Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

'Öğretmenler gününde okul istemekten daha acı ne olabilir ki?'

Sağlam okullar Emniyet'e, öğretmenler ve öğrenciler konteynere... 24 Kasım’da eğitimciler kutlama değil, bina istiyor. Hatay'da sanayi kıyısında ders veren öğretmen Selim soruyor: "Öğretmenler gününde okul istemekten daha acı ne olabilir?"

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 24.11.2025 , 12:01 Güncelleme Tarihi: 24.11.2025 , 18:48

Depremin üzerinden geçen uzun zamana, iktidarın yaptığı bunca şova rağmen eğitimdeki en temel sorunlardan biri hâlâ çözülemedi. Sağlam okul binaları Emniyet ve Kaymakamlık gibi kurumlara tahsis edilirken, öğretmenler ve öğrenciler sanayi kenarlarına kurulan derme çatma yapılara mahkum edildi.

soL’a konuşan öğretmen Selim*, bu 24 Kasım’da en sade talebi dile getiriyor:

"Bir öğretmenin okul binası istemek zorunda kalmasından daha ağır ne olabilir?"

Öğrenciler konteyner okullarda eğitim alırken bir okul ve eğitim psikolojisine giremiyor. Selim öğretmen bunu anlatırken "Bazen öğrencinin amcası geliyor içeri bazen çocuk gidiyor evine unuttuğu bir şey alıp geliyor. Hal böyle olunca da neresi okul neresi ev karışıyor birbirine" diyor.

'Kamu hizmeti denilince akla eğitim gelmiyor'

Türkiye 24 Kasım Öğretmenler Günü'nü kutlarken deprem bölgesindeki eğitim emekçileri günü değil, hayatta kalma mücadelesini konuşuyor. Bölgede eğitim, yıkılan binaların yerini alan konteyner kentlere ve sanayi bölgelerinin kıyısına sıkışmış durumda. Ancak tablonun en çarpıcı kısmı, yıkılmayan sağlam okul binalarının akıbetinde gizli.

Hatay'da görev yapan Selim öğretmen, eğitimdeki öncelik sıralamasının nasıl altüst edildiğini şu sözlerle anlatıyor:

"Şehrin ayakta kalan, en az hasar alan binaları okullardı. Mantıken eğitimin buralarda devam etmesi gerekirdi. Ancak bu binalar hızla başka kamu kurumlarına; Emniyet müdürlüklerine, Kaymakamlıklara veya Valilik birimlerine tahsis edildi. Sağlam binalar bürokrasiye ayrılınca, okullar da mecburen konteynerlere taşındı. Buradaki asıl sıkıntı şu; 'kamu hizmeti' denilince devletin aklına eğitim gelmiyor. Okul binaları işgal edilirken biz teneke kutularda ders işlemeye çalışıyoruz."

Sanayi bitişiğinde, teneke kutularda ders

Selim öğretmenin bahsettiği "mecburiyet", binlerce öğrenci ve öğretmeni şehrin dışına, sanayi bölgelerinin yanına itmiş durumda. Örneğin Ali Kavak İlkokulu ve Hüseyin Şerbetçi Ortaokulu. Bu okullar şu an şehrin dışındaki sanayinin bitişiğindeki MOBSAN Konteyner Kent'te. Burası şehrin dışındaki kimsesizler deprem mezarlığının hemen karşısında...

Yani öğretmenler ve öğrenciler 6 Şubat depreminde kaybettiğimiz yurttaşlarımızın mezarlarına bakarak ders işliyor.

Bir diğer örnek de Hayrettin Özkan Ortaokulu. Eskiden şehir merkezinde olan bu okul şimdi Antakya-İskenderun Çevreyolu üzerinde kurulmuş bir konteyner kentin içinde. Eski konumundan yaklaşık 15 kilometre uzakta.

'Çocuklar okulda olduklarının farkına varamıyor'

Konteyner eğitiminin yarattığı tahribat sadece fiziksel bir sorundan ibaret de değil. Öğretmen Selim, öğrencilerin mekan algısını yitirdiğine dikkat çekiyor:

"Öğrencilerimiz zaten konteyner kentlerde yaşıyor. Sabah kalkıyorlar, yine aynı gri kutuya, bu sefer 'okul' diye giriyorlar. Çocuklar bir okulda olduklarının farkına varmakta zorluk çekiyor. Okul kültürü dediğimiz şey bahçesiyle, koridoruyla, binasıyla bir bütündür. Bizim çocuklarımız mahallede gezer gibi okula geliyor, çünkü yaşadıkları ortamla okul arasında görsel ve mekansal bir fark yok. Bu şartlarda çocuğa 'öğrenci' olduğunu hissettirmek, disiplin ve aidiyet sağlamak imkansız hale geliyor."

Eğitimciler konteyner okulların fiziki yapısından şikayetçi. İzolasyon kötü, yazın sıcak kışın soğuk mekanlarda, sesin yan sınıfa gittiği yerlerde eğitim veriyor öğretmenler. 24 Kasım'da öğretmenler günü bu "teneke kutularda" kutlanıyor.

Öğretmene çifte sürgün: Konteynerden de çıkarılıyorlar

Öte yandan okul binaları ellerinden alınan öğretmenler, şimdi de barındıkları konteynerlerden çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya. Geçtiğimiz günlerde gündeme gelen tahliye kararları, eğitim emekçilerini kara kara düşündürüyor. Okulda "sığıntı", evde "fazlalık" muamelesi gören öğretmenler, bu psikolojiyle sınıfa giriyor.

Bu 24 Kasım'da öğretmenler bir yanda derinleşen yoksulluk, diğer yanda eriyen maaşlar ve gelecek kaygısı ile boğuşuyor. Ancak deprem bölgesindeki öğretmenler için tüm bu taleplerin önüne geçen, çok daha temel ve can yakıcı bir istek var.

Selim, sözlerini şu soruyla bitiriyor:

"Biz sadece mesleğimizi yapmak istiyoruz. Bunun için de asgari ihtiyaç dört duvarı olan, çatısı olan gerçek bir okul. 24 Kasım'da bir öğretmenin 'Bana okul binamı verin' diye talepte bulunmak zorunda kalmasından daha doğal ve daha acı ne olabilir?"


*Öğretmenin adı talebi üzerine değiştirilmiştir. 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.