Sayfa yolu
Muğla'daki yangınların ardından: 'Ormanlarımızı yakan piyasa düzenidir'
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Aydın Turan
Yayın Tarihi: 15.07.2022 , 14:10 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
AKP Türkiye’sinde orman yangını çıkmaması artık neredeyse hayatın olağan akışına terstir. “Yangın Üçgeni” yangın için zorunlu üç unsuru belirtmek için kullanılır.
Bunlar oksijen, yanıcı madde ve ısı kaynağıdır.
Artık neredeyse bir zorunluluk haline gelen orman yangınları için oksijen ve orman bir nesnellik olarak mevcutken zinciri tamamlayacak ısı kaynağı ise bir öznellik olarak artık bizzat AKP’nin kendisi haline gelmiştir.
AKP düzeni bugün “yangın üçgeninin” üçüncü unsuru haline gelmiştir.
Eline meşale alıp Roma’yı yaktığı rivayet edilen Neron’un suçu bile bu düzenin suçları yanında ihtimal o ki sadece kabahat düzeyinde kalır. Artık sayfalar dolusu istatiksel veri paylaşıp analiz yapmak beyhude hale gelmiştir. Bu ülke kendine bir gelecek kuracaksa bu gelecekte yalnız AKP’ye değil AKP’de vücut bulan piyasacılığa ve bu piyasa düzenine söz edemeyen bilumum siyaset zevatına da yer bırakılmamalıdır.
Aksi herkesin kendisini aldatmasıdır. Sorun tek tek kişilerin ve siyasi aktörlerin ötesinde bir yağma düzeni sorunudur. Bu düzen son bulmadan yaşanan yağma ve talanın harareti düşürebilir belki ama insanlığın bu bozuk düzeni düzeltmeye ve onun hararetini düşürmeye ayıracak ne enerjisi, ne zamanı ne de lüksü kalmıştır.
Merkezi yağma politikalarına yerelden rıza üretip yol vermek…
Yaşanan ve halen devam eden son orman yangınları ile siyasi iktidarın sicil dosyası daha da kabarırken, yangınlar üzerinden haklı olarak iktidar eleştirisi yapan, ancak ikiyüzlü bir şekilde kendi yanlış politikalarının hesabını vermek yerine bu eleştirilerle kendilerini temize çekmeye çalışan bir düzen muhalefetine de tanıklık ediyoruz.
Bodrum’da, Datça’da şurada veya burada yerel yönetimleri baypas eden yağma ve talan uygulamalarından haklı olarak şikâyet eden yerel yönetimler, kendi erk alanlarında aynı uygulamalara yol vermekten vazgeçmedikçe orman yangınları da dâhil olmak üzere benzer sonuçların çok daha ağırlarıyla yüzleşmek zorunda kalacaklar.
Datça yangınının çıkış nedeninin AYDEM’e ait bir trafo olduğu söyleniyor.
Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz kış ayında "yatırım maliyetlerinden kısacağız" diye bakımları yapılmayan trafolar yoğun kar yağışına dayanamamış, Isparta şehri haftalar boyunca dondurucu soğuklarda elektriksiz kalmış, bu nedenle yaşanan can kayıpları olmuştu.
Özelleştirmenin geçer akçe olduğu otuz yıl boyunca “özelleştirme sınıfa saldırıdır” diye şehir şehir afiş yapan komünistler meğerse eksik söylemiş. Özelleştirme derken bugün artık beşikten mezara kadar halka saldırı haline gelmiş bir yağma ve talandan söz ediyoruz.
Özelleştirmeyi kutsayan bir düzenden yakasını kurtaramamış bir ülke abad olamaz. Kışın ayazında Isparta’da donmaktan, yazın sıcağında Muğla’da yanmaktan korunamazsınız. Bir yanınız sele teslim olur öbür yanınız çürük binaya. Seneden seneye yeni bir salgın da cabası.
Bu düzende sonuç hep aynıdır. Halkın canı yanarken bir kesimin gözleri parlar. Afete uğrayan bütün alanlar, insanlıkla “daha fazla kâr” dışında bağı kalmamış bir kesimin iştahını kabartırken, halkın da hakları bir bir gasp edilerek insanlıktan çıkarılır.
Bugün bir bütün olarak özelleştirme politikalarına karşı çıkmaksızın, özelleştirmeyle yağmalanan sektörlerde dâhil bütün kamusal alanları yeniden kamulaştırmaksızın, dahası özel mülkiyet düzenini sonlandırmaksızın öne sürülecek her kurtuluş reçetesi emekçi halk açısından ifşa edilmesi gereken bir yalandır.
Bugün bu düzene karşı olmadan, düzenin çevreyi tahrip eden politikalarına karşı ekolojik çevre mücadelesi veriyorum diyenler de ne yazık ki niyetlerinden bağımsız olarak ya kendilerini ya da karşısındakileri kandırmaktadır.
Maliyeti azaltmak için bakımı yapılmayan trafolar yüzünde günlerce soğukta kalan Isparta’nın üzerinden altı ay geçmeden bu sefer de yaz sıcağında aynı nedenle çıkan orman yangını Datça’yı, Çeşme’yi kasıp kavuruyorsa siyasi muarızlara daha yüksek sesle sormak gerekiyor!
Siz bu işin neresindesiniz?
Elbette “Özel güzeldir” diyen patron siyasetçilere değil!
KİT’leri savunmaktan utanıp “özelleştirme değil, özerkleştirme” diyen ahir zaman solcularıyla, “zarar eden KİT’ler satılsın, kâr edenler niye satılıyor” diye aklıselime oynayan düzen solu muhalefete soruyoruz ki halkımızda duysun.
Yoksa bizimkisi “düşmanımızı biliyoruz da dostumuzu tanıyamıyoruz” hesabı bir şey.
Dolayısıyla yerel iktidarlarındaki uygulama pratiklerine yakından tanık olduğumuz bu siyasi muarızlara Muğla halkı adına da sormak durumundayız;
Marmaris Kızılbük Sinpaş, Milas Bargilya Ağaoğlu Mayworld, Menteşe Deştin Çimento fabrikası işinde edilen sözler, verilen taahhütler ne oldu?
Muğla halkının, sizin de parçası olduğunuz mevzuat sarmalından ve kısır iç tartışmalarınızdan yeteri kadar sıkılmadığını mı düşünüyorsunuz?
Merkezi iktidarın zam furyasında boğulan halkın, en temel ihtiyaç kalemlerinden olan ulaşım ve su ücretlerine mütemadiyen zam yaparak hükümetle yarışmak yerine kamusal nitelikteki bu hakların ticaret konusu olamayacağını söylemek ve itiraz etmek hiç mi aklınıza gelmiyor?
Halk düşmanı bu uygulamalara halkı ikna etmeye çalışmak yerine, belediyecilik nedir diye merak etmek aklınıza mı gelmedi?
Elbirliğiyle unutturulan belediyecilik, Cumhuriyet öncesi şehremanetine dönüştürülürken karşı çıkılmasından vazgeçtik, selden tomruk kaparcasına yapılan fırsatçılıklar unutulacak mı sandınız?
Muhatapları bu sorulara kulaklarını kapatabilir, duymazlıktan gelebilir hatta solculuk oynamaya devam edebilirler.
Ama biz arkasında ister iktidarı ister muhalefeti olsun bu oyunu bozma çabamızdan, emekçileri bu düzenbazlığa karşı uyarmaktan, onları eşit ve özgür bir yaşam için örgütlü mücadeleye çağırmaktan bir an olsun vazgeçmeyecek, Nâzım'ın yoldaşı ve komünist olmanın bir gereği olarak bu sorulara karşılık vermeye devam edeceğiz.
"Ama bizim dünyada ne zaman kimse aç kalmayacak, korkmayacak kimse kimseden emretmeyecek kimse kimseye, yermeyecek kimse kimseyi, umudunu çalmayacak kimse kimsenin? İşte ben komünistim bu soruya karşılık verdiğim için.
Nâzım Hikmet Ran”
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
