Lübnan seçimleri sona erdi: Beyrut için çıkış yolu var mı?

Büyük ekonomik kriz ve Beyrut Limanı patlaması sonrası Lübnan halkı ilk kez sandığa gitti. Resmi sonuçlar henüz açıklanmazken Beyrut çıkış yolu arıyor.

Özkan Öztaş

Lübnan'da geçtiğimiz Pazar günü gerçekleşen seçimlerin akabinde Lübnan'ın yol haritası netleşmiş değil. Lübnan İçişleri Bakanı Besam Mevlevi, Pazar günü yapılan seçimler için kesin sonuçların açıklanmasının vakit alacağını söyledi. Elektrik kesintilerinden dolayı oy sayımlarında gecikmeler yaşandı.

Lübnan'da yaşanan rutin elektrik kesintilerinden seçimler de etkilendi. Birçok seçim bölgesinde oylar karanlıkta telefonların ışıklarıyla sayılmaya çalışılırken bu durum oy sayımını da yavaşlattı.

Ülkede 3 milyon 917 bin kayıtlı seçmen varken son verilere göre seçime katılım yüzde 41'de kaldı. Üstelik sandıkların kapanmasına ve oy kullanımının sona ermesine 2 saat kala bu oran yüzde 32 civarındaydı. 2018 yılında yapılan seçimlerde ise katılım yüzde 49 oranında kalmıştı. Halkın yarısından çoğunun sandığa gitmemesi Lübnanlı emekçilerin gelecekten duydukları umutsuzluk ve seçimlere olan güvensizliği gösteriyor. Tabii burada ek olarak Lübnan'ın geleneksel siyasetinde meclis dışındaki kuvvetlerin belirleyici rolünü de göz artı etmemek gerekiyor. Sünni seçmenin seçimlere katılım oranının en düşük olduğu seçimlerden biri yaşanırken esas rekabet ise Hizbullah ile Lübnan Kuvvetleri arasında yaşandı. 

Lübnanlı emekçiler seçim sürecine nasıl girdi?

Lübnan genel seçimlerinde 15 tane seçim bölgesi var. Uzun iç savaş yıllarından sonra Lübnan'da 1989 yılında yapılan Taif Anlaşması'na göre meclisteki milletvekili dağılımı "27 Sünni, 27 Şii, 8 Dürzi, 34 Maruni Hristiyan, 14 Grek Ortodoks, 8 Grek Katolik, 1 Evanjelik, 1 Ermeni Katolik, 5 Ermeni Ortodoks, 2 Alevi, 1 Hristiyan" temsiliyeti ve kotası üzerinden şekilleniyor. Toplamda 128 sandalye için 15 seçim bölgesinde 103 liste ve 718 adayın yarıştığı seçimlerde katılım oranının düşük olması dikkat çekiyor

Resmi olmayan sonuçlara göre Suudi Arabistan destekli olarak bilinen Lübnan Kuvvetleri Partisi (LF) seçimlerde oylarını artırırken Lübnan Hizbullahı olarak bilinen Nasrallah'a bağlı güçlerin ise zayıfladığı ifade ediliyor. 

2018 seçimlerinde Hizbullah, 128 sandalyenin 71'ini kazanarak çoğunluğu elde etmişti. Ancak aradan geçen yıllarda yaşanan ağır ekonomik krizler, Beyrut Limanı saldırısı vb gelişmeler Hizbullah'ın güç kaybında etkili olmuş görünüyor.  

Nasrallah: Düzen değişikliği gibi bir talebimiz yok

Seçime giderken yaptığı mitinglerden birisinde konuşan Nasrallah'ın ifadeleri gündem olmuştu. Lübnan'ın güneyinde yer alan seçim bölgelerinde güçlü olan Lübnan Hizbullahının gerçekleştirdiği mitinge binlerce insan katılırken Hizbullah'ın adeta bir gövde gösteri yaptığı ifade edilmişti. Ancak pek çok yorumcu tarafından Nasrallah'ın miting konuşmasında yumuşak ve uzlaşmacı bir dil kurması seçim sonrasında kurulacak masada yer alacaklarının bir ön kabulu olarak yorumlanmıştı.

Nasrallah seçimlere birkaç gün kala yaptığı coşkulu mitingde "Biz direnirken bile kendimizi devletin alternatifi olarak görmedik. Bu düzeni yıkmaktan söz etmiyoruz. Lübnan'ı azınlığın çoğunluk üzerinde tepindiği bir rejimden kurtarmak istiyoruz" demişti.

Seçim sonuçlarına göre Hizbullah'ın müttefiklerinden birisi olan ve meclisteki ağırlığı ile bilinen Hıristiyan parti Özgür Yurtseverler Hareketi (FPM)'nin sandalyelerinin bir kısmını Lübnan Kuvvetleri Partisi'ne (LF) kaptıracağını ifade ediliyor. Lübnan Güçleri'nin sandalye sayısının 15'ten 20'ye çıktığı tahmin edilirken FPM'den Sayed Younes'in Reuters'e verdiği demeçte ise FPM'nin 16'dan 14'e düşeceği belirtiliyor.  Bu durumda Hizbullah hem kendi kalesinde hem de genel tabloda oy kaybetmiş görünüyor.

Öte yandan Lübnan'da seçim sürecinin ve müzakerelerin uzaması durumunda IMF'den gelecek yardımların aksaması yeni bir kriz başlığı olarak değerlendiriliyor

Değişilik talebi öne çıkarken kazanan kim?

Lübnan çok ağır bir ekonomik kriz sürecinden geçiyor. 2019 krizi öncesinde asgari ücret yaklaşık 440 dolarken son süreçte bu durum 30 dolara kadar gerilemiş durumda. Emekçiler için sabır taşı çatladı diyebiliriz. İnsanlar artık akaryakıt kuyruklarında beklemekten ve bazen günde 20 saati bulan elektrik kesintilerinden bunalmış durumda. Lübnanlı emekçilerin önemli bir kısmı bir değişim talep ediyor. Ancak hem mevcut partiler bu yaklaşımdan uzak hem de reform çağrısı yapan liderlerin IMF ile şartları iyileştirmekten başka bir vaadi bulunmuyor. 

Ülkenin 1975-1990 yılları arasındaki iç savaş yıllarından bugüne en kötü sürece girdiğini iddia eden bağımsız adayların da oy arttırdığı seçimlerde en az 5 bağımsız vekilin parlementoda yer alacağı düşünülüyor. Yaşanan tüm sorunlardan ve ekonomik felaketlerden hesap soracaklarını ifade eden bağımsız adayların aldıkları oylar halkın mevcut durumdan duydukları rahatsızlıkların özeti olarak okunuyor. Bağımsız adayların ortak söylemini Hizbullah'ın acilen silah bırakması ve Lübnan Ordusu'na katılması oluşturuyor diyebiliriz. Hizbullah karşıtlığı ile bilinen bağımsız adayların oy arttırması da bu seçimlerin dikkat çeken örnekleri arasında yer aldı. 

Yaşanan sıkıntılar ve ekonomik zorluklar "reform" çağrısı yapan siyasetçilerin halk nezdinde daha çok ilgi gördüğünü gösteriyor. Eşi benzeri görülmemiş ekonomik krizin yaşattığı sıkıntılar halkın değişim ve iyileşme taleplerini pekiştirirken buna aday partilerin ise IMF ile ilişkileri iyileştirmek ve daha makul borçlanma politikaları dışında bir vaadi bulunmuyor. 

Hizbullah'ın kalesi olarak bilinen Güney Lübnan'da 1992 yılından bu yana Hizbullah'ın temsilcisi olarak parlementoda görev alan Esad Hardan'ın elindeki koltuğu alan Elias Jradi, bu sonucu bir zafer olarak ilan ederken Güney'deki bu örneği tüm Lübnan'ı saracak yeni bir sürecin başlangıcı olarak tarif ediyor. 

Son süreçte ABD'nin İbrahim Anlaşması ile İsrail ve bölgedeki ükelerin normalleşmesi sürecinde, Lübnan'da öne çıkan Suudi Arabistan destekli Lübnan Kuvvetleri Partisi, ABD'nin Ortadoğu siyasetinde işe yarar bir süreci başlatabilir. Lübnan'da Hizbullah'ın güç kaybettiği her örnekte siyasal alanı ABD ve İsrail belirlemeye çalışırken emekçilerin de mevcut siyasetten umudu kestikleri ise bir diğer gerçek. 

2020 yılında yaşanan Beyrut Limanı patlaması ülkedeki ekonomik krizi derinleştirmiş ve IMF politikalarının tartışılmaksızın acilen yürürlüğe girmesinin önünü açmıştı

İşçi sınıfı siyasetinin belirleyici olmadığı her örnekte olduğu gibi mevcut zorluklar ile Batılı Emperyalist güçler arasında bir tercih yapmaya zorlanan emekçiler için ne yazık ki kısa vadede bir iyileşme beklenmiyor. Bu kriz tablosundan çıkışın tek yolu ise emekçilerin ve devrimcilerin mevcut siyaset sahnesine sığmayıp, kendi talepleriyle güçlü bir çıkış yapması.