Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

OECD ve 2025 PISA raporu ne söylüyor?

OECD Eğitim Direktörü ve sık sık Türkiye’de muhafazakar STK’ların ve işveren örgütlerinin etkinliklerinde karşılaştığımız Andreas Schleicher’in Türkiye’yi tebrik eden bir video mesaj yayımlamasını azımsamayalım. AA’nın haberine göre bu bir “başarı hikayesi”. Oradan bakınca öyle görünüyor demek ki.

Nazlı Somel*

Yayın Tarihi: 11.09.2026 , 08:37 Güncelleme Tarihi: 11.09.2026 , 08:53

2025 PISA sonuçlarının ilk teknik raporu 8 Eylül’de açıklandı ve hızla global eğitim yönelimleri, problemleri ve ülkelerin dünya sıralamasındaki yerleri tartışılmaya başlandı. Hemen tüm ülkelerin medyasının manşetten açıkladığı sonuçlar dünya ve bazı ülkeler için kaygı verici sonuçlar olarak değerlendirildi, Türkiye ise dünya sıralamasındaki yükselişini kutlayan ve bu gelişmeleri canının istediği nedene bağlayan haberlerle dolu. Bunun AKP’nin hanesine yazılmasını istemeyenler ise ayrıntılara bakıyor, PISA’ya katılan öğrenci seçimi konusuna odaklanarak, sonuçların ülke gerçeğini yansıtmadığını söylüyor. Oysa PISA bu iki yaklaşımın çok daha ötesinde bir politika aracı. PISA’nın politik ve eğitimsel anlamını kavramak için genel çerçeveden başlayıp 2025 verilerine ve yorumlarına ulaşmak önemli. 

Bunun için, dört temel soruya kısa yanıtlar içeren şu başlıklara yer verdik: PISA nedir, Bir politika aracı olarak PISA nasıl çalışır, 2025 PISA raporu ne diyor ve nihayet 2025 PISA raporu Türkiye eğitimi konusunda ne diyor?

PISA nedir?

PISA (Programme for International Student Assessment / Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı), OECD tarafından 2000 yılından başlayarak her üç yılda bir uygulanan bir test. İlgili eğitim sisteminin hangi kademesinde olduğuna bakılmadan 15 yaşındaki gençlere okuma, matematik ve fen okuryazarlığını ölçtüğü iddia edilen testler, ve buna ek olarak öğrenci, okul idaresi ve öğretmenlerden toplanan okul koşulları, derslerde yapay zeka ya da öğrencilerin okulda akıllı telefon kullanımına, vb. dair anketler uygulanıyor.

PISA ilk uygulandığı yıldan bugüne giderek daha fazla ülkenin katılımıyla gerçekleşiyor, Türkiye programa ilk başından beri, 2003’ten bu yana, katılan ülkelerden. 2025 PISA’ya, 40’ı OECD ülkesi olan toplam 91 ülke katıldı.

Sonuçları tartışmadan önce, bu testi kimin ve ne amaçla gerçekleştirdiğini sormakta fayda var. PISA, eğitim alanında faaliyet gösteren bir kuruluş tarafından değil, ekonomik bir örgüt olan OECD tarafından hazırlanıyor. OECD’nin resmi amacı ekonomik büyüme ve rekabet gücüdür ve okullara bakışı da bu doğrultuda. Nitekim OECD, öğrencileri geleceğin çalışanları, ülkeleri ise birbiriyle rekabet eden ekonomiler olarak değerlendirir ve bu rekabeti hepimizin aşina olduğu sıralamalara dönüştürür.

Yani: PISA eğitim sisteminin kalitesini ölçmez; yalnızca söz konusu üç beceriyi ölçer. Ekonomik bir örgüt olarak OECD, okullarda öğretilen diğer pek çok alanı göz ardı eder. Dahil ettiği üç beceriyi de oldukça dar bir şekilde tanımlar.

Ancak buna rağmen PISA sonuçları, ilgili eğitim sisteminin tamamını değerlendirdiği yanılgısını yaratır ve geniş eğitim reformları önerileriyle öne çıkar. Bugün eğitim politikası analizleri, PISA sonuçlarının ulusal eğitim sistemlerinin neoliberal (piyasacı, rekabetçi, okullar arası farkları ve toplumsal eşitsizlikleri arttıran) politikaları desteklemekte, gerekçelendirmekte ve meşrulaştırmakta kullanılan en etkili araç olduğunu tespit etmektedir.

PISA nasıl çalışır? 

PISA testleri, ilgili ülkenin ve toplumun ihtiyaçlarını tartışmanın dışına çıkaracak şekilde global yeterlilikler ve beceriler tanımına dayanır. Test edileceklerin OECD tarafından, ağırlıklı olarak ekonomi ve işletme alanından uzmanlarca ve dahası “küresel kuzey” (global north) denen bölgedeki, bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki üniversitenin katkısıyla hazırlanıyor. Yani, bir  ekonomik sistemin temsilcilerinin tüm dünyaya sunduğu standartlar bunlar.

PISA testleri bu tüm dünya için geçerli ve zorunluluk olarak tanımlanan becerileri (21. yüzyıl becerileri, bilgi-toplumu becerileri, güvenli gelecek için beceriler, vb. adlandırmalarla) ölçüyor ve ülkeleri test sonuçlarına dayalı olarak sıralıyor ve karşılaştırıyor. İşte tam da bu karşılaştırma ülkeleri “nereden nereye geldik ve diğer ülkelere göre durumumuz ne?” sorularına cevap aradıkları ya da aramaya teşvik edildikleri, sayılarla yönetilen, bir eğitim politikası alanı yaratmış oluyor. Testin uygulamasının genişliği, etkili istatistikleri ve görselleştirmeleri bu etkiyi güçlendiriyor. Burada elma ve armutlar mı karşılaştırıldı, testlerin her bir yerel dile çevirisi ne gibi sorunlar yaratıyor, katılımcı ülkelerin tamamını yansıtan veriler mi (bazı ülkelerin sadece bazı şehirleri katılıyor PISA’ya, örneğin bu yıl en başarılı ülke çıkan Çin’in) soruları sürekli dolaşımda olmasına rağmen, sonuçların tartışılma biçimi bu şüphelerden pek etkilenmiyor.

PISA’nın bir diğer önemli özelliği, testlerin neden-sonuç ilişkisi kurabilecek özellikleri olmamasına rağmen, testin sonuçlarına dayalı olarak problemin nedenlerinin tanımlanması ve politika önerileri oluşturulmasıdır. PISA 2025, üç beceri alanında dünya genelinde sert düşüşler gözlemleyip bu sonucu ağırlıklı olarak yapay zeka ve dijital araçların 15 yaş grubunda giderek daha fazla kullanılması olarak tespit ediyor. Bu sonuç, bu döngüde de en başarılı ülkeler kategorisinde olan ve dijitalleşme konusunda dünyayı geride bırakan ülkeler olduğu gerçeğinin varlığında iddia edilebiliyor.

Peki PISA bunu nasıl yapıyor?

Bir kere çok etkili bir “öne çıkarma” stratejisi işletiyorlar. Raporlardan çıkarılan özetler, tekil ülke raporları ve özetleri, tüm veri içindeki bazı noktaların sistematik olarak altını çizmekte. Bu esnada OECD’nin en sevdiği şeylerden birisi felaket senaryoları yazmaktır; sonuçlar kaygı vericidir, bu eğilim sürerse dünyanın ve ilgili ülkenin başına gelebilecekler, hele de çok hızlı değişen teknoloji, ekonomi ve insan eliyle ortaya çıkan iklim krizi gibi felaket senaryolarıyla çerçevelendiğinde, çok tehlikelidir. 2025 PISA’nın neden olduğu bazı gazete manşetleri şöyle örneğin: Le Monde, “Çocukların bilgisi konusunda küresel alarm”, The Guardian, “Avustralya’da sınıf içi düzen bozukluğu dünyada en kötü sırada: ‘Dijital detoks’ lazım”. Her bir dönemde PISA ülkeler üzerindeki şok etkisini güçlendirecek yeni tespitleri de mutlaka buluyor. 2025’te bu bulgu, test skorlarındaki gerileme daha ağırlıklı olarak avantajlı gruplardan gelen öğrencilerde gözlemleniyor. Fakirlerden gelen kötü sonuçlara alışık bir dünyada bu sonuç elbette alarm durumunu yükseltiyor. 

2025 PISA raporu ne diyor?

Yukarıdaki bağlamı akıldan çıkarmadan, 2025 PISA Birinci Teknik Raporu şunları özellikle OECD ülkeleri için ama aynı zamanda tüm dünya eğitimi için söylüyor ya da öne çıkarıyor:

Okuma ve matematik performansındaki uzun dönemli düşüş devam ediyor.

OECD ülkelerinde 2015–2025 arasında ortalama okuma puanı 28, matematik puanı ise 22 puan düştü. OECD, bunu sırasıyla yaklaşık 1,5 yıllık ve bir yıldan biraz fazla öğrenme kaybına eşdeğer olarak yorumluyor. Fen performansı ise diğer iki alana kıyasla daha dirençli: 2022–2025 arasında OECD ortalamasında genel olarak sabit kalmış. Okuduğunu anlamak konusunda sorun yaşamanın fen becerilerine etkisinin olmaması kendi başına açıklama gerektiren bir bulgu. 

Özellikle okuma becerilerinde, bilgiye eleştirel ve derinlikli biçimde erişme kapasitesi zayıflıyor.

PISA 2025, yalnızca "okuma puanı düştü" demiyor; bilgiyi değerlendirme, farklı kaynaklar arasında bağlantı kurma ve okuduklarını eleştirel biçimde düşünme gibi becerilerde gerilemeye dikkat çekiyor. Ayrıca hızlı ama yanlış cevap veren “hasty readers” (aceleci okuyucular) oranı 2018–2025 arasında belirgin biçimde arttı diyor.

Temel yeterliklerden yoksun öğrencilerin oranı yükseliyor.

OECD ülkelerinde öğrencilerin yaklaşık yüzde 20'si artık matematik, okuma ve fende aynı anda düşük performans gösteriyor; bu oran 2022'de yüzde 16 idi. Rapora göre bu önemli bir "foundational skills (temel beceriler)" problemi.  

Dijitalleşme ve yapay zekâ hem fırsat hem de risk olarak çerçeveleniyor.

PISA 2025 ilk kez dijital dünyada öğrenme ve yapay zeka kullanımına çok daha belirgin biçimde odaklanıyor. OECD'nin bulgusu basitçe "teknoloji kötü" değil: ölçülü ve pedagojik amaçlı dijital kullanım daha olumlu, aşırı kullanım ve özellikle eğlence amaçlı kullanım ise daha düşük performans ve dikkat dağınıklığıyla ilişkili. OECD ülkelerinde öğrencilerin yüzde 28'i, fen derslerinin çoğunda veya tamamında sınıf arkadaşlarının dijital cihazlar nedeniyle dikkatinin dağıldığını söylüyor. Öğrencilerin yüzde 46'sı AI chatbotlarını haftada en az bir kez öğrenmek için kullandığını bildiriyor.

OECD'nin politika önerisi “daha fazla içerik” değil, daha az şeyi daha derin öğrenmek: “depth over breadth”.

Bu politika önerisinin spesifik ülke örneklerinde nasıl bir etkisi olacağını şimdiden öngörmek kolay değil. Çünkü ülkeler PISA sonuçlarını çoğu zaman halihazırda planladıkları piyasa temelli ideolojik dönüşümler için kullanıyorlar. Ancak genel politika önerisinin PISA’nın yapageldiği disipliner, geniş bilimsel bilgiden, spesifik alanlarda operasyonel beceriler için gerekli olduğu kadar derinlikte öğrenme olduğu görülüyor. Bu politik yönelim Türkiye’de 2005 müfredatlarından son müfredata kadar derinleşerek gerçekleşmekte zaten; azaltılan ya da MEB’nin tabiriyle sadeleştirilen müfredatlara bilim dışılığın girmesinin de en güzel örneklerinden birisini oluşturuyoruz.    

2025 PISA Türkiye Raporu ne söylüyor? 

PISA 2025'te Türkiye, ilginç biçimde genel OECD düşüşünden kısmen ayrışıyor: Türkiye, fen puanını 2022'den 2025'e yükselten OECD ülkeleri arasında ve aynı zamanda fen alanında düşük performans gösterenlerin oranını azaltırken yüksek performans gösterenlerin oranını artıran ülkeler arasında yer alıyor. Bunu diğer, okuma ve matematik alanında da gözlemliyoruz. MEB’nin müfredatları ve sınavları PISA’ya uyumlulaştırma politikasının bir sonucu olarak okunabilir bu. Bu esnada nelerden vazgeçildiği ise PISA’ya dair yukarıda yaptığımız genel değerlendirmeden çıkarılabilir.

Bu sonuçlara ulaşmada başka etmenler de var. Bunlar kimlerden (hangi öğrencilerden, hangi okullardan) veri toplandığı ve bunların ne gibi yanlılığa neden olduğu sorularıyla ilişkili. Bunların tamamını PISA raporlara bakarak ortaya çıkarmak mümkün değil, tam da bu nedenle eleştirel politika analizi yapan araştırmacılara ihtiyacımız var ki, bunlar Türkiye’de giderek daha az rastlanan ya da üniversitelerde tutulan cinsten. 

Her durumda, hemen karşımıza çıkan birkaç durum şöyle: 

İlkin, açıköğretim okulları ve Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), PISA 2025 okul örnekleme çerçevesine dâhil edilmemiştir. 2018 ve 2022 döngülerinde bu kurumlar çerçevede yer alıp okul düzeyinde hariç tutma (exclusion) sayılmıştı. Yani artık, örneklem içinde dahi sayılmıyorlar. TÜIK’in işsizlik verileri gibi. OECD bu dışlamanın Türkiye sonuçlarına istatiki yansımasının tolere edilebilir düzeyde olduğunu iddia etse de, meslek liselerinde en zayıf öğrencileri, özellikle son birkaç yıldır,  MESEM’lere yönlendirme baskın bir uygulama haline geldi. MESEM’lere kayıtlı 400 bin, açık ortaokul ve liselere kayıtlı 1 milyon öğrenci var. Bunların ne kadarı, PISA testini alacak yaşta (15) bilmemekle birlikte, bu sayılar dışlamanın sayısal olarak azımsanmayacak olduğuna işaret ediyor. Hele de bu okullara kimlerin devam ettiğine, programlarına vb. dair daha ayrıntılı bir değerlendirme, dışlamanın sınıfsal ve eğitimsel farklı boyutlarını açığa çıkarır. Ama PISA gibi testler bunlarla ilgilenmiyor, ölçülebilenlere odaklanmamızı salık veriyorlar.

Öte yandan açıköğretim ve MESEM 4+4+4 reformundan bu yana örgün eğitim içinde sayılıyor. Yani MEB okullaşma oranını yüksek gösterirken, okullara dair değerlendirmede bunlar olmasın istiyor. Bu durumu en iyi açıklayacak şey kurnazlık ya da ikiyüzlülük olur herhalde.

İkincisi, 2025 PISA’sı için Türkiye Program Bazlı Örnekleme Birimleri kullanmıştır. Bunun anlamı şu: Türkiye'deki çok programlı Anadolu liseleri, mesleki ve teknik liseler ile Anadolu imam hatip liseleri sunulan program türlerine göre (genel, mesleki, imam hatip) ayrıştırılmış ve okul çerçevesine bağımsız örnekleme birimleri olarak tanımlanmıştır. Bunun sonucunda, Türkiye’nin testlerdeki başarısında bir değişim olmadığı yine PISA tarafından öne sürülmekte. Bunu teyit etmek için ham veriler analiz edilmeli. Ancak bu örnekleme biçiminin bir başka çıktısı var: Türkiye’nin okullar arasındaki farkları/eşitsizlikleri, ki bu konuda OECD ülkeleri arasında ilk sırada olageldik, saklaması ya da olduğundan daha az göstermesi mümkün hale geliyor. Türkiye 2025 raporunda okullar arası farklar açısından hala kötü durumda ama listenin en başında değil artık. Bunun anlamı şu, PISA sonuçlarına göre yüksek performans gösteren öğrenciler ağırlıklı olarak aynı okullara devam ediyor. Program bazlı örnekleme, Türkiye’de öğrencilerin farklı eğitimsel yollara program adı altında ayrılarak eşitsizlikleri derinleştirmenin bir politika olarak ne kadar kalıcı hale geldiğini de belgeliyor.

Dikkatimi çeken bir başka nokta ana rapordaki bir tablo oldu (Figure I.1.3. Science performance and spending on education). Türkiye bu tabloda eğitime en az para harcayıp en yüksek performansı gösteren ülkeler arasında öne çıkıyor. 

Bu alan derinlemesine analiz gerektiriyor, çünkü resmi söylem öğrenci başına kamu harcamasının arttığı yönünde iken, bunu OECD verileri desteklemiyor. Ama daha önemlisi bu harcamanın hangi okul türlerine, hangi eğitim kademelerine yapıldığı, hane halkının harcamaları (özel okullar ve sınıfsal dağılım) ve bunların toplumsal sonuçları. Ancak bu OECD’nin desteklediği, verimlilik (efficiency) politikasıyla gayet uyumlu: OECD ülkesi olup, daha az harcayıp daha yüksek verim almayı kim istemez?  

OECD Eğitim Direktörü ve sık sık Türkiye’de muhafazakar STK’ların ve işveren örgütlerinin etkinliklerinde karşılaştığımız Andreas Schleicher’in Türkiye’yi tebrik eden bir video mesaj yayımlamasını azımsamayalım. AA’nın haberine göre bu bir “başarı hikayesi”. Oradan bakınca öyle görünüyor demek ki.


* Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi, Eğitim-İş Bilim Kurulu üyesi.


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.