “Konuyu Bilal’in anlayacağı şekilde anlatayım: cemaatin muterizine bile tahammül edemeyen, onların hesabını bile kapatan bu rejim mi af çıkaracak cemaat mensuplarına veya KHK’lılara? Bunun için mi yalvarıyorsunuz AKP’ye?”
“Kardeş” kavgası öyle bir hal almış durumda ki, Emre Uslu, yine kendi gibi eski Taraf yazarı Cemaatçi Önder Aytaç’a şunları diyor:
“Sen üç yıl boyunca eski dostların hakkında konuşacaksın, her türlü iftirayı atacaksın, her türlü sıfatı takacaksın, onların itibarını ayaklar altına atacaksın, hatta çocuklarına bile dil uzatacaksın, bunu her gün istisnasız yapacaksın, o insanlardan biri bir gün illallah deyip hakkındaki iddiaları paylaşınca "bana saldırıyorlar" diye ağlayacaksın. Nasıl bir ruh hali bu arkadaş? Senin her gün herkese saldırma hakkın var, insanların cevap verme, senin hakkında konuşma hakkı yok öyle mi sanıyorsun dünyayı? Her gün sıktığın yalanlarınla, bel altı vuruşlarla, eski doslarının bile sabır taşını çatlattığının farkında varmayacak kadar aymaz mısın?”
Söz konusu gündeme ilişkin daha önce Cemaat gazetelerinde yazan, şimdi ise medyascope'ta yazıları çıkan Gökhan Bacık'ın Ahmet Dönmez'e verdiği söyleşideki önerilerini hedef alıyor Uslu.
Bacık neler öneriyor Cemaat'e diye soruyor Uslu, sonra da maddeleri sıralıyor:
Cemaat yönetimi yoksa, tabanı temsil eden bir grup AKP rejimiyle diyalog için inisiyatif almalı. Cemaat medyası Erdoğan’a yönelik eleştirel yayınlarını durdurmalı. Cemaat, örgütlenme biçimini feshetmeli; bürokratik ünitelerini tamamen kapatmalı; Türkiye’deki bütün faaliyetlerini tasfiye etmeli. Hareketin ordu ve bürokratik etki yoluyla toplumu dönüştürme ajandasından çıkması gerekiyor. Sivil kanadının (cemaat heyeti ve bürokrasisinin) reforme edilmesi; hareketin sivil yapısının demokratikleştirilmesi, cemaat içi seçimlerin yapılması gerekiyor. Feshi, Türkiye’de sonuç üretecek (rejimi memnun edebilecek) biçimde tasarlamak gerekiyor; Türkiye’deki siyasilere ve karar alıcılara sonuç doğuracak hedefler belirlenmeli. Örneğin, okullardan taviz verme gibi iyi niyet jestleri gündeme gelebilir. Cemaat yapısının Türkiye’de cari politik sistemle meşruiyet krizi yaşamayacak bir modele dönüşmek gerekiyor; Türkiye’nin kabul edeceği bir nişe ulaşmak gerekiyor. Son olarak Bacık’ın belagatının arasına sıkıştırdığı en önemli öneri: Her şeye rağmen çözüm yoksa “o zaman köpürtme, kavga etme, bırak kendi haline. En azından Türkiye’de kalan tabanını düşün ve sus.”
Bacık'ın bu önerilerini "Sevr Anlaşması" olarak tanımlıyor Uslu. Daha gururlu bir anlaşma yanlısı olduğundan bu öneriye mesafeleniyor.
Emre Uslu yol haritası çıkarıyor
Fesih yanlısı değil Uslu, af gelmez umutsuzluğu içinde "günümüz gelir" illa ki diyor:
"Özellikle sosyal medyanın her şeyi dönüştürdüğü bir dünyada Cemaat, offshore muhalefeti stratejik bir bakış açısıyla, çözümü zorlayıcı bir diskur ve yapılanmayla örgütlemelidir. Bu da Bacık’ın önerdiği fesih fikrinin tam aksine, Cemaatin diasporada hızla toparlanmasını, ekonomik ve politik olarak güçlenmesini, karar alma mekanizmalarını ve toplumsal dinamikleri etkileyecek bir eğitim stratejisi ve demokratik bir örgütlenme modeliyle mümkün olabilir."
Eğer Cemaat dağınıklığı bir kenara bırakır, Batı değerlerini ve yapılarına entegre örgütlenir ve medyasını güçlendirir, mensuplarını ekonomik olarak zenginleştirir ve yeni kuşakları dünyanın en iyi okullarına yerleştirmeye başlarsa bir süre sonra devlet diasporada yeniden yapılanan bu gücü masaya oturmaya değer bir entide olarak değerlendirecektir."
Başından beri efendileri olan Batı'dan bir çıkış beklentisini süsleyerek paketliyor Uslu.
Pes edenlerin sayısı artınca, süslü paketlere ihtiyaç da artıyor.
Aytaç'tan 'Hizmet içi şikayet' hattı
Uslu'nun hedef aldığı eski arkadaşı Önder Aytaç ne diyor?
3 Eylül tarihinde attığı ve sabitlediği bir tweete bakalım önce:

Aytaç, Uslu’nun hedefindeki Dönmez’in Youtube yayınlarının sansürlenmesi sonrası şöyle bir tweet atıyor: “VALLAHİDE BİLLAHİDE TALLAHİDE HİZMET ÜST YÖNETİMİ İLE DEVLETTEKİ O MEŞUM YAPI, ORTAK VE SENKRONİZE HAREKET EDİYORLAR Ve asla cemaatin tabanının bu mağduriyetinin bitmesini istemiyorlar.”
Sonra da bu mesajına gelen şu yorumu yeniden paylaşıyor: “öyle olmasaydı 15 temmuz olmazdı. 15 temmuz cemaatin içinden birileri destek vermeseydi olmazdı gerek sendikanın kurulması gerek bank asya ya para yatırın diye ısrar edilmesi bylock yükleyin denilmesi hep senkronize bir yapıyı işaret ediyor umarım koyunlar uyanır artık”
Kavga gerçekten büyük.
Cemaatlere ve tarikatlara karşı soL'la dayanışmayı büyüt, gerçeğin ve aydınlığın sesine güç ver. soL Haber'e abone ol.
2013 parantezi ve karşılıklı suçlamalar
Tüm bu kavgadan anlıyoruz ki Cemaat'in gardı bir bütün olarak düşmüş durumda.
Hepsi AKP'den gelecek eli tutmak için hazır bekliyor.
Bunun için bir de arka plana ihtiyaç var, bir ekip kötüydü, kavganın nedeni onlardı demelerini sağlayacak şekilde.
Bu vesileyle öğreniyoruz ki, Gülen 2013 yılında Erdoğan’a bir vekil aracılığıyla barış teklifinde bulunuyor. Yine iddiaya göre Erdoğan da "sizinkiler saldırıyı ve ithamları kessin, biz de duralım" diyor. Yani teklifi kabul ediyor. Sonrasında bu teklifin kabul edildiği bilgisi bir türlü Gülen’e ulaştırılamıyor, iddiad bu. Bu açıklamayı yapan İbrahim Hasgür, burada gerilim sürünce ve iletişim bilinçli engellenince kavganın çığrından çıktığını söylüyor. “Hocanın etrafı bazı isimlerle çevrilmişti” diyor, "barış ve sulh adımı engellendi" diye de ekliyor.
Bu konuşmayı paylaşıp yaygınlaştırmak da Önder Aytaç gibi isimlere düşüyor.
Tüm Cemaatçilerin merkez gündemi "af" olunca, muhaliflerin elindeki koz da Gülen ve bu teklifi oluyor.
Boyun eğenler, eğmemiş gibi yapanlar ve tipik Cemaat tartışması
Aytaç, diğer Cemaatçi ekip tarafından boyun eğmekle suçlananlar arasında yer alıyor.
Bunun nedenlerinden biri de Erdoğan’a 19 Ekim tarihinde af talepli bir açık mektup yazması.
Bu nedenle “K.ç yalamak" diye Uslu tarafından hedef alınan Aytaç, Erdoğan’a mektubunda şunları diyor:
“Sayın Cumhurbaşkanım,
Bu satırları bir suçlu değil, yurdundan koparılmış bir evlat olarak yazıyorum. Ne bir hesaplaşma, ne bir sitem… Sadece yüreğime sığmayan bir sessizliği kâğıda dökmek istedim. Ben Prof. Dr. Önder Aytaç. Yıllarca bu ülkenin üniversitelerinde ve Polis Akademisi’nde öğrencilerime adalet, insan onuru ve vatan sevgisi anlattım....Biz bu ülkeye kötülük etmedik Sayın Cumhurbaşkanın. Biz sadece inandığımız değerlere bağlı kalmaya çalıştık. Ne devleti yıkmak, ne milleti bölmek asla istemedik. Şimdi, yıllar sonra geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum: Hepimiz kırıldık, hepimiz eksildik, ama en çok insanlığımız yaralandı.
Affetmek zor, biliyorum. Ama affetmemek daha da zor.
...Sayın Cumhurbaşkanım,
Sizin elinizde büyük bir fırsat var: Tarihe “yıkan” değil, “onaran” bir lider olarak geçmek. Merhametiyle hatırlanan bir Cumhurbaşkanı olmak.Ben kendi adıma, bütün kırgınlıkları geride bırakmaya hazırım. Anneannemin duası hâlâ kulaklarımda: “Allah bizi birbirimize yeniden kavuştursun.”
Aytaç, gelen tepkiler sonrasında Uslu'ya yanıt olarak “Eğer bir 'af' çıkarsa hapisdeki dostlara, 'Şapşal ördek' olmayı bile şeref sayarım” diyor.
Darbe iddiasında gelinen nokta ne?
Habere başka bir bağlam vesile olmuştu, Cemaat içinde bir darbe iddiası.
Peki, burada son durum ne?
Ahmet Dönmez, Cemaat’te Mustafa Özcan’a darbe yapıldığını bir videoyla dile getirince ortaklık bir anda alevleniyor.
İddiaya göre Özcan, Cevdet Türkyolu’nun planı sonrası Cemaat’in üst yönetminden çıkarılıyor. Bu hamlenin ardından “Hareketi bölüyorsunuz” diye de tepkisini dile getiriyor.
Cemaatçi Fuat Baran ve Emre Uslu, Ahmet Dönmez’in yalan söylediğini dile getiriyorlar. Özcan’ın yönetimden uzaklaştırılmasına ilişkin hiçbir itirazda bulunmayan ikili, sadece “Hareketi bölüyorsunuz” demediği iddiasında. Bunun dayanağı olarak örgüt yönetiminden çıkarıldığı toplantıya katılmadığı bilgisi veriliyor.
Yani tasfiye dolaylı olarak doğrulanmış oluyor.
Gülen'in ölümü öncesi başlayan güç savaşında kazanan şimdilik Türkyolu ekibi olmuş gibi görünüyor.
Vasiyet iddiası da tam burada devreye giriyor.
Türkyolu’nun Gülen’in gerçek vasiyetini sümenaltı ettiği iddia ediliyor. Gülen’in kardeşinin buna karşı dava açtığı bilgisi paylaşılıyor.
Ortada Cemaat arası, tam da Cemaat’e yakışan çiğlikte bir kavga var aslında.
Daha liderleri diye tapındıkları isim ölmeden başlayan para ve güç savaşı şimdi bazılarının Erdoğan’dan açık açık af dilemesi, bazılarının ise çok isteseler de “bize af gelmez” diye diğer ekiplere savaş açmasıyla devam ediyor.
Tam da Cemaat’e yakıştığı gibi!
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.