Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Papa niçin sessiz?

19. yüzyılın risk almaya teşne, oyun kurucu Papa'sına referansla siyaset yapacağını ima eden Prevost, öyle görünüyor ki bir süre daha, Kiliseyi siyasetin dolaylı aracı olarak konumlandırma çizgisinde kalmaya devam edecek.

Tevfik Taş

Yayın Tarihi: 23.07.2025 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:13

Papa Francis'in 21 Nisan'da hayatını kaybetmesinden sonra 8 Mayıs'ta yeni Papa seçilip, 11 Mayıs'ta resmen görevine başlayan Robert Francis Prevost, adet olduğu üzere kendisine Papalık adı seçerken 1878 – 1903 arasında Papalık yapmış XIII. Leo adını tercih etmişti. Uluslararası işçi hareketinin düşmanı olarak sınıf siyasetinde kariyer yapan XIII. Leo'dan sonra XIV. Leo'nun tercih ettiği ada göre mi, yoksa burjuva medyasında köpürtülmeye çalışılan nüfustaki soyadına göre mi yetişip, karakter kazandığı sorusu bir tür modern falcılık olarak düzen entelijensiyası içinde tartışılıyor. Amerikalı Papa'nın ''Avrupalı kökleri'' olduğu verisinin haber değeri olduğu iddiası ciddiye alınabilir mi? Amerika kıtasında yaşayan insanlara medeniyet götürme adına yola çıkan Avrupalılar, Amerika'da ''yerli''lileri ya köleleştirmiş ya da alçakça katletmişlerdi. Doğal olarak, şimdiki Papa'nın da bir önceki Papa'nın da "Avrupalı kökenleri" olduğunu keşfetmenin özel bir zeka gerektirmeyeceği açık olmalıdır.

İspanya kökenli anne Mildred ve Fransa – İtalya kökenli baba Louis Prevost'un çocukları olarak  dünyaya gelen Robert Francis Prevost, ana akım medyanın algı oluşturucusu gazetecilerine göre tam da tanrı tarafından kendisine verilen ve Orta Çağ Fransızcasında ''sorumluluk sahibi'' Prevost soyadına göre yetişmiştir! Ağabey John Joseph'e göre ta çocukluğundan beri oyun oynarken hep ''büyük rahip'' olmayı istermiş. Ağabeyin kuşkulu şahitliğini bir  yana bırakırsak dahi yeni Papa'nın tercihi Papalık adına göre mi (Leo yani aslan), yoksa nüfus kayıt bilgisindeki soyadına göre mi (sorumluluk sahibi) kişilik kazandığına karar vermemiz istendiği vaaz edilmektedir. Aydınlanma çağında kapıdan kovulan dinin bacadan giren bu mistifikasyon sosuna bulanmış simge falcılığının altını çizmeden ne Papa'yı ne de bir bütün olarak yerleşik düzenin ideolojik aygıtlarını anlama şansımız olmayacaktır...

Simge falcılığını bir kenara bıraktığımızda yeni Papa'nın tanrının görünmez eli ile göreve seçildiğinden bugüne kadarki süreçte yapıp/yapmadıkları üzerinden bir değerlendirmede bulunmakta yarar var. "Papa'nın yüz günü" gibi bir başlık açtığımızda belirginlik kazanan unsur şudur: Papa XIV. Leo, Vatikan içi iki güçlü eğilimin kişiliğinde uzlaşma zemini bulduğu ihtiyatla hareket etmektedir. Selefi Francis gibi ''yoksulların kilisesi'' söyleminin ısrarlı sürdürücüsü olmayacağının kimi emarelerini verirken, öte yandan da II. Johannes Paul gibi Amerikancı politikaların kurşun askeri konumunun pratisyeni olmayacağına dair kimi simgesel işaretler vermekten de kaçınmamaktadır. Yüz günlük icraatıyla orta yolcu bir tutumu benimseyeceğinin örneklerini veren XIV. Leo, Papalık tarihindeki isim babasına referansla davranıp davranmayacağı konusunda güçlü işaretler vermekten (şimdilik) ısrarla kaçınmaya çalışıyor.

Şimdiki Papa'nın ad referansı olan Papa XIII. Leo, Avrupa'da yükselen sosyalist harekete karşı işçi sınıfından yana görüntü vererek dönemin burjuva devletine muazzam destek vermişti. Emekçilerin yerleşik düzene uyumlulaştırılması konseptinde Hristiyan etiğini yardıma çağırmakla kalmamış, monarşi sonrası yeni düzenin siyasi partiler düzenine de özgün girdilerde bulunmuştu. Leo, eski düzenin geri dönmemek üzere yıkıldığını görerek, burjuvazi ile Kilisenin arasını düzeltmişti. İşçi düşmanı Papa, ''işçi Papa'' diye nam yapmayı başarırken, oyun dışı bırakılmanın eşiğine gelen Vatikan'ı da yeniden düzen siyasetinin özerk bir bileşeni olarak yeniden konumlandırmayı becermişti.

Vatikan'ın ilk ABD'li Papa'sı olarak seçilen Robert Francis Prevost, kendisinden pek de beklenmeyen bir radikallikle, 19. yüzyılın oyun kurucu Papa'sı Leo'nun adını almayı tercih etmişti. Simgelerle yürüyen Vatikan diplomasisinin bu tercihi, burjuva iktidarının ortaya çıktığı dönemdeki risk üstlenen tutumu ile burjuvazinin yönetme yeteneğini yitirmeye başladığı günümüz ile kıyaslandığında hayli ürkek bir konumlanış içinde olunduğunu gösteriyor. 19. yüzyılın risk almaya teşne, oyun kurucu Papa'sına referansla siyaset yapacağını ima eden Prevost, öyle görünüyor ki bir süre daha, Kiliseyi siyasetin dolaylı aracı olarak konumlandırma çizgisinde kalmaya devam edecek.

Halef – selef simge savaşları

Vatikan'a içkin olan simgelerle davranıp, kitlelere mesajlar iletme geleneğinde mevcut Papa ile selefi Papa Françis arasında önemli farkların varlığının altını çizmek gerekiyor. Françis'in Papa seçildikten sonra geleneksel ''ayak yıkama'' ritüelinde değişikliğe giderek Kardinaller yerine cezaevindeki mahkûmların ayaklarını yıkaması çarpıcı bir mesajdı. XIV. Leo bu ritüelden uzak durmayı tercih etti. Papa Françis, yine geleneksel seremonilerin başında yer alan ''yüzük öptürme''yi tamamen devre dışı bırakırken, mevcut Papa bu geleneği sürdürmek konusunda pek hevesli olduğunu gösterdi. Önüne gelene Papalık yüzüğünü severek öptürüyor!

Roma'nın Haziran sıcağından Adriatik kıyısına kaçıp, 426 rakımlı Arnavut Dağları'ndaki Castel Gandolfo'da serinlemeyi tercih eden XIV. Leo'dan farklı olarak Françis, Papalık mesaisi boyunca oraya adım atmamayı tercih etmişti. Castel Gandolfo, Polonyalı Papa II. Johannes Paul ve Alman Papa XVI. Benedikt'in her yaz kendilerini attıkları bir villa idi ve Françis bu çizgi ile sorunlu bir hizbi temsil ettiğini bir de bu şekilde ifade ediyordu. XIV. Leo, adeta Françis ile arasına mesafe koyarcasına yine bir eski geleneği canlandırma gereği duydu. Papalık seçiminde görev alan Papalık bürokrasisine kişi başı 500 avro ödemesi yapıldı. Bu adet de yine Françis ile sonlandırılmıştı.

Papa XVI. Leo: Bir 'geçiş dönemi' Papa'sı mı?

Katolik Kilisesi kurmaylığı içindeki yenilikçiler/muhafazakârlar kamplaşmasının uluslararası siyasetteki karşılığı, hem nalına hem mıhına siyasetininin sürdürülmesini kolaylaştıran "kilise içi işlerle uğraşma" fotoğrafının büyük görüntü olarak algı vitrinine iliştirilmesi olarak somutluk kazanmaktadır. Papa, emperyalist saldırganlığın pervasızlaşarak vites atlattığı bir eşikte, bir yandan barış retoriğini cari düzlemde tutmaya çalışırken, diğer yandan bu söylemin somut bir muhatap hedeflememesine azami özen göstermektedir. Fincancı katırlarını ürkütmemeye özen göstereceği anlaşılan XIV. Leo'nun orta yolcu tutumunu uzun süre sürdüremeyeceğinin en bariz zayıflığı, Papalık makamı için görece fazla genç olmasıdır. XIV Leo, ''geçiş dönemi Papa'sı'' olamayacak kadar gençtir. Daha da önemlisi, Papa'nın görece genç olması ile dönemin emperyalist siyaset açısından kırılganlık niteliğinin  derin çatlaklar barındırma eğiliminin tezatlığının çakışmasıdır. Papa, uzun vadede iki sandalye ortasında oturamayacak, ilk yüz gününde gösterdiği ''yalnızca din işleri ile ilgilenen'' bir Papa görüntüsünde ısrar etmeyecektir...

Soğuk Savaş döneminin ileri yaştaki radikal Papa'sı XXIII. Johannes, seksenine merdiven dayadığı bir yaşta birincisinden seksen küsür yıl sonra  II. Vatikan Konsili'ni toplama gayretini göstermişti. 1958'de 78 yaşında Papa'lığa seçilen Roncalli, Soğuk Savaş dönemine Vatikan'ın uyum sağlamasına dair programına uygun açılımı yapmıştı. Oysa Vatikan Kardinaller Konseyi Roncalli'yi geçiş dönemi Papası olması için XII. Pius'un yerine bilinçli bir tercihle ileri yaşı dikkate alarak seçmişti! Vatikan kurmaylığı, faşizmin yenilgisinin şokunu üzerinden tam olarak atamayan XII. Pius çizgisi ile ilerleyemeyeceğinin farkındaydı. Öte yandan Trumancı siyasetin etkisiz elemanı olmak konusunda da pek istekli değildi. İşte bu sıkışmışlıkta Roncalli imdada yetişmişti. "Zaman kazanmak" için göreve getirilen Roncalli, bütün hesapları alt üst eden bir performans göstermişti.  Roncalli, Kardinaller Konseyi'nin dünyayı anlamakta yaya kalmış muhafazakâr eğilimini tırpanlayarak, Vatikan'ın yeni güç dengelerini hesaba katan ''yumuşama'' stratejilerine entegre etmeyi başarmıştı. Tarih tüfeğinin gez – göz - arpacık hesabı ile hedef arasındaki açı farkı sanıldığından daha büyük olabilmektedir. Neye niyet, neye kısmet!

Ketumluk mu, bilinçli bir strateji mi?

Donald Trump, yeni Papa'yı tebrik etmişti. Ancak Papalık resmi törenine bizzat katılmak yerine mezhep değiştirerek Katolikliğe geçen yardımcısı J. D. Vance'ı göndermeyi tercih etmişti. Bu tercihin, Trump'ın ayarsızlığından ziyade gizlenemeyen bir gerilim ile gözardı edilemeyecek bir işbirliği potansiyelinin dışavurumu olabileceği ekseninde okunmasının yararlı olabileceği kaydedilmelidir. Yeni Papa'nın henüz Peru'da Başpiskopos ve daha sonra da Kardinal olduğu dönemlerden beri mülteci siyasetinde Trump çizgisi ile arasının barışık olmadığı biliniyordu. Öyle anlaşılıyor ki, Trump da Papa da birbirlerinin güçlerinin farkındalar. Bu bağlamda J. D. Vance'ın Vatikan mesaisinin tedricen yoğunlaşabileceğini varsaymakta yarar var.

İsrail'in Gazze'deki katliamlarında zar zor işitilen bir ''taraflara ateşkes'' önerisinde bulunan XIV. Leo, Ukrayna – Rusya Savaşı konusunda selefinden farklı olarak Rusya'yı açık bir dille kınama konusunda ketum davranmadı. Bununla birlikte Zelenskiy'nin 10 Haziran'da Roma'da Papa'yı ziyaretinde ''beklediği desteği'' alamadan eli boş döndüğünü de kaydetmek gerekiyor. Papa'nın NATO'nun saldırgan ve kışkırtıcı rolüne dair en küçük bir değerlendirmede dahi bulunmaması bir kenara yazılmalıdır. Bununla birlikte aynı Papa, Papalık makamına yerleşirken  barış başlığını başa yazmıştı. Papa, barış söylemini sürdürmekle beraber adres göstermemeye özen gösteriyor. Savaş ve derin yoksuluğun sonucu olarak ortaya çıkan mültecilik sorununda neredeyse boşluğa kılıç sallayan yeni Papa, yapay zekanın insanlığı verebileceği olası zararları konusunda dahi daha köşeli laflar edebilmektedir.

Daha çok dini meseleler ile uğraşıyor görüntüsü vermeye gayret eden XIV. Leo, uluslararası planda hem nalına hem mıhına stratejisine bir süre daha devam edecek gibi görünüyor. Oysa Vatikan kurmaylığı doğası gereği siyasal süreçlerinin uzağında duramayacak kadar politik bir kurumsallıktır. Papa'nın iki sandalye ortasında oturuyor gibi görünmesi ya da birbiriyle çelişkili gibi gözüken hem nalına hem mıhına çıkışlar yapması siyasal süreçlere katılma konusunda ön hazırlık süreçlerinin tamamlanması ile ilgilidir. Devasa üye kayıplarının önüne geçebilmek kitlelerden yana inandırıcı faaliyetler içine girmeyi zorunlu kılar. Katolik Kilisesi'nin iç gerilimleri, pedofili vakalarının neredeyse kural haline gelmesi ile derinleşen itibar kaybı mevcut Vatikan kurmaylığını fazlasıyla yormaktadır.  Hristiyanlığın diğer mezhepleri ile olan ayrılık ve sürtünme başlıklarının yumuşatılması için de bir yeni konsile ihtiyaç var. Henüz köşe taşları belirlenmemiş olsa da Vatikan III. Konsili'nin programlanmasına dair intern çalışmaların yansıması  şimdiden yankı uyandırmaya başladı bile. 325 İznik Konsili'nin bin 700'üncü yıldönümüne dair hazırlıklar da mezhepler arası ayrışmaları yumuşatmaya dönük çabalar üzerinden planlanmaya çalışılıyor.

Vatikan'ın sessizliği genelde ikrardan gelir(di) ve "yok sayarsan, yoktur" stratejisine dayanırdı. Bu kez sessizlik kapitalist/emperyalist dünya düzeninin derinleşen krizine nereden ve nasıl müdahil olunacağının konseptinin henüz hazırlan(a)mamış olmasıyla doğrudan alakalıdır. Yerleşik düzenin asli üyelerinden Vatikan, savaş ile barış arasında, yoksulluk ile sömürü arasında hiçbir zaman iki sandalye ortasında oturmadı. Her zaman sömürücü sınıfların safında yer tutmasına karşın bu rolünü olabilen sofistike yol yöntemlerle gizlemeye azami özen gösterdi. Ancak Vatikan'ın önemli bir siyasal çizgisi vardır ki, neredeyse tüm Aydınlanma sonrası dönemine damga vurmuştur. Bu çizgi, düzen mekanizması içinde kendilerine görev verilmesine direnç ile belirginlik kazanmıştır. Vatikan, düzen adına oyun kurucu rollere pek teşnedir. Ve bu nesnel koşullar henüz oluşmamış ise, sabırla beklemeyi tercih eden bir strateji ile hareket eder. Düzenin özgün bir öznesi olarak, sınıf savaşı kompozisyonu içinde kendi rolünü kendi yazan bir aktör olma istenci onun özgünlüğü olarak bir kenara yazılmalıdır.

Vatikan News'in haberine göre, Papa kişisel diplomasi geleneğine geri dönerek kimi aktörler ile doğrudan görüşmeler yapmaktadır. Putin ile yaptığı telefon görüşmesinden sonra Gazze soykırımcısı Netanyahu ile de görüşmesi beklenirdi. Ama derin sessizlik devam ediyor. Bunun yerine Filistin ile Vatikan arasında on yıl önce imzalanan ''Vatikan ile Filistin Devleti Arasında Evrensel Anlaşma''nın yıldönümü dolayısı ile Mahmud Abbas ile laf olsun, torba dolsun mahiyetinde bir telefon görüşmesi ile günü geçiştirmiş oldu. Bu görüşme sonrasında, Papa'nın ''barbar savaşı''ın sonlandırılması konusunda tanrıya dua ettiğini öğreniyoruz Vatikan News'den.

Yapay Zeka konusuna pek meraklı Papa, Neil Armstrong'dan sonra aya ayak basan ikinci insan Buzz Aldrin ile de Amerika'daki evinde bir görüntülü görüşme yaptı. 56 yıl öncesinin yad edildiği görüşme sonrasında Papa, Aldrin'in aydan dünyaya bakarken yaşadığı ''yaratılışın ve devasalığın muazzamlığı'' üzerine aldığı tanrısal feyzi kamuoyu ile paylaşmakla yetindi.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.