Sayfa yolu
Merz hükümetinden sermayeye kıyak, emekçilere yük: Hastalık raporu zorlaşıyor, emeklilik yaşı yükseliyor
Onur Aslan
Yayın Tarihi: 05.07.2026 , 16:36 Güncelleme Tarihi: 05.07.2026 , 17:00
Almanya ekonomisi iki yılı aşkın süredir düşük büyüme, sanayi üretimindeki gerileme ve artan uluslararası rekabet baskısıyla karşı karşıya. Özellikle işveren örgütleri son aylarda iş gücü maliyetlerinin düşürülmesi, çalışma sürelerinin uzatılması ve sosyal harcamaların sınırlandırılması yönündeki taleplerini daha yüksek sesle dile getiriyordu.
23 Haziran’da açıklanan 33 maddelik reform paketi, bu taleplerin önemli bir bölümünü karşılayan düzenlemeler içeriyor. Pakette şirketlere yönelik yatırım teşvikleri ve vergi düzenlemelerinin yanında, çalışma yaşamını doğrudan etkileyen sosyal politika değişiklikleri de yer alıyor.
Hastalanan işçi ilk gün doktora gitmek zorunda kalacak
Paketin en tartışmalı düzenlemelerinden biri hastalık raporlarına ilişkindi.
Mevcut uygulamada çalışanlar kural olarak hastalıklarının dördüncü gününden itibaren iş göremezlik raporu sunmak zorundayken, yeni düzenleme bu süreyi ilk güne indiriyor. İşverenler bugüne kadar da ilk günden rapor isteyebiliyordu; ancak bu uygulama artık tüm çalışanlar için genel kural hâline getiriliyor.
Koalisyon ayrıca pandemi döneminde önce geçici, ardından kalıcı hâle getirilen telefonla hastalık raporu uygulamasını da kaldırıyor. Buna göre ateş, grip ya da üst solunum yolu enfeksiyonu gibi hafif rahatsızlıklarda bile çalışanlar rapor alabilmek için aile hekimine gitmek zorunda kalacak.
Hükûmet ayrıca gerçeğe aykırı iş göremezlik raporu düzenlenmesine ilişkin cezaları da ağırlaştırmayı planlıyor.
Merz: Hastalık günleri çok fazla
Federal Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, düzenlemeyi Almanya'daki hastalık izinlerinin yüksek olduğunu savunarak gerekçelendirdi. Merz’e göre telefonla rapor uygulaması kötüye kullanılabiliyor ve ilk günden rapor zorunluluğu bu sorunu azaltacak.
İşveren örgütleri de aynı görüşte. Alman İşveren Birlikleri Konfederasyonu (BDA), telefonla rapor uygulamasının kaldırılmasını ve ilk gün rapor zorunluluğunu desteklediğini açıkladı.
Hekimler aynı fikirde değil
Ancak sağlık alanından gelen değerlendirmeler hükûmetin iddialarıyla örtüşmüyor.
Alman Aile Hekimleri Birliği Başkanı Markus Beier, düzenlemeyi "tam anlamıyla felaket" olarak nitelendirirken, ilk gün rapor zorunluluğunun milyonlarca gereksiz doktor başvurusu yaratacağını söyledi.
Beier'e göre bu uygulama sağlık açısından hiçbir fayda sağlamayacak; yalnızca gerçekten tedaviye ihtiyaç duyan hastaların sağlık hizmetine erişimini zorlaştıracak. Hekim örgütleri ayrıca telefonla hastalık raporunun hastalık izinlerini artırdığı iddiasını destekleyen bilimsel veri bulunmadığını vurguluyor.
Sigorta kurumlarının verileri de son yıllarda görülen artışın önemli bölümünün elektronik kayıt sistemine geçilmesinden kaynaklanan istatistiksel etkiler ve uzun süreli hastalıklarla bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor.
Özelleştirmelerle zayıflatılan sisteme yeni yük
Son yıllarda Almanya'da sağlık sistemi giderek artan personel açığı, aile hekimi eksikliği ve hastanelerin maliyet baskısıyla karşı karşıya.
Kamu hastanelerinin kapatılması ya da küçültülmesi, sağlık hizmetlerinde özel sektörün ağırlığının artması ve sağlık çalışanlarının kötüleşen çalışma koşulları uzun süredir tartışılıyor. Birçok bölgede aile hekiminden randevu almak haftalar sürebiliyor.
Böyle bir tabloda ilk gün rapor zorunluluğu, tedavi gerektirmeyen milyonlarca kişinin yalnızca işverene sunacağı belgeyi alabilmek için sağlık kuruluşlarına başvurması anlamına geliyor. Başka bir ifadeyle, sağlık sisteminin zaten sınırlı olan kapasitesi hastaları tedavi etmek yerine bürokratik belge üretimine ayrılmış olacak.
Grip gibi bulaşıcı hastalıklarla doktora gitmek zorunda kalan çalışanlar ise hem sağlık kuruluşlarındaki yoğunluğu artıracak hem de bulaş riskini büyütecek. Hekim örgütlerinin "sağlık sistemi bunu kaldıramaz" uyarısı da tam olarak bu noktaya işaret ediyor.
Daha uzun çalışma yaşamı hedefleniyor
Reform paketinin ikinci büyük ayağı emeklilik sistemi.
Federal hükûmet tarafından görevlendirilen uzman komisyonunun önerileri doğrultusunda emeklilik yaşının yaşam beklentisine bağlanması planlanıyor. Buna göre ortalama yaşam süresi her on yılda bir yıl artarsa emeklilik yaşı da her on yılda altı ay yükselecek.
İlk artışların 2032 yılında başlaması öngörülüyor. Mevcut sistemde 1964 ve sonrasında doğanlar 67 yaşında emekli oluyor. Yeni modele göre bu sınır önce 67,5'e, sonraki kuşaklarda ise 69 yaşına kadar yükselecek. Komisyon raporunda bugünün genç çalışanları açısından 70 yaşına yaklaşan emeklilik yaşı olasılığı da yer alıyor.
Merz ise Federal Meclis'te yaptığı konuşmada önerilerin eksiksiz uygulanmasını istediğini belirterek bunun "emeklilik sisteminde yeni bir dönemin başlangıcı" olduğunu söyledi.
'Aktivrente' ile emeklilikten sonra da çalışma teşvik ediliyor
Emeklilik yaşının yükseltilmesi, son dönemde yürürlüğe konulan tek düzenleme değil.
2026'da uygulanmaya başlayan “Aktif Emeklilik (Aktivrente)” modeliyle yasal emeklilik yaşına ulaşmasına rağmen çalışmaya devam edenlere aylık 2 bin avroya kadar vergiden muaf gelir imkânı tanındı.
Hükûmet bunu iş gücü açığını kapatacak bir teşvik olarak sunuyor. Ancak uygulama, emeklilik döneminde çalışmanın istisna olmaktan çıkarılıp çalışma yaşamının doğal bir uzantısına dönüştürülmesi yönündeki tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Emeklilik fonları sermaye piyasalarına açılıyor
Komisyonun önerileri yalnızca emeklilik yaşının yükseltilmesiyle sınırlı değil. Reform paketi, emeklilik sisteminin finansmanında da önemli bir dönüşüm öngörüyor. Buna göre gelecekte çalışanların ödediği emeklilik primlerinin bir bölümü doğrudan sermaye piyasalarında değerlendirilecek.
Öneriye göre işçi ve işverenlerden eşit oranda ek prim kesilecek. Başlangıçta yüzde 0,5 olarak uygulanması planlanan katkı payının ilerleyen yıllarda yüzde 2'ye kadar çıkarılması öngörülüyor.
Komisyonun "İsveç modeli" olarak tanımladığı sistem, 1990'lı yıllardan bu yana İsveç'te uygulanan modele dayanıyor. Almanya'da ise birikimlerin devlet tarafından yönetilecek merkezi bir fon aracılığıyla sermaye piyasalarında değerlendirilmesi ve sisteme katılımın zorunlu olması planlanıyor.
Göçmen işçiler daha ağır etkilenecek
Emeklilik yaşının yükseltilmesine yönelik tartışmalar, Almanya'da ağır iş kollarında çalışan göçmen emekçiler açısından ayrı bir önem taşıyor.
Sanayi, inşaat, lojistik, temizlik, bakım hizmetleri ve üretim gibi fiziksel olarak yıpratıcı sektörlerde çalışan çok sayıda göçmen işçi, sağlık sorunları nedeniyle çalışma yaşamından daha erken çekilmek zorunda kalabiliyor. Buna karşın emeklilik yaşının yükseltilmesi, bu kesimler açısından daha uzun süre çalışma baskısını da beraberinde getiriyor.
Göçmen emekçilerin önemli bir bölümü işsizlik dönemleri, güvencesiz çalışma biçimleri, yarı zamanlı istihdam ya da bakım sorumlulukları nedeniyle kesintili prim ödeme geçmişine sahip. Bu durum hâlihazırda daha düşük emekli aylıklarıyla sonuçlanırken, emeklilik yaşının yükseltilmesinin özellikle düşük gelirli göçmen işçiler üzerindeki etkisinin daha ağır olacağı değerlendiriliyor.
Komisyon bu nedenle sağlık sorunları nedeniyle mesleğini sürdüremeyen çalışanlar için bazı istisnalar öneriyor. Buna göre emekliliğine yaklaşmış ve sağlık raporuyla çalışamayacağı belgelenen kişiler belirli koşullarda normal emeklilik yaşından iki yıl öncesine kadar kesintisiz, üç yıl öncesine kadar ise kısmi emeklilikten yararlanabilecek.
Sendikalar: Güvensizlik ve daha fazla çalışma dayatılıyor
IG Metall, hastalık raporuna ilişkin düzenlemelerin doğrudan işverenlerin taleplerini karşıladığını belirtti.
Ver.di Genel Başkanı Frank Werneke ise çalışanların daha ilk günden doktora gitmeye zorlanmasını "güvensizlik kültürü" olarak değerlendirdi.
Emeklilik reformuna ilişkin eleştirilerde de özellikle inşaat, sanayi, lojistik ve bakım hizmetleri gibi fiziksel olarak yıpratıcı sektörlerde çalışan milyonlarca kişinin fiilen daha uzun süre çalışmak zorunda bırakılacağı vurgulanıyor.
Reform paketinin ortak yönü
33 maddelik reform paketine bütün olarak bakıldığında dikkat çeken ortak nokta, sermayeye yönelik teşviklerle emekçilere yönelik yükümlülüklerin aynı program içinde yer alması.
Bir tarafta şirketlere yatırım kolaylıkları ve vergi avantajları sağlanırken, diğer tarafta hastalık iznine erişim zorlaştırılıyor, emeklilik yaşı yükseltiliyor ve çalışma yaşamının uzatılması teşvik ediliyor.
Merz hükûmeti bu adımları "rekabet gücü" ve "ekonomik sürdürülebilirlik" söylemiyle savunuyor.
Ancak sağlık örgütleri ile sendikaların ortak uyarısı farklı bir tabloya işaret ediyor: Personel açığıyla mücadele eden sağlık sistemi milyonlarca ek başvuruyu karşılayabilecek durumda değil; emeklilik sistemindeki yük ise işçi sınıfının daha uzun süre çalışmasıyla hafifletilmeye çalışılıyor.
Reform paketi bu yönüyle yalnızca teknik düzenlemeler bütünü değil, ekonomik krizin ve sermayenin ihtiyaçlarının bedelinin kim tarafından ödeneceğine ilişkin siyasal tercihin de somut bir ifadesi olarak öne çıkıyor.
Soyguna soygun demek
Merz hükûmeti, ekonomik krizin yükünü emekçilerin sırtına yıkan reformları "rekabet gücü" ve "büyüme" söylemleriyle meşrulaştırırken, AfD'nin yükselişi karşısında siyasal varlığını korumanın yolunu da sermaye çevrelerinin taleplerini eksiksiz yerine getirmekte arıyor. Hatta açıklanan paket, yalnızca patron örgütlerinin taleplerine yanıt vermekle kalmayıp, sermayeye yeni ayrıcalıklar sunmaya hazır bir yönetim anlayışını da ortaya koyuyor.
Kamu kaynaklarının ve emekçilerin yarattığı toplumsal zenginliğin sermayeye aktarılmasına "reform" adı veriliyor. Oysa bunun adı, sınıfsal bir servet transferidir; daha açık söyleyecek olursak soygundur. İşçi sınıfına sunulan sınırlı sosyal tavizlerin dahi giderek ortadan kaldırıldığı bu dönemde, Almanya'da örgütlü işçi hareketinin yeniden güçlenmesi her zamankinden daha yakıcı bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor.
Merz hükûmetinin bu politikalarla sermaye sınıfının desteğini koruyup koruyamayacağı ise önümüzdeki dönemde daha net görülecek. Burjuvazinin, görevini yerine getirdiğini düşünerek bu hükûmetle yoluna devam edip etmeyeceğinin ya da yeni arayışlara yönelip yönelmeyeceğinin ilk önemli siyasal işaretlerinden biri, Eylül ayında yapılacak eyalet seçimlerinin sonuçları olacak.
İLGİLİ HABER
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.