Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

'Sahnede selam verirken kol kola girin işçiler gibi'

Beş yıl önce bugün aramızdan ayrılan tiyatro yönetmeni, yazar ve çevirmen Yılmaz Onay’ı saygıyla anıyoruz...

Nihan Bayraktar

Yayın Tarihi: 09.01.2023 , 10:39 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Yılmaz Onay, ülkemizde Bertolt Brecht ya da epik tiyatro denilince belki de akla gelen ilk isim. Bu alanda yapılan her okumada her araştırma deneyiminde ismine rastlanacaktır. Ancak ülkemizde tiyatroya yaptığı katkıların bir aydın olarak yaşadığı dönemin ihtiyaçlarına olması gerektiğine inandığı şekilde yanıt verme misyonundan kaynaklandığı, konuşmalarından ya da gerek o dönem gerek sonrasında yazdıklarından kolayca çıkarılabilir.

Yılmaz Onay’ın tiyatro yolculuğu

Yılmaz Onay tiyatroyla ilgilenmeye lise yıllarında başlıyor. Daha sonra öğretmenlerinin yönlendirmesiyle İstanbul Teknik Üniversitesi’ne girse de burada öğrenci tiyatro toplulukları içerisinde yer alıyor. Mezun olduktan sonra Bayındırlık Bakanlığı’nda çalıştığı sırada da tiyatro yapmaya devam ediyor. Ankara Deneme Sahnesi’nde oyuncu olarak son kez, yönetmenliğini Münip Senyücel’in yaptığı, Camus’nün “Yanlışlık” oyunuyla sahneye çıkar. Bundan sonra yönetmenliğe yönelecektir. Yine Ankara Deneme Sahnesi’nde Sermet Çağan’ın “Öyle Bir Oyun” adlı radyo oyununu “Savaş Oyunu” adıyla sahneye uyarlar. 1964 yılında Maeterlinck’in “Körler” oyununu sahneler. 1965 yılında Yaşar Kemal’in “Yer Demir Gök Bakır” romanının Nihat Asyalı tarafından yapılan uyarlaması olan “Uzundere” oyunuyla, uzun süren tartışmalar sonucu paylaştırılan Nancy Uluslararası Tiyatro Festivali büyük ödülünün iki kazanından biri olur. 

Yılmaz Onay, 12 Mart cuntasının baskısından payını Ankara Sanat Tiyatrosu’nda sahnelenen Brecht’in yazdığı “Hitler Rejiminin Korku ve Sefaleti” oyununun yasaklanmasıyla alır. Daha sonra 1974 yılında Çağdaş Sahne’nin kurucuları arasında olur. Burada sergiledikleri oyunlar arasında yine o dönem yasaklı olan Nazım Hikmet’in “Yusuf ile Menofis” oyunu da vardır. 

12 Eylül atmosferini ise kendi kaleme aldığı “Hücre İnsanı” oyunuyla yansıtır. Bu oyunla hücredeki gözü bağlı insanları, aynı zamanda gözü bağlı kılınan toplumu ele alır.

1981 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu bünyesinde, Hans Fallada’nın romanı “Küçük Adam Ne Oldu Sana?”yı Türkiye için sahnelemeye uygun hale getirerek uyarlar.

Çevirdiği teorik tiyatro kitaplarının bazılarıysa şu şekilde sıralanabilir: “İşçi Tiyatroları Ajitprop (1978)”, Pospelov’un “Edebiyat Bilimi”, Marianne Kesting’in yazarı olduğu “Epik Tiyatro”. Brecht’in eserlerinden oluşturduğu bir derlemeyi ise “Brecht’le Yaşamak” adıyla yayımlar.

1992’de yazarın “Sanatçının Ölümü”, “Arafta Kalanlar” ve “Karagöz’ün Muamması” oyunları, “Toplu Oyunları- 1” olarak basılır.

1994’te, “Karadul Efsanesi”, “Hücre İnsanı”, “Prometheia”, “Karakedi Geçti” ve “Tren Gidiyor”, “Toplu Oyunları- 2” olarak basılır.

1997 yılında “Yazılar: Filmatik” romanı yayımlanır. Hollanda’da yaşayan, daha önce hiç sorun etmediği bir problemle, nereye ait olduğunu kavraması meselesiyle boğuşmaya başlayan bir Türk gencini konu edinen roman, daha sonra Altuğ Savaşal tarafından filmleştirilir.

2002 yılında Brecht’in “Küçük Burjuva Düğünü” oyununu Ankara Sanat Tiyatrosu’nda sahneler.

Nazım Hikmet Okuma Tiyatrosu etkinlikleri

2005 yılında Nazım Hikmet Kültür Merkezi’yle Nazım Hikmet anmasında, Nazım Hikmet’in Moliere’den uyarladığı “Tartüf 59” eserini okuma tiyatrosu olarak sahnelerler. 2007 yılında yine NHKM ile, okuma tiyatrosu olarak “Yalancı Tanık”ı sergilerler. Böylece Yılmaz Onay ile birlikte Orhan Aydın ve Metin Coşkun’un büyük emek ve inisiyatifiyle NHKM tarafından hâlâ sürdürülen Nazım’ı anma etkinliklerinin okuma tiyatrosu geleneği bu şekilde başlamış olur. Okuma tiyatrosuna hastalığının ilerleyen dönemlerinde dahi notlarıyla katkı koymayı esirgemez, sorulara, önerilere samimi yanıtlarla cevap verir.

'İnsanlığın yükselen mücadelesinde sanatın başat misyonu…'

Yılmaz Onay, kültür ve sanatın, toplumdaki hâkim üretim biçiminin itkisiyle oluşan, ya bu temeli devam ettirmek ya da değiştirmek amaçlı ortaya çıkan ideolojik yönelimler ve kurumlardan olduğunu vurguluyordu. Ona göre, işçi sınıfı üretim araçlarının kendi elinde olduğu toplumsal sistem var olmadan, bunun mücadelesini verirken de pekâlâ kendi sanatını ortaya koyabilecekti. Bir örnek olarak dönemin Türkiye İşçi Partisi bünyesindeki İşçi Kültür Derneği başkanlığını ve bu sürede amatör işçiler ve profesyonel tiyatrocuların birlikte ortaya koydukları çalışmaları sayabiliriz. Ya da sendikalarla yaptıkları anlaşmalar sonucu seyircilerinin yüzde 50-60’ının işçi olmasını başarı olarak hanesine yazmasını.

Yılmaz Onay, 2010 yılında TKP’nin 90. Yıl kutlamasına mesajında şöyle diyordu:

“‘Yeni dünya düzeni’ denen şeyin suratındaki o sahte olduğu oranda özellikle büyüterek taşıdığı ‘demokrasi’ maskesini düşürüp, altındaki ‘yeni’ bir tür ‘dünya faşizmi’ gerçeğini ortaya serme işi, yani bu yeniden gerçekçilik mücadelesi, her şeyden önce biz sanatçılara düşmektedir. Bu zorunluluğu görmek ve bu yola en geniş sanat kesimlerinin katılmasını sağlama çabasına girişmek de biz ‘eski tüfekler’in yükümlülüğünde bulunuyor. İşte 90. yıl kutlanmasının ‘sanatsal bir dili’ esas alması, sanat alanında söz konusu mücadeleye ve bu mücadele için de sanata, sanatçıya, örgüt olarak partinin sahip çıkma yükümlülüğünü üstlenmesi anlamına gelmektedir ki, bence bu, geçmiş deneyimlerin çok iyi değerlendirildiğini gösteriyor. Bunun hakkını vermek de, genciyle, yaşlısıyla bizim alanımıza düşmektedir. Parti için de sanatçı için de hiç kolay olmadığını bilmemiz gereken bu bolca dikenlerle dolu yolda ilerlemek, gerek ülkemiz sanatına, gerekse dünya sanat arenasına, çok önemli zenginlikler kazandırırken, aynı zamanda insanlığın yükselen mücadelesinde de sanatın başat misyonunu yerine getirmesini sağlayacaktır.”

'Dalgaları karşılayan gemiler gibi…'

Tiyatrocu, oyuncu ve yazar Orhan Aydın, soL Portal’da Yılmaz Onay’ın ölümünden hemen sonra kaleme aldığı yazıyı Onay’a bir saygı duruşu ile bitiriyordu:

Şimdi susuyorum.

Sahnelerden çoğalan alkışların sesine, yanıp sönen selam ışıklarının yalınlığına, sofitalarda dolaşan repliklerin sihrine saygı duyarak.

Sizi en son, Ses Tiyatrosunda alkışlayan onurlu çoğulun içinden merdivenleri çıkıp, sahnenin orta yerinden “sağolun” dediğiniz o anda anımsıyorum usta.

Ellerimizden tutup başınızı saygıyla öne eğdiğiniz o anda.

“Dalgaları karşılayan gemiler gibi..”

Orada kaldınız.

Yalnız sizi aydınlatan mavi bir ışığın altında.

Güle güle ağabey, güle güle ustam, yoldaşım, arkadaşım Yılmaz Onay.

“Sahnede selam verirken kol kola girin işçiler gibi.”

'Bir Tiyatro Direnişçisi: Yılmaz Onay'

2007 yılında NHKM Sinema Topluluğu tarafından hazırlanan "Bir Tiyatro Direnişçisi: Yılmaz Onay" belgeselinde Onay, Brecht'i, epik tiyatroyu ve sosyalist gerçekliği anlatmıştı.

İrfan Ertel'in çizdiği Yılmaz Onay portresi

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.