Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Ölümünün 130. yılında José Martí'nin anti-emperyalist mirası

19 Mayıs 1895’te savaşta hayatını kaybedişi, yalnızca Küba’nın bağımsızlığı uğruna sergilenen münferit bir kahramanlık eylemi değildi; her şeyden önce, sözleriyle eylemleri arasındaki tam tutarlılığın en güçlü ifadesiydi.

Marlene Vázquez Pérez

Yayın Tarihi: 24.06.2025 , 11:48 Güncelleme Tarihi: 24.06.2025 , 11:49

1

"Küba Gerçeği", 2023 Şubat ayında Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) girişimiyle başlatılan bir yayın. Küba'da siyaset, ekonomi, yaşam, kültür gibi konularda Kübalı yazarların ürettiği makalelerin çevirilerini yayımlayan Küba Gerçeği'nde çıkan makaleler, artık soL'da paylaşılıyor.


Savaşta hayatını kaybeden Martí’yi ölümünün 130. yılında anarken, bu tarih, yalnızca bir yıldönümünden ibaret olmanın ötesine geçip bizi geçmişle bugünü karşılaştırmaya davet ediyor. Çok az yazar, metinlerinin bir kısmı veya tamamı eskimeden bir asrın sınavından geçebilir. Martí örneğinde, özellikle Amerika Birleşik Devletleri'ne dair görüşleri söz konusu olduğunda, metinlerinin güncelliği mutlak bir nitelik taşır; kuşkusuz, döneminde bu ülkeyi en iyi tanıyan Latin Amerikalı oydu.

Bahsi geçen milletin kökenlerini kavramasını sağlayan bu derin, çok yönlü bilgi birikimi onu anti-emperyalizme yöneltti. Bu, onun fikirlerinin karmaşıklığıyla öne çıkan ve yalnızca siyasi açıdan değerlendirilmemesi gereken bir yönüdür. Kübalı aydının bu yönü zengin yaşam deneyimleri, özenli çalışma, derin düşüncelerin ve son dönemde yazdığı eserlerde kendini gösteren ancak kökeni uzun yıllara dayanan yazılarının bir araya gelerek oluşturduğu yapıya dayanır.

José Martí, çok erken bir yaştan itibaren Anglosaksonlar ile Latin Amerikalılar arasındaki muazzam kültürel farklılıkları fark etmişti. 1879'da, İspanya'ya ilk sürgünü sırasında fark ettiği ve Not Defteri No. 1'e kaydettiği bir şeyi hatırlamakta fayda var:

"Kuzey Amerikalılar faydayı duygunun üzerinde tutarlar—Biz ise duyguyu faydanın üzerinde tutarız. Ve eğer örgütlenme, yaşam, varoluş açısından böyle bir fark varsa, eğer onlar ticaret yaparken biz ağlıyorsak, eğer bizim onların soğukkanlı ve hesapçı akıllarının yerine hayal gücüyle dolu bir kafamız varsa ve biz onların pamuktan ve gemilerden oluşan kalbinin yerine ancak 'Kübalı kalbi' olarak adlandırılabilen öyle özel, öyle duyarlı, öyle yeni bir kalbe sahipsek, nasıl olur da onlar gibi yasalarla kendimize kanun koymamızı istersiniz? Taklit mi edelim? Hayır!—Kopyalayalım mı? Hayır! 'İyidir' diyorlar bize. Biz de 'Amerikan işi' diyoruz. İnanıyoruz, çünkü inanmaya ihtiyacımız var. Hayatımız onlarınkine benzemez ve birçok açıdan da benzememelidir. Biz duyarlılığı oldukça yüksek bir milletiz. Düşüncelerimiz daha az pozitiftir, geleneklerimiz daha saftır. Nasıl olur da aynı yasalarla iki farklı halkı yönetebiliriz? Amerikan yasaları Kuzey’e yüksek bir refah düzeyi kazandırdı ama aynı zamanda onları en yüksek düzeyde yozlaşmaya da sürükledi. Onları zenginleştirmek için maddeye dönüştürdü. Bunca bedel karşılığında gelen refahın canı cehenneme!"1

Yukarıda alıntılanan metin Martí’nin sürekli olarak üzerine düştüğü ve değindiği konulardan birine işaret ediyor. Bu konu onun “Bizim Amerika’mız” adını verdiği problemlerin analizine adanmış metinlerinde her zaman mevcuttur: "Hiçbir zaman kopyalamayın veya taklit etmeyin, daima kendi özünüzün bilgisine dayanarak yaratın". Aynı zamanda Latin Amerika’yı tehdit eden diğer önceliklerden de bahseder: "ABD’nin kültürel, ekonomik ve politik hegemonyasına karşı elinizden geldiğince uyanık olun." Martí, New York'ta geçirdiği uzun sürgün döneminde, Güney Amerika basını için yazdığı yazılarda ABD hegemonyasına çağrısını sürdürdü; bunu, Amerikan ekonomik gelişmesine ve temsili demokrasiye hayranlık duyan okuyucular arasında istenmeyen bir durum yaratabilecek açık sansür yoluyla değil, edebi söylemin araçlarıyla çok özel bir biçimde başardı.

Belki de bu Uyanış Çağrısı’nın2 en erken örneklerinden birine Aralık 1881’de Bogotá, La Pluma’da yayımlanan yazısında rastlıyoruz.3 Daha ilk satırdan itibaren, Amerika Birleşik Devletleri’ne duyulan yüksek takdir göze çarpıyor; ülke, dönemin ekonomik ve sosyal gelişiminin tartışmasız lideri konumunda yer alıyor. Ancak, bu sözde “üstünlüğün” farkındalığı, kibir ve kendini beğenmişliğe yol açar ki bu da, henüz açıkça ortaya çıkmamış olsa bile, gözlem gücü yüksek yazarın metinde belirttiği üzere, diğer milletler için gizli bir tehlike oluşturur. Bu on yılın sonlarına doğru "anti-emperyalizm" olarak adlandırılacak tutum aşağıdaki paragrafta kendini gösteren kuşku, güvensizlik ve temkinli yaklaşımda kendini belli eder:

"İnsanlık tarihindeki hiçbir gelişme, Amerika Birleşik Devletleri’nin olağanüstü refahıyla kıyaslanamaz. Bu toplumun derin köklerden yoksun olup olmadığı, halkları daha kalıcı şekilde birbirine bağlayan şeyin ortak çıkar mı yoksa ortak fedakârlık ve acı mı olduğu, bu devasa ulusun içinde yıkıcı ve korkutucu unsurlar barındırıp barındırmadığı, sanatsal duyarlılığın kaynağı ve ulusal kimliğin tamamlayıcısı olan kadın ruhunun eksikliğinin bu şaşırtıcı halkın kalbini katılaştırıp yozlaştırıp yozlaştırmadığı gibi soruların cevabını zaman gösterecektir."4

80’li yıllar, özellikle sonlarına doğru, Kübalılar için oldukça zordu. Hele ki, adasının özgürlüğünü özleyen, sürgün hayatı yaşayan ve vatanının iyiliği için sürekli endişe eden Martí için bu yıllar daha da zorlu geçti. Bu yıllar yabancı bir ülkede, her adımda kendini yabancı hissettiren bir dil ve kültürle, en yüce hedeflerine ulaşmak için durmaksızın çabaladığı yıllardı. New York’a yeni geldiğinde, biraz da alaycı bir ifadeyle şöyle yazmıştı:

"[…] İlginçtir, bir İngiliz konuştuğunda onu her zaman anlayabiliyorum. Ama Amerikalılarla durum bambaşka: Bir kelime söylediklerinde sanki fısıldıyorlar, bir cümle kurduklarında ise elektrik çarpıyor gibi oluyorum. Ve eğer biri çıkıp da bana, 'Bu kadar kötü yazdığın bir dilin nasıl kötü konuşulduğunu anlayabiliyorsun?' diye sorarsa, ona gayet açık bir şekilde şunu söylerim: Eleştirmenler, en çok da hiçbir şey bilmedikleri konular üzerine konuşmayı severler."5

Görünürdeki hafif üslup, sürgünün yaşadığı dramı pek de iyi gizleyemez. Zorunlu olarak bu topraklara yerleşmiş bir göçmen olarak, artık her ne pahasına olursa olsun bu dili öğrenmek zorundadır. Çünkü bu, hem hayatta kalmanın bir gereği hem de özgürleşme yolundaki hedeflerini gerçekleştirebilmesinin temel şartıdır. Bu yüzden, hayatını ve eserlerini inceleyenler için şaşırtıcı olan, Philadelphia’da yayımlanan The Manufacturer gazetesinin Kübalılara karşı başlattığı karalama kampanyasına, ve bu kampanyayı sürdüren New York’taki The Evening Post gazetesine, İngilizce olarak yanıt vermeyi düşünmüş ve bunu kaleme almış olmasıdır. Martí, bu yanıtını The Evening Post gazetesinde, gazetenin editörü Edwin L. Godkin’e hitaben yazdığı bir mektupla yayımlamıştır. 25 Mart 1889’da kamuoyuna sunulan bu belge, tarihe “Küba’nın Savunması” (Vindicación de Cuba) adıyla geçmiştir.

Aynı yıl, Amerika Birleşik Devletleri’nde Küba’yı topraklarına katma yönündeki girişimlerin artması üzerine, düşmanın diliyle Amerikancı düşünceleri yaymak amacıyla İngilizce bir gazete yayımlama projesi tasarladı. Bu girişim, onun savunmadan karşı atağa geçtiğini gösterir. Ancak, maddi imkânsızlıklar nedeniyle bu hedefini hayata geçiremedi.

Tüm bu deneyimler, onun anti-emperyalist duruşunun zamanla sağlamlaşmasına zemin hazırladı. Bu bağlamda, 23 Mart 1894’te Patria gazetesinde yayımlanan “Birleşik Devletler Hakkındaki Gerçek” metni, Martí’nin hem gazeteci olarak yürüttüğü çalışmalardan hem de sürgün olarak bu ülkede edindiği yaşam deneyimlerinden beslenen önemli bir gelişim süreci içerisinde olduğunu açıkça gösterir.

On yıldan fazla bir süredir bu büyük kentte yaşıyor olması ve ABD’nin kültür ve siyaset dünyasında önemli bir figür haline gelmiş bulunması, Martí’nin artık bu yeni gerçekliğe bütünüyle uyum sağladığı izlenimini verebilir. Unutmamak gerekir ki, aynı zamanda Arjantin, Paraguay ve Uruguay’ın konsolosuydu; 1891’deki Uluslararası Para Politikaları Konferansı’na Uruguay delegesi olarak katılmış ve diplomatik statüsü sayesinde birçok ayrıcalıklı ortama erişim sağlamıştı. Ancak Martí hiçbir zaman bu topluma karışmak istemedi, böyle bir uyum arayışında da olmadı.

1894 yılına ait bir notu, bu durumu acı bir şekilde gözler önüne serer:

“Murray Hill Hotel”in hizmetlisinin sözleri:
- 'Son bir aydır burada yemek yiyen, uzun boylu bir Güney Amerikalı beyefendiyi tanıyor musunuz?'
- 'Bilemem. Gelen gelir, giden gider. Kendini bana tanıtmadı.'
Ve bu sözleri söylerken takındığı o küçümseyici bakış yok mu! Sanki, 'İmparatoru rahat bırakın' dercesine bir edayla… İnsan kendini Amerika’da yaşarken adeta yumruk yemiş gibi hissediyor. Bu insanlar konuşmaya başladığında, sanki gözünüzün altına bir yumruk iniyor."6

Bütün bunlar, Martí’nin her gün dil engelini aşmak ve Anglo-Sakson idiokrasisi ile başa çıkmak için ne denli büyük bir çaba harcadığını gözler önüne seriyor. Aynı zamanda, ilkelerine bağlı kalan; güçlü ve özgün bir düşünce dünyası geliştiren; kendi ana dilini şiirsel anlatım aracı olarak yenileyen; anti-emperyalist duruşunu derinleştiren ve “Bizim Amerikamız”a hizmet etme idealini kararlılıkla sürdüren bir insanın ahlaki sağlamlığının da kanıtıdır.

19 Mayıs 1895’te savaşta hayatını kaybedişi, yalnızca Küba’nın bağımsızlığı uğruna sergilenen münferit bir kahramanlık eylemi değildi; her şeyden önce, sözleriyle eylemleri arasındaki tam tutarlılığın en güçlü ifadesiydi. O, aynı zamanda “Bizim Amerikamız” ve Antiller birliği ideali uğruna da can veriyordu; çünkü yürütülen savaş yalnızca iki adayı özgürleştirmeyi değil, aynı zamanda dünyada bir denge kurmayı amaçlıyordu. 

Bu mirası aklımızda tutalım ve çağımızın karmaşık koşulları içinde, elimizden gelen her yolla hayata geçirelim. Bu, hem günümüzün birçok sorununu daha iyi anlamamıza katkı sağlayacak hem de ahlaki, yurtsever ve evrensel değeriyle tüm tazeliğini koruyacaktır.


Yazar: Marlene Vázquez Pérez
Yayınlandığı yer: Cubadebate
Yayın tarihi: 19 Mayıs 2025
Çeviri: Irmak Kaleli

DOSYA | Küba Gerçeği yazıları
kuba
  • 1

    José Martí. “Cuaderno de apuntes no. 1.” En Obras completas, editorial de Ciencias Sociales, La Habana, 1975, t. 21, p. 15-16. (En lo adelante, OC).

  • 2

    Véase Marlene Vázquez Pérez: “Las Escenas norteamericanas de José Martí: su calidad polifónica”, en Cuadernos Americanos, México, no. 125 (2008), pp. 117-130.

  • 3

    José Martí. En los Estados Unidos. Periodismo de 1881- 1892. p. 2099- 2101.

  • 4

    José Martí. O.C., t- 9, p. 123.

  • 5

    José Martí. ”Impresiones de América por un español recién llegado.” OC, t. 19; p. 125 y OC. Edición crítica, t. 7, p. 150

  • 6

    José Martí. Cuaderno de apuntes no. 18. OC, t. 21, p. 399

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.