Sayfa yolu
Öcalan: Mükemmel olanı değil, rasyonel olanı tercih etmeliyiz
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 08.02.2026 , 11:27
Abdullah Öcalan’ın avukatı ve DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Faik Özgür Erol, Avrupa Özgürlük ve Barış Forumu tarafından Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen "Barışı Arayan Ülke: Engeller ve İmkanlar" başlıklı konferansta konuştu.
Bianet'in aktardığına göre kriz dönemlerinde duygusal tepkilerin kısa vadeli sonuçlar doğurabileceğini söyleyen Erol, "Vicdani yükle, öfkeyle ya da temennilerle hareket etmek bizi ancak kısa bir mesafe ileri götürür. Asıl oyunu kuranların ne yaptığını bu duygularla çözmek mümkün değil" diye konuştu.
'Ben ne mesihim ne hortlağım'
Erol, Abdullah Öcalan'ın son görüşmelerde "Sürece dair neden bu kadar gürültü çıkarıyorlar ve bu gürültünün arkasına ne gizlemek istiyorlar?" sorularına odaklandığını aktardı.
"Bir yıllık süreç içerisinde görüşmelerde kendisine dair birkaç kez yaptığı bir vurgu var. Bunu birkaç kez tekrarladığı için üzerine düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum" diyen Erdol, Öcalan'ın şunları söylediğini aktardı:
"Bakın ben ne mesihim ne hortlağım. Bir kesim, benim sözlerimi mesih kelamı gibi ele alıyor. Bir kesim de bana hortlak muamelesi yapıyor. Ben sanki ölmüşüm ya da siyaseten ölmüşüm, şimdi tekrar can kazanmışım muamelesi yapıyor. İkisi de mevcut durumu anlamaya tekabül etmez. Bana göre siyaset, siyasetçi olguları reddetmeyen insandır. Dolayısıyla benim yapmaya çalıştığım şey olguları reddetmeden siyaset yapmaktan ibarettir. Bu olgusal durumu, mevcut olguları eğer doğru değerlendirebilirsek, doğru seçebilirsek rasyonel olanı tercih edebiliriz. Bakın ideal olanı değil, mükemmel olanı değil, herkesin gönlündekini değil; rasyonel olanı. Esasen bence Kürtlerin de Türklerin de aslında biz Ortadoğulluların da bu bir yıllık süreç itibariyle yeterince anlamaya ya da doğru ifade etmeye çok yaklaşamadığımız yer burasıdır. Bu rasyonellik tercihi belki de çok fazla içimize sinmiyor."
'Ortadoğu'da üç türbülans'
18 Ocak’ta gerçekleşen son İmralı ziyaretine değinen Erol, görüşmenin yapıldığı gün Erbil’deki anlaşmanın henüz kamuoyuna yansımadığını, aynı sabah Deyr Hafir saldırısının başladığını hatırlattı. Öcalan’ın "güncel siyasi başlıklar yerine tarihsel bir çözümlemeye odaklandığını" aktaran Erol, Ortadoğu’daki son gelişmelerin üç büyük türbülansın parçası olduğunu söyledi.
Erol'a göre söz konusu "üç büyük türbülans" sırasıyla şöyle: 11 Eylül 2001 saldırısı, 7 Ekim Gazze saldırıları, Suriye’nin çözülüşü. Erol, "bu sürecin Sykes-Picot düzeninin fiilen çözülmesi anlamına geldiğini ancak bunun yerine halklar lehine demokratik bir alternatifin ortaya konulamadığını" söyledi.
"27 Şubat çağrısı, Ortadoğu’da halklardan yana demokratik bir seçeneği mümkün kılma çağrısıydı" diyen Erol, bölgedeki güçlerin stratejik planlarının halkların çıkarlarını gözetmediğini ifade etti.
'Kürtleri yaralı bırakma siyaseti'
Erol'un aktardığına göre, Öcalan son görüşmede "Ortadoğu'daki son 150 yıllık siyasetin temel kodlarına pek çok kez vurgu yaparak", şunları söyledi:
"Ortadoğu'daki güvenlik siyaseti sürekli olarak Kürdü yaralı bırakmak üzerinden işler, temeline bunu yerleştirir. Bu daha Kahire konferansından itibaren geliştirilen bir taktiktir. Öldürmez ama yaşatmaz da. Sürekli bir insanı ve bir halkı yaralı halde bırakmanın hem o halk üzerinde hem de o yaralıyla birlikte yaşamak durumunda kalanlarla ilgili bir tesiri vardır. Ortadoğu'daki güvenlik sistemi temelde Kürtlere dönük böyle bir stratejiye dayanıyor."
Erol, "Sayın Öcalan, Türkiye'deki barış sürecini geliştirirken de diğer adımları atarken de hiçbir zaman bu tehlikenin ya da bu riskin ortadan kalktığına dair bir vurgu yapmadı" dedi.
'Rojava konusunda makas hep açıktı'
Öcalan’ın hem Suriye merkezi yönetimini hem de Rojava Kürtlerini ikna edebilecek bir formül üzerinde ısrar ettiğini söyleyen Erol, "Suriye Demokratik Cumhuriyeti çatısı altında yerel demokrasi modelinin en rasyonel seçenek olduğunu" öne sürdü:
"Rojava, sürecin başından beri adada makasın her zaman en açık olduğu bir konuydu. Birçok konuda taraflar birbirlerini bazı şeylere ikna etmiş olabilir, bazı konularda adımlar atılmış olabilir ama bu meselede makas hep açık kaldı. Sayın Öcalan sürekli şu noktada durdu: 'Her iki tarafı da Suriye merkezi hükümetini de Rojava Kürtlerini de ikna edebilecek bir formülü geliştirmek gerekir.' Rojava özelinde 'Suriye Demokratik Cumhuriyeti çatısı altında bir yerel demokrasi formülü' üzerine odaklanıyordu. Sonuçta risk devam etmekte. Özellikle bundan sonrasında bu risk halini aza indirgeyebilmek için anayasa çalışmasının bir an evvel başlaması ve bu çalışmaların yasal güvenceler altında sürdürülmesinde ısrar etmek esastır. Bu sadece Kürtler için de değil, bütün halklar için güvence olur."
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.