Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Sağlık çalışanları neden bu kadar yorgun?

Genel Sağlık-İş Sendikası 2026 araştırması, sağlık emekçilerinin yaşadığı ağır tabloyu özetliyor. Geçim sıkıntısı, her gün artan şiddet ve performans baskısıyla tükenen çalışanlar için bu durum sistemsel bir kriz. Çözüm ise piyasacı değil kamucu sağlık modeli.

Mehmet Atilla Güler*

Yayın Tarihi: 22.05.2026 , 09:38


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.


Türkiye’de sendikalar, 1970’li yıllardan bu yana yalnızca toplu pazarlık süreçlerinin değil; emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin bilimsel veri üretiminin de önemli aktörleri olmuştur. Sendikal araştırmalar, sahadaki gerçekliği görünür kılma, politika yapıcıları somut bulgularla yüzleştirme ve kamuoyunda farkındalık oluşturma bakımından tarihsel bir işleve sahiptir.

Bu gelenek içinde Genel Sağlık-İş Sendikası, 2019 yılından bu yana düzenli aralıklarla gerçekleştirdiği alan araştırmalarıyla sağlık emekçilerinin gelir durumu, çalışma koşulları, iş sağlığı ve güvenliği riskleri, psikososyal yükleri ve gelecek beklentilerine ilişkin kapsamlı veriler üretmektedir. Bu çalışmalar, sağlık sisteminin yapısal sorunlarını nesnel veriler üzerinden analiz etme çabasının bir parçasıdır. 2026 yılında yürütülen Sağlık Çalışanlarının İş Sağlığı, Güvenliği ve Çalışma Koşulları Araştırması da bu sürekliliğin bir parçası olarak, kamucu sağlık talebinin toplumsal ve bilimsel zeminini güçlendirmektedir. Bulgular, kamucu sağlık talebinin, soyut bir ideolojik tercih değil; sahadaki somut gerçekliğin zorunlu sonucu olduğunu ortaya koymaktadır.

Sağlık çalışanları güvenceli mi?

Kamu sağlık çalışanları genellikle güvenceli bir kesim olarak görülür. Ancak araştırma bulguları bu algının önemli ölçüde aşındığını göstermektedir. Katılımcıların büyük çoğunluğu orta gelir bandında yer almakta; ancak ezici bir çoğunluk ay sonunu getirmekte zorlandığını, gıda harcamalarını karşılamakta güçlük çektiğini ve borçlanmanın kalıcı bir geçim stratejisine dönüştüğünü ifade etmektedir.

Yaklaşık dörtte üçlük bir kesimin kredi kartına daha fazla yüklenmek zorunda kaldığını belirtmesi, düzenli gelire rağmen reel gelir erimesinin derinleştiğini göstermektedir. Sağlık çalışanı, temel ihtiyaçlarını kredi kartıyla finanse eden bir konuma sürüklenmişse burada bireysel bütçe sorunu değil, yapısal ücret ve gelir politikası sorunu vardır.

Sağlık hizmeti verilen kurum ve kuruluşlar güvenli mi?

Araştırma, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin çalışanlar tarafından yeterli bulunmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır. İSG önlemlerinin kâğıt üzerinde var olduğu, ancak sahada koruyucu ve güven verici bir sistem olmadığı anlaşılmaktadır. Risklerin kayıt altına alınmadığı, ramak kala olaylarının ciddiyetle ele alınmadığı, periyodik sağlık muayenelerinin usulen yapılıyor olduğu ve karar alma süreçlerine sağlık emekçilerinin dahil edilmediği ortadadır. Kesici-delici alet yaralanması riski, biyolojik maruziyet, enfeksiyon riski ve kimyasal maruziyet gibi başlıklar günlük çalışma pratiğinin olağan parçası haline gelmiştir.

Bu tablo neyi göstermektedir? Risk, istisnai bir durum değil; yapısal bir süreklilik kazanmıştır. Kamucu sağlık neden gereklidir? Piyasa mantığı maliyet azaltmayı öncelediğinde, iş güvenliği yatırımları ertelenebilir kalemlere dönüşür. Oysa kamucu yaklaşımda çalışan sağlığı maliyet değil, önceliktir.

Sağlık çalışanları neden bu kadar yorgun?

Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri, psikososyal risklerin tüm diğer risk alanlarının önüne geçmiş olmasıdır. Tükenmişlik, stres ve yoğun tempo; katılımcılar tarafından en acil İSG sorunu olarak tanımlanmıştır. Personel yetersizliği, aşırı iş yükü ve uzun çalışma süreleri bu tabloyu besleyen temel unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Nöbet sonrası yeterince dinlenememe, izin haklarının fiilen kullanılamaması ve iş-yaşam dengesinin bozulmuş olması, sağlık çalışanlarının yalnızca bedensel değil ruhsal olarak da yıprandığını göstermektedir.

Bu noktada kritik soru şudur: Tükenmişlik bireysel dayanıklılık sorunu mudur, yoksa sistemsel bir yaklaşım sorunu mu? Bulgular açık biçimde ikinci seçeneği işaret etmektedir. Kamucu sağlık neden gereklidir? Kamusal planlama, personel sayısını hizmet ihtiyacına göre düzenlemeyi; iş yükünü dengelemeyi ve çalışma sürelerini insan onuruna yaraşır düzeyde tutmayı esas alır ancak piyasa mantığı ise hız ve performansı önceleyerek tükenmişliği yapısallaştırır.

Şiddet neden sürekli bir risk haline geldi?

Araştırma, sözel şiddetin sistematik hale geldiğini; fiziksel şiddet karşısında ise güven duygusunu zayıflattığını göstermektedir. Beyaz Kod uygulamalarının ve güvenlik önlemlerinin çalışanlar tarafından yeterince caydırıcı bulunmaması, cezasızlık algısını güçlendirmektedir. Şiddet sonrası kurumsal destek mekanizmalarının yetersizliği ise çalışanı olay sonrası da yalnız bırakmaktadır. Şiddetin normalleşmesi, sağlık hizmetinin kamusal saygınlığının ve çalışan değerinin aşınması anlamına gelir.

Sağlıkta şiddetin nedeni, plansızlık, yönetememe ve sağlık hizmetlerinin piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesinden dolayı kışkırtılmış sağlık hizmeti talebidir. Hastaneleri ticarethane, sağlık emekçilerini köle, hastaları ise müşteri olarak gören zihniyettir. Kamucu sağlık neden gereklidir? Kamusal sağlık sistemi; eşit, nitelikli, ulaşılabilir, parasız sağlık hizmetini savunur. Bu koşulların sağlanmasıyla birlikte şiddetin zemini ortadan kalkmış olacaktır. Bu perspektif olmadan şiddetle mücadele yalnızca teknik güvenlik önlemlerine indirgenir.

Dijitalleşme ve performans rejimi sorunu çözdü mü?

Katılımcıların büyük bölümü dijital sistemlerin iş yükünü azaltmadığını; aksine bürokratik yükü artırdığını belirtmektedir. Performans puanı ve benzeri ölçütlere dayalı baskının yüksek düzeyde hissedilmesi, sağlık hizmetinin nitelikten çok nicelik üzerinden ölçüldüğü algısını güçlendirmektedir. Performans rejimi sürekli denetim, hız baskısı ve stres üretmektedir. Sağlık hizmeti bir puanlama faaliyetine indirgenirse, hasta bakımının insani boyutu geri plana itilir. Kamucu sağlık neden gereklidir? Kamucu modelde performansın yerini planlama, niceliğin yerini nitelik ve rekabetin yerini eşitlik alır.

Sağlık çalışanları geleceğe güvenle bakabiliyor mu?

Araştırma, mesleki gelecek kaygısının yüksek olduğunu; emeklilik dönemine dair güven duygusunun son derece zayıf kaldığını göstermektedir. Bu koşullarda uzun süre çalışabileceğimi düşünüyorum ifadesine düşük katılım, sistemin sürdürülebilirliğine dair alarm verici bir işarettir. Sağlık çalışanı mesleğini uzun vadeli sürdürülebilir görmüyorsa, bu yalnızca bireysel bir tercih meselesi değildir. Bu durum, sistemin emek rejiminin sürdürülemezliğine işaret eder. Kamucu sağlık neden gereklidir? Sosyal devlet, yalnızca bugün hizmet üretimini değil; yarın o hizmeti sürdürecek emek gücünün korunmasını da planlamak zorundadır.

Sonuç: Neden kamucu sağlık?

Bu tablo, münferit sorunlar toplamı değildir. Bu tablo, sağlık hizmetinin piyasa mantığıyla yönetilmesinin yapısal sonucudur. Kamucu sağlık; sağlık hakkını evrensel bir hak olarak, sağlık çalışanını kamusal hizmetin asli öznesi olarak devleti ise bu hakkın garantörü olarak konumlandırır.

Kamucu sağlık talebi, yalnızca ücret artışı ya da idari düzenleme talebi değildir. Bu talep; sağlık hizmetinin planlanmasından finansmanına, çalışma koşullarından mesleki güvenceye kadar bütüncül bir dönüşüm çağrısıdır. Araştırma bulguları bize şunu söylemektedir: Sağlık çalışanlarının korunmadığı bir sistem, sağlığı da koruyamaz. Bu nedenle kamucu sağlık, bir ideolojik tercih değil; bilimsel verinin ve sahadaki deneyimin zorunlu sonucudur.


Bu yazı Genel Sağlık-İş tarafından yayınlanan Kamucu Sağlık dergisinin ilk sayısından alınmıştır. 
*Doç. Dr. Mehmet Atilla Güler, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.