Breadcrumb
MEB öğrenciler için okuma kitapları hazırlattı: Çocuklarımıza okutacağımız kitapları biz seçeceğiz
Hafize Çınar Güner
Yayın Tarihi: 12.09.2025 , 00:30 Güncelleme Tarihi: 12.09.2025 , 10:20
Geçtiğimiz hafta Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından birinci sınıf öğrencilerine yönelik okuma kitapları hazırlatıldığını ve bu kitapların ücretsiz olarak dağıtılacağını sosyal medya hesaplarından paylaşmış. Bu bilgiyi Türkiye Yayıncılar Birliği’nin 9 Eylül 2025 tarihli basın açıklamasından okuduğumda nasıl böylesi önemli bir konuyu bakanın sosyal medya hesabından öğreniyoruz diye düşünmeden edemedim. Ama şaşırmamam gerekiyor öyle değil mi? Çünkü biz bir bakanın görevinden affını istemesini de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım sonucu öğrenmemiş miydik? Yine de şaşırıyor insan. Her şeyin tek elden yönetildiğini unutuyor bazen. Ne de olsa Cumhuriyet’in çocuklarıyız! Bu ayrıntı önemli olmakla beraber gelin biz asıl konuya odaklanalım.
Türkiye Yayıncılar Birliği kamuoyuyla paylaştığı bu açıklamada ders kitapları ve yardımcı kaynak kitaplardan sonra MEB’in yayıncılık faaliyetlerinin kültür kitapları alanında çocuk ve gençlik kitaplarına da uzandığını ifade ederek uzmanlığı ve bağımsızlığıyla yüksek nitelikli eserler üretmekte olan yayıncılık sektörünün, ders kitapları alanında kısmen sürece dahil edilse de diğer türlerde süreçlerin tamamen dışında bırakıldığının altını çiziyor. Uygulamanın niteliğini sorgulayarak “Öğretmenlerimiz, çocuklarımızın ve gençlerimizin en iyi eğitimi alabilecekleri kaynakları seçme yetisine ve bilgi birikimine sahiptir” ifadesini kullanıyor. Basın açıklamasında ayrıca gittikçe ağırlaşan ekonomik koşullar hatırlatılarak yayıncılık sektörünün yaşadığı mali zorluklara değiniliyor ve bu zorluklar verilerle de gözler önüne serilerek, “Gerekli destekler ve teşvikler sağlanmadığı, eğitim ve kültür politikalarında gerekli düzenlemeler yapılmadığı takdirde, bu durumun 2026 yılında daha da kötüleşeceği öngörülmektedir” deniyor.
Pek çok farklı yayıneviyle çalışan bir yazar olarak yayıncılık sektörünün yaşadığı ekonomik sıkıntılara yakından tanık oluyorum. Ertelenen yayın takvimleri, zamanında yatmayan kitap telifleri bir yana artık pek çok yayınevinin hangi kitap, hangi yazar, hangi çizim çok satacaksa onu basmaya çalıştığı, toplu okul satışlarının baskısının kendini daha fazla hissettirmeye başladığı ve piyasanın yandaş yayınevleri tarafından manipüle edildiği bir dönemden geçiyoruz. Tüm bunlar başlı başına başka bir yazının konusu ya da soruşturma dosyası olabilir.
Konumuza dönersek yapılan bu ekonomik krize dair vurgunun Çocuk ve Gençlik Yayıncıları Derneği’nin 10 Eylül 2025 tarihli basın açıklamasında da karşımıza çıktığını görüyoruz. Sektörün bu süreçte dışarıda bırakılmasına itiraz edilerek, “Sektörün dışlanması hem ekonomik hem de kültürel anlamda olumsuz sonuçlar doğuracaktır” deniliyor. Milli Eğitim Bakanlığı kitap hazırlama süreçlerinde sektörün tüm paydaşlarıyla işbirliği yapmaya ve birlikte hareket etmeye davet ediliyor. Ortak akılla üretilen kitapların da belirlenecek bir yöntemle yine çocuklara ücretsiz sunulabileceğini söyleniyor.
Herkesin duruma kendi açısından bakmasını çok doğal bulmakla beraber resmin tamamının görülmediğini düşünüyorum. Her iki basın açıklamasında da ekonomik sıkıntılara dikkat çekilerek sosyal devlet anlayışına atıf yapılarak bakanlığa “gelin bu işi birlikte yapalım” çağrısı var. Bu işin kiminle yapıldığı elbette çok önemli ama bu işin neden, ne amaçla yapıldığını sorgulamaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de “Öğretmenlerimiz, çocuklarımızın ve gençlerimizin en iyi eğitimi alabilecekleri kaynakları seçme yetisine ve bilgi birikimine sahiptir” ifadesini yeniden vurgulamak istiyorum. Her şekilde işin sansüre doğru gideceği hatta gittiği çok açık değil mi? Sizce devlet (hükümet) çocuklar okula gidemiyor iken, çocuk işçi sayıları ve çocuk işçi cinayetleri her geçen gün artarken, okula gidebilen çocuklar ise okula aç giderken, su içmek için şehir şebekesini kullanırken, aileler okul giysisi alamazken, çocuklar özellikle gençler bunun ciddi ruhsal sıkıntılarını yaşarken, ülkemizde uyuşturucu kullanım yaşı on bire düşmüş, uyuşturucu çeteleri okul duvarlarını aşmışken, öğretmenler açlık sınırında yaşarken, okullarda temizlik görevlisi yokken, öğretmenler ve veliler okulun temizliğini ve güvenliğini üstlenmişken, okullara temizlik malzemesi ve kırtasiye malzemesi bile alınmazken, okulların deprem güvenliğini bırakın yapı güvenliği bile yokken, okulların spor salonu, müzik dersliği gibi kültürel ve sportif merkezleri yetersizken, bir derslikte 50-60 öğrenci varken, çocuklarımızın sınav sonuçları ortadayken bu sözde çocuk kitaplarına ne ihtiyaç vardı?
Sorum çok uzun oldu biliyorum. Ama okullar açılmadan okullarını yıkayan öğretmenleri de gördük, oğluna bir pantolon alamadığı için intihar eden babaları da duyduk, çocuğumuzu okula gönderirken okul yolunda çöp toplayan aynı yaştaki çocuklarla da karşılaştık. Hep başkaları adına yine biz utandık. UNICEF’in 2025 raporuna göre, dünyada 138 milyon çocuk işçi var. Maalesef suça bulaşmış çocukların sayısı da artışta. Tüm bunlar için verilerle sizleri sıkmak istemiyorum. Zaten her gün bir başka habere uyanıyoruz.
Her iki kurumun açıklamasında da sosyal devlet anlayışıyla çocuklarımıza ve gençlerimize ücretsiz eğitim ve kültür kaynakları ulaştırılmasını sonuna kadar desteklendiği vurgulanıyor. Sosyal devletimizin öncelikle çocuklarımızın ve gençlerimizin en temel haklarını karşılaması gerekmez mi? Kısacası durumu ekonomik açıdan ele almak ya da işin kiminle yapılacağından öte tüm bu girişimin bir siyasi boyutu olduğunu göz ardı etmemeliyiz. Nasıl bir nesil yetiştirmek istendiğini çok biliyoruz!
Birinci sınıf öğrencilerine dağıtılacak olan bu okuma kitapların içeriğine bakıp niteliğini tartışmaya açmaya ise hiç gerek yok. Yine de incelemek isterseniz hikâye kitaplarına bakabilirsiniz. Ama kitapların birkaç sayfasını paylaşmak istedim. Çünkü dilsel kadar çocuğun dünyasında görsel algı (hatta belki metinden de öte) çok önemli bir yer tutuyor. Et yüzü göremeyen çocuklar bu metinler sayesinde ete kekik ekleneceğini öğrenebilecekler. Dürüstlüğün hangi beden dil ile sembolize edildiği ve kadına biçilen rol de resimlerde oldukça açık bir şekilde gözüküyor.
Her iki basın açıklamasında dikkat çeken bir başka vurgu ise tüm bu kitapların tek bir noktadan üretilip dağıtılması ve çeşitlilik sunmaması. Bu husus da oldukça önemli. Ayrıca Türkiye Yayıncılar Birliği’nin açıklamasında yer alan “Yayıncılık sektörü, tüm kitap dünyasının paydaşlarının bir arada olduğu bir sektördür. Buna okurlar da dahildir. Tüm kitap dünyasının özgürce üretim ve seçim yapabilme yetisine artık güven duyulması gerekmektedir” kısmını oldukça kıymetli buluyorum. Cemaat ve tarikatların sivil toplum kuruluşları olarak gösterilmeye çalışıldığı ve böylelikle eğitim sisteminin içine sokulduğu düzende laik ve demokratik eğitim hakkımızı sonuna kadar savunmalıyız. Her alanda seçim yapma özgürlüğümüz elimizden alınmak ve tek tipleşmemiz isteniyor. Çocuklarımıza okuyacağımız, okutacağımız kitapları biz seçeceğiz tıpkı ne giyeceğimizi, kaç çocuk yapacağımızı, hangi saatte sokağa çıkacağımızı seçeceğimiz gibi…
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.