Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Okul açma yetkisi genişletiliyor, eğitim sermayeye entegre ediliyor: Proje Okulları Yönetmeliği’nin ardındaki ‘proje’ ne?

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan “Milli Eğitim Bakanlığı Proje Okulları Yönetmeliği” Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Komünist Öğretmenler laik, kamusal ve bilimsel eğitim anlayışına doğrudan müdahale olarak gördükleri bu yönetmeliğin “ciddi bir kırılma noktası” olduğu kanaatinde.

İrem Yıldırım

Yayın Tarihi: 12.07.2025 , 15:44 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10

Milli Eğitim Bakanlığı, proje okulları için bir yönetmelik hazırladı. Yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi bile.

Yeni yönetmelikle, birçok bilinmeze imza atılıyor.

Komünist Öğretmenler tarafından Türkiye eğitim sisteminde uzun vadeli etkiler yaratacağı düşünülen bu yönetmelik, “ciddi bir kırılma noktası” olarak tarifleniyor.

soL’a konuşan Komünist Öğretmenler’den Duygu ve Ebru yönetmeliğe ilişkin soruları yanıtladı. 

Bakanlığın hazırladığı “Özel Program ve Proje Uygulayan Eğitim Kurumları Yönetmeliği”ne göre okullar doğrudan bakanlık tarafından veya çeşitli kurum ya da kuruluşlarla yapılan protokollerle açılabilecek. Bakanlık tarafından belirlenen 5 kriterden en az birini sağlamak zorunda olan proje okul “Okul Gelişim Modelini” uygulayacak. Bakanlık tarafından sürekli izlenerek, değerlendirilecek ve istenen koşulları sağlayamamaları halinde Bakan onayı ile kapsamdan çıkarılacak.

Bu ve benzeri pek çok ayrıntıyı Komünist Öğretmenler değerlendirdi.

‘Anayasal güvence altındaki laik, kamusal ve bilimsel eğitim anlayışına doğrudan yönelmiş bir müdahale’

Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yeni yönetmelikle birçok bilinmeyene adım atılıyor. Kabaca anlamak için ilk şunu soralım, bu yönetmelik eğitim sistemine ne getirecek? Hangi bağlamda, ne sebeple böyle bir yönetmelik hazırladılar?

Ebru: 12 Temmuz 2025 tarihli Proje Okulları Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik, Türkiye eğitim sisteminde uzun vadeli etkileri olacak ciddi bir kırılma noktasıdır. Yeni düzenleme ile Milli Eğitim Bakanlığı, proje okul statüsünü genişletirken, bu okulların yalnızca kamu eliyle değil, çeşitli kurum ve kuruluşlarla yapılan protokoller yoluyla da açılabileceğini açıkça hükme bağlamıştır. Daha önce olmayan bu ifade, sadece uygulama pratiğini değil, aynı zamanda bir yönetişim zihniyetini de değiştirmektedir. Kamu hizmeti olan eğitimin planlaması ve sunumu artık yalnızca devletin değil, belirli sivil oluşumların ve hatta dini yapılara yakın duran yapıların da alanına dahil edilebilecektir.

Duygu: Bu yönetmelik, eğitimi kamusal ve toplumsal bir hak olmaktan çıkarıp piyasa merkezli, parçalı, rekabetçi bir yapıya dönüştürme hamlesidir. Sermaye sınıfının ihtiyaçlarına göre şekillenen çocuklarımızın bütünsel, bilimsel, eleştirel düşünceye dayalı eğitim hakkını gasp edecek bir adım olarak görüyorum.

Bu adım, “proje” adı altında eğitimde özelleştirme ve piyasalaşmanın, aynı zamanda da cemaat ve vakıfların eğitim üzerindeki nüfuzunun kurumsallaşmasının önünü açabilir. Bu yönüyle yalnızca bir teknik yönetmelik değişikliği değil, anayasal güvence altındaki laik, kamusal ve bilimsel eğitim anlayışına doğrudan yönelmiş bir müdahale olarak değerlendirilmelidir.

‘ÇEDES okulları’na yol mu açılıyor?

Yönetmelikte 'okullar doğrudan bakanlık tarafından veya çeşitli kurum ya da kuruluşlarla yapılan protokollerle açılabilecek' deniliyor. Bu ne anlama geliyor?

Ebru: Bu ifade çok belirleyici bir kırılmadır. Çünkü daha önce Milli Eğitim Bakanlığı'nın kendi kurumsal yapısı ve planlaması içinde açılan proje okullarına şimdi dış paydaşlar, “protokol yapılan kurumlar” dahil ediliyor. Bu, “okul açma yetkisinin” dolaylı biçimde bazı dernek, vakıf, STK ya da dini yapılarla paylaşılması anlamına gelir. Buradaki risk, bu protokollerin içeriklerinin kamuoyundan gizli tutulabilmesi ve hangi kriterlere göre imzalandığının belirsizliğidir. Böylece şeffaf olmayan, hesap verilebilirlikten uzak, liyakate dayanmayan süreçlerle eğitimde kadrolaşmanın yolu açılabilir.

Duygu: Bu madde çok önemli. İlk kez “çeşitli kurum ve kuruluşlarla yapılan protokoller kapsamında açılan okullar” ibaresi kullanılıyor. Bu vakıf, dernek ve cemaatlerin okul açabileceği anlamına geliyor. ÇEDES okullarda uygulanan bir proje iken "ÇEDES okulları" açılabilir mesela. Bu, eğitimin doğrudan dinci vakıf ve derneklerin ellerine teslim edilmesi anlamına gelir.

‘Müfredat dışı etkinliklerle çocuklara hangi değerler aşılanacak?’

Yönetmelikte bakanlık tarafından belirlenen 5 kriterden en az birinin karşılanması gerektiği söyleniyor. Bu kriterler ve geçerlilik için beklenen bu kıstas bize ne anlatıyor? Etkili liderlik ve öğretmen gelişimi, öğrencilere farklı alanlarda gelişim imkanı, özel program, sanayi ve sıklarla işbirliği, meslek okullarına fırsat gibi maddeler var.

Örneğin 4. maddenin içeriği de şöyle: 'Okulların kamu ve özel kuruluşlarla, organize sanayi, serbest ticaret veya teknoloji geliştirme bölgesi ile işletmeler, sivil toplum kuruluşları ile projeler yapması beklenecek.'

Öğrencileri, öğretmenleri, eğitim sistemini gerçekte ne bekliyor?

Ebru: İlk bakışta modern ve olumlu gibi görünen kriterler –örneğin “öğretmen gelişimi”, “öğrenci destek programları”, “özel müfredat”– uygulamada “özel program ve proje” adı altında müfredatın bilimsel temellerden uzaklaştırılması, mesleki eğitim adı altında çocuk işçiliğine zemin hazırlanması, ve bazı dini ya da ideolojik yapıların "ahlaki gelişim" iddiası altında eğitim içeriğine müdahalesi gibi sonuçlar doğurabilir.

Özellikle 4. kriterde yer alan “sivil toplum kuruluşları ile işbirliği” ibaresi dikkatle izlenmelidir.

Hangi STK? Ne tür projeler? Müfredat dışı etkinliklerle çocuklara hangi değerler aşılanacak? Eğitimde fırsat eşitliği mi sağlanacak, yoksa bazı yapılar kendi “kadro” ve “kitlelerini” mi oluşturacak?

Bu sorular ciddi biçimde açıkta kalmaktadır.

Duygu: Bu kriterlerin tamamı, eğitimi toplumsal gelişim yerine sermaye birikiminin hizmetine sunmanın “şık” paketlenmiş gerekçeleri.

•“Etkili liderlik”, “özel program”, “sanayi ile işbirliği” gibi ifadeler, okulun kamusal niteliğini zayıflatır; işyerine benzeyen okullar yaratır. Çocukları, gençleri sömürmek için kullanılan birer araç haline getirir okulları .

•Böylece düşünmeyen, sorgulamayan, sanatla, felsefeyle, tarihsel bilinçle değil; yalnızca “beceri” ile donatılmış yarı-vasıflı iş gücü olarak yetiştirilecekler.

Bakana verilen yetki neyin nesi: ‘Bu durum sadece idari değil, ideolojik ve siyasal bir tasarruf aracı hâline gelebilir’

Bu okulların Bakanlık tarafından sürekli izlenerek, değerlendirilecek ve istenen koşulları sağlayamamaları halinde Bakan onayı ile kapsamdan çıkarılacağı da söyleniyor. Bunun yalnızca bakan onayına bağlı olması ne kadar doğru? Bu yetki bizi nelerle karşı karşıya getirebilir?

Ebru: Proje okul statüsünün sürdürülmesi veya kaldırılması tamamen bakan onayına bağlanmıştır. Bu durum, keyfi karar alma riskini artırır. Kurumsal denetim ve paydaş görüşü olmadan alınan kararlar, politik yakınlığı olan kurumlara ayrıcalık sağlarken, laik, bilimsel ve nitelikli eğitim veren okulları sistem dışına itebilir.

Bu yetki, uzun vadede proje okullarının içeriksel dönüşümüne ve “istenmeyen” görülen okulların dışlanmasına neden olabilir. Dolayısıyla, bu durum sadece idari değil, ideolojik ve siyasal bir tasarruf aracı hâline gelebilir.

Duygu: Bu yetkinin tek başına Bakan’ın keyfine bırakılması, bu durum sadece idari değil, ideolojik ve siyasal bir tasarruf aracı hâline gelebilir. Yarın bir gün Bakan değiştiğinde, bakanlığın politik öncelikleri değiştiğinde onlarca okul bir gecede statü kaybedebilir, öğretmenler sürgün edilebilir, müfredatlar değişebilir.

Bu durum eğitimcileri, öğrencileri ve velileri sürekli bir belirsizlik, baskı ve korku ortamında yaşamaya mahkûm eder. Ayrıca laik, bilimsel, kamusal eğitim çizgisini savunan sendikal faaliyet gösteren öğretmenler bu yetki kullanılarak hedef haline getirilebilir.

‘Patron örgütleri ‘işgücüne erken yaşta ulaşmak’ istiyor, bu proje sermayeye tam olarak bunu veriyor’

Uzun süredir lise eğitiminin zorunlu olmamasına ilişkin bir tartışma besleniyor hem Bakan hem de hükümet yanlısı sendikaların da desteğiyle. Bunu talep edenler arasında patronlar olduğunu gördük, açıklamaları ve talepleri kamuoyuna defalarca yansıdı. Bu yönetmeliğin lise eğitiminde atmak istedikleri adımlarla bir bağı var mı? Zorunlu eğitimin kalkmasına ya da sürenin azaltılmasına giden yolun taşları mı döşeniyor?

Ebru: Ne yazık ki evet. Lise eğitiminin zorunluluğu uzun süredir tartışma konusu yapılmakta, özellikle sermaye çevreleri ve bazı sendikalar “iş gücü piyasası ihtiyaçları” bahanesiyle zorunlu eğitimin esnetilmesini savunmaktadır.

Proje okulları yönetmeliği ile getirilen bu model, “kategorize edilmiş eğitim” anlayışını derinleştirerek, çocukların erken yaşta meslek, dini yönelim ya da sermaye eksenli eğitim yollarına yönlendirilmesini kolaylaştırabilir. Bu da eğitimde sınıfsal eşitsizlikleri kalıcı hâle getiren, toplumsal mobiliteyi engelleyen bir yapı yaratır. Eğitim, bir ayrıcalık hâline gelir; kamusal bir hak olmaktan çıkar.

Eğitim, devletin asli görevidir. Kamusal, laik, bilimsel ve eşitlikçi bir eğitim anlayışı anayasal güvence altındadır. Bu yönetmelikle yapılan değişiklik, bu ilkelere doğrudan aykırıdır. “Protokoller” adı altında bazı kurum ve yapıların okullara nüfuz etmesine izin verilmesi, yalnızca pedagojik değil, toplumsal bir kriz yaratır. Çünkü eğitim, sadece bireyin değil, ülkenin geleceğini belirler.

Biz eğitimciler olarak şunu açıkça söylüyoruz: Hiçbir protokol, kamusal eğitim hakkının yerini tutamaz. Okullar şirket değildir. Çocuklar müşteri değildir. Eğitimde laiklik, bilimsellik ve fırsat eşitliği vazgeçilmezdir.

Duygu: Kesinlikle öyle. Patron örgütlerinin uzun süredir dillendirdiği şey, “işgücüne erken yaşta ulaşmak.”

Bu proje okul modeli de sermayeye tam olarak bunu veriyor.

•Meslek ve teknik odaklı okullar üzerinden çocuklar daha erken yaşta iş piyasasına yönlendirilecek, böylece lise düzeyinde genel eğitimin önemi azaltılacak.

•Bu hem düşük ücretli genç işçi ordusu yaratmak, hem de emekçi çocuklarını sorgulayan, eleştiren, tarihsel-toplumsal bilince sahip bireyler olmaktan uzak tutmak için işliyor.

Zorunlu lise eğitiminin kaldırılması ya da süresinin kısaltılması için kamuoyunun “alıştırılması”, “bakın proje okullarla zaten farklılaşıyor” diye meşrulaştırılması bu sürecin parçası.

Komünist Öğretmenler olarak, eğitimin tüm kademelerinde parasız, kamusal, laik, bilimsel ve evrensel bir eğitim hakkı savunuyoruz; çocuklarımızı patronların kâr hırsına kurban ettirmeyeceğiz.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.