Breadcrumb
Ruhu Olan Yollar
Yayın Tarihi: 01.10.2025 , 17:56 Güncelleme Tarihi: 08.10.2025 , 18:02
Kitaplar, yollar, insanlar…
Hepsi de ilham verir bize. Ölümlülüğe önce tahammül etmek, ardında da varoluşumuzu anlamlı kılarak bu hayattan boşuna geçmemek için hikâyelere ihtiyaç duyarız. Böylece hem hikâyeleri mayalayan hem de bizi birbirimize bağlayan her şeye sarılırız. Ruhu Olan Yollar da böyle bir kitap. İlk sayfalarından itibaren beni bir çağrışımlar denizine çekip aldı.
Soma Katliamını takip eden zaman dilimiyle başlıyor. O günlerde fotoğrafçı arkadaşım Birol Üzmez ile bölgeye hareket etmiştik. Üzmez, Zonguldak’ta yetişmiş ve maden ocaklarında ilk karelerini çekerek fotoğrafçılıkta pişmiş bir usta idi. Büyük Madenci Yürüyüşünün ve kimi maden facialarının unutulmaz anları hep ona aitti. Yola çıkmadan beni uyardı. “Orada aileleri, madencilerin arkadaşlarını nasıl yıkık bir halde bulacağını tahmin edemezsin. Kendini hazırlasan iyi olur” dedi. Soma’ya vardığımızda her yerden yükselen ve hiç bitmeyen, durmadan bir yenisi başlayan sela seslerini hatırlıyorum. Şehrin her köşesinden okunuyordu. Mahşer dedikleri şimdi burada kopuyor galiba diye düşünmüştüm. Bir parka oturduk. Ne kuş ne kedi, köpek ne çocuk ne gülen bir insan ne dal çıtırtısı ne de hayatın doğal ritminden gelen iniltiler. Yalnızca ölümleri biz ölümlülere bildiren sedalar. O gün çoktan rahmetli olmuş komşumuz Ahıskalı Hafız Amcayı da hatırlamıştım. Yüz yaşına yakındı benim çocukluğumda ve durmadan kendi çocukluğunu anlatırdı. Seferberlik yıllarında din görevlisi olan yaşlı babasına yardım ederken kıtlık, kıran ve savaş nedeniyle bir ara o kadar çok sela okumak ve cenaze yıkamak zorunda kalmış ki, sonunda dayanamayıp ormana kaçmış. Bir ağaca çıkıp gövdesine sarılmış. “Allah’a beni bir kuş donuna sokup buradan uçurması için çok yalvardım. Ama sonunda babam gelip beni buldu. Yine döndüm aynı vazifeye” diye anlatırdı. O an oradan uçup gitmek isteyen o kadar çok insan vardı ki ama vazife herkesi bağlıyordu. Demek ki Başaran ile aynı yerlerdeymişiz. Belki bir köşede ya da cenazede insanları düştükleri yerden kaldırmaya çalışırken yan yana gelmişizdir, kim bilir.
Ruhu Olan Yollar o günlerle başlayıp bölgeden hiç ayrılmayarak dayanışma pratiğini bir mücadele geleneğine dönüştürmek için didinenlerin ve bu çaba içinde adeta yeniden doğarak var olan iki işçi önderi Tahir Çetin ve Ali Faik İnter’in bir rüzgâr gibi geçip giden hikâyesini anlatıyor. Soma deyip geçemeyiz. Soma bir amele denizidir. Batı Anadolu havzasının bereketli topraklarında eken, biçen, hayvancılık yapan, bilhassa da tütün tarımı ile karnını doyuran insanların hayatı daha çok Özal dönemiyle başlayan neoliberal vahşi piyasacı dönemde paramparça olmaya başladı. Adım adım tasfiye edilerek ithalatçı-halci-komisyoncu-tarım şirketi zincirine bırakılan tarım sektörü dağılan aileler ve genç demografisi ile Ege kırsalından çözüldü. Elbette tesadüfi değildi bu gelişme. Akacak genç emek selinin birikeceği iş havzaları da ortaya çıkıyordu hızla. Böylece Manisa Organize Sanayi Bölgesi ve Soma maden havzası güvencesiz, ürkek ve çaresiz, bir ayağı hâlâ toprakta olan emekçilerin biriktiği işçi depolama alanları olarak belirmeye başladı. Düze inenler iyice yoksullaşmış, yaşamlarını sürdürmek için her işe ve her koşula evet diyecek hale gelmişlerdi. Bu noktadan sonra kâr hadleri artmaya, yatırımlar büyümeye, istihsal ve ihracat ve kapasite rakamları artmaya, yeni seçimler kazanılmaya, yeni yeni nurlu ufuklar belirmeye başladı. Tabii ki geride büyük insani, toplumsal ve çevresel yıkım bırakarak. Soma Katliamı bu sürecin sonuçlarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve kader değildi elbette.
Ruhu Olan Yollar’ın kahramanları bu kaderin bozularak tekrar yaşanmaması için mücadele edenlerden oluşuyor. Güvencesizliğin ve iş emniyetinin olmadığı yere sendikayı getirmek, sarı sendikanın olduğu işletmeye bağımsız sendikayı sokmak, kıdem tazminatı verilmeden kapı önüne konulanlarının haklarını aramak, sendikal bürokrasinin çürümesine işçi meclisleri ve işyeri komiteleri ile karşı koymak için karınca misali sırtında su taşıyan, düştüğü yerden ısrarla kalkan, arkadaşlık ve yoldaşlık hukuku içinde yeniden doğan Tahir Çetin ve Ali Faik İnter’i anlatmış uzun uzun Başaran. Onları okurken mahalleden, sokağımızdan, okuldaki aynı sıralardan arkadaşlarımı, komşularımı, benim insanlarımı gördüm sürekli. Karşılaşsaydık “abi” diye sesleneceğim kazma ustası Tahir Çetin’in, “Nassın bizim oğlan” diye takılacağım Ali Faik’in bu maden cehenneminde o gün hep beraber kaldırdığımızın cenazelerin ardından geçen zaman içinde birer işçi önderine dönüşmesinin anlatısını var Ruhu Olan Yollar’da.
Kitabın adının da bir manası var elbette. Ama bunu yazıda anlatmayacağım. İsterim ki herkes okusun ve kitabın adıyla, onların ruhunun yaşadıkları topraklarla nasıl örtüştüğünü anlasın.
Tahir Çetin’i ve Ali Faik İnter’i kazanımla sonuçlanan bir sendikal mücadeleden dönerken trafik kazasında kaybettik. Günler süren, ağır baskı altında, kimi zaman kollukla ve hukukla boğuşarak geçen bir yorgunluğun sonunda memleketlerine, evlerine, ocaklarına, topraklarına dönmek için yola çıkmışlardı. Varamadılar. Geriye kısa hayatlarından süzülen bir büyük anlatı bıraktılar. Her çiçek vaktinde açar, diye bir söz vardır. Tahir Çetin ve Ali Faik İnter kendi vakitlerinde açtılar ama hiç solmadılar, hiç geçmediler. Çünkü bizim büyük maceramızın ve uzun hikâyemizin en güzel parçaları oldular.
Ruhu Olan Yollar, Başaran Aksu, Doruk, Temmuz 2025
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.