Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Pratiğin sınavından kaçanlar

Russel Jacoby yazısını, “yaşlanmış bir Yeni Sol / Batı Marksizmi, Stalin 2.0'dan daha fazla umut vadediyor ve ondan yeğdir” diyerek bitiriyordu. O halde biz de şöyle nokta koyalım: Lenin ve Stalin'in sınıfsal perspektifinin, nihayetinde İsrail'in faşizmini desteklemeye varan teorik hattın yolunu döşeyen Batı marksizminden yeğ olduğu, Reichstag'a Sovyet bayrağı dikildiği gün kanıtlandı.

Cem Demirok

Yayın Tarihi: 04.05.2026 , 00:32

Geçtiğimiz günlerde Jacobin adlı internet sitesinde, Russell Jacoby imzasıyla Batı marksizmi savunusu yapan bir yazı yayınlandı. (Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.)

Metnin özünde Amerikalı akademisyen Gabriel Rockhill’in Frankfurt Okulu düşünürlerini ABD emperyalizminin hizmetinde olmakla suçlayan tezleri eleştiriliyor. (Bilmeyenler için: Rockhill’in mevzubahis kitabı Batı marksizminin CIA fonlamaları sayesinde antikomünist bir “sol” icat ettiğini kanıtlamaya adanmış bir metin.)

Ancak Jacoby’nin yazısında dikkat çeken ilginç bir nokta var. Metin boyunca birkaç kez son yıllarda marksizm-leninizmin yeniden canlanmaya başlandığı vurgulansa da bu argüman, Batılı sol geleneğin Sovyet marksizminden koparak iyi bir şey yaptığını ve daha özgürlükçü bir yol çizdiğini vurgulayarak tamamlanıyor. Kanıt olarak ise (üstü örtük de olsa) 38 mahkemeleri ve Gulag kampları gösteriliyor.

Esasen bunun, aşina olduğumuz bir “tartışma yürütme yöntemi” olduğunu söyleyebiliriz. Batı marksizmini savunan metinlerde bu yönteme sıklıkla rastlıyoruz. Önce bir toplumsal ihtiyaç saptanıyor: “Marksizm-leninizme duyulan ihtiyacın artışı”, ardından da tarihsel süreç içinde yaşanan gelişmelerin tümü, bütün bağlamlarından koparılarak elde edilen en uç örnekle bağdaştırılıyor: “Leninizm’e dönüş, (öcüleştirilmiş hatta yer yer Hitler’le aynı kefeye konmuş bir) Stalin’e dönüştür”.
Böylece saptanan ihtiyacın yöneldiği yer itibarsızlaştırılmış oluyor ve geriye de tüm “hatalarına” rağmen tek seçenek olarak Batı marksizminin teorileri kalıyor…

Çifte standartlı akıl yürütme

Görüldüğü üzere amacımız Rockhill'i veya onun kanıt toplama yöntemlerini savunmak değil. Ancak Russel Jacoby'nin, Rockhill'in anlattıklarını karikatürize edip tartışmayı eninde sonunda "Batı Marksizmi Stalin ve Mao’dan yeğdir" kolaycılığına hapsetmesine de itiraz etmek gerektiğini düşünüyoruz. 

İtirazlarımızın başında yer alan konu ise şu:

Bu türden tartışmalar sadece Batı marksizminin salt akademik sınırları içinde yürütülemez. Çünkü marksizm-leninizm, hiçbir zaman pratikten yalıtılmış salt teorik bir sonuç hedeflemez. Bu, onun doğasına aykırıdır. Dolayısıyla karşısına aldığı görüşü de ürettiği pratiklerle ilişkisine bakarak anlamlandırır.

Jacoby’nin yazısında yapılan şey ise bunun tam tersi. Metnin kurgusunda kurnazca bir çifte standart uygulandığını söyleyebiliriz. Öyle ki teori ve pratik keyfî bir biçimde birbirinden koparılıyor ve istenilen sonuca varılmak için yeri geldiğinde yeniden birleştiriliyor.

Örneğin metinde Batı marksizmini savunurken onun pratik siyasal sonuçlarına -yani işçi sınıfını örgütsüzleştirmesine, emperyalist projelere sessiz kalınmasına ve burjuva demokrasisine entegre olunmasına- asla değinilmiyor. Batılı sol entelijansiya, elleri temiz resmediliyor. Ellerini taşın altına koydukları devrimci bir pratikleri olmadığı bilgisine sessizce yaslanılıyor ve üretilen akademik metinler, tüm çelişkilerine rağmen "özgürlükçü" niyetleri üzerinden aklanıyor.

Ancak sıra marksizm-leninizme geldiğinde bu kuralın aniden değiştiğini görüyoruz. Leninizmin teorik ufku, faşizmi ezen tarihsel zaferleri ve milyonlarca emekçiyi tarih sahnesine çıkaran maddi gerçekliği hasır altı ediliyor. Koskoca bir gelenek tarihsel bağlamlarından koparılıp en zorlu, en uç pratikler üzerinden (yukarıda da belirttiğimiz gibi Gulag kampları, 38 mahkemeleri ve Varşova paktı örnekleriyle) mahkûm ediliyor ve modası geçmiş ilan ediliyor.

Bizlerin tarihsel olarak tartışmaktan çekinmediği bu örnekler üzerinden Batı marksizminin pratiksizliği bir erdem gibi sunulurken, devrimci dönüşüm süreci; kapitalizmle girişilmiş en sert mücadele olması bakımından kaçınılmaz olarak barındırdığı pratik zorluklar işaret edilerek, itibarsızlaştırılıyor.

Tekrar edelim: Buradaki itirazımız salt Jacoby’nin metni değil. Batı marksizmiyle girişilen tartışmaların hemen hepsinin ortak noktasında bulunan bir “çarpıtma stratejisi”nden bahsediyoruz.

Pratikten kaçışın faturası

Görüldüğü üzere Batı marksizmiyle leninist bir perspektiften girişilecek mücadelede, kimin nereden fonlandığından hiç bahsetmeden de muhatabımızı altından kalkamayacağı sorularla baş başa bırakmak pekala mümkün. Teorinin sınıf mücadelesindeki pratik karşılığını sormak, bu maskeyi düşürmeye yetiyor. Ancak yine de, bugün kendisini Batı marksizminin takipçisi olarak addeden herkesin Rockhill'in ortaya koyduğu tezlere ciddiyetle bir cevap üretmesi de tarihsel bir zorunluluk olarak önlerinde duruyor. Ve elbette bu yüzleşmenin, Jacoby'nin yaptığı gibi "Rockhill maaşını nereden alıyormuş ki" kolaycılığına kaçmadan, bizzat tarihsel pratikleri tartışmaya dahil edilerek yapılması gerekiyor.

Russel Jacoby yazısını, “yaşlanmış bir Yeni Sol / Batı Marksizmi, Stalin 2.0'dan daha fazla umut vadediyor ve ondan yeğdir” diyerek bitiriyordu. O halde biz de şöyle nokta koyalım:

Lenin ve Stalin'in sınıfsal perspektifinin, nihayetinde İsrail'in faşizmini desteklemeye varan teorik hattın yolunu döşeyen Batı marksizminden yeğ olduğu, Reichstag'a Sovyet bayrağı dikildiği gün kanıtlandı.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.