Breadcrumb
Pina: Bir Yalnızlık Ezgisi* / Pina’ya pedagojik ve politik bir bakış
İnci Gül
Yayın Tarihi: 21.10.2025 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 10.11.2025 , 10:01
Yasin’e
Elif Yemenici’nin hem yazarı hem de çizeri olduğu Redhouse Kidz’den çıkan Pina ilk bakışta basit bir çocuk hikâyesi gibi görünse de, dikkatle incelendiğinde günümüz insanının yalnızlaşma sürecine, korkularına ve özgürleşme arayışına dair katmanlı bir anlatı sunuyor. Yazar Pina’yı, evindeki konforlu, güvenli küçük dünyasına hapsolmuş münzevi bir figür olarak karşımıza çıkarır. Pina’nın evinden çıkmaya cesaret edemeyişini yalnızca bireysel bir kaygı değil; eğitim bilimleri açısından çocukların gelişiminde, politik açıdan ise toplumların dönüşümünde önemli bir gösterge olarak okuyabiliriz.
Kahramanın dışarı çıkmaya duyduğu korku, günümüzde çocukların ve dahi yetişkinlerin sosyal anksiyete ve yalnızlaşma deneyimleriyle doğrudan ilişkilidir. Pina kapının önüne tedirgin adımlar attığında bacağına arsızca dolaşan çimenlerden nasıl korkuyorsa, sanal dünyanın içine kapanan çocuk da parkta yüz yüze oynamaktan, düşmekten, arkadaşıyla çatışmaktan korkuyor. Bunun yerine çevrimiçi oyunları tercih ederek bu etkileşimlerden haz duyuyor. Bu sanallık, çocuğun sosyal kapasitesi, empati becerisi ve duygusal zekâsının törpülenmesi demektir. Bu durum yetişkinler için farklı örneklendirilip ölçeklendirilebilir. Dolayısıyla herkes Pina’nın hikayesini farklı boyutlarda yaşamaktadır.
Oysa ki “sokak” yalnızca kolektif bilgiyi aktarmakla kalmayarak birlikte yaşamanın yollarına “başka” olan her şeyle ve herkesle karşılaşmaya da hazırlar çocuğu. Kitap bu bağlamda öğretmenlere ve ebeveynlere bir sesleniş niteliğindedir: Çocukları yalnızlığa mahkûm eden korkuları aşmak, güvenli alanlarının sınırlarını genişletmek gerekir.
Kasım 2020’de yani koronavirüs pandemisinden bir sene sonra yazılan kitap, pedagojik uyarıdan çok daha fazlasını barındırıyor. Pina’nın hikâyesi, kapitalizmin bireyi yalnızlaştırma stratejilerinin alegorisi olarak da okunabilir. Dört duvar arasında kendi küçük güvenli alanına hapsolan insan “kendi kabuklarının efendisi” gibi görünse de, aslında toplumsal bağlardan koparılarak daha kırılgan ve yönetilebilir hale gelmektedir.
Bu durum tüm çıplaklığı ile pandemide yaşandı: Evler, bir yandan "güvenlik" mekânıyken (eşinin şiddetine uğrayan ve dışarıya çıkamayan kadınlar için böyle değildi elbette) diğer yandan yabancılaşma ve yalnızlığın merkezine dönüştü. Hayat eve sığardı sığmasına ama evlerden taşan korkularımızı ve yalnızlığımızı sığdıracak bir yer bulamayışımız toplumu daha büyük çıkmazların içine hapsetti. Pina’nın korkusu, tam da bu dönemin ruhunu aynalar vaziyette.
Bugün çocuklar yalnızlaşıyorsa, bu yalnızlıkta yetişkinlerin payını göz ardı edemeyiz. Bu toplumsal kurgunun maliyeti her geçen gün giderek artıyor.
Çocuk edebiyatı tam da bu noktada içinde yaşadığımız düzeni sorgulamanın ve dönüştürmenin önemli araçlarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu bağlamdan baktığımızda Pina, bireysel cesaretin ötesinde, toplumsal cesarete çağrıdır. Pina’nın mahallesindeki bakkalla buluşması, toplumun da yeniden kamusal alanlarda buluşabilmesinin metaforudur.
Bu nedenle Pina, bir çocuğun küçük korkularının ötesinde daha kapsamlı bir sorgulamayı içeriyor: İnsan neden yalnızlaşır? Bu yalnızlık bireyin tercihi mi, yoksa toplumsal düzenin dayatması mıdır? Çocuğun bilişsel ve ruhsal gelişiminde olduğu gibi toplumun politik geleceğinde de bu sorulara verilecek yanıtlar belirleyici olacaktır.
Dolayısıyla pedagojik düzeyde çocukların duygusal gelişimini desteklemek için nasıl paylaşım, dayanışma ve oyun ortamları yaratmak gerekiyorsa; politik düzeyde de toplumsal yaşamı kuşatan yalnızlaştırıcı politikalara karşı dayanışma ve örgütlenme biçimleri inşa etmek gerekiyor.
Bugün Türkiye’de gençler giderek daha yalnız. Üniversite öğrencileri geçim derdinden öğrenciliğini unutmuş vaziyette. Neoklasik ekonomi düşüncesinden epistemolojik kopuşu temsil eden heterodoks yaklaşım insanların açlık sınırında yaşamasına neden oldu, işsizlik, güvencesizleşme, toplumu içine kapanmaya zorladı. İnsan, kendi evinde (kirasını ödeyebildiği bir evi varsa) “güvende” hissetse de, aslında toplumsal bağlarını kaybettikçe daha kırılgan ve daha yalnız hale geldi.
Pina, yalnızlığın kader olmadığını, dışarıya çıkmanın ve birlikte yaşamanın mümkün olduğunu hepimize hatırlatıyor. Ve belki de en önemlisi şu mesajı veriyor: Cesaret, bireysel değil kolektif olduğunda dünyayı gerçekten değiştirebilir. Ve Güneş işte o zaman en parlak haliyle üzerimize doğar.
* Bir Yalnızlık Ezgisi, 1991 senesinde Hüsnü Arkan tarafından bestelenen Muzaffer İlhan Erdost şiiri.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.