Sayfa yolu
Reyhanlı Katliamı’nda unutulan gerçekler: 53 yurttaşımız göz göre göre nasıl ölüme gönderilmişti?
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Yayın Tarihi: 01.10.2026 , 13:34 Güncelleme Tarihi: 01.10.2026 , 23:35
AKP iktidarının Suriye’ye yönelik emperyalist ve cihatçı saldırıya başından bu yana açık destek verdiği biliniyor. Bu desteğin bir parçası olarak ülkemizin sınırlarının delik deşik edildiği, dünyanın her yanından cihatçıların ülke sınırlarından canları istediği gibi geçtiği de…
Daha saldırıların ilk yıllarında emperyalistler ve cihatçı çetelerin "operasyonları" Türkiye’yi de peşinden sürüklemeye başlarken, zaman zaman bu sürüklenme hali büyük patlamalar vesilesiyle yeni bir faza taşınmaya çalışıldı.
Reyhanlı bunun en kanlı sayfalarından biriydi.
11 Mayıs 2013 tarihinde, tam 53 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği bu bombalı saldırıyı, daha sonra onlarca benzer ağırlıkta başka saldırı takip edecek, ülkemiz kan gölüne dönüşecekti.
Yani Reyhanlı, Türkiye'nin emperyalist projeler peşinde sürüklenerek içine yuvarlandığı kan gölünün başlangıç adımıydı.
Bu nedenle, Reyhanlı gündeminde atılan her yeni adım, ortaya çıkan her yeni büyük önem taşıyor.
Ancak çok büyük soru işaretleriyle birlikte.
Bugün MİT, Reyhanlı saldırısının faillerinden olduğunu belirttiği Ömer el-Hatip'i yakaladığını duyurdu.
Peki, neyle suçlanıyordu El-Hatip?
Bombaları almak, Türkiye’ye taşımak, saldırının yerini belirlemek, uzaktan kumanda düzeneğini kurmak…
Yani saldırının en kritik isimlerinden birinden söz ediyoruz.
Burada bir sorun yok ama sayfaları geriye çevirdikçe sorunlar ve sorumluların sayısı artıyor, hem de radikal biçimde.
Hatırlayalım...
soL Haber holding medyası ve yandaş medyada karşılaşamayacağınız gerçeklerin peşinden koşmaya devam ediyor. soL'un bu haberlerine güç vermek, destek olmak isteyen tüm okurlara çağrımız, abone olmaları.
Herkes her şeyi biliyordu
Tarih 8 Mayıs 2013.
Kayıtlara nasıl geçtiği hâlâ bilinmiyor ancak davayı takip eden avukatların yüksek olasılıkla “MİT elemanı” dediği isim, önemli bir ihbarda bulunuyordu.
Bu öyle bir ihbardı ki katliamın tüm failleri isim isim yer alıyordu.
Yusuf Nazik, Temir Dükkancı ve Nasır Eskiocak’ın adının geçtiği bir ihbardan söz ediyoruz.
Bombaların hangi sınır kapısından hangi tip araçlarla ülkeye sokulacağı, nasıl bir saldırı hazırlığında olunduğu detaylı şekilde paylaşılıyordu.
Yani saldırıdan üç gün önce bombalı araçların ülkeye nasıl ve kimler tarafından sokulacağı emniyete bildirilmişti!
“Her şeyin normal” olduğu bir ülkede, sınır kontrolleri artırılır, söz konusu araç tipleri çok özel bir incelemeye alınır, isim isim bilinen saldırganlar da takip altına alınırdı değil mi?
Bizde neler yaşandığını hatırlatalım:
- Söz konusu ihbar, İçişleri Bakanlığı dahil olmak tüm ilgililere iletildi.
- MİT, ihbardan iki gün sonra, saldırıdan bir gün önce bir bilgi notu hazırladı.
- İş öyle bir noktaya geldi ki, ihbarda adı geçen isimler hakkında teknik ve fiziki takip kararı çıkarıldı.
- Saldırının gerçekleştireceği araçlar plakalarına kadar tespit edildi.
Sonuç, herkes her şeyi bilirken 53 yurttaşımız hayattan koparıldı.
Göz göre göre gelen saldırı
Tam da ihbarda belirtildiği gibi bomba yüklü araçlarla geldiler ve 53 yurttaşımızı katlettiler.
Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın ABD ziyaretinden 5 gün önce gerçekleşen bu saldırıdan sonra iktidar, saldırının arkasında Suriye’nin olduğunu söyledi.
Sonra da bu saldırı dolayısıyla uçuşa yasak bölge talep etti.
"Reyhanlı olayları sıradan bir olay değildir. Saldırıda 53 sünni vatandaşımız şehit olmuştur" diyordu Erdoğan…
Sonra ne oldu?
Reyhanlı saldırısının ana isimlerinden biri olan Yusuf Nazik, 19 Temmuz 2014’teki açıklamasında “Topalca, Suriye’deki cihatçılara destek veren Suriye vatandaşı bir Türkmen. Bize bu tezgâhı kuran kişi, Heysem Topalca olabilir. Topalca’yla zaman zaman Reyhanlı’dan mal geçirmek için işbirliği yapıyorduk. Bu adam eskiden beri kaçakçılık yapar. Hem Reyhanlı bölgesinden hem de Yayladağı’ndan geçiş yapabiliyor. Biz Reyhanlı’ya yanaşamıyoruz bile. Oralar cihatçıların elinde. Bizi görseler keserler. Bu işte kesinlikle onun parmağı var” dedi.
Yani saldırıyı Suriye hükümeti değil cihatçılar planlamış, bir MİT elemanı ihbar etmiş, ihbarın gereği yerine getirilmemiş, 53 yurttaşımız yaşamını yitirmiş ve saldırıdan Suriye hükümeti sorumlu tutulmuştu.
Öykü bu...
Ancak yakalanan isimlerden bazıları daha sonra verdikleri ifadeleri değiştirdiler, cihatçıların değil, Suriye hükümetinin sorumlu olduğunu iddia ettiler.
Bugün yakalanıp getirilen isim de belki benzer bir ifadede bulunacak.
Hepsinin cihatçılarla olan tüm bağlantılarına rağmen.
Ancak Reyhanlı Katliamı'nda tablo bununla da sınırlı değil.
Bir de Cemaat bağı var bu saldırının.
Katliam soruşturmasını yürüten ilk isim, Cemaat operasyonları kapsamında tutuklanan Özcan Şişman’dı.
Dosyayıyı kamu görevlilerin ihmali yok diye kapatan isimdi.
Daha sonra MİT tırları sürecinin sonunda tutuklanan Şişman, Reyhanlı dosyasından da suçlanınca MİT tarafından yanlış yönlendirildiğini söylemiş, MİT de onu suçlamıştı.
Yani katliamın bir diğer “karanlık” noktası da iktidarın eski ortağı Fethullahçılardı.
Ancak tüm bu öyküye ve iddialara rağmen bir gerçek asla değişmeyecek.
Hangi hesaplarla olursa olsun, sonuç olarak devletin tüm yetkili kurumlarının seyirciliği ve büyük ihmaliyle gerçekleşen bir katliamdan söz ediyoruz.
Adım adım bilinen, her ayrıntısıyla hakim olunan bir katliam, bile bile, göz göre göre yaşanmış, 53 yurttaşımız katledilmişti.
Şimdi yapılan operasyonlarla bu katliamın arkasındaki gerçek sorumlular ortaya çıkarılmıyor, dosyanın zaten karmaşık olan öyküsünün üzerine bir örtü daha atılıyor. Hepsi bu.
soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.