Breadcrumb
ODTÜ provokasyonunun ipuçları: NATO’cu milliyetçilerin soL’a açtığı dava, esas zemini ortaya koyuyor
Yayın Tarihi: 08.05.2026 , 09:23 Güncelleme Tarihi: 08.05.2026 , 16:53
ODTÜ’nün Bahar Şenlikleri… İktidarın hemen tüm üniversitelerde bitirdiği veya tarikatçı birileriyle ikame ettiği birkaç günlük birlikte eğlenme ve dinlenme geleneğinin hâlâ süren örneklerinden biri.
Binlerce genç konser dinliyor. Sahnede İlkay Akkaya. Bir grup, (kim olduklarını dün soL'da aktarmıştık) öğrenciler konser dinlerken sloganlar atıp, küfürler edip ortamı sabote etmeye başlıyor. Kendilerine saldırılsın istiyor, zaten provokasyon tam olarak buna, bilinçli olarak tahrik edip bir tepki yaratma çabasına deniyor. Grup, muradına eriyor, amacına ulaşıyor.
Ardından “Türk bayrağına saldırı” diye açık bir yalanı servis ediyorlar, sosyal medya operasyonuyla da süreci tamamlıyorlar. Tam da öncesinde planladıkları gibi.
Oysa ODTÜ'de Devrim Yürüyüşü'nde yüzlerce kişinin yürüdüğü kortejlerde Türk bayrağı ellerdeydi, tribünlerin başka birçok noktasında da, provokasyonun sonrasında da...
AKP’ye koltuk değnekliği
Mesele şurada: ODTÜ'de AKP iktidarı bir türlü tutunamıyor.
Zafer Partisi gibi kullanışlı gruplar, burada iktidarın tutunacağı, nefes alacağı alanlar açma göreviyle hareket ediyor. Bunun yanında ise yurtseverlerin memlekete dair sözünün, güçlenen sözünün önünü kesmeye çabalıyorlar.
Dün de bu açıdan ODTÜ'de Zafer Partisi'nin aparatı İstiklal Kadınları Hareketi ve İYİP'in sahne almasının şaşırtıcı bir yanı yok.
Ancak ortada yalan ve provokasyon dışında da bir sorun var.
Önceki gün ODTÜ'de sahne almaya çalışan provokasyon gruplarının memlekete dair hiçbir sözü, tezi, argümanı, iddiası yok. Bu yüzden yalana muhtaçlar, bu yüzden provokasyona yelteniyorlar.
Hükümete öğrencilere ve akademiye daha fazla baskı yapması, daha fazla yasak koyması için çağrı yapıyorlar, bunun için zemin oluşturuyorlar.
Eşitsizliğin tarihi seviyeye geldiği, emekçiler geçinemezken ülke kaynaklarının yerli yabancı şirketlere peşkeş çekildiği ülkede, bu milliyetçilerin “sözü”, “tezi” bu.
ODTÜ’yle, gençlikle kurdukları bağ da bu.
Pizza reklamcıları
Peki bir an önce köpürtebilecekleri bir provokasyona imza atma arzusuyla niye bu kadar yanıp tutuşuyor da siyasi mesajı “konser yasaklatma” olan bu eyleme girişiyor bu grup?
Sorunun iki yanıtı var.
Birincisi, pratik ve kısa vadeli bir yanıt.
İlk tercihleri, bu değildi. Mesele bir an önce provokasyon tetiklemekti, ODTÜ değildi. Fakat önceki denemelerinde çuvalladılar.
Madencilerin Ankara’daki direniş günlerinde, açlık grevindeki işçilerin yanı başında pizza yemeleri akıllarınca bir saldırı tahrik etme çabası mıydı, yoksa düpedüz aptallık mıydı bilinmez. Canı burnunda işçiler müdahale etseydi “Türk bayrağına saldırı” mı, “pizzaya saldırı” mı diyeceklerdi, o bile kestirilemez.
Sonuçta ters tepti, rezil oldular, zevahiri kurtarmak için günlerce uğraştılar. Uğraşırken de, TÜSİAD’ın 1 Mayıs açıklaması tadında, patronların adını anmaksızın mesele bir avuç “hak gaspçısı kötü işverenden ibaret” gibi gösteren, üstüne “işçi hakları ve protestoları siyasete çekildi” gibi, işçi sınıfının mücadelesi siyasi mücadele değil de sportif etkinlik sayılsın, siyaset takım elbiselerini çekip koltuk kovalayanlara bırakılsın isteyen sağcı ezberleri tekrar etmenin ötesine geçemediler.
Emekçiyle, işçiyle kurdukları bağ da bu.
1 Mayıs fiyaskosu
Sonraki denemenin planlı olduğu aşikardı. 1 Mayıs’ta, Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) ev sahibi olduğu Kartal’daki miting alanına gidip, kendilerine malzeme çıkaracak bir görüntü yaratmaya çalıştılar.
Bir siyasi partinin ev sahibi olduğu ve çağrı yaptığı mitinge, düzenleyicilerle haberleşmeden gidip olay çıkarmaya çalışmanın, provokasyonun ta kendisi olduğu herkesin malumu.
TKP, bu grubun tahrik çabasını mitingin akışını bozmadan, alandaki çoğu insan farkına bile varmadan, ustalıkla boşa çıkardı.
İstediklerini elde edemeyen grubun sonradan sosyal medyada zırvalamalarına da kimse kulak asmadı.
ODTÜ, son dönemdeki provokasyon girişimlerinin üçüncüsüydü.
Yurtsever, cumhuriyetçi solun yükselişi karşısında 'aparatlar' devrede
Niye birkaç haftalık bir süreçte birbirinden farklı üç provokasyon girişiminde bulundular?
Şimdi sorunun ikinci yanıtına gelelim.
Bu “Türk milliyetçileri”, ülkede yurtsever, bağımsızlıkçı, cumhuriyetçi ve halkçı bir solun yükselişinden ve siyasi etkisini giderek artırmasından rahatsızlık duyuyorlar.
Çünkü, evet, bu provokasyon gruplarının sözü yok. Tezi, argümanı, iddiası yok. Ama biraz eşeleyince, pozisyonları var. Sermayeden yanalar. Amerikancılar. NATO’cular.
Türkiye’nin esas meselelerinin tümünde, yıllarca omuz verdikleri AKP’yle aynı yaklaşımı benimsiyorlar.
On yıllarca olduğu gibi, “bayrak düşmanları, vatan hainleri, bölücüler” hamasetiyle Amerikancılıklarının üstünü örtebileceklerini zannediyorlar.
Ama ülkenin emekçilerden yana gerçek yurtseverleri foyalarını ortaya çıkardığı anda, maskelerini indirmek zorunda kalıyorlar.
soL Haber’e ‘NATO’cuyuz ama…’ davası
17 Nisan 2026 tarihinde bir dava açıldı.
Davacı, dün ODTÜ'de provokasyon sonrası sahne almaya çabalayan, üniversitede en ufak bir etkisi bile bulunmayan bir partiden. İYİP’li siyasetçi Mustafa Veysel Güldoğan. Davalılar, gazeteci Ercan Küçük ve soL Haber.
Konu, 8 Aralık 2025’te Ercan Küçük imzasıyla soL Haber’de yayımlanan “'Partiler üstü' bir örgütlenme ağı: NATO’cu gençlik kuluçkada” haberi.
İYİP, Zafer Partisi gibi AKP’ye muhalif gibi görünen “Türk milliyetçileri”nin çeşitli düşünce kuruluşları üzerinden NATO’yla bağlantılarını ortaya koyan haber o günlerde çok tartışıldı, çünkü bu kesimin bağlantılarını işaret ediyordu. Üstelik de açık kaynaklardan.
NATO’nun Türkiye’deki uzantısı olan Türk Atlantik Konseyi (ATA Türkiye) Başkanı Güldoğan, önce haberi kaldırtmaya çalıştı, ardından Küçük ve soL Haber’den 200 bin lira manevi tazminat talep ederek dava açtı.
Fakat dava açılıp, ister istemez söz, tez ve argüman dile getirilmek zorunda kalınınca, hamaset yetersiz kaldı.
Elbette vazgeçilmedi hamasi ezberlerden, dava dilekçesinde (yazım hataları, tipik şekilde onlara ait olmak üzere) “Uluslararası arenada Türk tezlerinin aktif bir şekilde savunulması, dernek ve yöneticilerini hem terör örgütleri hem de yabancı menşeyli bir takım çıkar odaklarının hedefi haline getirmiştir” denilerek, NATO karşıtı yurtseverliğe çamur atılmak istendi.
Esas argüman olaraksa soL’un haberinin hiçbir boyutu yalanlanmadı, NATO’culuk iddiasına da karşı çıkılmadı, sadece Güldoğan’ın NATO kurumlarındaki faaliyeti “Türkiye’nin NATO nezdinde menfaatlerinin korunması” formülüyle “milliyetçi” bir kisveye bulandı.
Hamasi ezberler maskeyi koruyamayınca…
İşte son dönemdeki provokasyon girişimlerinin esas ipuçları, tam da bu zeminde aranmalı.
Sanki Somalı madenciyle Doruk Madencilik’in patronunun, Migros işçisiyle bilumum Koç ailesi mahdumunun “Türk” olmaları nedeniyle çıkarları ortakmış gibi davranan ama işçiye en fazla “siyasete bulaşmama” çağrısı yapan milliyetçiler, bağımsızlık, ABD’yle ilişkiler, NATO üyeliği gibi Türkiye’nin hayati meselelerinde iktidarla aynı çizgide olduklarını gizlemeye çalışıyorlar.
Fakat Türkiye’de emekçilerden yana, emperyalistlere mutlak olarak karşı, İsrailciliği kapı dışarı edecek, yurtsever, cumhuriyetçi bir solun giderek güçlenmesi karşısında, maskelerinin düşmesinden korkuyorlar.
Esas meseleler tartışılmasın istiyorlar. Soğuk Savaş yıllarında akıl hocaları ABD’nin dillerine doladığı “bölücüler, teröristler, bayrak düşmanları, din düşmanları” yaftaları, bu düzenin sorgulanmasını engellemeye kâfi gelsin diliyorlar.
Sözlerinin, tezlerinin yetmediği yerde, ucuz provokasyonlar yetsin niyetiyle kâh madenci eylemine, kâh 1 Mayıs mitingine, kâh ODTÜ Bahar Şenlikleri’ne çomak sokuyorlar.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.