Breadcrumb
PAZAR SÖYLEŞİSİ | Doç. Dr. Nevzat Evrim Önal ile yeni kitabı 'İnsan bencil mi?' üzerine
volkan algan
Yayın Tarihi: 12.06.2022 , 08:00 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Akademisyen/yazar Nevzat Evrim Önal'ın Yazılama Yayınevi'nden çıkan yeni kitabı "İnsan bencil mi?" önümüzdeki hafta içinde okuyucusuyla buluşacak.
Kitap, duyurusu yapılmaya başladığı andan itibaren ilgi çekmeye başlamış görünüyor.
Okuyucular "Anadolu Tarımının 150 Yıllık Öyküsü" ve "Bilmiyorlar ama yapıyorlar: Beyaz yakalı varoluşuna dair denemeler" kitapları yayınlanan Önal'ı, soL'daki köşe yazılarından da tanıyor.
İnsanla ilgili birçok tartışmanın -son durağı olmasa bile- mutlaka geçerken uğradığı "bencillik" meselesi, özellikle içinden geçtiğimiz şartlarda çok daha önemli hale gelmiş görünüyor.
Herkes şikayetçi, peki ne yapılacak? Seçeneklerse sanıldığı kadar çok değil: Ya eylemsizlik korunmaya devam edilecek, ya da değiştirmek için bir adım atılacak...
Peki bu 'kötü düzen' değişir mi? Henüz bunun olabilirliğine inananların sayısı yeteri kadar artmış olmasa da, en azından değişimin gerekliliğine ikna olanlar giderek kalabalıklaşıyor. Bir kısım ise hala "insandan bir şey olmaz, böyle gelmiş böyle gider..." diyerek kendine bahane bulmaya devam ediyor.
Önal'ın da vurguladığı gibi, işte bu kitap, 'bir şey olmaz, hiçbir şey değişmez'cilerle mücadele ediyor ve birinci kümedekilerin sayısını artırmayı hedefliyor.
Önal'ın sorularımıza verdiği yanıtlar şu şekilde:
***
Malum artık öyle bir çırpıda anlaşılmayan, süslü başlıklar moda sosyal bilimlerde. Tabii bu, lafı dolandırma imkânı da sağlıyor yazara... Ancak sen "İnsan bencil midir?" gibi çok net ve kısa bir başlık tercih etmişsin. Sosyal antropolojinin belki de en tartışmalı başlıklarından birini, odağı bu kadar netleştirerek masaya yatırmak cesaret isteyen bir şey. Seni bu meşakkatli başlığın üzerine gitmeye iten nedir? Bu soru, neden üzerine kitap yazacak kadar önemli?
Bu soru çok önemli, çünkü, hiç abartmadan söylüyorum, içinde yaşadığımız toplumsal düzen kendi meşruiyetini en fazla, herkesi, bu soruya verdiği yanıta ikna ederek üretiyor.
Biraz açar mısın burayı…
Şöyle söyleyeyim, özel mülkiyet düzeninin “insan bencildir” tezi, bütün eşitsizliklere, yoksulluğa, savaşlara ve insanın insana yaptığı tüm kötülüklere bir “kaçınılmazlık” kıyafeti giydiriyor.
Böylelikle, bugün içinde yaşadığımız toplumsal koşullardan vicdanen ya da maddi olarak rahatsız olan, ama ne yapacağını bilemeyen insanlar “yapacak bir şey yok, olsa olsa kendimiz iyi birer insan olmaya özen gösterir, ya da en fazla küçük iyileşmeler için çalışabiliriz” fikrine alıştırılıyor.
Bu fikir, aynı zamanda bireyin konfor alanına da pek dokunmadığı; onu kurulu hayatında değişiklikler yapmaya, örgütlü toplumsal mücadeleye hayatında yer açmaya zorlamadığı için bir çeşit “ahlaksız teklif” çekiciliği de taşıyor.
Ne var ki “insan özünde bencildir” tezi ne felsefi anlamda tutarlı ne de kendisini desteklemek için öne sürdüğü bilimsel kanıtlar güvenilir.
Bunlardan gerçekten önemli olduğunu düşündüklerimi tek tek ele aldım. Ama asıl önemli olan, bencillik tezinin felsefi soy kütüğünü incelemek ve bu kütüğün kimi temel noktalarına, toprağa kök saldığı yerlere özsel eleştiriler getirmekti.
Kitapta bunu yapmaya, bencillikten yana olanların felsefi iddialarına karşı tarihsel bir eleştiri formüle etmeye çalıştım.
Bu tarihsel eleştiriyi formüle edebilmek için de bencillik durumu veya fiilinin öznesi olan bireyin önce tarihselliğini, ardından da güncelliğini inceledim.
'Değiştirmek için yazıyorum'
Bu, takdir edilecektir ki, karmaşık bir iş. Başlığın neden bu denli sade seçildiğinin açıklaması da bu karmaşıklıkta yatıyor.
Benim düşünceme göre bir olguyu ya da olgular setini ancak değiştirme niyeti çerçevesinde anlamak mümkündür. Değiştirme amacınız yoksa anlayamazsınız.
O bahsettiğiniz laf dolandıran ideologların hepsi, ya da hemen hepsi değiştirmeye değil muhafaza etmeye çalışıyor, bu yüzden de anlamaya ve anlatmaya değil, gölgelemeye, saklamaya, makyajlamaya, bu yollarla meşrulaştırmaya çalışıyor.
Ben değiştirmek için yazıyorum. Değişim ise esasen fikirler oluşturarak değil, başkalarını o fikirlere ikna ederek gerçekleştirilir.
Bu yüzden anlaşılır olmak zorundayım ve bu yüzden kitabı, içeriğinin karmaşıklığının izin verdiği ölçüde sade ve anlaşılır yazmaya gayret ettim.
Bu öyle bir başlık ki günlük ilişkilerinden, antropolojiye, tarihten, sosyolojiye, iktisattan, siyasete kadar her alanda kendine yer bulabiliyor. Çünkü temelde insanın nasıl bir varlık olduğuyla ilgili. Bu konuda, senin de yazılarınla katkıda bulunduğun önemli bir külliyat soL arşivinde var. Tabii derli toplu olmaktan ziyade -gündem izin verdiği oranda bunlar üretildi- dağınık. Kendisi de dağılmaya müsait bu tartışmayı nasıl bir sistematikle kitaplaştırdın bize anlatır mısın?
En zor mesele kesinlikle bu oldu.
Önce bir ölçüde kronolojik bir “bireyin tarihi” bölümü yazdım. Bu tarihin, her çağın arka arkaya vagonlar gibi dizildiği ve kendi kurallarına tabi biçimde açılıp kapandığı bir trenden ziyade, birikimli bir akışa sahip olduğunu düşünüyorum.
Birikenin ne olduğunu, günümüz bireyinin nasıl bir tarihsel birikimin parçası olduğunu inceledim. Böylelikle, kitabın birinci bölümü bitip de günümüze vardığımızda; elimizde saydığın düşünce dallarının tamamına referans verilerek oluşturulmuş bir birey profili bulunmasını sağladım.
Sonra, bu bireyin en önemli bulduğum güncel çelişkilerini incelemeye başladım. Böylece, içine yaşadığımız düzenin inşa ettiği “bencil birey putu”nu ve onun etrafında inşa ettiği “birey kültü”nü, gerçek, tarihsel birey ile sınadım.
Burada kritik mesele hep seçici olmaktı. Düzen sürekli gündem çeşitlendiriyor, her çeşitlemeye yanıt vermeye çalıştığınızda da sizi sistematikten vazgeçmek zorunda bırakıyor. Bunu yapmadım ve yalnızca temel meselelerle uğraşmaya, türev meselelere sadece gerektiği ölçüde değinip geçmeye özen gösterdim.
İnsanın bencil olup olmadığı tartışmasında ideoloji nerede duruyor? Ya da şöyle sorayım, burjuva düşünürler yöntem olarak bilim ve ideolojiyi neredeyse mutlak olarak birbirinden ayrı görme eğilimdedirler. O yüzden onların ağzından sormak istiyorum: İnsan bencil mi tartışması ideolojiyle mi bilimle mi ilgili bir tartışma? Bu sorunun yanıtı -ya da sorunun düzeltilmesi- tartışmayı doğru zeminde yürütmek adına önemli görünüyor bana.
“Bencillik” etik bir önermedir, dolayısıyla ona dair tüm tartışma felsefe-ideoloji alanında gerçekleşir.
Burjuva aklı, bilhassa neopozitivist düşünce yoluyla bencilliği bu alandan çıkartıp bir zorunluluk kisvesine sokmaya çalışıyor; “gen bencildir”, “hücre düzeyinde bencillik” gibi bir sürü safsata üretiyor. Az önce bahsettiğim “kaçınılmazlık” iddiasının temellendirilme yöntemleri bunlar.
Oysa bencillik “ben”i, yani özneyi varsayar. Özne yoksa, etik yoktur. Özne varsa, o zaman da mutlak kaçınılmazlıktan bahsetmek imkânsız hale gelir.
Bunlar A-B-C niteliğinde felsefi önermeler ama günümüzde bu denli temel düzeyde felsefi düşünce dahi erozyona uğratılmış durumda.
Örneğin bu yüzden bilimle ideolojinin birbiriyle ilişkisiz iki faaliyet alanı olabileceği de zannediliyor. Bu kitabı biraz da bu felsefi ilkelliğin karşısına dikilmek için yazdım.
Öte yandan, sorunun düzeltilmesi gerektiğini düşünmüyorum. Madem bu düzenin ideologları “insan bencildir” diyor; “gerçekten öyle mi?” sorusu devrimcidir. Öyle olduğunu düşünmeseydim, kitaba bu ismi koymazdım.
Bu konuda batıda hayli geniş, popüler de olmuş bir külliyat var. Kitapta bu külliyatın hangi unsurlarıyla kavgaya giriştin ve neden?
Bazılarına az önce referans verdik: Richard Dawkins, Yuvel Noah Harari… Ama bencillik tartışması pek tabii ki bunlardan ibaret değil. Çok daha nitelikli, daha dikkatli ele alınması gereken isimler var. Adam Smith, John Stuart Mill, Hayek, Nietzsche…
Kitabın pek çok iddiasını burjuva bireyciliğinin bu köşe taşlarıyla çatışarak formüle ettim. Ama burada önemli olan, ortaya bütünlüklü ve tutarlı bir anlatı çıkartabilmekti. Bu yüzden, az önce bahsettiğim seçicilik burada da önemli oldu. Örneğin Hayek’le uğraştım ama onun dandik bir kopyası olan Ayn Rand’a tenezzül etmedim.
Dolayısıyla, genel anlamda bir “polemik” kitabı yazdığımı söyleyebilirim; ama bu polemiği özel olarak şu ya da bu kişiye değil; bulutsu görünen ama çelişkili olsa da bütünlüklü bir düşünceye karşı yürüttüm.
Sosyal medyada kitabın duyurusu dönmeye başladığında pek çok kişinin bu kitaptan sadece kendisi için değil, arkadaşları için de alacağını ve hediye edeceğini yazdığını gördüm. Çok da birbirine kitap hediye etme meraklısı bir toplum olmadığımız düşünüldüğünde dikkat çekici geldi bana. Galiba insanın bencil olup olmaması tartışması hayatın çok içinde ve hep karşımıza çıktığından. Ne dersin?
Ben hala insanlara genelde kitap alırım. Uzun metinlerin eskisi kadar okunmuyor olmalarının içinden geçtiğimiz çürüme çağının göstergelerinden biri olduğunu düşünüyorum.
Ama bunun ötesinde, bu tartışma çok canlı, çok yakıcı. Kitabın çıkış haberinin yarattığı heyecanın bir kaynağı bu. İnsanlar düzenin papağan gibi kendisini tekrar eden propagandasından bunalmış durumdalar ve karşıt bir sesin yükseliyor olması ilgi çekiyor.
Senin açından kitabın başarısının, görevini yerine getirip getirmediğinin ölçütü ne olacak?
Ahmet Arif “Dayan kitap ile” diyor ve “dayan” fiilinden kastı “direnmek” değil, “kapısına dayanmak.” Ben, kitabın aldığı ilk tepkilerde bu yönde bir beklenti gözlemledim. İnsanlar bu kitabın bir mücadele silahı olacağını düşünüyor.
Yazma amacım tam olarak buydu ve yalnızca buydu. Umarım başarmışımdır.
Eğer kitapta formüle etmeye çalıştığım fikirler, düzenin egemen fikirlerine karşı bir silah niteliği kazanırsa, kitap amacına ulaşmış olur. Bunun bir göstergesi kuşkusuz kitabın okunma miktardır. Ama aynı derecede önemli bir diğer gösterge de düzenin fikirlerini benimseyip savunanlarda sessizlikle geçiştirilemeyecek bir rahatsızlık yaratmasıdır.
Birkaç gündür sosyal medyada bu yönde de yazılan şeyler görüyorum. Kitap daha matbaadan çıkmadan, varsayılan içerik üzerinden itişmeye çalışanlar oluyor. Bu güzel. Demek sorunun sorulması bile birilerini rahatsız, huzursuz ediyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
