Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Sahaflar Çarşısı | Marksist bir Kürt şairin sesinden: 'Boyun eğen esirdir, biz yücelere çıkalım'

Sahaflar Çarşısı'nın bu haftaki buluşmasında Yusuf Şaylan'la birlikte Marksist Kürt şair Cegerxwîn'i, hayatını ve eserlerini konuşuyoruz.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 20.10.2024 , 14:13 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10

Sahaflar Çarşısı'nın bu haftaki buluşmasında Marksist Kürt şair Cegerxwîn'i konuşmak için buluştuk Yusuf Şaylan'la. Elinde Mehmed Uzun'un Kürt Edebiyatına Giriş kitabıyla beraber Cegerxwîn'in "Lenin Şafağı" kitapları var. Notlarını çıkarıp masaya koyarken, "İlk kez nerede, ne zaman duydun Cegerxwîn'i?" diye soruyorum. 

Gözlerini hafif kısıp bir yandan da yılları hesaplayarak cevaplıyor: 

"1970'i yılların sonuydu sanırım. Yine bir kitap fuarı ya da kitap satışı için gitmiştim Diyarbakır'a. Sanırım o yıllarda insanların okumaya olan düşkünlüğü daha fazlaydı. Öğretmen odalarında ya da sokak aralarında koli koli kitaplar sattığımızı hatırlıyorum. 

Yine böyle bir günün akşamında Diyarbakır'daki dostlarla buluştuk. Güzel bir sofra kuruldu. Yemekler yeniyor, kadehler tokuşturuluyordu. Arkada da bir bant kaydından Şivan Perwer'in sesi duyuluyordu. Kürtçe bilmediğim için oradaki dostlara sormuştum ne anlatıyor diye. İçinde devrim, Lenin, Stalin gibi ifadeleri duydukça da merakım daha çok arttı. 'Şivan'ın mı bu sözler yoksa bir başka birine mi ait' diye sorunca da ilk o zaman duydum Cegerxwîn adını. Sanırım o günden beri de hep aklımda, yüreğimde tuttum bu ismi."

Notlarını sıraya koyup, "Haydi başlayalım, bekletmeyelim şairi" diyor gülümseyerek...

Başlıyoruz.

Şairin dizesinin yazıldığı bir sokak yazılaması: "Eğer bir(lik) olmazsanız, bir bir gidersiniz"

Yüreği yaralı bir şair

1903 yılında Mardin'in Gercüş ilçesinde dünyaya gelir Cegerxwîn. Asıl adı Şehmus. Klasik bir medrese eğitimi alan ve İslami kültürle yetişen şaire Seyit ve Hoca manasına gelen "Seyda" da denilir bu nedenle. "Seyda", Cegerxwîn için bir yanıyla "öğreten" manasında kullanılır. Hayatının ilk dönemlerinde imamlara öğretir bildiklerini, sonrasında da işçi sınıfına. İmamlara isyan eden tavukların hikayesini anlatır ilk önce ve günde beş vakit namaz kıldırıp bir öğün olsun insanları doyuramayan inanışlara karşı çıkar.

Hayat hikayesi kısa bir Kürt tarihine denk düşer demek yanlış olmaz. 

1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra Suriye'ye göç eder. Suriye'deki Kürtler arasında tanınır, bilinir ve orada üretimler yapar. Kürt edebiyat ve fikir tarihinde silinmez bir izi olan Celadet Ali Bedirxan'ın çıkardığı ve Kürt tarihinin ilk Latin harfleri ile yazılan dergisi olan Hawar Dergisi'nin yazarları arasındadır. Burada mahlas olarak Cegerwîn adını kullanır. Bu ad şiirlerinde de geçer. "Yüreği yaralı bir şairim, halkım gibi" der. "Yüreği yaralı" manasına gelen Cegerxwîn adını kullanır. Adı yıllarca da böyle bilinir. 

Aslında "ceger" Türkçe'de "ciğer" manasına geliyor. Xwîn ise "kan" demek. Yüreği yaralı kelimesini "ciğeri kanlı" olarak tarif etmesinin nedeni kültürel bir ayrımdır. Kürtçede yürek aşkla ciğer ise dertle yaralanır. 

Suriye'de Şam ekolü diyebileceğimiz Kürtçe üretimlerin merkezinde yer alır Cegerxwîn. Eserleri Türkiye'ye Gani Bozarslan'ın çevirisi ile Türkçeleşir. Telaffuzu zor olduğu için Cigerhun diye çevrilir o yıllarda. Şimdiler de Kürtçedeki orijinal haliyle yazılıyor, Cegerxwîn diye. Okurlar adını söylerken dili dönsün dönmesin, şairin şiirlerinde tüm bir insanlığın ama en çok Kürt halkının değerlerini ve imgelerini görür. Bu yüzdendir, telaffuzu Kürtçe bilmeyenler için böylesine zor olan bir ismin bu kadar kalıcı olmasının sebebi.

Şair hemen hemen her şiirinde yüreğinin yaralı olmasını tekrar eder durur. İlerleme, aydınlanma, eşitlik ve özgürlük fikirleri tekrar eder ifadelerinde. Habur nehrine yazdığı şiir akla ilk gelenler arasındadır. 

"Ey Habur, Habur
Arzum gibi çok uzun ve çok derinsin.
Hep gürültülü ve çağıltılıdır çaban.
Aklına gelmez mi dinlenmek ve uyumak?
Hep inildersin, çığlıkla, haykırışla,
Ne ki duymaz kimse ne istediğini.
Amacın güçlenmek ve ilerlemektir.
Dar yatağını genişletmek istersin.
Dalgalarla atılırsın ileri, bağırışla ve feryatla.
Sen de benim gibi hasretsin özgürlüğe.
Toprağın bağrını yırttığın halde
Niçin yükselmediğini bilemem.
Bu denli güçlü olsan da,
Düşersin sevdasız denizin bağrına.
Senin gibi dertsiz ve yarasız olsaydım keşke.
Neşeli, beyinsiz ve yüreksiz yaşıyorsun.
Benim gibi olsaydın, Kürt olsaydın, görürdün
Gücünün derde ve yaralara dönüştüğünü."

Cegerxwîn'in Türkçeye ilk çevrilen şiirlerinden biri olan Lenin Şafağı. Çeviren Gani Bozarslan.

'Kürt şiirinin Nâzım Hikmet'i'

Cegerxwîn Kürt edebiyatında ölçü kalıplarını reddederek şiir yazan ilk şairlerden biridir. Kendisine çağdaş olan Irak Kürtlerinden Piremerd ve onun öncülüğünde gelişen edebiyattaki Gelawej hareketi de benzer bir arayış içindedir. 

Söz Kürt edebiyat tarihine gelince Yusuf Şaylan, Mehmed Uzun'un Kürt Edebiyat Tarihine Giriş kitabını alıyor eline. Gözlüğünü burnunun kemerine sıkıca oturtup notlarını inceliyor. 

"Mehmed Uzun, Kürt edebiyat tarihinde Ahmedê Xani'den ve onun unutulmaz eseri, bir aşk hikayesi Mem û Zîn'den bahsederken, kendi çağdaşları ve edebi açıdan bıraktığı etkiyi inceliyor. Akla ilk gelen isimlerden biri Shakespeare oluyor haliyle. Yani Uzun, Ahmedê Xanî, Kürtlerin Shakespeare'idir diyor.  Bu kitabı okurlara ısrarla tavsiye ediyorum. Kürt edebiyatının gelişim süreçlerini ve sancılarını anlamak için kıymetli, sade ve güzel bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Zaten kısa bir kitap, hızlıca okuyabilirler. 

Ben de Mehmed Uzun'dan aldığım bu cesaretle Cegerxwîn'i Kürtlerin Nâzım Hikmet'i olarak ifade edebilirim sanırım. Onun işçilere ve köylülere yazdığı şiirler insanlığın hafızasında unutulmaz bir yer tutuyor hala. 'Kimiz Biz' şiirinde mesela şiire 'Kimiz biz? Çiftçi ile işçi, köylü ile reçber ve tümüyle proleter' diye başlıyor."

Şaylan, sayfaları karıştırırken bulduğu bir dizeyi heyecanla gösteriyor. "Baksana ne diyor. 'Pamuk bizim ama biz çıplağız. Bizler sağ ve yiğitken, düşmanın bağımızdan yemesi ayıp değil mi?' 

Cümleleri okuduktan sonra yüzünde candan bir gülümseme beliriyor Yusuf Şaylan'ın. "İşte bu" diyor. Bunu söylerken sesinde inat beliriyor. 

Cegerxwîn'in Nâzım ile çağdaş olması, benzer şiir akımlarını takip etmeleri ve bulundukları ülkelerin Komünist Partileri ile birlikte yürümeleri dışında aynı imgelerle yazdıkları şiirler de benzerlik taşır. Lenin, Stalin, devrim ve sosyalizm dışında Amerikalı siyahi sanatçı Robson'a yazılan şiirlerle, birbirlerinden habersiz ve iletişimsiz oldukları halde farklı mevziden aynı hedefe bakan iki şairi gösteriyor okurlara.

Yusuf Şaylan

'Boyun eğen esirdir, biz yücelere çıkalım'

Kitapları “divan” olarak adlandırılan Cigerxwîn'in 8 divanı vardır. İlk divanı 1945 yılında basılmıştır ve Prisk u peti adını taşır. Bunu takip eden eserlerinden Sewra Azadi (Özgürlük Devrimi, 1954) ve Kime Ez (Kimim Ben, 1973) Irak ve Suriye’de basılmıştır. Ronak (1980), Zend-Avısta (1981), Şefaq (Şafak, 1982), Hevi (Umut, 1983), Aşıti (Barış, 1985) adlı kitapları ise İsveç’te basılmıştır. 

22 Ekim 1984'te İsveç'in Stockholm kentinde hayata veda eden şairin mezarı bugün Suriye'nin Kamışlı kentindedir. Eserleri birçok sanat dalında yeniden üretilen şairin şiirleri hem Kürt halkının geleneksel ve klasik edebiyatından beslenir hem de Kürt kültüründe artık klasikleşen bir yer edinir. 

"Cegerwîn Türkiye'deki devrimciler için Kürt kültürüne açılan bir köprü görevi görüyordu. İlk kez 1976 yılında Türkçe okuma şansı buldu insanlar onu. Sonra yasaklar azaldı, verilen mücadeleler sayesinde daha çok çevrildi kitapları. Daha çok tanıdı insanlar, daha çok sevdi onu. Şiirlerini okuyanlar fark edecektir. Bugünün Kürt siyasetçilerinin çok daha ilerisinde ve çok daha birikimli bir yerde duruyor Cegerxwîn, yıllar öncesinden seslenmesine rağmen. 

Onun şiirlerindeki duyguyu hissedip de insanın kendisini Kürt dağlarının tepesinde bir bir kuş gibi hissetmemesi mümkün mü? Bilir misin? Ben şairin şiirlerinden söylenen bir türküyü ne zaman dinlesem kendimi Hakkari'de bir dağın tepesinden aşağıya yuvarlanan taş parçası gibi hissediyorum. Hissediyorum bunu sahiden"... Yusuf Şaylan bunları anlatırken sesinde hafif bir titreme beliriyor ve yutkunuyor. "Keşke her dili bilsek ve her kültürün önemini kavrasak. Her okuduğumda yeniden heyecanlanıyorum. Siz kendi dilinizde anladığınız için çok şanlısınız Cegerxwîn'i" diye ekliyor. 

Sanatçı Sakina Teyna'nın sesinden Ey Xabur şarkısının bestelenmiş hali. Beste Nizamettin Ariç, Piyano: Nazê Isxan :

Gözlüğünü çıkarmadan önce bir şiir daha seçiyor Cegerxwîn'den: 

"Sevgili dost, ağlama, aslan yatağıdır dağlar.
Yiğitlerin kelleleriyle örülür kurtuluşun duvarları.
Zorla, savaşla, güçle elde edilir yüceliş.
Boyun eğen esirdir, haydi, yücelere çıkalım.
Özgürlüğün sarayı çok yüksekte, yücelerdedir."

Gözlüğünü çıkarırken Yusuf Şaylan, "Her halkın böylesine şanslı olduğu isimler var. Cegerxwîn de öyle isimlerden biri sanırım" diyor. Çayından son yudumunu alırken "Haydi haftaya görüşürüz" diyerek gülümsüyor. 

Haftaya bir başka yazarı ve eserlerini konuşmak üzere vedalaşıyoruz. 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.