Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Okuyan: Türkiye'de sosyalist hareket kendi gücüyle Meclis'e girmelidir

Artı TV'de soruları yanıtlayan TKP Genel Sekreteri Okuyan dün yapılan çağrıya ilişkin olarak 'Genel bir sol enerji yaratabiliriz. Bu imkanı kaçırmamak gerektiğini söylüyoruz' dedi.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 10.03.2023 , 17:39 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan Artı TV canlı yayınında bugün alınan seçim kararına ve TKP'nin "Parlamento seçimleri için Sol’a çağrımızdır" başlıklı çağrısına ilişkin soruları yanıtladı.

Erdoğan'ın yaptığı seçim açıklamasının beklenen bir açıklama olduğunu dile getiren Okuyan bilinmeyenin Cumhur İttifakı'nın seçim sürecinde ne tür hamleler yapacağının olduğunu söyledi. Bir belirsizliğin de sosyalist solun seçimlerde alacağı tavır konusunda olduğunu kaydeden Okuyan TKP'nin dünkü çağrısının bu belirsizliğe bir yanıt vermek için de yapıldığını dile getirdi.

Okuyan bu çağrının olumlu bir karşılık bulduğunu ve yeni görüşmelere başlandığını ifade ederken "Toplumda 'siz zaten barajı geçemeyeceksiniz' algısını kırmak için bir fırsat var. Sosyalistler bir enerji yaratabilirler ve bu enerji tek tek ittifakta yer alacak partilerin oyunun üstüne çıkar. Yani genel bir sol enerji yaratabiliriz. Bu imkanı kaçırmamak gerektiğini söylüyoruz" dedi.

TKP olarak milletvekili pazarlıklarında yerlerinin olmadığını vurgulayan Okuyan "Biz diyoruz ki Türkiye'de sosyalist hareket, komünistler, emekçiler kendi güçleriyle kendi olanaklarıyla Meclis'e girmelidir ve girecektir" ifadelerini kullandı.

Okuyan'ın Artı TV'den Ahmet Ayva'nın sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

(Erdoğan'ın seçim kararı) Bekleniyordu. Biz seçim sürecine girdik ve çok az süre kaldı. Muhalefetin, Millet İttifakı'nın nasıl bir strateji izleyeceği belli oldu. Ama Cumhur İttifakı'nın nasıl bir oyun kuracağı, neyi deneyeceği, ne tür hamleler yapacağına ilişkin bazı tahminlerimiz var. Ama bir belirsizlik de sürüyor. Bir başka belirsizlik de aslında solun, sosyalistlerin tavrı. Çünkü evet Cumhurbaşkanlığı seçimi son derece önemli ve gözüküyor ki iki aday arasında geçecek. Ve sosyalistler de bu iki aday arasında bir tercih yapmaya zorlanacak. Ama parlamento seçimlerinde solun, sosyalistlerin toplam olarak nasıl bir tavır içerisinde olacaklarına ilişkin bir belirsizlik sürmeye devam ediyor. Çok fazla zaman yok. Bizim çağrımız, TKP olarak yaptığımız çağrı biraz da bu belirsizliğe son vermek, sosyalist hareketin toplam olarak, aralarındaki bütün görüş ayrılıklarına rağmen inisiyatif almasını sağlamak. Bu amaçla dün bir çağrı yaptık ve çok olumlu tepkiler geldi kamuoyundan, "doğrusu budur" diye tepkiler geldi. Görüşmelere başladık.

(Kılıçdaroğlu'nu destekleyecek misiniz?) Eğer kavram destek olarak dile getirilecekse hayır. Bunun nedenlerini defalarca konuştuk. Biz Millet İttifakı'nın Cumhur İttifakı'na bir seçenek olabileceğini düşünmüyoruz. Biz hayata ilkelerle, programlarla bakan bir partiyiz. Bizim önem verdiğimiz başlıkların hiçbirisinde özel bir farklılık geliştirmiyor Millet İttifakı. Biz Millet İttifakı'na aday kim olursa olsun kefil olmayacağımızı söyledik. Ancak şunu da biliyoruz dedik, bu toplumda Erdoğan'ın bir kez daha seçilmemesi için çok ciddi bir beklentisi olan, bunu artık ölüm kalım meselesi haline getirmiş geniş bir kesim var. Biz bu kesimi anlıyoruz. Bir de başından beri AKP iktidarına karşı çok sert, kararlı duran bir parti olarak bu duygunun parçasıyız. Biz isterdik ki sosyalistler birleşik bir biçimde bir aday çıkarsınlar, bu aday politikaları Erdoğan'ın yeniden seçilmesine izin vermeyecek bir biçimde gelişsin. Ama bunu yapamadık. Bu saatten sonra TKP açısından mesele basittir. Millet İttifakına bir destek vermeyeceğiz ama oy verme günü oyumuzu Erdoğan'a karşı kullanacağız. 

(Bu Kılıçdaroğlu'na oy vermek değil mi?) Ama desteklemek değildir. Şu anlama geliyor. Biz parti olarak defalarca açıkladık. TKP'nin cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan'a açıktan ya da dolaylı olarak yardımcı olacak bir pozisyon alma olasılığı yok dedik. Biz bunu bir buçuk iki yıl önce söyledik. Bunun anlamı gayet basit. Yarın bir gün çok küçük bir farkla Erdoğan'ın yeniden seçilmesi durumunda TKP böyle bir sorumluluğu üstlenmez. Korktuğumuz için değil. TKP yalnız kalmaya, eleştirilmeye alışkın bir parti. Mesele bu değil. TKP Erdoğan'ın Türkiye toplumunun önünden çekilmesi gerektiğini düşünüyor. İnsanlar bu konuda artık o kadar gerilmişler, yorulmuşlar ki başka hiçbir şey tartışacak durumda değiller. Erdoğan kaldığı sürece gerçek alternatifi tartışmıyorlar. O yüzden toplumun aslında Millet İttiffakı'nın da bir çözüm olmadığını görebilmesi için Erdoğan'ın aradan çıkması lazım. Biz buna yardımcı olacağız. Ama bu Millet İttifakı'na destek, kefil olma... Biz şunu demek zorundayız çözmeyecek sorunları, hatta bazı açılardan durum daha vahim olacak. Ama toplum bunu görme ihtiyacında. Biz Erdoğan'ın Türkiye toplumunun üzerindeki gölgesini kaldırmaya yardımcı olacağız. Bu bir destek değil bu bir seçim taktiği bizim açımızdan. 

(Dünkü açıklamanızda Emek ve Özgürlük İttifakı içindekilere mi sesleniyorsunuz?) Sosyalist Güç Birliği içerisindeki partiler zaman zaman bağımsız açıklamalar yapıyorlar. Bu yaptığımız çağrının doğrultusu Sosyalist Güç Birliği'nde de var. Niye Sosyalist Güç Birliği olarak yapmadığımız sorusu ayrı bir tartışma ama şunu unutmayalım bizim çağrımız bütün partileri Sosyalist Güç Birliği'ne çağırma değil. Yeni, daha kapsamlı bir şey yapabilir miyiz sorusuna yanıt arıyoruz. Burada da sosyalistlerin özellikle deprem sonrasında Türkiye solunun toplumda yarattığı olumlu atmosferden de yararlanarak Türkiye solunu marjinal damgasından çıkaracak bir seçim taktiği uygulanabilir mi? TKP olarak biz seçimlerin milletvekili pazarlıklarına sıkıştırılmasını sol açısından uygun bulmuyoruz. Ama şu önemli. Toplumda 'siz zaten barajı geçemeyeceksiniz' algısını kırmak için bir fırsat var. Sosyalistler bir enerji yaratabilirler ve bu enerji tek tek ittifakta yer alacak partilerin oyunun üstüne çıkar. Yani genel bir sol enerji yaratabiliriz. Bu imkanı kaçırmamak gerektiğini söylüyoruz. Bu konuda da değişik önerilere açığız. Ama biz Sosyalist Güç Birliği'nin bir parçasıyız. Bu çağrılarımız hiç yerine gelmez, biz Sosyalist Güç Birliği olarak zaten seçimlere gireceğiz. Burada bir belirsizlik yok. Bu konuları öncelikli olarak Sosyalist Güç Birliği'nde de konuştuk zaten. Ama başka görüşmeler de yapıyoruz, yapmaya da başladık.

(Emek ve Özgürlük İttifakı ile Sosyalist Güç Birliği yan yana gelemez mi?) Bu soru bize sokakta da soruluyor. Bu meşru bir soru. Bizim de yanıtımız şu. Biz gelin önce bir ilkeleri... Bakın solun parlamento için pazarlıklar yapma, ya da milletvekili pazarlıkları içerisinde görülmesi bizi yaralıyor. Bir kere buradan bir çıkalım. Neyi, nasıl bir dünyayı ve Türkiye'yi savunuyoruz? Her konuda anlaşmamız gerekmiyor. TKP olarak biz neyi önemsediğimizi ilan etmiş durumdayız, bu Sosyalist Güç Birliği'nin diğer bileşenleri için de geçerli. Bunları konuşalım ama kamuoyu önünde konuşalım. Şu kötü bir şey. Türkiye solunun kapalı kapılar ardında topluma kapalı bir şekilde kendi içerisinde ittifaklar yapması ve bu ittifakların da son tahlilde milletvekili pazarlıklarına bağlanması, kamuoyu algısında söylüyorum, bu benim eleştirim değil, bu iyi bir şey değil. Otururuz nerede ayrılıyoruz, nerede birleşiyoruz, herkesle, burada bir kısıtlama olmaz. Bunları masaya koyarız, herkes sözünü söyler ve kim yan yana gelebiliyorsa gelir. Ama şu olmaz, şu kadar milletvekili alalım. Biz TKP olarak seçimlere bütün seçim çevrelerinde TKP adıyla gireceğiz. Kimseden milletvekili talebimiz yok. Ama hep beraber barajı zorlayabilliriz. Sosyalist sol barajı zorlayabillir, buna samimiyetle inanıyoruz. Depremden sonra Türkiye solunun toplumsal algıdaki yeri değişti, bu bir olumluluktur. 

(Geçmişte 95'te olduğu gibi Kürt siyasi hareketi ile ya da HDP ile de bir yol yürür müsünüz?) 95 yılında bizim de içinde yer aldığımız Emek, Barış, Özgürlük Bloku'nun seçim bildirgesine bakarsanız şu anda TKP ona imza atar. HDP eğer o çizgide olsaydı biz şu anda hiç bunları tartışıyor olmazdık. Ama aradan geçen süre içerisinde çok büyük değişimler oldu. O dönemde de o zamanki HADEP içerisinde değişik eğilimler vardı. Ama baskın eğilim, kamuoyuna sunduğumuz program, özelleştirmeye, emperyalizme karşıydı, sınıf temelli, özgürlükleri de demokrasiyi de önemseyen bir ittifaktı o. Bugün onun uzağına düşüldü. Bu bizim değerlendirmemiz. Ama bütün bunların kamuoyu önünde açıkça konuşulması lazım. 'Biz de laikliği savunuyoruz, biz de emperyalizme karşıyız'... Bunu HDP için söylemiyorum, genel olarak herkes bunu söyleyebilir. Ama bunun arka planında bazı şeylerin olması lazım. Örneğin tarikatla ve cemaatlerin dağıtılmasını istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Çünkü bunu demeden laikliği savunamazsınız artık Türkiye'de. Ya da NATO'ya, AB'ye, ABD'nin bölgesel varlığına ilişkin pozisyonunuz net mi değil mi? Burada bir netlik yoksa o zaman iş karışıyor. Biz samimiyetle şunu söylüyoruz: Belli ilkeleri savunan, burada kararlı ve tutarlı olan herkesle birlikte yürürüz. Önemli olan budur. Önemli olan Türkiye'de Cumhuriyet değerlerini, emperyalizm karşıtlığını ve sermayeye karşı emeği savunanların toplam gücünü artırmaktır. Yoksa TKP'nin dediğim gibi milletvekili pazarlıklarında işi yok. Biz diyoruz ki Türkiye'de sosyalist hareket, komünistler, emekçiler kendi güçleriyle kendi olanaklarıyla Meclis'e girmelidir ve girecektir. O yüzden biz pazarlıkların içinde yokuz.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.