Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Papa ziyaretinden yağ çıkarmak

Ulusal çıkarlar söyleminin arkasına sığınılarak yapılan bu değerlendirmelerde, ulusaldan anlaşılanın büyük sermayenin çıkarları ve AKP iktidarının öncelikler sıralaması olduğunu anlamak için yapılması gereken tek şey, ulusal çıkar kavramının öznesinin sermaye olduğu gerçeğini kavramaktan ibarettir. Gerisi liberal gevezeliktir.

Tevfik Taş

Yayın Tarihi: 27.11.2025 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 27.11.2025 , 11:10

Papa ziyareti başlıklı ülke gündemi, devlet denetimli meczupluğun tarikat ve cemaat medyasındaki yansımalarıyla dikkat çekiyor. Bu medya kanallarında, ziyaretin derin sırların ifşası ve ağza alınmayacak beddualar üzerinden işlenmesi, tartışmanın boyutunu farklı bir seviyeye taşıdı.

Özellikle Beyza Hakan ve Ali Çiğdem’in sunduğu programlarda, Vatikan’ın “yapay deprem tetiklemeleri” yaptığına dair absürt komplo teorileri öne çıkarılırken, TV100’de Buket Aydın ve Erhan Altunay’ın sunduğu bol kahkahalı programlarda ise konu, “cinler görülebilir mi?” ve “Papa boyut kapısı açacakmış” gibi düpedüz zırva sohbetlerine dönüştü. 

Benzer şekilde, Youtuber Koray Kamacı’nın İznik’e giderek “sahadan” Hristiyan düşmanlığı yapması, öteden beri bildiğimiz devlet denetimli meczupluğun hız kaybetmeden devam ettiğini gösterdi. Bu tür mizansenlerin ilk kez sahnelenmediği aşikâr.

Türk sağının farklı çevrelerinin yaklaşımına göre şekillenen bu akıl ve mantık dışı söylemlerin, AKP/MHP iktidarı tarafından derin bir şefkatle karşılandığı biliniyor. Ancak bu tür mizansenlerin ilk kez sahnelenmediği de aşikâr. Bu siyasal meczupluğa en son Vatan Partisi de dahil oldu. “Burası Bizans değil, kılıçla gelen kılıçla karşılanır” içerikli sokak eylemi olarak pazarlanan tuhaflığı kaydetmeden olmaz. İstisnasız her dönem ve her uğrakta siyaseten ters köşe olmaları ile bilinen bu toplam, şaşırtmadı tabii. Dönemin Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Ayasofya’nın müze yapılmasına karşı çıkıp, Mustafa Kemal’i ve laikliği lanetlediği kılıçlı şovunda AKP iktidarının en mini ortağı olarak Vatan Partisi, kılıcı görmezden gelmeyi bilmişti mesela.

Öte yandan, iktidar havuz medyasının “devlet aklı”nı temsil eden kimi platformlarında farklı bir ton ortaya çıkıyor. Özellikle AKP entelijansiyasının yer aldığı ve Nedret Ersanel’in moderatörlüğünü yaptığı TV Net’in “Akıl Odası” programında, Papa ziyaretinin devlet çıkarları için nasıl kullanılabileceği tartışıldı. AKP bürokrasisinin sözü geçen programdaki kimi düşünce ve önerilere kayıtsız kalmadığının altı çizilmeli. Henüz tamamen ıskartaya çıkartılmamış kimi liberal aydınların yer aldığı bu toplamda, iktidarın gereksinim duyduğu “devlet üst aklı” egzersizleri yapılıyor. Önemsiz addedilemez. 

Patrikliğin devlet yararına nasıl kullanılacağı ve Papa ziyaretinden AKP iktidarı lehine uluslararası meşruiyet sağlanması gibi başlıklarda dikkate değer öneriler sunuluyor. Ulusal çıkarlar söyleminin arkasına sığınılarak yapılan bu değerlendirmelerde, ulusaldan anlaşılanın büyük sermayenin çıkarları ve AKP iktidarının öncelikler sıralaması olduğunu anlamak için yapılması gereken tek şey, ulusal çıkar kavramının öznesinin sermaye olduğu gerçeğini kavramaktan ibaret. Gerisi liberal gevezeliktir.

Katolik-Ortodoks yakınlaşması mı, Rus Ortodoks Kilisesi’nin izole edilmesi mi?

İktidar bloğunun en meczup tarikatından en soğukkanlı akademisyenine kadar üzerinde anlaştıkları tek şey, Papa’nın İznik ziyaretinin iki kiliseyi birleştirmeye dönük bir planlamanın ürünü olduğuna dair görüştür. Tam bir şehir efsanesidir! Katolik ve Ortodoks Kiliseleri 971 yıldır ayrı. Daha doğru bir ifade ile, ayrıştılar ve iki farklı mezhepten ziyade iki farklı dine dönüştüler. Yüzyıllardan sonra Soğuk Savaş döneminin ikinci evresinde ilk kez kimi yakınlaşma çabaları olmuş ancak karşılıksız kalmıştır. Bu yakınlaşma çabalarının arka planında da ABD siyaseti yer alıyordu. 

Reel sosyalizmi kuşatma siyasetinde büyük çoğunluğu Slav ülkelerinde yaşayan Ortodoks inancından insanları komünizme karşı örgütleyip, mobilize etme konseptinin bir çıktısı olarak şekilleniyordu sözü geçen iki kilisenin yakınlaştırılması çabası. Güdülen amaç tam bir fiyasko olarak sonuçlanmıştı.

Ancak şimdi durum farklı. Ortada reel sosyalist blok yok ama emperyalizm hâlâ varlığını koruyor. Rusya kapitalizminin merkez kaç direncinin kırılması emperyalist piramit açısından son derece önemli bir anlam ifade etmekte. Rusya, ya terbiye edilip emperyalist rekabet sisteminde haddini bilecek konuma çekilecek ya da ağır bir savaşın mekânı olacak. Velhasıl Ortodoksluğun ana karası öyle ya da böyle kuşatılmak zorunda.

Fener Patriği Bartholomeos ile ortak ayin yöneteceği planlanan Amerikalı Papa XIV. Leo, AKP meczup medyasının iddia ettiği gibi Hristiyanlığı birleştirmek için bir araya gelmiyorlar. Hristiyan mezhepleri arasındaki birlik lafzı buharlaşalı çok oldu. Ancak emperyalist siyasetin her dönem en işlevsel aracı olarak din, baskı ve bölme malzemesi olarak kullanılmaya devam ediyor. Bu olgunun varlığından dolayıdır ki, raf ömrünü tamamlayalı çok olmasına karşın devasa dinsel örgütlülükler hâlâ varlıklarını sürdürebilmektedirler.

Papa ile Patrik’in planladığı şey birlik değil, Ortodoks Kilisesi’nin Rus etkisinden uzaklaştırılarak ABD denetimine açılmasının yolunu aramaktır. Bundan dolayıdır ki, cüce Fener Patrikliği ile dev Vatikan kurmaylığı arasında orantısız da olsa kimi programlamalar gündeme alınmış gibi görünüyor. Tabii emperyalist piramidin en üst basamağındaki ABD’nin moderatörlüğünde…

Türkiye’nin yobaz ve faşist devlet denetimli kontra cemaatleri müsterih olsunlar: Hristiyanlar birleşmiyor, Hristiyan yoksulları birbirine karşı bilenerek, konumlandırılıyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.