Breadcrumb
Sağlık emekçileri iş bırakma eylemine giderken: Şiddet, mobbing, yoksullaşma...
Sancak Yıldız
Yayın Tarihi: 05.02.2022 , 14:50 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Sağlık emekçileri, içinde bulunduğumuz Şubat ayında yoğun bir mücadele sürecine giriyor. Birçok sendikanın ve meslek örgütünün iş bırakma kararları peş peşe geldi.
Türk Tabipler Birliği, özlük haklarda iyileştirme başta olmak üzere birden fazla taleple 26 Ocak-4 Şubat arasında ‘Beyaz Nöbet’ eylemlerine başlamıştı. Önümüzdeki günlerde ise bu nöbet eylemlerini iş bırakma eylemleri izleyecek.
Sağlık emekçileri, 8 Şubat’ta iş bırakma eylemlerinin ilkini gerçekleştirecek. Ardından Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası’nın 17-18 Şubat günlerinde iki günlük iş bırakma eylemleri olacak.
Talepler, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, mesai saatleri, mobbing ve sağlıkta şiddete karşı gerekli önlemlerin ivedilikle alınması etrafında yoğunlaşıyor. Taleplerin karşılanmaması durumunda çalışanlar, 14-15-16 Mart‘ta bu sefer üç günlük iş bırakma eylemine başlayacaklar.
Halen büyük bir plansızlık ve belirsizlik ile devam eden pandemi sürecinin yıkıcı etkilerini günbegün yaşayan sağlık emekçileri, son dönemde artan hayat pahalılığı ve alım gücündeki kaybın inanılmaz boyutlara gelmesiyle birlikte eylemlerini yoğunlaştırıyor.
Geçtiğimiz iki yılda sağlık emekçilerinin çalışma koşullarında pandemi koşullarına göre hiçbir düzenleme yapılmadı. Üstelik birçok alanda olduğu gibi bu alanda da pandemi fırsatçılığı ile sömürü hayli arttı. Çalışma saatlerinin uzamasının dışında mesleki tanımlar hiçe sayılarak çalışanlar her işe zorlandı. Ülkedeki hayat pahalılığı ve alım gücündeki kaybın geldiği nokta ise sağlık emekçilerini türlü şekillerde çözümlere zorluyor; artan istifalar, yurtdışına hekim göçü kamuoyunun en çok konuştuklarının başında geliyor.
Üstelik tabloya son zamanlarda yüksek oranlarda artan şiddet vakalarını da ekleyince durumun ciddiyeti kendini daha yakından hissettiriyor…
'Kamuoyuna yansıyanlar buz dağının görünen kısmı'
Sağlık iş kolunda yaşanan sorunlara ve tepkilerin hangi alanlarda yoğunlaştığına Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) MYK Üyesi - TİS/HUKUK Sekreteri Eylem Kaya Eroğlu’nun da görüş ve katkılarına başvurarak birlikte bakalım:
"18 Ocak günü Başakşehir Sakura Şehir Hastanesi’nde gebe bir sağlık emekçisi mesai sırasında ağır bir saldırıya uğramıştı. Ardından tedavi altına alındı, uzun süre gözetim altında tutuldu. İki gün sonra 20 Ocak günü de Kartal’da Aile Sağlığı Merkezi'nde hemşire Ömür Erez yine mesai saatlerinde silahlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybetti. Kamuoyuna yansıyanlar buz dağının görünen kısmı…
Ülkenin neredeyse tamamında her hafta şiddet ve baskı vakaları yaşanıyor, büyük kısmı ise basına yansımıyor. İstanbul Sözleşmesi başlığında olduğu gibi her konuda kadın cinayetlerinin önünü açan politikalar, durumu daha ciddi bir sorun haline getiriyor.
Bireysel silahlanmaki artışın son iki yılda yüzde 70 oranında artması gibi gelişmeler kadın sağlık emekçilerini de saldırganlar, baskılar ve tacizler noktasında daha da savunmasız bırakıyor."
'Devletin itibarı için sessiz kalmak gerekiyor!'
Konuyla ilgili ulaştığımız bir sağlık emekçisi çok yakın tarihte yaşadıkları bir olayı şöyle anlatıyor:
"FSM Eğitim ve Araştırm Hastanesi’nde mesaideyken acile kurşunlanma vakasıyla bir hasta geldi. Silahlı saldırıyı gerçekleştiren kişi olaydan soanra acil servise kadar girerek tekrar silahlı saldırıda bulundu. Hasta yakınını da yaraladı ve yaralanan kadın hızlıca yoğun bakıma kaldırıldı. Olay yeri inceleme yapmak için alan oluşturduğu esnada bizden hiçbir şey olmamış gibi çalışmaya devam etmemiz beklendi. Konu üzerine hastane yönetimi ve ona yakın davranan sendikanın (Sağlık-Sen) temsilcileri tarafından sıklıkla baskı yapıldı. Nedenini sorduğumuzda aynı cevabı alıyoruz: Hastanelerin ve devletin itibarı için sessiz kalmak gerekiyor!"
Anlatılanlar sağlık emekçilerinin günlük çalışma koşullarında maruz kaldıkları olayların kamuoyuna yansımaması için yapılan baskıların ne boyutta olduğunu gözler önüne seriyor.
'Şikayetçi olmak isteyen kadın sağlık emekçiler taciz ediliyor'
Ülkedeki sağlık kuruluşlarının neredeyse tamamına yayılmış sağlık emekçilerinin sorunlarını dile getirmesi, mücadele etme çabaları karşısında iktidar-hastane yönetimi-yetkili sendika üçgeninde baskı sarmalı oluşturulmuş durumda.
Küçük şehirlerde bahsi geçen üçgene destek veren kurumlar çoğalıyor. Sağlık emekçilerinin resmi makamlara ‘BEYAZ KOD’ ile bildirimde bulunması durumunda kadın çalışanlar valiler, kaymakamlar, emniyet müdürleri ve hatta jandarma bölge komutanları tarafından açıktan veya örtülü biçimlerde taciz ediliyorlar.
Artan şiddet ve taciz vakalarına dair yapılan bir araştırmanın sonuçları duruma dair çarpıcı veriler sunuyor:
"Araştırmaya katılan kadınların yüzde 81’i psikolojik, yüzde 37’si ekonomik, yüzde 43’ü fiziksel ve yüzde 26’sı cinsel şiddete maruz kaldığını belirtmiştir. Şiddetin dışında işkolunda çalışan kadın emekçilerin yüzde 80’i mobbinge ve yüzde 35’i ise dijital şiddete maruz bırakıldığını ifade etmiştir."
Sendikaların, meslek örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin bu konuda yoğun bir çabası olmasına karşın yaşanan olaylardan sonra, resmi kurumların oluşturduğu baskı sebebiyle sağlık emekçilerinin hissettiği güvensizlik hızlı oranda artmaya devam ediyor.
SES MYK Üyesi, TİS/HUKUK Sekreteri Eylem Kaya Eroğlu oluşan güvensizliğe dair şöyle bir örnek veriyor:
"Taşradaki hastanelerden birinde saldırıya uğrayan bir asistan hekim açık kamu hizmeti veren hastanede doğal olarak güvenlik kaygısı taşıdığı için bizimle iletişime geçti. Şikayetçi olacağını söylediğinde, yöneticiler, yetkili sendika temsilcileri ve yönetime yakın davranan uzman hekimler tarafından şikayetçi olmaması yönünde yoğun bir baskı, akabinde sözlü taciz gördüğünü aktardı. Hastane yönetiminde hiçbir olumlu beklentisi yok. Başka yerlerden gelen ölümler endişesini daha da artırmış olacak ki şöyle bir ifade kullandı: Belki de haftaya tekrar görüşeceğimiz zaman hayatta bile olmayabilirim!"
Bu endişenin altında yatan kapsamlı sebepler olduğunu aktaran Eroğlu, "Bütün bu şiddet olayları iktidarın bütünlüklü politikalarından bağımsız işlemiyor. Saldıranları cesaretlendiren bir yönetim var. Ülkedeki bütün iş kollarında özellikle kadın emekçilerin gördüğü şiddeti, uğradığı saldırıların, tacizin inanılmaz boyutlara geldiğini gözlemliyoruz. Yapılan araştırmaların sonuçları tereddütten fazlasını gerektiriyor" ifadelerini kullanıyor.
'Sağlık emekçilerini ölüme terk eden iktidardır'
Burada gerçekleşen cinayetler, iş kazaları ve çalışma yaşamı sorunlarından sonra sürecin nasıl işlediğine dair şunları ekliyor Eroğlu:
"Bütün işyerlerinde böylesine fazla iş cinayeti/kazası yaşanırken Çalışma Bakanlığı olayın muhatabı değil gibi davranıyor, müfettiş yollamaktan bile imtina ediyor. Bakanlıklar arasında adeta olayları gizleme adına görev dağılımı yapılmış gibi davranılıyor.
Olayların neredeyse hiçbirinde emekçiler adına söz söyleme ve hak arama iddiası olan meslek örgütleri, sendikalar kurullara alınmıyor. Bakanlıklar tarafından sürece dahil edilmemek için türlü engeller ile karşılaşıyoruz. Buradan çıkardığımız sonuçlar var."
İş kazası ya da cinayetinden sonra iş sağlığı ve güvenliği kurulları toplantısına katılım izni alamadıklarına dikkat çeken Eroğlu, “Süreç sadece iktidar temsilcileri, hastane yöneticileri ve yetkili sendika üçgeninde ilerletiliyor. İktidar, bakanlıkları aracılığıyla sağlık alanlarında yaşanan olayları, sorunları örtbas etmeye çalışıyor. Bir yanıyla sağlık emekçilerini ölüme terk eden de iktidardır” diyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
