Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Muhalifler neye muhalefet ediyor: Heavy Metal’in muhaliflik miti

Savaş, otorite ve isyan üzerine onlarca yıldır şarkılar yazan Heavy Metal, gerçek dünya meseleleri karşısında neden bu kadar sessiz?

Deniz Tuncer

Yayın Tarihi: 18.10.2026 , 13:56 Güncelleme Tarihi: 19.10.2026 , 00:02

Watchmen, V For Vendetta, Swamp Thing Efsanesi ve daha birçok mihenk taşı eserde imzası bulunan Alan Moore’un çizgi romanla ilişkisi oldukça ilginç. Çizgi romanı hâlâ olağanüstü bir anlatım biçimi olarak görmesine rağmen, sonunda bu dünyadan çekildi. Bunun nedeni mecranın kendisinden çok, etrafında oluşan endüstri, muhafazakârlık ve giderek nostaljiye yaslanan hayran kültürüydü. Burada söz konusu olanın bağımsız çizgi romanlardan çok, süper kahraman merkezli ana akım çizgi roman kültürü olduğunu da belirtmek gerekiyor.

Moore’un asıl itirazı, başlangıçta çocukların hayal gücünü özgürleştiren figürlerin yetişkinler için giderek nostaljik, otoriter ve “üstün insan bizi kurtarsın” fantezilerine dönüşmesiydi. Son yıllarda bunu düşündükçe onu biraz daha iyi anladığımı fark ettim; çünkü Heavy Metal ile ilişkimde de, elbette çok daha küçük ölçekte, benzer bir “yabancılaşma” oluşmaya başladı. Burada Marksist anlamda bir yabancılaşmadan söz etmiyoruz tabii ki.

Alan Moore

İki alan arasında tuhaf bir benzerlik var. Hem çizgi roman hem Heavy Metal uzun süre ana akımın dışında duran, gençlikle ve farklı olma duygusuyla özdeşleşen alt kültürlerdi. Zamanla ikisi de yaşlandı, kendi geleneklerini ve kutsallarını yarattı, nostaljiye yaslandı ve bir zamanlar karşı çıktığı şeylerin bazılarını kendi içinde yeniden üretmeye başladı. Üstelik her ikisinde de estetik radikallik kolayca politik radikallikle karıştırıldı: maskeli bir vigilante (kendi kanunlarını kendi koyan) nasıl otomatik olarak özgürlükçü değilse, ters haçlar, savaş imgeleri ve yüksek volümlü gitarlar da bir müziği kendiliğinden muhalif yapmıyor. 

Rorschach’ın, Moore’un sağcı, paranoyak ve ahlaki mutlakçılığı eleştirmek için tasarladığı bir karakter olmasına rağmen Watchmen okurları arasında bir tür “havalı anti-kahraman” olarak benimsenmesi Moore’u yıllar içinde özellikle rahatsız etti. Moore, Rorschach’la özdeşleşen okurların karakterin eleştirel işlevini ıskaladığını düşünüyor; sonraki röportajlarında da Watchmen’in bazı hayranlar tarafından tam tersinden okunmasını çizgi roman kültürüne “yabancılaşmasının” örneklerinden biri olarak anlatıyordu.

Yaklaşık otuz yıldır metal dinliyorum, yirmi küsur yıldır bu müziği yapıyorum, on yıldır da kendimi komünist olarak tanımlıyorum. Bu müziği hâlâ seviyorum; ama metalin etrafında kurulan kültürle, ona yüklenen anlamlarla ve özellikle kendi kendisi hakkında anlattığı hikâyeyle giderek daha fazla problem yaşıyorum.

Sahnede siyaset istemiyoruz – Bölüm 1: Sevgi, enerji ve Heavy Metal

Bu tartışmayı yeniden düşünmeme vesile olan şey, geçtiğimiz günlerde Metallica’nın Las Vegas’taki Sphere konserinde James Hetfield’ın söyledikleri oldu. Hetfield, Metallica’nın “eğlence sektöründeki bazı diğer insanlar gibi” seyirciyi kendi “saçmalıklarıyla” etkilemek için sahneye çıkmadığını, grubun gündeminin “sevgi, enerji ve Heavy Metal” olduğunu söyledi. Tam da burada metalin kendi anlatısıyla ilginç bir çelişki ortaya çıkıyordu: savaş, adaletsizlik, yozlaşma ve otorite üzerine şarkılar yazmak Heavy Metal sayılırken, bunların güncel karşılıkları hakkında konuşmak bir anda “siyaseti konsere sokmak” oluyordu. Muhalefet tarihsel savaşlara, distopyalara ve adı konmamış kötü otoritelere yöneldiği sürece sorun yoktu; gerçek insanlara ve güncel iktidarlara dokunduğunda ise müziğin görevinin yalnızca eğlendirmek olduğu hatırlanıyordu.

Hetfield doğrudan “siyaset” kelimesini kullanmadı ve kimi kastettiğini de söylemedi. Ancak sözlerin zamanlaması, birkaç hafta önce Ed Sheeran’ın ABD turnesinde yaşanan Macklemore krizini akla getiriyordu. Macklemore, sahnede “Özgür Filistin” dedikten sonra bazı konser mekânlarının tepkisiyle karşılaşmış ve turneden çıkarılmıştı. Bunun ardından diğer tüm ön gruplar ve hatta kendi müzisyenleri de dayanışma amacıyla turneden çekilmişti. Hetfield’ın sözlerinin doğrudan bu olaya gönderme olduğunu söylemek için elimizde bir kanıt yok. Ancak “biz sizi başka meselelerle etkilemeye gelmedik” demesi, sözlerinin bu bağlam içerisinde okunmasını kaçınılmaz hale getirdi.

Üstelik Filistin konusunda açık tavır almak yalnızca politik aktivist kimliğiyle bilinen sanatçılarla sınırlı kalmadı. Dünyanın belki de en çok iş yapan film stüdyosu Marvel’da Hulk’ı canlandıran Mark Ruffalo, pop yıldızı Dua Lipa ve hatta Hollywood'un en büyük prodüksiyonlarının müziklerini yapan Hans Zimmer gibi eğlence sektörünün tam anlamıyla merkezinde bulunan isimler, kendilerine mesleki açıdan hiçbir faydası olmayacağı, aksine iş ve itibar kaybı riski yaratabileceği son derece açıkken Gazze konusunda seslerini yükselttiler. Ruffalo bu süreçte birçok iş teklifini ve hatta arkadaş olarak nitelendirdiği insanları kaybettiğini, ancak bundan pişman olmadığını söylerken, Dua Lipa İsrail'in saldırılarını “soykırım” olarak nitelendirdi. Zimmer ise 2025'te Gazze'deki açlık ve sivil ölümleri üzerine Filistin yanlısı bir paylaşım yaptı ve daha sonra bu paylaşımı (büyük ihtimalle sektör patronlarından gelen baskı sonucu) silmek zorunda kaldı.

Mark Ruffalo'nun Gazze için ses yükselttiği an.

Ezilenlerin savunucusu: Superman

Madem konuya çizgi romanla girdik, müziğe kısa bir ara verip tekrar çizgi romanlardan devam edelim. Filistin konusunda ana akımda yaşanan en ilginç tartışmalardan biri, James Gunn’ın 2025 tarihli Superman filmi etrafında döndü. Filmin yazarı ve yönetmeni, aynı zamanda DC Studios’un başındaki isim olan Gunn, hayali ülkeler Boravia ile Jarhanpur arasındaki savaşın İsrail-Filistin çatışmasına doğrudan bir gönderme olduğunu reddetti ve senaryoyu 7 Ekim’den çok önce yazdığını söyledi. Bunu bir noktaya kadar anlamak mümkün; yüz milyonlarca dolarlık filmler üreten büyük bir stüdyonun başındayken kendisinden Ken Loach tavrı beklemek pek gerçekçi değil. Yine de paralellikleri görmemek zor: Amerika’nın müttefiki olan ve askerî açıdan ezici üstünlüğe sahip Boravia’nın savunmasız Jarhanpur’u işgale hazırlanması, bunu “halkı baskıcı yönetimden kurtarma” söylemiyle meşrulaştırması, tel örgüler, taş ve sopalarla karşı koyan siviller ve Superman bayrağı taşıyan çocuk gibi imgeler İsrail-Filistin çağrışımını güçlendiriyor. Buna Boravia devlet başkanının David Ben-Gurion ve yer yer Netanyahu’yu hatırlatan görünümü ile, Green Lantern Guy Gardner’ın IDF’yi andıran Boravia ordusunu Jarhanpur sınırında haşat etmesi de eklenince, Gunn’ın açıkça “Filistin alegorisi yazdım” dememesi bu okumayı ortadan kaldırmıyor.

İşçi sınıfından çıkan müzik sınıfının ne kadar yanında?

Tam da burada Heavy Metal ile ilgili rahatsız edici karşılaştırma ortaya çıkıyor: Hollywood oyuncuları, dünyanın en büyük pop yıldızları, film müziği bestecileri ve Superman gibi milyar dolarlık bir markanın arkasındaki isimler şu veya bu ölçüde seslerini yükseltebilirken, savaş karşıtlığını onlarca yıldır kimliğinin parçası olarak pazarlayan ana akım metal dünyasının büyük ve köklü gruplarından Gazze konusunda neredeyse hiç ses duyulmadı. Tanklar, bombardımanlar, ölen çocuklar ve savaş suçları şarkı sözlerinde olduğu sürece metalin sevdiği temalardı; aynı şeyler gerçek hayatta yaşandığında ise birdenbire “siyaset” oluyor ve müziğin dışında bırakılması bekleniyordu.

Bunu metalin lümpen proletaryaya dayanan kökeniyle açıklamak da yeterli değil. Heavy Metal, işçi sınıfı ya da ekonomik ve kültürel olarak merkezden uzak kesimlerden doğan tek müzik değil. Punk, hardcore, reggae, ska ve hip-hop da benzer zeminlerden çıktı ve bunların önemli bir kısmı sınıfsal öfkeyi, ırkçılığı, savaşı, polis şiddetini ve devlet politikalarını doğrudan müziğin konusu haline getirdi. Üstelik bugün söz konusu isimler artık Birmingham’daki bir fabrikada vardiyalı çalışan yirmili yaşlardaki gençler değil, onlarca yıldır milyonlarca dolar kazanan dünya yıldızları. Başlangıçtaki sınıfsal konumlarını sonsuza kadar politik bilinçsizlik için mazeret saymak bu yüzden daha da anlamsızlaşıyor. Nitekim benzer ölçekteki başka rock gruplarında tersini görmek mümkün: İstanbul konseri organizatörünün iktidarla ilişkisine yönelik tepkinin ardından Türkiye konserini iptal eden Muse ya da Zorlu’nun İsrail’le ilişkilerini gerekçe göstererek konserini iptal eden Fontaines D.C., müzikal ya da sınıfsal kökenin politik tavır almanın önünde kaçınılmaz bir engel olmadığını gösteriyor.

Benim “yabancılaşmam” da burada başlıyor zaten: bugün ana akım metal sahnesindeki büyük ve köklü gruplardan herhangi birinin, kendisine maddi bedel çıkaracağını bile bile benzer bir tavır alabilmesi pek olası görünmüyor.

Sahnede siyaset istemiyoruz – Bölüm 2: Naziler üstüne alınmasın lütfen

Metalin hangi değerleri ödüllendirip hangilerini cezalandırdığına dair en çarpıcı örneklerden biri Phil Anselmo. 2016’daki Dimebash etkinliğinde sahnede Nazi selamı verip “white power” (beyazların üstünlüğü anlamına gelen ırkçı ifade) diye bağırması yoruma açık bir olay değildi; üstelik Anselmo geçmiş açıklamaları nedeniyle zaten yıllardır ırkçılık tartışmalarıyla anılıyordu. İlk anda tepki geldi, bazı konserleri iptal edildi ve Anselmo özür dilemek zorunda kaldı. Machine Head’den Robb Flynn gibi birkaç isim de açıkça karşı çıktı; Flynn, benzer bir hareketin başka bir popüler kültür figürü tarafından yapılması halinde sonuçlarının çok daha ağır olacağını özellikle vurguluyordu. Fakat uzun vadede olanlara bakınca haklı çıktığını söylemek zor değil. Aradan on yıl geçti ve Anselmo’nun vokalisti olduğu Pantera bugün yeniden dünyanın en büyük sahnelerinde, Metallica ile stadyum konserlerinde ve büyük turnelerde çalıyor. Olayın kariyerinde kalıcı bir yaptırıma dönüşmemesi, metal camiasının kendi içindeki ırkçılığa ve aşırı sağ eğilimlere karşı ne kadar kayıtsız kalabildiğinin ve bunlara gösterdiği akıl almaz müsamahanın en çarpıcı örneklerinden biri.

Phil Anselmo'nun Nazi selamı verdiği anlar.

Ejderhalar, tanklar ve güvenli alanlar

Avrupa ve İngiltere tarafında da durum çok farklı değil. Metalin önemli bir bölümü gerçek dünyanın politik meselelerinden uzaklaşıp mitolojiye, bilim-kurguya, fantastiğe ve tarihsel savaşlara sığınıyor. Bunda kendi başına yanlış bir şey yok; sorun, bu estetiğin zaman zaman gerçek dünyadaki militarizm ve muhafazakârlıkla iç içe geçmesi. Iron Maiden’ın savaş karşıtı şarkılarıyla birlikte askeri tarihe, savaş uçaklarına ve savaş teknolojisine duyduğu belirgin ilgi bunun bir örneği. Helloween’de ise dinsel ve ruhani anlatılar Heavy Metal ikonografisi içinde sunulsa dahi Türkiye gibi tarikat ve cemaatlerin gündelik siyasette somut karşılığı olan bir yerden bakıldığında, zaman zaman metal şarkısından çok dini bir cemaat söylemini çağrıştırabiliyor.

Power Metal ve geleneksel Heavy Metal'in büyük kısmında krallar, savaşçılar, kehanetler ve hayali imparatorluklar hakkında şarkı yazılmasında elbette sorun yok. Sorun, gerçek ve güncel bir mesele karşısında politik iddia üretmek yerine sürekli bu güvenli kurgu alanına geri çekilmek.

ABD'li Heavy Metal grubu Manowar'un Warriors of the World adlı albümünün kapağı

Galaksiler uzak, siyaset değil

Bilimkurguya ya da fantastiğe yönelmek, gerçek dünyadan kaçmayı gerektirmiyor. Star Wars bunun en açık örneklerinden biri. George Lucas, serinin politik omurgasını Vietnam Savaşı ve Nixon döneminin yarattığı atmosfer içinde kurduğunu; demokrasilerin faşizme giden yolda nasıl bir araç olabileceğini göstermek istediğini açıkça anlattı. Roma Cumhuriyeti’nden Napolyon’a ve Hitler’e uzanan bu tarihsel çizginin sonucu, Palpatine’in dış tehdit ve güvenlik söylemini kullanarak Cumhuriyet’i adım adım İmparatorluk’a dönüştürmesidir.

Sorun dolayısıyla fantastiğin kendisi değil. Sorun, metalin savaş, güç, erkeklik, kahramanlık, fetih ve dinsel sembolleri kurgu dünyasında kullanırken bunların gerçek hayattaki milliyetçilik, militarizm, muhafazakârlık ve otorite anlayışlarıyla da zaman zaman örtüşmesi. Böyle olunca kafalardaki “asi metalci” figürüyle o figürü yaratan insanların gerçek dünya görüşleri arasındaki mesafe bazen komik boyutlara ulaşıyor.

İki büyücü, iki yaklaşım: Yapıbozum mu, içererek aşmak mı?

Şimdi en başa dönelim. Metale duyduğum “yabancılaşmanın” beni Alan Moore’un vardığı yere götürmesi gerekmiyor. Bir şeyi düzeltmenin tek yolu onu yapıbozuma uğratıp bütün mitlerini sökmek de değil; bir başka yol da içererek aşmak. Sovyet Devrimi sonrasında Proletkult çevrelerinde eski kültürü tümüyle reddedip sıfırdan proleter bir kültür yaratma fikri tartışılırken Lenin buna karşı çıkmış, yeni kültürün geçmişin birikimini öğrenip dönüştürerek kurulması gerektiğini savunmuştu. Hegelci ifadeyle bir tür Aufhebung: olumsuzlamak, korumak ve daha ileri bir düzeyde aşmak.

Grant Morrison’ın süper kahramanlara yaklaşımı da bu anlamda Alan Moore’unkinden daha cazip geliyor: Türün bütün tarihsel yüklerinin ve saçmalıklarının farkında olup onu terk etmek yerine içeriden dönüştürmek. Heavy Metal'in militarizmini, muhafazakârlığını, erkeklik fetişini ve politik ürkekliğini görmek; gitar rifflerinden, fantastik dünyalardan, melodramdan ve bu müziğin yarattığı o benzersiz duygudan vazgeçmeyi gerektirmiyor. Belki mesele metali yıkmak değil, içindeki imkânları başka bir yöne zorlamak; sevilen taraflarını korurken gerici yükünü geride bırakmak. Sonuçta Alan Moore’u ne kadar sevsek de kendini büyücü ilan etmiş bir adamın vardığı bütün sonuçları harfiyen takip etmek zorunda değiliz.


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz. 

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.