Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Sahnede bir roman: Deli İbram’ın peşinden

Romanın sözleri notaya döküldü, bir divan tarafından hem yazıldı hem bestelendi hem söylendi: Deli İbram zeybeğini romandan sahneye taşıyanlarla konuştuk.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 01.06.2025 , 09:26 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10

İlk baskısını 2021 yılının Kasım ayında yapan Deli İbram Divanı romanı, kısa zamanda elden ele dolaştı ve birçok okurun beğenisine nail oldu. 

Kitap, yazarı Ahmet Büke'nin aynı zamanda ilk romanıydı. Büke daha önce kaleme aldığı öyküler ve üretimlerin dışında Deli İbram eseri ile toplumcu gerçekçi edebiyatın güncelliğini hatırlatan bir sayfa açmıştı edebiyatımıza. Toplumun öfkesini, derdini ve özlemlerini sayfalara aktaran Büke'nin romanı çok sevildi. 

Ahmet Büke'nin Deli İbram romanı, geçtiğimiz gün, zeybek formatında bestelendi ve dinleyicilerle buluştu. 

"Dağda üzüm belde zeytin dalyanda balık kaynar
niçin garibanın bir gün yüzü gülmez köstence"

Dinleyinlerin istemsizce dudağında keyifli bir ıslıkla gününe eşlik eden bu beste de romanı kadar sevildi. Biz de soL okurları için Deli İbram'ın bestelenme sürecini ve hikayesini, romanı sahneye taşıyanlarla söyleştik. 

'Bu romanın bir türküsü olmalı'

Akademisyen, sosyolog Melih Yeşilbağ'ın marifetiyle şekle şemale bürünen bu süreç romanın ilk okunduğu güne kadar uzanıyor haliyle. 

Romandaki sınıf mücadelesinden, titiz işçilikten, dönemin ekonomik politiğini aktarımından, yerel ifadelerden, denizcilik kültüründen etkilendiğini ve romanı okur okumaz hemen dostlarına tavsiye ettiğini söyleyen Yeşilbağ, "Ezilenlerin dilinde, kültüründe, mücadele repertuarında mevcut büyük zenginliği yansıtmayı başarabilmiş bir roman. Bunlar, günümüz edebiyatında sık rastladığımız şeyler değil." diyerek başlıyor söyleşiye.

"Evde, işte, yürüyüşte bunları mırıldanıp durdum. Önce nakarat kısmı belirdi. Sonra yazdığım küçük bölümleri kitabı okuyan arkadaşlarımla bir araya geldiğimizde çalıp söyledim. Onların yorumlarını aldım.  Böyle böyle ilerledi." 

Romana yapılacak beste fikrini müzisyen Ozan Çoban'a açmış daha sonra. Ozan Çoban sözü alırken şu şekilde anlatıyor bu beste fikri ile karşılamasını.

"Deli İbram Divanı’na dair bir Melih beste yaptığını söylediğinde besteyi dinlemeden dahi heyecanlanmıştım. Kitap çıktığında romanı okuyan birçok arkadaşım kitabı tavsiye etmiş, Ahmet Büke ile de yapılmış röportajları yollayıp bizim müzikal anlayışımızla paralellikler bulduklarını söylemişti. Romanı ve söyleşileri okuduğumda müthiş bir yazarımız olmasına çok sevinmiş ve doğalında gelişen bir sanatsal yoldaşlık bağı hissetmiştim."

Güneş Demir ise "Melih'in bir büyük hikayeyi şiirsel olarak son derece başarılı bir dille ifade edebilmesi bizi hemen yakaladı ilk başta zaten" diyor.

 "Fakat bu şiiri bestelerken kullandığı müzikal dilin de, bizim arayışlarımızla belli ölçülerde kesişmesi de çok heyecanlandırdı bizi. Halk ezgilerinin klasik cümle yapılarının daha 'yeni' melodik yaklaşımlarla geliştirilmesi bizi de hep meraklandıran bir fikir oldu. Özellikle de roman gibi kapsamlı bir anlatı türüyle ilişkilenen biri müzikte, bu yaklaşım müzikal ifade olanaklarına yeni kapılar açıyor." diye ekliyor.

Yan yana gelen Melih, Ozan ve Güneş nihayetinde romanı sahneye taşımayı başarıyor.

Melih sözü alıyor tekrar sohbetin bu kısmı bitmeden

"Edebiyatın, özel olarak da romanın müziğe ilham verdiği örnekler bana ilginç geliyor. Özellikle sevdiğim ve bir roman nasıl şarkılaştırılır diye düşünürken feyz almaya çalıştığım bir tanesinden söz etmek isterim., Amerikan folk müziğinin büyük ismi Woody Guthrie, Steinbeck’in Gazap Üzümleri’nden yola çıkarak “The Ballad of Tom Joad”u (Tom Joad’un Türküsü) yazıyor. 17 kıtadan oluşan yaklaşık yedi dakikalık bu şarkı, Gazap Üzümleri’nin kahramanı Tom’un hapishaneden çıkmasıyla başlıyor ve kitabın sonunda Tom’un annesine veda ederkenki muhteşem tiradıyla bitiyor. “Nerede birileri özgür olmak için mücadele ediyorsa, onların gözlerine bak anne, beni göreceksin” şeklinde giden tirad. Tom karakteri bir anlamda romandan çıkıp yeni bir varlık kazanıyor bu şarkıyla. Bundan 50 yıl sonra, Bruce Springsteen “The Ghost of Tom Joad” u (Tom Joad’un Hayaleti) yayınlıyor. Böylelikle, Tom’un hayaleti Büyük Buhran döneminden çıkıp 90’lar ABD’sine taşınıyor, sonda yine aynı müthiş tiradla. Rage Against the Machine de yorumladı bu şarkıyı. Deli İbram üzerine düşünürken aklımın bir köşesinde bu örnek vardı. Belki Deli İbram’ın hayaleti de 50 yıl sonra hala ortalıkta dolaşıyor olur, kim bilir?"

 

Soldan Sağa: Melih Yeşilbağ, Ozan Çoban, Güneş Demir

'Büyük hikayelere dönüş, insana olan inanç'

'Bu kitap sizi neden bu kadar etkiledi peki?' diye sorunca önce biraz düşünen Ozan Çoban sözlerine şu şekilde devam ediyor.

"Büyük hikayelere dönüş, insana olan inanç, halk ve toplumsal meseleleri ele alış vs…Yaptığımız şeye ve durduğumuz yere olan inancımızı perçinleyen şeyleri çok kıymetli buluyorum. Deli İbram Divanı’nın bu anlamda büyük bir karşılık bulmuş oluşu ve hak ettiği değeri görüyor oluşu benim kendi müziğimize dair de umudumu arttırdı. Bireysel buhranlar, bireysel kurtuluş illüzyonları ve halka gitmeyi, halkçılığı köhne bulan piyasa esiri liberal bir anlayışla ile öyle sarmalanmış ve kirlenmiş durumda ki sanat dünyamız… Sanırım Deli İbram Divanı buna itirazı olan  herkes için bir nefes oldu." 

Kurulan bir hikayenin mayalanması: 'Deli İbram zeybeği'

Romanın yazarı Ahmet Büke, bestenin ilk halini dinlediğinde uzunca bir süre gülümseyerek dolaştığını ifade ederek başlıyor söze. 

"Yazmak tek başına, yalnızlıklar içinde yapılan bir iştir. Hayır, acılar içinde kalarak yazıldığını falan söylemiyorum elbette. Ben haz alırım aksine. Ama sonuçta yalnızlığa ihtiyaç duyarsınız tıpkı okurken olduğu gibi. Lakin ben kalabalıklaşmak için yazıyorum. " diyor. Ve ekliyor, "Edebiyatın, kültürün ve mücadelenin toplumsallaşması bizlerin muradı aynı zamanda. Tüm saydıklarıma olan meftunluğumuz da kaybetme estetiği denilen şeyde debelenmek için değil bizzat kazanmaya odaklanmak ile ilgili. Dolayısıyla kurduğum hikâyenin mayalandığını görmek, özellikle benden genç ve daha cüretli, daha yetenekli insanlara geçtiğini somut olarak fark etmek çok mutluluk vericiydi."

Ahmet Büke

'Ezgide ve sözlerde cüret'

Esasında hikayenin öyküsü geçtiğimiz yıla kadar uzanıyor. Yani belli açılardan gecikmiş bir buluşmaya sahip bu beste. 

Melih Yeşilbağ'ın geçtiğimiz sene Ankara sokaklarını adımlarken bu mevzuyu ilk açtığında elinde bir demo kaydı dahi vardı. Ama biraz akademisyen titizliği biraz da hayatın meşakkati içinde geçen zaman, eserle buluşmamızı 30 Mayıs 2025 tarihine erteledi.

Hikaye böyle olunca, romanı ilk okuyanlarımızdan biri olan ve hem soL'da tanıtımını hem söyleşisini yazan ve eserin daha geniş bir çevre tarafından okunması için emek veren Erkan Yıldız ile yolların kesişmemesi mümkün değil haliyle. 

Melih'in de ayak izleri buralardan geçmiş.

Geçtiğimiz yıl Ahmet Büke ile Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde yapılan söyleşi ve imza gününde söyleşiyi kolaylaştıran Erkan Yıldız'a aktarmış hemen bu beste fikrini. Ankara'da olacak imza gününü duyunca hemen amatör bir demo kaydını aldığını söyleyen Melih Yeşilbağ, " Erkan'a şarkının ilk versiyonunu dinletmiştim. Beni bu konuda teşvik etmişti. Hemen apar topar amatör bir demo kaydı aldık ve Ahmet Büke’ye e-posta ile gönderdim. Sağolsun çok iyi karşıladı ve cesaretlendirici bir yanıt verdi." diye anlatıyor. 

İmece usulü kolektif bir çabayla bestelenen eserde Ozan Çoban ve Güneş Demir ve yine Melih'in dostlarından Onur Yusufoğlu perküsyon ve davul kayıtlarını üstlenmiş. 

Herkesin cesaret verdiği bu süreçte bu cesaret notalara da yansımış haliyle. 

Ahmet Büke bestenin bu duygusu için "Ben ezgide ve sözlerde cüret hissettim. Cüret, cüretli olmak tepesine vurularak değersizleştirilen ve tenzili rütbe ile hadsizlikle aynı seviyeye indirilen sözcük ve kavram oldu zamanla. Oysa içinde hem bir iddia hem de menziline akılla giden bir kararlılık barındırır." diyor. 

Romanın izinde bir beste: 'Ayaklarını kendi topraklarına basmak'

Ezgiyi ilk dinlediğinizde zeybek formu sizi içine çekiyor. 

Malum. Hem romanın konusu 1950'li yılların İzmir'inde geçiyor hem de romanı besteleyen Melih, İzmirli. 

"Bir İzmirli olarak kendimi bildim bileli zeybekle haşır neşirim. Zeybeğin çok güçlü, çok yoğun bir müzik ve dans formu olduğunu düşünüyorum. Fena da oynamam (gülüyor). Tutku, aşk, hüzün, coşku, esriklik, kahramanlık, direniş, isyan, zafer anlatmak için çok elverişli geliyor bana. Müzik yazmaya çalışırken elim biraz kendiliğinden zeybek formuna kayıveriyor açıkçası." diyor bu konuyu anlatırken. 

"Zeybek, Ege’nin iki yakasında da müziğiyle ve dansıyla müzikal geleneğin çok önemli bir parçası. Bizde çok zengin bir külliyat olmasına rağmen, maalesef biraz müzelik bir form gibi algılanıyor. Yani, eski eserler icra ediliyor, yeniden yorumlanıyor fakat zeybek geçmişte kalmış bir form olarak düşünülüyor. Halbuki, böyle olmak zorunda değil. Yunan müziğinde mesela 9/4’lük zeybek formunun kullanılmaya devam ettiğini görebiliyoruz. Bizde bu açıdan büyük bir eksiklik var. 

Bu noktada, bu eksikliği dert eden ve kentli bir tavırla yeni zeybekler besteleyen, bu günün dertlerini-hikayelerini zeybekle çalıp söyleyen Kırıka grubunu, dostum ve üstadım Salih Nazım Peker’i anmak lazım. Bu yolu onlar açtılar. Ben de naçizane o yoldan gitmeye çalıştım.

1950’lerin başında, Karaburunlu yoksul balıkçıların kendilerini sömüren kodaman taifesine direnişini anlatan romanın türküsü için de zeybekten daha iyi bir müzikal form düşünemiyorum."

Hem Melih hem de Ozan Çoban konu zeybeğe gelince "Egenin iki yakası" deyiveriyor sohbetlerinde. 

Ozan Çoban "Sade ve etkileyici bir ezgisi var bestenin. Dinamik yapıda ve insanı içine alıyor. Deniz kokusu geliyor benim burnuma her dinlediğimde." diye giriyor söze ve ekliyor "Düzenlemede kullandığımız enstrümanlar arasında buzuki baglamadaki gibi Yunan halk çalgıları da var ki tarih boyunca yöredeki halkların aşina oldukları sesler ve tınılar bunlar. Kitabın sonuna yaklaştıkça artan merak ve heyecana paralel olarak şarkının son bölümünde de tansiyon yükseliyor ve asma davul ve bağlama giriyor müziğin içine. Biz müziğimizi yaparken bu toprakların üzerindeki tüm zenginliklerinden faydalanmaya çalışıyoruz ve biliyoruz ki şarkılar da halklar da kardeş. Emperyalizm halkları birbirine kırdırıyor ama şarkıları birbirine düşman edemiyor" sözleriyle anlatıyor.

Gitarıyla ezgiye hayat veren Güneş Demir de zeybek müziğini, diğer tüm geleneksel müzik türlerinde olduğu gibi, modernleşme/uluslaşma dönemiyle yeni anlamlar kazanarak varlığını sürdürdüğünü ifade ediyor. "Zeybek figürü ve müziği biraz tek yönlü bir boyutta, bir kahramanlık idealiyle özdeşleştirildi. Halbuki zeybekler de zeybek müzikleri de içinde kahramanlığı da zalimliği de baş kaldırmayı da boyun eğme hikayelerini de barındırıyor. 

Zeybeklerin ve müziklerinin bu çok yönlülüğünü bir hayal kırıklığıyla karşılamamak gerekir kanımca, aksine özgürleştirici ve ifade olanaklarını zenginleştirici bir fırsat olarak görmek lazım. Melih'in zeybeği bu çok boyutluluğu güzel yakalayabilmiş bence."

Ahmet Büke de ayaklarını memleket topraklarına basmayı önceliyor yine. "Rahmetli babam, ayağını kendi toprağına basmazsan gökyüzüne zıplayamazsın derdi. Deli İbram oynadıysa zeybek oynamıştır zaten." diyor ve ekliyor "Zeybeklik bizde aşk ve nefret gibi ikiz duyguları çeker. Ruhi Su’nun Zeybek ile Yörük atışmasını hatırlayalım bu bağlamda. En yoksul, çaresiz köylü çocuklarından en gözü karaları dağa çıkar, eşkıya olur. Ama çoğu da onları bu hayata mahkûm eden beyleri ortadan kaldırmak yerine yeni bey olmayı düşler. Dolayısıyla inişli çıkışlı ve insanın hem göğsünü kabartan kimi zaman da yüzünü kızartan bir iştir. Bunları bilerek dinledim Melih’in ezgilerini."

Deli İbram ezgisinin kapak görseli. Tasarım: Aybüke Demir Yeşilbağ

'Mücadeleye yakın duran hayata da yaklaşıyor'

Deli İbram söz konusu olunca hem günüz delilerini hem de günümüz madrabazlarını anımsıyoruz söyleşide sona gelirken. 

Ozan Çoban tüm meseleyi "Mevzu biraz da halkın kendisi olana sahip çıkması. Meselemiz bu. Kıyısı yağmalanan, zeytinliği sökülen, işinden haksız hukuksuz çıkarılmış, üç kuruşa hayatta kalmaya çalışan her kim varsa, direndiğinde sanat da katılıyor onun mücadelesine. Ahmet Hoca sıklıkla hikayemizin ipine sarılacağız diyor söyleşilerinde. Bizim hikayemiz de bu işte. Grevin direnişin olduğu yerler bizim hikayemiz, gerçekliğimiz. Kendi kurtuluşunu halkın kurtuluşunda gören anlayışın izinde, yolumuzu açanlara saygıyla, yolun ardından gelenlere el vermeye çalışarak yürüyoruz." diye giriyor söze

Liberal ezberlerin sanatçıya, eğer arkasında bir ekonomik güç yoksa bir hiç olduğunu söylediğini hatırlatan Ozan Çoban, "Oysa yüzlerce örneği var; sanatın gücü sömürü ilişkilerini derinlemesine teşhir etmesinde, sınıfsal bir perspektifle hayatı okumasında ve o düzenin karşısına dikilmesinde. Bunu ne kadar derinlemesine yapmayı başarıyorsa o denli de toplumsallaşıyor, güçleniyor. Burada yalnızca direniş şarkısı yapmaktan bahsetmiyorum, bir aşk şarkısı için de mesele böyle bence. Mücadeleye yakın duran hayata da yaklaşıyor" diyor. 

Melih de benzer bir yerde tutuyor meseleyi.

"Bana kalırsa, Ahmet Hoca, Eczacı Süleyman’la o döneme çok iyi oturan bir karakter yaratmış. Taşra kasabalarında Demokrat Parti ileri gelenleri muhtemelen tam da böyle tiplerdi. Kibirli, muhteris, gaddar. DP daha iktidara gelmeden kokuyu alıyor, hemen 'nurlu ufuklar' söylemini benimsiyor. Komutan, hakim, imam avucunun içinde olduğu sürece ahaliyi de ilelebet davar gibi güdebileceğini sanıyor. Ama işte hiç hesapta yokken Deli İbram çıkıyor karşısına. Bugünün madrabazları da bilsin ki Deli İbramlar bitmez,  'dirilirler, dirilirler, gelirler." diye tamamlıyor sözlerini. 

Ahmet Büke söyleşimiz biterken bugünün Deli İbram'larını selamlıyor. 

"Deli İbramları ve Arap Alileri bugün görmesem bu hikâyeleri yazmam ki. Nostalji duygusuyla değil raylara kulağımı dayayıp uzaktan gelen seslerle yazıyorum."

Deli İbram zeybeği de benzer bir uğraşın sonucu. Gideni ve gelmekte olanı fısıldıyor dinleyicilerin kulağına. 

Spotify Bağlantısı: https://open.spotify.com/intl-tr/track/4IkXWnW6SkD5uTvWS5uULe

Ahmet Büke'yle yeni romanı Kırmızı Buğday üzerine...

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.