Sayfa yolu
Mısır'da IMF rotasında özelleştirme dalgası
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
ERDİ AYDOĞDU
Yayın Tarihi: 18.07.2023 , 10:45 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Bu yılın Haziran ayında Mısır’ın yıllık enflasyon oranı %36,8 ile rekor düzeye ulaştı. Bir önceki rekor, Temmuz 2017’de enflasyonun hızını kesmeye yönelik bir devalüasyonu takiben gelmişti. Nitekim bu yıl da Mısır Merkez Bankası, artmakta olan enflasyonu durdurmak için Mısır lirasını %20 oranında devalüe etmeye karar verdi. Ayrıca büyük oranda enflasyondan kaynaklı olmak üzere iç tüketim sürekli bir düşüş eğiliminde. Dünya Bankası verilerine göre 105 milyon Mısırlının üçte ikisi açlık sınırının altında veya çok az üzerinde bir gelir ile yaşıyor.
Süveyş Kanalı’nın özelleştirilmesi de gündemde!
Küresel dünya ticaretinin %10-12 civarında bir bölümü ile petrol ve enerji ticaretinin %10’u Süveyş Kanalı’na bağlı. Mısır için Kanal’ın günlük getirisi 21,7 milyon dolar değerinde. Süper tankerlerin geçişi için yeni bir alanın geçtiğimiz yıl açılmasından sonra gelirler %25 artarak bu ortalamaya ulaştı.
Süveyş Kanalı’nı genişletmek için sürekli olarak çalışmalar yapılıyor zira daha çok deniz aracının geçişi, Mısır hükümeti için daha büyük bir gelir anlamına geliyor. Örneğin bu doğrultuda, geçtiğimiz Mart ayının 13’ünde 107 gemi geçişi ile günlük geçiş rekoru kırıldı. 10 km’lik çift taraflı yeni bir deniz yolunun inşası ise neredeyse tamamlandı.
Mısır lirası, yalnızca son bir yıl içinde yarı yarıya değersizleşmiş durumda ve kamu borçları, tüm kamu harcamalarının %54’ünü oluşturuyor. Moody’s’in değerlendirmesine göre Mısır, dış borçlarını ödeyememe ihtimali en yüksek olan 5 ülkeden biri. Dış borç, son on yılda -2013’teki askeri darbeden bu yana- üç katına çıkarak 165,4 milyar dolara ulaştı. Hükümet ise her geçen yıl daha büyük bir özelleştirme furyası ile bu artışı ve ülke genelindeki yoksullaşmaya karşı yükselen kamuoyu tepkisini frenlemeye çalışıyor. İşin doğrusu, dünyanın dört bir yanındaki sermaye çevreleri tarafından da desteklenen işbu özelleştirmeler dışında hükümetin bütünlüklü bir planı olduğundan söz etmek güç. Belirtildiği üzere dünya ticaretinin bel kemiklerinden biri olan ve yaklaşık 70 yıl önce Birleşik Krallık başta olmak üzere emperyalistlere karşı verilen büyük bir mücadele sonucu devletleştirilen Süveyş Kanalı, hükümetin özelleştirme planlarının tepesinde yer alıyor.
Çinli şirket Xinxing Ductile Iron Pipes, Süveyş Kanalı içerisinde oluşturulmuş olan Ekonomik Bölge’ye 2 milyar dolar değerinde bir yatırım yapacak. Çin’in Yeni İpek Yolu projesini genişletmesi için Süveyş Kanalı önemli bir fırsat olabileceği vurgulanıyor. Şimdilik yalnızca spekülasyon niteliğindeki bu ihtimalin yanı sıra, böylesine büyük bir ticaret hacmi için geçiş güzergahı konumundaki Kanal elbette ki uluslararası burjuvazinin ilgisine mazhar oluyor.
Olası bir tam özelleştirme veya Kanal yönetiminin özel sektöre devri sonucunu doğuracak oranda bir hisse satışı, kısa vadede iktidarın elini rahatlatmakla birlikte Mısır halkının daha çok yoksullaşması sonucunu doğuracağı gibi, tedarik zincirlerinin burjuvazi tarafından manipüle edileceği bir başka araç haline gelebilir. Herhangi bir uluslararası uyuşmazlık yahut kriz durumunda Süveyş Kanalı’nın işlevsiz kılınabilir olması, Mısır dışındaki pek çok emekçi için de tehdit teşkil ediyor. Özellikle pandemide, milyonlarca insanın canı söz konusuyken dahi askıya alınmayan ambargoların yarattığı sonucu görmüştük. Burjuvazinin sınıfsal çıkarları için yapabilecekleri konusunda bir sınır yok ve Süveyş Kanalı’nın özelleştirilmesi, milyarlarca insanın temel ihtiyaçlarına erişimini bir pazarlık ve koz konusu haline getirme riski taşıyor.
IMF’ye teslimiyet: Mısır’a bak AKP’li yılları hatırla
Mısır, dünyanın en büyük tahıl ithalatçılarından biri. Ukrayna - Rusya Savaşı sonrası tahıl sektöründe yaşanan kriz ve buğday fiyatlarının muazzam yükselişi sonrası mevcut kriz derinleşti. Yatırımcılar, ülkenin toplam döviz rezervinin yaklaşık %20’sine denk tutarda döviz çekti. Şu an 34,8 milyar dolara yükselmiş olan rezervler, hala savaş öncesinden 7 milyar dolar düşük durumda.
IMF yakın zamanda Mısır’a verilecek 3 milyar dolar değerindeki krediye onay verdi ve onayın koşullarından biri, ekonomide özel sektörün payının arttırılmasına yönelik adımlar atılması oldu. Gel gelelim, Mısır hükümeti tarafından mevcut ekonomik sıkışmadan kurtulmak için görülen temel yol zaten farklı değil. Bu nedenle IMF ile anlaşmakta hiç zorlanmadıklarını ifade etmek gerekiyor. Örneğin Başbakan Mustafa Madbuli, 2021 Mayıs’ında ekonomik yatırımlar içerisinde o dönem %30 olan özel sektör payını %65’e çıkarmayı hedeflediklerini söylemişti. Nitekim, IMF ile yapılan anlaşma metninde, devletin 62 ekonomik faaliyetten tamamen çekileceği ve pek çoğunda da payını azaltacağı taahhüt altına alınıyor. 2013’teki darbe sonrası nüfuzunu gitgide genişleten Ordu’ya ait şirketlerin de bu kapsamdan muaf tutulmadığı, ayrıca elektrikli ve elektronik cihazların üretimi gibi kâr potansiyeli yüksek sektörlerin de bulunduğu belirtiliyor. Metne göre devlet, sadece özel sektörün girmek istemediği, diğer bir deyişle “yeterince kârlı olmayan” alanlardaki yatırım ve faaliyetlerini artıracak.
Dolayısıyla Süveyş Kanalı’na ilişkin hisse satışları tekil bir örnek değil. Hükümet, gelecek 4 yıl içinde 40 milyar dolarlık bir yatırım beklentisi ile toplam 32 tane devlet şirketini azınlık hisse sahiplerine açmış vaziyette. Satın alanlar ise genellikle -2022 yılında Mısır’a toplam 22 milyar dolar değerinde bir yatırım sözü vermiş olan- Körfez bölgesinden Arap zenginler oluyor. 250’yi aşkın istasyona sahip olan Ulusal Petrol, özelleştirilmesi gündemde olan devlet şirketlerinden bir diğeri. Anılan şirketlerin yerli ve yabancı sermaye için karlı birer yatırım aracı olacağı düşünülüyor. Ek olarak, geçtiğimiz hafta yapılan açıklamaya göre Mısır hükümeti devlete ait şirketlerden toplam 1,9 milyar dolar değerinde hisse satışını hali hazırda gerçekleştirdi. Aralarında telekomünikasyon hizmeti veren Telekom Mısır’ın da bulunduğu bu satışların devamı gelecek.
IMF’nin Kuzey Afrika seferi
IMF bir süredir Kuzey Afrika bölgesinde yeniden aktif olmaya çalışıyor. Mısır’ın yanı sıra bölgenin diğer ülkeleriyle de çeşitli temaslar kuruluyor ve kredi sözleşmeleri üzerinde çalışılıyor. Bu doğrultuda Tunus’la geçtiğimiz yıl yürütülen yaklaşık 2 milyar dolar değerindeki kredi sözleşmesi, Devlet Başkanı Kays Said’in devlet sübvansiyonlarının kesilmesine ve devlete ait kimi şirketlerin özelleştirilmesine dair maddeleri kabul etmemesi nedeniyle yürürlüğe girmemişti. 2021 yılına ait verilere göre toplam borcu GSYİH’nin %40’ına tekabül eden Tunus, IMF’ye kendi hazırladığı yeni bir tasarı ile teklif sunmaya hazırlanıyor. İlaveten, AB’nin IMF programı kapsamında 900 milyon avro değerinde bir kredi sunduğu belirtiliyor.
Yani Mısır hükümetinin dünden razı olduğu tipik IMF programı başka ülkelerde çeşitli itirazlarla karşılaşıyor ve Tunus örneğindeki gibi anlaşmazlıklara yol açabiliyor. Bunun sebebinin IMF’in eninde sonunda uluslararası sermayeye bağımlılık sonucu doğuran iktisadi değişiklikler dayatması olduğu söylenebilir. Fakat ne yazık ki Sovyetler Birliği’nin dağılmasına dek geçen sürenin aksine halkçı bir alternatifi uygulamaya gücü yetmeyen Kuzey Afrika ülkeleri, bazı küçük çaplı değişiklikler haricinde IMF programını kabul etmeye mecbur kalıyor. Sovyetler Birliği ise faizsiz krediler, koşulsuz teknoloji transferi ve kimi bakımlardan verdiği siyasal destekle Arap ülkelerinin laik ve halkçı bir çizgide kalmasını sağlayabiliyordu. Şu an ise böyle bir direnç unsurundan söz etmek mümkün değil. Dolayısıyla, iflas riski ile karşı karşıya olan Tunus iktidarının fazlaca direnebilmesi veya IMF’ye bağımlılık sonucu yaratmayan bir anlaşma imzalayabilmesi pek olası değil.
Aynı senaryolar yeniden
Mısır’ın yaşadığı neo-liberalleşme süreci zaman zaman toplumsal tepkilere yol açıyor. Örneğin, Süveyş Kanalı’nı genişletme planı kapsamında inşa edilen yeni bir liman, el-Ariş kentinde yaşayan önemli sayıda insanın yerinden edilmesine ve protestolara neden oldu. Buna karşın, ufukta görünen özelleştirmeler en azından şu an için büyük bir tepkiyle karşı karşıya gelmiş değil. Fakat gitgide artan yoksulluk, bu tepkisizliğin kalıcı olmama ihtimalini daima canlı tutuyor.
Aynı zamanda tüm bu süreç, bizim de hiç yabancı olmadığımız bir rotada seyrediyor. Ülkemizde 24 Ocak Kararları ile girilen yol, 1980 darbesini gerçekleştiren cunta yönteminin neo-liberal dönüşümü başlatması ile devam etmişti. Geniş toplumsal kesimleri özelleştirmelere, IMF programına, gitgide budanan sosyal haklara ikna etmek her zaman rıza üreterek olmadığından burjuvazi pek çok kez zor yolu ile yeni düzenin istikrarını sağlamayı seçmişti. Mısır’da 1980 darbesi öncesi ülkemizdeki gibi örgütlü bir işçi sınıfı mücadelesinden söz etmek olanaksız elbette. Yine de 2013’te gerçekleşen darbenin başarılı olmasının önemli sebeplerinden biri tırmanmakta olan yoksulluktu. Geniş kesimlerin ya Sisi’ye destek vermesi ya da Müslüman Kardeşler’e verdikleri desteğin daha erken kırılması bakımından kilit faktörlerden bir tanesi bu olmuştu.
Özallı yıllar ile başlayan ve AKP’nin ilk dönemi müthiş bir ivme ile devam eden özelleştirme silsilesi, şu an Mısır’da devreye sokuluyor. IMF’den alınan borçların karşılığında kamusal kazanımlardan büyük tavizler veriliyor. Özelleştirmelerin daha çok rekabet, daha iyi ve daha ucuz hizmet sağlayacağı yönündeki bilindik yalanlar Mısır’da da iktidar tarafından dillendiriliyor. Malum, bu söylemlerin ülkemizde de alıcısı bir dönem epey vardı. Gelinen noktada, kamunun çekildiği her alanın halka daha pahalı, daha kalitesiz, daha zor erişilebilir şekilde döndüğü alenen ortada.
Ekonomi Bakanı Muhammet Maait’in açıklamasına göre Mısır, önümüzdeki dört yıl içinde dış borcun GSYİH'ye oranını %75-80 aralığına çekmeyi hedefliyor. Hükümet, Haziran ayı ile sonlanan 2022-23 mali yılında 5,09 milyar dolar faiz dışı fazla kaydetmişti. Ekonomisi dışa bağımlı, kırılgan, eşitsiz temeller üzerine kurulan pek çok ülke (ve Türkiye) gibi Mısır da turizmi önemli bir gelir aracı olarak görüyor. 2021 yılında 8 milyon, 2022’de ise 11,7 milyon turistin gittiği ülke, bu yılın ilk yarısında 7 milyonu aşkın turisti ağırladı. Pandeminin etkilerinin azalması elbette ki bu artışta çok etkili olmuştur ancak Antik Eserler Bakanı Ahmed İssa, artışın başat sebebinin “özel sektörün ekonomideki ağırlığının yükselmesi” olduğunu ifade etti. Tıpkı ülkemizin turistik bölgelerindekine benzer şekilde; devasa oteller, lüks tatil yerleri ve olanakları turistik bölgeleri adım adım kaplarken yoksul Mısırlılar -tatil bir kenara- temel ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanıyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.