Sayfa yolu
Nükleer Karşıtı Platform'dan Hiroşima ve Nagazaki'nin 81. yılında çağrı: 'Nükleer insanlık için tehdit'
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 07.08.2026 , 00:52
ABD'nin 81 yıl önce, 6 Ağustos 1945 sabahı Hiroşima'ya, üç gün sonra ise Nagazaki'ye attığı atom bombaları yüz binlerce insanın yaşamını birkaç saniye içinde yok etti.
1945 yılı sonuna kadar her iki bombanın etkisiyle 283 bin can kaybı yaşandı. Hayatta kalanlar ise yaşamları boyunca radyasyonun ağır sonuçlarıyla mücadele etmek zorunda kaldı.
Nükleer Karşıtı Platform, Hiroşima ve Nagazaki saldırılarının 81. yıldönümü nedeniyle açıklama yaptı.
Hiroşima ve Nagazaki saldırılarının yalnızca tarihin en büyük insanlık suçlarından olmadığı belirtilen açıklamada, "Nükleer silahların insanlık için ne anlama geldiğinin en acı kanıtlarındandır. Aradan geçen 81 yıla rağmen insanlık bu felaketten gerekli dersleri çıkarmış değildir" ifadelerine yer verildi.
Bugün dünyada binlerce nükleer silah olduğunun hatırlatıldığı açıklamada, savaşların, bölgesel çatışmaların ve silahlanma yarışının her geçen gün daha tehlikeli bir boyut kazanmakta olduğu belirtildi. Açıklamada, "Nükleer silahların kullanılmasının açıkça tartışılabildiği bir uluslararası iklim, yalnızca belirli ülkeleri değil, bütün insanlığı, doğayı, yaşam alanlarını ve müştereklerimizi tehdit etmektedir. Nükleer silahların varlığı, başlı başına küresel bir güvenlik sorunudur" denildi.
'Nükleer tesislerin askeri hedef haline gelmesi tehdidi bir kez daha ortaya koydu'
"Nükleer santraller, savaşta da barışta da ciddi riskler taşımaktadır" denilen açıklamaya şöyle devam edildi:
"Çernobil ve Fukuşima felaketleri bunun en somut örnekleridir. Bugün Ukrayna'daki savaşın gölgesinde nükleer tesislerin hedef haline gelmesi, nükleer teknolojinin hiçbir koşulda güvenli olmadığını yeniden göstermiştir. Benzer şekilde, yakın zamanda İran ile İsrail arasında yaşanan ve ABD'nin de doğrudan müdahil olduğu askeri gerilim, nükleer tesislerin hedef alınmasının yaratacağı sonuçları yeniden dünya gündemine taşımıştır. Savaş koşullarında nükleer tesislerin askeri hedef haline gelmesi, nükleer teknolojinin yalnızca işletildiği ülkeler için değil, sınırları aşan sonuçları nedeniyle bütün bölge halkları için ortak bir tehdit olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
Türkiye ise bütün bu gelişmelere rağmen nükleer enerji politikalarındaki ısrarını sürdürmektedir. Akkuyu Nükleer Santrali işletmeye alınmaya çalışılırken, Sinop’ta ilerletilen süreç ve İğneada için yeni nükleer santral projeleri gündemde tutulmaktadır. Üstelik sınırımıza yalnızca 16 kilometre uzaklıkta bulunan Ermenistan'daki Metsamor Nükleer Santrali de yaşlanan altyapısıyla bölge halkları açısından önemli bir risk oluşturmaya devam etmektedir.
'Enerji yaşam hakkı gözetilerek planlanması gereken kamusal bir haktır'
Açıklamada, nükleer enerji politikalarının yalnızca teknolojik bir tercih olmadığı, aynı zamanda kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağına, enerji sisteminin kimlerin yararına şekilleneceğine ve geleceğin nasıl kurulacağına ilişkin siyasal bir tercih olduğuna vurgu yapıldı.
Açıklamada, "Nükleer yatırımların çeşitli teşvik, KDV istisnası ve ayrıcalıklarla desteklenmesi, kamusal kaynakların toplum yararı dikkate alınmaksızın, tüm riskleri ve zararları halkın üzerine yıkılarak piyasanın kâr hedeflerine göre kullanılmaya devam edildiğinin bir göstergesidir. Enerji, toplumun ortak gereksinimleri ve gelecek kuşakların yaşam hakkı gözetilerek planlanması gereken kamusal bir haktır" ifadelerine yer verildi.
'Nükleer enerji yeniden 'iklim çözümü' olarak pazarlanmakta'
Bugün iklim değişikliğinin, biyolojik çeşitlilik kaybının ve derinleşen eşitsizliklerin yaşandığı bir dünyada çözümün daha fazla silahlanmada, daha fazla nükleer tesiste ya da yeni güvenlik duvarlarında olmadığı belirtildi ve "Çözüm, halkların barış içinde yaşadığı, enerjinin kamusal yarar doğrultusunda planlandığı, doğayla uyumlu ve demokratik bir toplumsal düzenin kurulmasındadır" denildi.
Kasım ayında Antalya'da gerçekleştirilecek olan COP31'e işaret edilerek şu ifadelere yer verildi:
"Bu yıl dünya, bir yandan 'iklim değişikliğine' çözüm arayışıyla kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek olan COP31'e hazırlanırken, diğer yandan nükleer enerji yeniden "iklim çözümü" olarak pazarlanmaktadır. Oysa iklim değişikliğini, savaşları ve ekolojik yıkımı birbirinden bağımsız sorunlar olarak görmek mümkün değildir. Silahlanmaya ayrılan kaynakların arttığı, enerji politikalarının şirket çıkarları doğrultusunda şekillendirildiği bir dünyada ne doğayla uyum içinde bir yaşamdan ne de kalıcı barıştan söz edilebilir."
"Hiroşima'dan ve Nagazaki’den yükselen en güçlü çağrı, yaşamdan yana olmaktır" denilen açıklamada, "Bugün hayatta kalan Hibakuşaların sayısı her geçen yıl azalıyor, ancak onların tanıklıkları yalnızca geçmişin acılarını anlatmamakta; insanlığa nükleer silahların ve nükleer savaşların hiçbir koşulda kabul edilemeyeceğini haykıran ortak bir vicdan çağrısı niteliği taşımaktadır. Bizler de bu çağrıyı sahipleniyoruz ve ekliyoruz: Hiroşima'nın hafızasını yaşatmak, yalnızca geçmişi anmak değil, geleceği ve yaşamı savunmaktır" ifadelerine yer verildi.
'Nükleer karşıtı sesi yükseltmeye devam edeceğiz'
Açıklamaya şöyle devam edildi:
"Dünyanın, nükleer silahlarla yok olma tehdidinden kurtarılması, bölge ve dünya barışının sağlanması ve barış ortamının korunması için yıllar süren çabalar sonucunda, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda, Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması ezici bir çoğunlukla kabul edilmiş ve 2021 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu anlaşma, hükümet tarafından daha fazla vakit kaybedilmeden imzalanmalı ve TBMM gündemine alınarak onaylanmalıdır. Bölgemizi ve halkımızı tehdit eden, ülkemizdeki ABD-NATO nükleer silahları da derhal kaldırılmalıdır.
Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması'nı desteklemek ve bütün dünya ülkelerince kabulünü sağlamak üzere, Nükleer Silahların Tamamen Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Kampanya (ICAN – International Campaign to Abolish Nuclear Weapons) tarafından oluşturulan Şehirlerin Talebi hareketine, üye olan binlerce dünya kentinin yanında, Türkiye ve dünya kentlerine örnek olacak biçimde, önce Fındıklı sonra Sinop ve Gerze Belediyeleri meclis kararlarıyla katılmışlardır. Hiroşima felaketinin yıl dönümünde, ülkemizin bütün yerel yönetimlerine, bu kampanyaya katılmaları çağrısını bir kez daha yineliyoruz.
Nükleer silahların gölgesinde değil, halkların eşitlik ve barış içinde yaşadığı, doğanın bir sömürü nesnesi değil, yaşamın ortak zemini olarak görüldüğü bir gelecek mümkündür. Bunun için mücadele etmeye, dayanışmayı büyütmeye ve nükleer karşıtı sesi yükseltmeye devam edeceğiz.
Türkiye'de yarım asrı geride bırakan bir toplumsal birikime sahip olan Nükleer Karşıtı Platformun yürüttüğü mücadele, yalnızca bir teknolojiye karşı değil, yaşamı, doğayı ve geleceği geri dönülmez risklerle yüz yüze bırakan yaklaşımlara karşı verilmiştir. Bugün de aynı kararlılıkla bilimin, kamu yararının ve yaşam hakkının yanında durmaya devam ediyoruz."
'Barıştan, yaşamdan ve ekolojik bir gelecekten yana mücadele büyütülmelidir'
"Hiroşima'nın 81. yılında bir kez daha yineliyoruz" denilen açıklama şöyle noktalandı:
"Nükleer silahlar tümüyle ortadan kaldırılmalıdır. ABD-NATO nükleer silahları derhal ülkemizden temizlenmelidir.
Nükleer silahların yasaklanmasına ilişkin antlaşmalar eksiksiz yaşama geçirilmeli, tüm devletler bu sürece katılmalıdır. Türkiye, zaman geçirmeden Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşmasını imzalamalıdır.
Türkiye nükleer enerji politikalarından vazgeçmeli; Akkuyu, Sinop ve İğneada projeleri durdurulmalıdır.
Barıştan, yaşamdan ve ekolojik bir gelecekten yana mücadele büyütülmelidir.
Hiroşima'yı ve Nagazaki'yi unutmadık.
Çernobil'i ve Fukuşima'yı unutmadık."
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.