Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Nikkei Asia: Türkiye'de ekonomik kargaşa muhalefete fırsat kapısı araladı

"Millet İttifakı'nın, seçmenleri Erdoğan'dan daha iyi çözümlere sahip olduğuna ikna etmesi gerekiyor."

SOL - ÇEVİRİ

Yayın Tarihi: 04.05.2023 , 15:35 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Çevirenin notu: İstanbul Işık Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde akademisyen olan Seda Demiralp’in Nikkei Asia’da yayımlanan analizinde, muhalefet içerisinde gerilim ve kırılımlara dikkat çekilerek yaklaşan seçimlerde değişimin daimi olup olmayacağı sorusu ele alınıyor. Yazının özellikle “üçüncü seçenek” bölümü önemli.

Analizde ilk iki projeksiyon şu şekilde: Ya Macaristan’a benzer şekilde “zayıf” bir lider etrafında birleşen koordine olamamış blok sandıkta yenilir ya da Malezya örneğinde olduğu gibi uzun yıllardır hüküm süren bir iktidarı “karizmatik” bir liderle birlikte önemli sorunlar etrafında birleşerek devirir. Demiralp, Erdoğan’a kan kaybettiren konunun ekonomi olduğunu belirterek, Millet İttifakı’nın şimdiye kadar ekonomi politikaları üzerinden seçim çalışması yürüttüğünü; lakin sonuç mahiyetinde net vaatleri olmadığını da belirtiyor.

Analizdeki üçüncü seçenek ise daha dikkat çekici: Japonya’ya benzer şekilde iktidardaki güç koltuğu kaybeder ama kısa sürede geri dönebilir. Millet İttifakı içerisindeki kırılmalar ve farklılıklar da bu olasılığı canlı tutuyor.

Bugün sadece “Erdoğan gitsin” diyenlerin yarın hakkında üstü kapalı ve genel geçer vizyonlarının gelecekte bir bedeli olabilir; düşenin ayağa kalkması gibi. Bunu 14 Mayıs seçimlerinin sonucu ve olası iktidar değişikliğinde görevde olacakların kararları gösterecek.

Çeviren: Bahadır Batur

Türkiye bu ay son yılların en kritik seçimlerinden birini yapacak.

14 Mayıs'ta, cumhurbaşkanı ve milletvekili adaylarını seçecek olan seçmenlerin büyük bölümü, iktidardaki AKP liderliğindeki Cumhur İttifakı ile muhalefetteki Millet İttifakı arasında seçim yapacak.

Son kamuoyu yoklamalarına göre, sonuç oldukça yakın görünüyor. Seçim aynı zamanda çok kritik. 

Türkiye'de demokrasinin durumuna ilişkin değerlendirmelerde, siyasi özgürlüğün erozyona uğraması ve hükümetin aşırı merkezileşmesi nedeniyle [demokratik koşulların] son yıllarda giderek gerilediği ifade ediliyor.

Seçimlerin ardından Türkiye daha da otoriterleşme olasılığıyla karşı karşıya. Anayasa bir kişinin cumhurbaşkanı görevine iki kezden fazla gelmesini yasaklasa dahi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan üçüncü dönem için yarışıyor; destekçileri Anayasanın Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı görevindeki ilk döneminde revize edildiği için kısıtlamanın Erdoğan’ı etkilemediğini savunuyor.

Erdoğan’ın 2003’te başbakan olarak iktidara gelmesinden bu yana muhalefet kazanma şansına hiç bu kadar yaklaşmadığından ötürü de seçim oldukça kritik. AKP ülkenin en büyük partisi olmaya devam ediyor ve hâlâ Meclis’te çoğunluğu elde edebilir; lakin birçok seçmen Erdoğan’a sırt çevirdi.

Bu sırada Millet İttifakı bayrağı altındaki ana muhalefet partileri aday olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun arkasında güçlerini birleştirdi; bu gelişme Kılıçdaroğlu’na cumhurbaşkanlığı yarışını kazanma fırsatı verebilir.

Adil olmayan bir seçim ortamında bile muhalefetin artan şansı esas olarak, 2021'in başından bu yana enflasyonun yüzde 80'i aşması ve Türk lirasının dolar karşısında üçte ikiden fazla değer kaybetmesiyle iktidardakilerin büyük ekonomik başarısızlığının sonucuyla ortaya çıktı. Ekonomideki bu başarısızlık, Erdoğan ve partisi AKP’ye yaklaşık yüzde 10’luk destek kaybına mâl oldu; 2018 gibi çok yakın bir tarihte sahip oldukları çoğunluk desteğinin çok gerisine götürdü.

Türkiye’deki dehşetengiz ekonomik durum, altı partiden oluşan Millet İttifakı'na seçimi normale dönüş için bir oylama olarak çerçevelendirme fırsatı sunarak, İslamcılık ve laiklik arasındaki tartışma gibi bölücü meselelerden kaçınmasını sağlıyor. 

Kazanmak için bazı dindar AKP’lilerin kabuk değiştirmesi gerektiğini anlayan muhalefet, ekonomik konulara odaklanan kapsayıcı bir söylemi benimsemeye özen gösterdi. Bu yaklaşım, 2019’daki belediye seçimlerinde meyvesini verdi; yaklaşık 25 yıldır AKP ve selefi partisi tarafından kontrol edilen İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerde muhalefet çarpıcı zaferler kazandı.

Lakin seçmenler gelecek odaklıdır. Geçmişte finansal olarak onlara kim zarar vermiş olursa olsun, oy kullanma kararları, kimin sorunlarını çözme olasılığının daha yüksek olduğunu düşündüklerine göre şekillenir. Bu yüzden açıkça üstün bir alternatifi bulunmayan AKP liderliğindeki Cumhur İttifakı’nın katıksız eleştirisi, AKP'den hoşnut olmayan seçmenlerin Millet İttifakı saflarına geçmesi için yeterli olmayabilir.

Şu ana kadar muhalefet, yoksullukla mücadele ve yolsuzluğu sona erdirme gibi doğru sorunları ele alıyor, ancak hedeflerine nasıl ve hangi zamanda ulaşılabilecekleri tam olarak açıklığa kavuşmadı. İttifak içerisindeki partilerin liderleri tarafından ücretsiz okul öğle yemeği programı getirilmesi gibi belirli vaatlerde bulunulduğunda, bu sözler muhalefetin genel olarak seçim kampanyası dâhlinde benimsenmedi.

Dolayısıyla muhalefet, Millet İttifakı’nın neden Cumhur İttifakı’ndan daha iyi bir seçim olduğunu gösterecek ve altılı grubun iç anlaşmazlıkları halledebileceğinin sinyalini verecek bir dizi somut ekonomik hedefe sahip eşgüdümlü bir kampanyadan hâlâ yoksun.

Cumhurbaşkanlığı adayı olarak CHP lideri Kılıçdaroğlu'nu destekleyen koalisyon üyeleri ile CHP’nin popüler belediye başkanları Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş'ı seçenler arasında yaşanan gerilim nedeniyle ittifak, pusula tercihi üzerinde anlaşma sürecinde ciddi bir baskı altına girdiğinde bu ihtiyaç hissedildi.

İmamoğlu ve Yavaş’ı cumhurbaşkanı yardımcısı adayları arasına alma kararı gerilimin sona ermesine yardımcı oldu, ama bazı seçmenler CHP’li eski bir milletvekili olan Muharrem İnce tarafından kurulan Memleket Partisi gibi ittifak dışındaki bağımsız partilere kaptırıldı.

Muhalefet partilerinin güçlerini birleştirdiği durumda dahi, iktidar koltuğundaki otokratik bir kişiyi yenmeleri zor. Zayıf bir adayın, muhalefetin kendi içerisindeki rekabetin ve “Avrupa değerlerine dönüş” gibi soyut vaatlere odaklanmanın, görevi başındaki bir kişinin iktidarda kalmasına izin verebileceğinin yakın tarihli bir örneği Macaristan.

Nadiren de olsa bazen, buna benzer muhalefet ittifakları başarılı oluyor.

Buna ilişkin bir örnek, muhalefetteki Pakatan Harapan (Umut İttifakı) koalisyonunun 60 yıldır iktidarda olan Barisan Nasional'ı (Ulusal Cephe) devirdiği 2018 Malezya seçimleriydi. Bu başarı, yalnızca koalisyonun 92 yaşındaki karizmatik adayı Mahathir Muhammed'e değil, aynı zamanda ortalama seçmenin günlük ekonomik mücadelelerini doğrudan ele alan ve acil yardım vaat eden bir seçim kampanyasına dayandırılabilir.

Türkiye'nin Macaristan'ının mı yoksa Malezya’nın mı izinden gideceği milyon dolarlık soru. Fakat başka bir yol daha var.

Japonya örneği, dominant tarafın mağlubiyetinin kalıcı bir değişimle sonuçlanmayabileceğini hatırlatıyor. 2009 yılında Japonya Demokratik Partisi [Minshutō] 53 yılın ardından ilk kez geniş çaplı bir seçim zaferiyle Japonya Ulusal Diyet’inde [Kokkai] en büyük parti olan Liberal Demokrat Parti’nin [Jiyū-Minshutō] yerini aldı1. Buna karşın LDP sadece üç yıl sonra iktidara geri geldi; iktidara gelenlerin koordinasyonsuzlukla ve yönetmeye hazır olmadan hareket etmesi halinde baskın partilerin nasıl kolayca geri dönebileceğini gözler önüne seriyor.

Erdoğan koltuğuna iyice yerleşmiş durumda, ama iktidara geldiğinden beri arkasındaki destek hiç bu kadar düşük olmamıştı. Bu durum, muhalefet partilerine yaklaşan seçimleri kazanmaları için altın değerinde bir fırsat sunuyor. Koordinasyon sorunlarını aşabilir, Türkiye'yi ekonomik ve siyasi olarak normale döndürmeye odaklanabilirlerse, ülkenin kaderini değiştirebilirler. Bu gelişme kesinlikle, buna benzer ittifakların sandıkta otokratik görevdekileri yenme becerisi konusunda uluslararası düzeyde umut sağlayacaktır.

  • 1Parantez içerisinde hem partilerin hem de yasama organı olan Japonya Ulusal Diyeti’nin Japonca karşılıkları verilmiştir. Kokkai olarak adlandırılan Japonya’nın ulusal yasama organı iki parçalı: Yasama organı, Temsilciler Meclisi (Şūgiin) olarak bilinen alt meclis ve Danışmanlar Meclisi (Sangiin) adı verilen bir üst meclisden oluşur. II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Japonya’da parlamentonun en büyük partisi LDP (Jiyū-Minshutō) olmuştur. LDP’nin çoğunlukta olmadığı süre ise sadece 6 yıl. Batı’da Japonya dünyanın en gelişkin demokrasilerinden birisi olarak tanımlanmakta, lakin 1949’dan beri neredeyse “tek parti devleti” olarak yönetilmesi ilginç. Ülkede siyasetçilerden çok bürokratların daha güçlü olması da yabana atılacak bir durum değil, ancak bu durum da son yıllarda değişim gösterdi. Japonya’daki “demokratik sistem” başlı başına incelenmesi gereken bir vaka. Bir de ülkede halen imparatorluk makamı da devam ediyor, tabii monarklar sadece sembolik hükümdarlar. (ç.n.)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.