Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mülakat tartışması devam ediyor: 'Aklınıza hemen AKP’nin kamudaki kadrolaşması gelsin'

Erdoğan'ın "Seçim vaatlerim içinde böyle bir söz verdiysem, bunu bakanlarımla görüşerek yeni bir yol haritasıyla ilerletiriz" sözlerinin ardından mülakat tartışması tekrar gündeme geldi.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 22.09.2023 , 10:45 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 11 Nisan 2023 tarihinde katıldığı AKP Seçim Beyannamesi ve Milletvekili Aday Tanıtım Toplantısı'nda "Kamuda mülakatları kaldıracağız" demiş ve konuya ilişkin "Kamuya işe alımları, görevin getirdiği zorunluluklar dışında mülakatı kaldırarak, gençlerimizin sınavlardaki başarı sıralamasına göre yapacağız" ifadelerini kullanmıştı.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, geçtiğimiz günlerde katıldığı bir programda mülakatın kaldırılmayacağını ancak içeriğinin değişeceğini belirterek, "Mülakatları, mülakat gibi yapmaya karar verdik" iddiasında bulunmuştu.

Mülakatlara ilişkin son gelişme ise Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler (BM) 78’inci Genel Kurulu'na katılmak üzere gittiği ABD'nin New York kentinde medya temsilcilerine dün yaptığı açıklamalarda gerçekleşti. Erdoğan, "Kamuda mülakat kalkıyor mu?" sorusuna, "Ben seçim vaatlerim içinde böyle bir söz verdiysem, bunu Milli Eğitim Bakanımla, İçişleri Bakanımla görüşmek suretiyle, yeni bir yol haritasıyla ilerletiriz" açıklamasında bulundu.

'Aklınıza hemen AKP’nin kamudaki kadrolaşması gelsin'

Mülakata ilişkin tartışmalar uzun süredir kamuoyunda devam ediyor.

soL yazarı Kadir Sev, 20 Eylül 2017 tarihinde "Mülakat" başlıklı bir yazı kaleme almıştı. Sev, söz konusu yazısında "Mülakat sözcüğünü her duyduğunuzda aklınıza hemen AKP’nin kamudaki kadrolaşması gelsin" vurgusu yapmış ve "Haksızlığa uğrayanlara yargı yolu kapatılıyor; İdare hesap vermekten kurtuluyor; komisyon üyeleri de ceza sorumluluklarına karşı güvenceye alınıyor. Yapılan işin tam adı; keyfilik ortaya çıkmasın diye yargının susturulmasıdır" demişti.

Sev'in yazısını soL okurları için yeniden hatırlatıyoruz:

Mülakat

Mülakat sözcüğünü her duyduğunuzda aklınıza hemen AKP’nin kamudaki kadrolaşması gelsin.

AKP’yi oluşturan kanatlar bu yöntemle bürokrasiyi paylaşmıştı. Kanatlardan birinin tasfiyesiyle boşaltılan kadroların yerlerine yenilerinin alınması gerekiyor. Yüzbinlerce kamu çalışanı alınacak. Mülakat yöntemi, AKP’ne istediği kişiyi alabilmesi için elverişli bir ortam sunuyor.

Yasalarla örülen bu tezgâh, ana hatlarıyla şöyle işliyor: önce ÖSYM’ye bilgiyi ölçmek amacıyla bir sınav yaptırılıyor. Adaylar, en yüksek puanı alandan başlamak üzere sıralanıyor. Alınacak personel sayısının birkaç katı aday mülakata çağrılıyor.

Kurumlar, mülakata çağırabilecekleri aday sayısını artırmaya çalışıyor, çünkü istediklerini alabilmeleri için daha rahat bir ortama kavuşuyorlar. Yargıdan bir örnek vereyim: yargıç ve savcı adaylarının atanmaları 2802 sayılı Yasanın 8 ve 9/A maddelerinde yazılı kurallar uyarınca gerçekleştiriliyor. Yasanın 9/A maddesi, 2011 yılında çıkarılan 650 sayılı KHK ile değiştirildi “bir katı” yerine “iki katı” adayın mülakata çağrılması öngörüldü. Bu maddede 2017 yılında çıkarılan 680 sayılı OHAL Kararnamesiyle bir değişiklik daha yapıldı ve 70 puan alma koşulu da kaldırıldı.

Düz memuriyette bile 70 puan almak gerekirken yargıç ve savcı atamalarında aranmıyor.

Neyse, biz tezgahımıza dönelim.

Bakanlık ya da kuruluşun üst düzey bürokratlarından oluşturulan mülakat komisyonları, adayların dış görünüşünü, yetenek, kültür, liyakat, çağdaş ve bilimsel teknolojik gelişmelere açıklığı gibi özelliklerini değerlendiriyor ve kadro sayısının fazlası eleniyor.

Değerlendirilecek konular sübjektif olduğu için, çok abartılı bir durum olmadıkça, mülakat komisyonu üyelerinin yanlı davrandıklarını öne sürmek öyle kolay değil. Ses ya da görüntü alınmadığı, sorular ve yanıtları tutanaklara yazılmadığı için, somut belgelerle kanıtlanabilmesi olanaksız.

Böylelikle bir taşla üç kuş birden vuruluyor: Haksızlığa uğrayanlara yargı yolu kapatılıyor; İdare hesap vermekten kurtuluyor; komisyon üyeleri de ceza sorumluluklarına karşı güvenceye alınıyor.

Yapılan işin tam adı; keyfilik ortaya çıkmasın diye yargının susturulmasıdır.

Dün (19.9.2017) Resmi Gazete’de, bu konuyla ilgili bir Anayasa Mahkemesi kararı yayımlandı.

Kararın ana fikri şu: “Tezgâhı ben de sorgulamam.”

Başvurucu, beş kez yargıç ve savcı adaylığı yazılı sınavını kazanmış ancak her seferinde mülakatlarda başarısız sayılmış; İdare Mahkemesi ve Danıştay’dan da sonuç alamamış. Neden yetersiz sayıldığını kimse açıklamıyor, mülakat sırasında sözlü ya da görüntülü kayıt alınmadığı için kanıtı da yok. Bir de Anayasa Mahkemesine başvurayım demiş.

Mahkeme, kamu hizmetine girme hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin savını “konu bakımından yetkisizlik”; yargılamanın adil olmadığına ilişkin savını ise “açıkça dayanaktan yoksun olduğu” gerekçesiyle kabul edilemez bularak reddetti.

Haksızlıkları görmemek için gözlerini kapatıp reddedebileceği gerekçe arayışına girişmiş.

Önce Uluslararası sözleşmeleri karıştırıp şöyle bir gerekçe üretmiş;

“ bireysel başvurunun esastan incelenmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme’nin ve Türkiye’nin taraf olduğu Ek Protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir.”

(….)

“Somut olayda başvurucu kamu hizmetine girme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Kamu hizmetine girme hakkı Anayasa’da güvence altına alınmış olmakla birlikte Sözleşme ve buna Ek Türkiye’nin taraf olduğu Protokoller kapsamında bulunmadığından bu hakka yönelik ihlal iddiasının bireysel başvuru konusu yapılabilmesi mümkün değildir.”

Sonra, mahkemenin yorum ve değerlendirmesine karışamam demiş;

“Mahkeme önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir.”

Daha sonra İdare Mahkemesi ve Danıştay’ın verdiği kararların doğruluğunu kabul etmiş;

 “11. İdare Mahkemesi (….) her bir başlık için 20 puan üzerinden değerlendirmeler yapıldığını, her bir komisyon üyesinin adayı ayrı ayrı değerlendirdiğini, bu değerlendirmelerin de birbiriyle paralellik arz ettiğini, dolayısıyla değerlendirmede tereddütte mahal olacak ya da farklı yorumlanabilecek bir durum bulunmadığını belirterek mülakatın 2802 sayılı Kanun’un belirlediği çerçeve içinde gerçekleştirildiği ve buna göre başvuru cünun başarısız sayılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Karar, Danıştay tarafından aynı gerekçeyle onanmıştır.”

Ve sonuçta başvurucunun isteklerinin kabul edilemeyeceğine karar vermiş.

Karardaki boş sözleri ayıkladığınızda, İdare Mahkemesi, Danıştay ve Anayasa Mahkemesinin; mülakat komisyonunu oluşturan 7 üyenin benzer değerlendirmeler yapmış olmasından başka bir dayanak gösteremediklerini görüyorsunuz.

Vahim bir durum!

Mülakat komisyonunda, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Teftiş Kurulu Başkanı, Ceza İşleri, Hukuk İşleri, Personel Müdürleri ve Türkiye Adalet Akademisi Yönetim Kurulunun iki üyesi var.

Elbette benzer davranış içinde olurlar: onların hepsi Adalet Bakanlığı’nın bürokratı.

AKP, şu günlerde en çok kamuda kadrolaşmaya gereksinim duyuyor. Yasal hiçbir engeli de yok. Ancak elindeki olanakları kullanabilmeye mecali kalmadı. Hacılarla, hocalarla devlet yönetilmiyor. Çevresinde ise yetenekli, işini iyi bilen insan kalmadı.

Çöküşünün bir belirtisi de bu!

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.