Sayfa yolu
Monarşiye mi gidiliyor tartışması: ‘Türkiye kapitalizminin artık cumhuriyete ihtiyacı yok, toplumun var’
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 13.06.2026 , 10:52
Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın.
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Hilmi Hacaloğlu’nun Medyascope YouTube kanalındaki Rivayet Muhtelif programına konuk oldu.
Okuyan, cumhuriyetin tasfiyesi, mutlak butlan kararı, monarşi tartışmaları, AKP’nin krizi ve NATO başlıklarındaki sorulara önemli yanıtlar verdi.
'Çok uzun bir süredir Türkiye'de cumhuriyetten uzaklaşılıyor'
Hacaloğlu’nun son dönemde yaşananlara, hukuksuz yargı kararlarına ilişkin girişiyle ve “Türkiye Cumhuriyet birikimini ret mi ediyor? Cumhuriyet birikimi, laik cumhuriyet birikimi artık imha olma aşamasında mı?” sorusuyla başlayan programda Okuyan, “Bugün başlamadı aslında bu süreç. Hani demokrasiye geçildiği iddia edilen o çok partili dönemle beraber Türkiye'de sistematik bir şekilde cumhuriyetten uzaklaşma eğilimi içerisine girildiği ortada. Bunu daha erkene de biraz götürmek gerekiyor, cumhuriyetin o ilerici, o ilk başlardaki devrimci değerlerinden sistematik bir şekilde uzaklaşıldı. Bunlar aşama aşama gitti. Yani baktığımız zaman kesintisiz bir biçimde, işte Demokrat Parti'ye baktığımızda, daha sonraki 60'lardaki iktidarlara baktığımız zaman... Evet, arada bir 27 Mayıs var ama tepeden baktığımız zaman çok uzun bir süredir Türkiye'de zaten cumhuriyetten uzaklaşılıyor. Şimdi bunun nedenlerini anlamadan meseleyi sadece siyasal alana bakarak değerlendirmemiz bence riskli” dedi.
Türkiye'de kapitalizmin gelişmesi için çok önemli bir itkide bulunan 1920'lerdeki devrimci dönüşümlerin, kapitalizm geliştikçe bir ihtiyaç olmaktan çıktığını, ayak bağına dönüştüğünü vurgulayan Okuyan, sözlerine şöyle devam etti:
“Yani laikliğe böyle bakabiliriz; işte cumhuriyetin bağımsızlık ilkesine böyle bakabiliriz. Cumhuriyet nedir? Yurttaşların eşitliğini temel alır. Bunlar ihtiyaç olmaktan çıktığı gibi kapitalizmin gelişmesi için engel haline gelmeye başladı. Dolayısıyla şuradan yaklaşmamız lazım: AKP iktidarı, niceliksel bir sürecin niteliksel bir değişime uğraması anlamına geldi. O yüzden de biz başından beri bir "karşı devrim" dedik AKP iktidarına. Cumhuriyetten uzaklaşılması yalnızca Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmamasıyla falan değil, çok köklü meseleler vardı. Biz o AKP'nin ilk dönemindeki yaygın özelleştirmelere yeterince direnmediğimiz için başladı o süreç. Yani o sürecin ilk noktası... Bugün işte AKP'ye karşı olanların önemli bir bölümü o zamanlar özelleştirme meselesini ciddiye almadılar. Az bir kesim direniyordu. Şimdi orası, mesela orada bir duvarı yıktı AKP özelleştirme hamleleriyle. Sonra adım adım devam etti bu saldırı. Dolayısıyla sadece bugün yargı alanında işte 'Türkiye'de hukuksuzluk ya da iktidarın artık siyasi partilere doğrudan müdahalesi' bütün bunlar bunun sonucu.”
‘Direnci Cumhuriyet Halk Partisi kötürümleştirdi’
“Türkiye'deki cumhuriyete sahip çıkan birikim, ki hâlâ Cumhuriyet değerlerine sahip çıkan, oraya dönük bir duyarlılığı ifade eden ya da AKP Türkiye'sini kabullenmeyen çok ciddi bir toplumsal kesim var, bu toplumsal kesimin direnciyle siyaset alanı arasında bir uyumsuzluk var” diyen Okuyan, şöyle konuştu:
"Bu uyumsuzluğun kaynağında da Cumhuriyet Halk Partisi var. Çünkü bu direnci Cumhuriyet Halk Partisi kötürümleştirdi yıllar içerisinde. Ve bunu tek kişiye, işte Kılıçdaroğlu'na falan mal etmek mümkün değil aslında. Deniz Baykal döneminde başladı bu. Yani AKP Türkiye'sine uyumlu bir Cumhuriyet Halk Partisi... Deniz Baykal'ı yeterli görmediler, bir kenara attılar, Kılıçdaroğlu'yla devam ettiler; bu süreç devam etti. Dolayısıyla Türkiye'de toplumdaki enerji, toplumdaki dirençle siyaset alanındaki direnç arasında bir olumsuzluk ortaya çıktı. Şimdi 'Siz neredeydiniz?' sorusu ayrı bir soru ama yani siyaset monolog değildir, gölge boksu değildir. Siyasette muhataplar vardır. Türkiye'de toplumun direncini aşağıya çeken bir siyasi düzenek var. Bu düzenek karşısında yeterince uyanık olunmasını sağlayamadık biz. Türkiye'de siyaset alanının toplumun gerisine düşmesi çok vahim bir durumdur. Çünkü Türkiye toplumu eninde sonunda siyaset alanında olup bitenlere bakarak konum alır."

‘Türkiye kapitalizminin cumhuriyete ihtiyacı yok ama toplumun var’
Türkiye’de tüm bu yaşananların özüne işaret eden Okuyan, “Yani ‘Türkiye'de niye bu hale geldik, niye Türkiye'de Cumhuriyete dönük bu çok sistematik bir erozyon hayata geçti?’ Bunun bir nedeni var ve bu neden sınıfsal. Tekrar tekrar bunu vurgulamak zorundayız. Türkiye kapitalizminin cumhuriyete ihtiyacı yok ama toplumun var. Çünkü toplum birçok açıdan hani deniyor ya, Türkiye'de muhafazakarlık falan... Muhafazakar kesimlerin de önemli bir bölümü Türkiye'de cumhuriyete ikna olmuş durumda. Yani cumhuriyetin anlamına, cumhuriyetten kastettiğim de 1920'lerdeki cumhuriyetle bir gönül bağı oluşturmuş durumda Türkiye toplumu. Buna biz de dahil, önemsiyoruz orayı” dedi.
soL Haber, gerçeğin sesinin daha güçlü çıkması için, halkın haber alma hakkı için mücadele etmeye devam ediyor. Tüm okurlarımızı soL'a güç vermeye, destek olmaya ve abone olmaya çağırıyoruz.
Monarşi tartışması: Türkiye'yi o noktaya getiremezler’
Hilmi Hacaloğlu’nun “Peki bunun alternatifi ne? Yani Azerbaycan tipi bir şey mi? Mesela Tom Barak’ın ağzında "monarşi" diye bir laf var, Amerikan büyükelçisi... Yani burada Türkiye'yi nereye doğru itmeye çalışıyorlar ve cumhuriyetin alternatifi olarak karşımıza bir şey konuyor mu?” sorusunu yanıtlayan Okuyan, şu ifadeleri kullandı:
“Konamaz. Yeni Osmanlıcılık diye bir şeyden söz ediyoruz, şimdi artık yaygın kabul görüyor. Kemal Kılıçdaroğlu bile buna atıfta bulundu. E biz 2000'li yıllarda bunu dile getirmeye başladığımız zaman bizimle dalga geçiliyordu. Yani AKP'nin stratejisini 'Yeni Osmanlıcılık' olarak adlandırdığımız zaman deniyordu ki: 'Ya Türkiye ne ya, imparatorluk mu bilmem ne falan.' Çünkü hep genel olarak şöyle bir AKP'yi hafife alma, AKP'yi önemsizleştirme eğilimi vardı, ya da Türkiye kapitalizmini önemsizleştirme eğilimi vardı, hâlâ var. Şimdi ama bakacak olursak bu sürece... Türkiye'de başka ülkelere benzeyen bir yapı olması gerekmiyor. Türkiye kapitalizminin özü Azerbaycan olmaz. Peki nereye gidiyoruz? Dediğim gibi, cumhuriyete hiçbir kapitalist ülkenin artık ihtiyacı yok ama öte yandan da işte cumhuriyet türü yapılar ya da bir parlamenter demokrasi toplumu ikna etmek için enstrümanlardan bir tanesi. Şimdi Barak Ortadoğu'ya baktığı zaman 'Ya biz buralarda niye demokrasicilik bilmem ne oynamaya çalışıyoruz, buranın ruhuna uygun şey işte şeyhlikler, monarşi bilmem ne' diyen küstah bir Amerikalı... AKP bunu ister mi istemez mi'den bağımsız söylüyorum: Türkiye'yi o noktaya getiremezler. Yani Türkiye seçimsiz bir biçimde yoluna devam edemez. Ha günün birinde oradan da, oraya dönük de bir hamle yapabilirler mi, bu ayrı bir şey. Ama şu andaki dengeler hesaba katıldığında öyle 'İşte Türkiye'de bir daha seçim yapılamaz' Hayır.”
'AKP eskisi gibi bu toplumu yönetme yeteneğini yitirmeye başladı'
AKP’nin CHP’ye yönelik müdahalesine dair de konuşan Okuyan, “Cumhuriyet Halk Partisi'ne dönük operasyonun dar anlamıyla baktığımız zaman işte seçimi kazanabilecek bir aday vardı ortada, İmamoğlu. Bu adayı devre dışı bırakmaya dönük bir operasyon yapıldı. E bu operasyonun devamı anlamına gelebilecek, yani artçıları anlamına gelebilecek bir sarsıntısı devam ediyor. Niye devam etmek zorundalar? E çünkü AKP ikna edemiyor toplumu. Şimdi İmamoğlu'ndan kurtulmak yetmiyor, CHP'deki herhangi bir adayın bu haldeyken —hayat pahalılığı, işte AKP'nin ikna edici olmaması nedeniyle— bir seçim sırasında kazanma olasılığı var. Bunu engellemeye dönük sistematik bir çaba içerisindeler ve bunu birtakım şeylerle süslemeye çalışıyorlar. İşte "yolsuzlukla mücadele" ya da "milli güvenlik meselesi" falan değil mi? Bazı AKP'liler bunu iddia ediyor ama temelinde siyaset alanında AKP eskisi gibi başka mekanizmalarla bu toplumu yönetme yeteneğini yitirmeye başladığı için doğrudan siyasi partilere ya da seçme seçilme mekanizmalarına müdahale etmeye başladılar. Ve bunun arkasına da başka öyküler yazmaya çalışıyorlar” dedi.
‘AKP'nin öyküsü inandırıcılığını yitirdi’
Hilmi Hacaloğlu’nun “Devamında Mansur Yavaş ve Özgür Özel'e dair müdahaleler de gelebilir mi sizce?” sorusuna yanıt veren Okuyan, şöyle devam etti:
“Gelebilir tabii ki. Çünkü nedeni şu: Şimdi birinden kurtuluyorlar, diğeriyle karşı karşıya gelebilmek için kendisinin bir oyun kurması lazım. Yani karşı tarafı yok ederek ya da geçici süreliğine oyun dışı bırakarak seçim kazanamazsın kendin değişmeden. AKP oyları artmıyor. Yani bu ilginç bir durum değil mi? Bu kadar uğraşıyorlar, medya desteği, yargı desteği filan bir türlü artmıyor. Nedeni belli bunun; çünkü AKP'nin öyküsü inandırıcılığını yitirdi. Bu toplum 'buraya kadar' diyor. Toplumdaki direnci ortadan kaldıramıyorlar. Şimdi kaldıramadıkça devam ediyorlar ama bir şeyi unutuyorlar: İşte yeni operasyonlar oluyor her gün, değil mi? İşte CHP'den ihraçlar oluyor, olacak; yeni belediye operasyonları belki İzmir'de aslında Buca'yla başladılar nasıl devam edeceği belli değil ama bu AKP'yi de zora sokan bir süreç. Çünkü şu nedenle zora sokuyor: Teknik anlamıyla sokmuyor çünkü istediğini yapıyorlar yani kimse 'dur"'diyemiyor bu operasyonlara. Ama Türkiye'de seçme ve seçilme hakkı önemli, seçimsiz bu ülkeyi yönetemezsin. Niye yönetemezsin? Türkiye'de insanlardan, cumhuriyetin kazanımlarından geriye kalan biricik siyaset yapma şeyi oy kullanmak, yegane kalan şey sandık. Bu yanlış, çünkü siyaset 7/24 ve her mekanda yapılan bir şeydir ama yurttaşlarımız örgütlü siyasetten uzak duruyor, hakkını aramaktan uzak duruyor ama oy kullanmak değerli bir şey, kötü bir şey de değil. Yani oyuna sahip çıkıyor insanlar. Şimdi bu yazılan şey öykü, hikaye kesintiye uğruyor. Bunun yerine ne koyacaklar? Yani babadan oğula geçen bir sistem mi koyacaklar falan? Türkiye bu olmaz, böyle bir gücü yok iktidarın.”
'Hani tek adam rejimiydi?'
Gelinen noktada AKP’nin içerisinde de ciddi kavgalar olduğuna işaret eden Okuyan, “Bir kere Erdoğan sonrası AKP'ye dönük tasarım farklılıkları var. Bilal Erdoğan vardı, Hakan Fidan vardı, başka isimler de konuşuluyordu; şimdi bu gerçek. Şimdi burada Erdoğan'ın bir dönem daha aday olması konusunda bir uzlaşı var gibi ama bu kavgayı ortadan kaldırmıyor. Şu anda belki Atlantikçi, NATO’cu bir çizgi çok hakim gözüküyor ama "Bu kadar da yapmayalım" diyenler var. Artı, Türkiye'nin ekonomi ve dış politikasına egemen olan zihniyet, Türkiye'nin iç politikasına dönük kimi rezervlere sahip. Mesela Cumhuriyet Halk Partisi'ne dönük operasyonlara itiraz edenler var. Bu tür operasyonların AKP'nin de altını oyduğuna dair bir şey var, kısmen doğru. DEM Parti de buna benzer bir şey söyledi. Tuncer Bakırhan ‘Bugün CHP'ye giden yarın işte AKP'ye gider’ dedi… Hani ‘tek adam rejimiydi’” ifadesini kullandı.
Bugün Türkiye'de toplumsal sisteme verilecek ilk ismin "sermaye diktatörlüğü" olduğuna vurgu yapan Okuyan, bunun adı konulmadığında yanlışa sürüklenildiğini dile getirdi.
Okuyan’ın katıldığı programın tamamını izlemek için:
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.