Sayfa yolu
'Öğretmenler ülkeleri için iş bırakıyor, bu yolla uyarıyor'
Yayın Tarihi: 23.10.2022 , 08:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:09
Eğitim emekçilerinin örgütlü olduğu 14 sendika 14 Ekim'de Ankara'da Başkent Öğretmenevi'nde bir araya gelerek taleplerini sıraladı, bu taleplere ilişkin bir düzenleme yapılmaması halinde 2 Kasım'da iş bırakma eylemi yapacaklarını duyurdu.
Eğitim-İş, Eğitim-Sen, Teç-Sen, Hürriyetçi Eğitim-Sen, Eğitim Gücü-Sen, Anadolu Eğitim Sendikası, Özgür Eğitim-Sen, Eğitim Hak-Sen, Eksen Eğitim-Sen, İdeal Eğitim-Sen, Eğitim Söz-Sen, Eğitimde Birlik-Sen, Eşit Haklar Sendikası, TÖB-Sen'in genel başkanlarınca bir de karar tutanağı imzalandı.
Ortak imzalı kararda acil talep olarak 19 Kasım 2022'de yapılacak kariyer basamakları sınavının derhal iptal edilmesi, Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun, TBMM’de ivedilikle ele alınarak yeni bir meslek kanununun tüm eğitim sendikalarının ve öğretmenlerin görüşleri alınarak düzenlenmesi yer aldı.
Öğretmenler ayrıca kadrolu güvenceli istihdam, eşit işe eşit ücret, kamuda mülakat uygulamasına son verilmesi, tüm eğitim çalışanlarına sosyal yardımların yapılması, öğrencilerin eğtim, barınma ve beslenme haklarının güvence altına alınması ve kamusal eğitimin sağlanmasını talep ediyor.
Bu taleplere ilişkin düzenlemelerin yapılmaması halinde eğitim emekçileri 26, 27, 28 Ekim 2022 tarihlerinde iş yerlerinde kokart takacak; 26 Ekim 2022 tarihinde, ilk teneffüs saatinde, öğretmenler odasında ortak bildiri metnini okuyacak; bu talep ve uyarılara rağmen bir düzenleme yapılmaması halinde 2 Kasım 2022 tarihinde tüm eğitim çalışanlarının katılımıyla bir günlük iş bırakma eylemi yapacaklar.
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay iş bırakma eylemi ve Öğretmenlik Meslek Kanunu'na ilişkin sorularımızı yanıtladı:
Diğer eğitim sendikalarıyla birlikte 14 Ekim’de Ankara’da bir araya gelerek 2 Kasım’da iş bırakacağınızı duyurdunuz. Bu karar neden alındı? Öğretmenler neden iş bırakmaya gidiyorlar?
Çünkü öğretmenler için, eğitim emekçileri için bıçak kemiğe sadece dayanmadı, kesmeye de başladı. Yoksulluk sınırının altında ücretler, mesleki itibarımıza ve haklarımıza saldırılar, öğrencilerimize verilmeyen kamusal hizmetler yetmezmiş gibi bir de üzerimizdeki angaryaları ağırlaştıracak, uzmanlığımızı yok sayan bir Öğretmenlik Meslek Kanunu çıkardılar. Saray’ın talimatı ve yandaş sendikaların oluruyla hayatımıza sokulan bu kanuna karşı sendika olarak ilk günden beri en gür itirazı ortaya koyan örgüt olduk; tepkimiz tüm eğitim emekçilerinde de ilerici kamuoyunda da büyük bir karşılık buldu ancak hükümet mesleğimize hakaret niteliğinde bu kanundan vazgeçmedi. Bize de vazgeçmeyeceğimizi, bu hakareti kabul etmeyeceğimizi göstermek için eylemliliğimizi yükseltmekten başka yol kalmadı.
Eğitim-İş’in çağrısıyla toplanan 13 sendika, ÖMK’nın tahribatı, eğitim emekçilerinin yaşadığı derin geçim sıkıntısı ve öğrencilerimizden esirgenen imkanlar konusunda birlikte eylem yapmak için karar aldı.
2 Kasım’daki iş bırakma eylemimiz bir milat olacak, çünkü kanun geri çekilip biz eğitim emekçilerinin talepleri doğrultusunda düzenlenmedikçe eylemliliğimizi sürdüreceğiz.
Yani özetle öğretmenler mesleklerinin saygınlığını korumak için iş bırakıyor, haklarını daha fazla gasp ettirmemek için iş bırakıyor, öğrencilerinin bir geleceği olsun diye iş bırakıyor. Ezcümle; ülkesi için iş bırakıyor ve bu yolla uyarıyor.
'Büyük bir katılım olacağını öngörüyoruz'
Bu eyleme özel okullarda çalışan öğretmenler de katılacaklar mı?
Bu eylemde biz sadece kamuda çalışan öğretmenlere değil tüm eğitim emekçilerine çağrı yaptık ve çok olumlu geri dönüşler alıyoruz. Büyük bir katılım olacağını öngörüyoruz.
Ancak özel okullarda çalışan öğretmenlerin durumu biraz farklı. Bu kanun; hem mesleklerine hakaret niteliğinde olduğu için hem de yarın öbür gün kamuda çalışma durumları olduğunda, yarattığı haksızlıklarla karşı karşıya gelecekleri için onları da doğrudan ilgilendiriyor. Ancak MEB, özel okullarda çalışan öğretmenlerimizi tam anlamıyla patronların insafına terk etmiş durumda. AVM’lerde okul tanıtımı yapmaktan, velileri okullara kayıt için ikna mesaileri harcamaya kadar birçok angaryayla karşı karşıyalar. Çok keyfi nedenlerle işten çıkartılabiliyorlar. O yüzden onların birçoğunun eyleme iştirak edemeyeceğini ama sosyal medyadan destekleyip bizi daha güçlü hissettireceğini biliyoruz.
Yine de bilinsin isteriz ki, bu haklı eyleme katıldığı için kim bir haksızlığa, baskıya maruz kalırsa Eğitim-İş olarak biz tüm gücümüzle ve dayanışma kültürümüzle orada olacağız. Kimseyi yalnız bırakmıyoruz ve hep birlikte haklarımızı alıyoruz!
'Öğretmenin uzmanlığını ezber gücü ve angarya kaldırma takatinden tartmaya çalışan zihniyet'
Öğretmenlik Meslek Kanunu ve kariyer sınavlarının iptalini istiyorsunuz. "Öğretmene Saygı" başlığıyla da eylemler düzenlemiştiniz. Bu kanun öğretmenler için ne anlam ifade ediyor, neden karşı çıkıyorsunuz?
Bir teneffüs arasında yazılabilecek kadar basit 12 maddeden ibaret bir metin olarak hazırlanan, içeriğinde eğitim emekçisinin mesleki, özlük ve ekonomik sorunlarına dair hiçbir iyileştirici hamle barındırmayan ve aksine öğretmenlerin kazanımlarına saldıran bir meslek kanunu söz konusu olduğu için karşıyız.
Bu kanunun içeriği, hazırlanış biçiminden de beter:
- Kanun, öğretmenliğin zaten bir uzmanlık mesleği olduğunu söyleyen yasalarla çelişiyor ve itibarımıza saldırıyor. Fakültede zaten alanına göre eğitim alıp uzman olarak mezun olan öğretmenlere “gel bakalım uzman mısın değil misin?” diyor.
- Öğretmenlerin mesleğini icra etmekten doğan haklarını şartlara/ kriterlere/ sınavlara bağlıyor ve bu haliyle hukukun kazanılan haklar geri alınamaz ilkesini, eşit işe eşit ücret ilkesini de çiğniyor.
- Daha bir kez dahi okullarda inceleme yapmamış, okulların gerçekliğinden uzak insanların hazırladığı videolarla öğretmeni angaryalara boğuyor. Üstelik sınav sistemleri de tamamen ezbere dayalı. Yani öğretmenin uzmanlığını ezber gücü ve angarya kaldırma takati üzerinden tartmaya çalışan bir zihniyet var.
'Bu ülkenin tek bir Başöğretmeni var'
- Zaten sözleşmeli, kadrolu, ücretli diye böldüğü öğretmenleri bu kez uzman öğretmen/başöğretmen diye ayrıştırıp birliklerini kırmak istiyor.
- Bu ülkenin tek bir Başöğretmeni varken, bazı öğretmenlere başöğretmen unvanı verilmesini öngören bu kanunla Cumhuriyet kavramlarının içi boşaltılmak isteniyor.
'Bu bir memleket meselesidir'
Türkiye’de gerici politikaların en çok etkilediği alanların başında eğitim geliyor. Gericiliğe karşı bilimsel eğitim için mücadelenin neresinde öğretmenler?
Haklısınız. Gericiler sorgulayan değil biat eden yurttaşlar düşlerler ve bu yüzden her zaman ilk hedefleri cehaleti üstün kılmaya çalışmaktır. Türkiye’de de eğitim ve eğitimci bu yüzden yıllardır hedef tahtasında. Çünkü biz toplumun aydınlık yüzüyüz, geleceğin mimarlarıyız. Cehaleti oy deposu olarak gören bir anlayış için burnunun dibindeki düşmanız.
Eğitim emekçileri bu aydınlanma mücadelesinin baş öznesi durumunda. Gericileştirilmiş müfredata, yoksul öğrenciyi aşağıya itecek şekilde kurgulanmış sisteme, liyakatsizce atanan yandaş yöneticilere ve onlardan gelen baskılara, gasp edilmiş haklarımıza, okulların kapısının dernek maskesi takmış tarikatlar için ardına kadar açılmasına rağmen biz eğitimciler, öğrencilerimize hâlâ adil, bilimsel, laik bir eğitim vermeye çalışıyoruz.
Herkesin anlaması gereken şu ki bu sadece eğitim emekçilerinin meselesi olmamalı. Laik, bilimsel, kamusal ve adil bir eğitim sistemi kurulmadan bu ülkenin parlak bir geleceğe kavuşma ihtimali yok. O yüzden bu bir memleket meselesidir, bu bir gelecek meselesidir, Nazım’ın dediği gibi belki büyüdüğünü görmeyeceğin zeytin fidanlarını dikme meselesidir. Dolayısıyla tüm toplumun bu mücadelenin bir parçası olması gerekiyor.
'Çocuklar simitle gün geçiriyor, musluktan su içiyor'
Ülkemizde emekçilerin ağır yoksullaşması bir yandan öğretmenlerin bir yandan da öğrencilerin durumunu etkiliyor. Bu açıdan siz öğretmenler olarak okullarda neler gözlemliyorsunuz? Bu durumun eğitime kısa ve uzun vadeli etkileri ne olacak?
Durum gerçekten içler acısı. Bakın bu sene birçok öğrenci yıllarca çalışıp kazandığı üniversitelere kayıt bile yaptırmadı çünkü ailelerinin onları büyükşehirlerde yaşatacak parası da, onların barınma ve beslenme sorununu çözecek bir sosyal devlet anlayışı da yok.
Okul kantinleri ateş pahası. Bu tabloyu yaratanların Meclis’te kallavi bir kebap yediği paraya çocuklar ancak kantinden tost alabiliyor. Beslenme çağındaki çocuklarımız simitle gün geçiriyor, musluktan su içiyor. Birkaç sene önce okul kantinlerinin yetersizliğini, önündeki sıranın teneffüslerde hiç azalmadığını söylüyor, çözüm istiyorduk. Şimdi bu kantin sıraları eridi.
Düşünün ortaokuldaki çocuklar dahi teneffüste dolar kuru konuşur oldu. Hayal kurmaları, oyun oynayarak sosyalleşmeleri gereken çağda hayatın gerçeklerini irdeler halde çocuklarımız.
'Bu adaletsizliğin kendisini toplumsal öfke olarak göstermesi kaçınılmaz'
Üstelik bu ekonomik tablo yoksul öğrenci ve ailesi varlıklı öğrenci arasındaki makası daha da açtı. Yeteri kadar çalışırsa bir çobanın bile her şey olabileceği bir ülkeden, yoksulluğun bir kader gibi babadan evlada geçtiği bir ülkeye dönüştük.
Oysa eğitim bedelsiz bir kamu hizmeti olarak verilmesi gereken Anayasal bir hak ve ulaşım, beslenme, barınma gibi yan hizmetler de eğitim hizmetinin ayrılmaz bir parçası. Ancak itibardan tasarruf olmaz diyerek kendi lükslerinden vazgeçmeyenlerin, çocuklarımızdan vazgeçtiğini ve onların en doğal hakkı olan bu imkanları sağlamadığını görüyoruz.
Bu adaletsizliğin sosyal etkilerinin ileride kendisini toplumsal bir öfke olarak göstermesi kaçınılmaz. Bugünün çocukları, yarının bireyleri olduğunda kendilerinden esirgenenler için, hayata birkaç sıfır geriden başlatıldıkları için kaçınılmaz bir sorgulamaya girecekler.
Bu döngüyü kırmalıyız. Bu ülkenin çocuklarına bir gelecek borçluyuz ve ödemeliyiz.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
