Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Lise tercihlerinde sınıfsal ayrışma: Nitelikli devlet okullarında alan daralıyor

Lise yerleştirmelerinde yüzdelik dilimler ve kontenjanlar tartışılırken, eğitimdeki sınıfsal eşitsizlik bir kez daha görünür hale geldi. Nitelikli devlet okullarına erişim daralırken özel eğitim büyüyor, yoksul öğrenciler ise mahalle okulları ve MESEM arasında daha sınırlı seçeneklere mahkûm ediliyor.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 10.08.2026 , 22:32 Güncelleme Tarihi: 10.08.2026 , 23:21

Lise yerleştirme sonuçlarıyla birlikte öğrencilerin yüzdelik dilimleri ve okulların taban puanları yeniden gündeme gelirken, tartışmanın bir başka boyutunu da nitelikli devlet okullarına erişimdeki daralma oluşturuyor.

Bazı liselerde geçen yıla göre taban yüzdelik dilimlerde görülen değişiklikler, benzer başarı düzeyindeki öğrencilerin önceki yıllarda girebildikleri okulların dışında kalmasına yol açtı. Ancak öğrencilerin tercih olanaklarını yalnızca sınav sonuçları değil, nitelikli devlet okullarının kontenjanları ve ailelerin ekonomik koşulları da belirliyor.

Bir öğrencinin özel ders, kurs, sınava hazırlık materyali ve uygun çalışma ortamına erişebilmesi, merkezi sınava hazırlık sürecinde önemli bir avantaj yaratıyor. Bu olanaklara erişemeyen öğrenciler ise aynı sınava daha sınırlı imkânlarla hazırlanıyor.

Nitelikli devlet eğitimi daralırken özel okullar büyüdü

Son 20 yılı aşkın dönemde özel öğretim kurumlarının eğitim sistemi içindeki ağırlığı önemli ölçüde arttı.

2002 yılında Türkiye genelinde 1377 özel okul bulunurken, 2026 itibarıyla bu sayı yaklaşık 14 bin 700'e yükseldi. Aynı dönemde özel okullarda öğrenim gören öğrenci sayısı 217 binden yaklaşık 2 milyona çıktı. Özel okullarda çalışan kayıtlı öğretmen sayısı da 20 binlerden 178 bin düzeyine ulaştı.

Özel okulların yanı sıra özel ders, kurs ve sınava hazırlık hizmetlerinin yaygınlaşması, ailelerin gelir düzeyini eğitim sürecinin daha belirleyici unsurlarından biri haline getiriyor.

Böylece aynı merkezi sınava giren öğrenciler, sınava eşit koşullarda hazırlanmıyor. Geliri yüksek aileler çocuklarına okul dışı eğitim desteği sağlayabilirken, dar gelirli ailelerin çocukları büyük ölçüde devlet okulunun sunduğu olanaklarla yetinmek zorunda kalıyor.

Mahalleler arasındaki eşitsizlik okullara da taşınıyor

Sınavla öğrenci alan liselerde kontenjanların sınırlı olması, daha fazla öğrencinin yerel yerleştirme kapsamında ikamet ettiği bölgedeki okullara yönelmesi anlamına geliyor.

Ancak mahalleler arasındaki ekonomik ve sosyal farklılıklar, devlet okullarının koşullarına da doğrudan yansıyor. Özellikle emekçi nüfusun yoğun yaşadığı bölgelerde kalabalık sınıflar, öğretmen açığı, fiziki yetersizlikler ve okul dışı destek imkanlarının sınırlılığı uzun süredir eğitim sisteminin başlıca sorunları arasında yer alıyor.

Bu nedenle öğrencilerin ikamet ettikleri bölgedeki okullara yönlendirilmesi, okullar arasındaki olanak farkları ortadan kaldırılmadığı sürece eşitlikçi bir sonuç üretmiyor.

Eğitim alanında kamusal imkanların gerilemesiyle birlikte çeşitli dini vakıf ve derneklerin okullar ve öğrenciler üzerindeki faaliyetlerinin yaygınlaşması da tartışma başlıklarından biri. Özellikle kamusal sosyal ve kültürel olanakların sınırlı olduğu emekçi mahallelerinde bu yapıların faaliyet alanı genişliyor.

Yoksul çocuklar için bir başka rota: MESEM

Eğitimdeki sınıfsal ayrışmanın görünür olduğu alanlardan biri de Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM).

Ekonomik güçlük yaşayan ailelerin çocukları “meslek edinme” ve “erken yaşta iş deneyimi” söylemleriyle işletmelere yönlendirilirken, öğrenciler henüz eğitim çağında çalışma hayatının parçası haline geliyor.

Gelir düzeyi yüksek ailelerin çocukları akademik eğitime ve üniversite sınavına hazırlanmak için daha uzun süre eğitim sistemi içinde kalabilirken, yoksul öğrencilerin önemli bir bölümü erken yaşta işgücüne katılıyor.

MESEM kapsamında öğrencilerin haftanın büyük bölümünü işletmelerde geçirmesi, çocuk işçiliği tartışmalarını da beraberinde getiriyor. İşyerlerindeki denetim ve iş güvenliği sorunları ise öğrencilerin iş kazalarına karşı karşıya kalmasına neden oluyor.

Son yıllarda MESEM kapsamında çalışan çocukların iş cinayetlerinde yaşamını yitirmesi de programın niteliğine ilişkin eleştirileri artırdı.

Tartışma yalnızca yüzdelik dilimlerden ibaret değil

Lise tercih döneminde tartışmalar çoğunlukla okulların taban puanları, yüzdelik dilimleri ve kontenjan değişiklikleri üzerinden yürütülüyor.

Ancak ortaya çıkan tablo, eğitimdeki eşitsizliğin merkezi sınavın sonuçlarıyla başlamadığını gösteriyor. Öğrencilerin yaşadığı mahalle, ailesinin gelir düzeyi, özel eğitim desteğine erişimi ve devam ettiği okulun olanakları, sınavdan çok daha önce eğitim hayatını şekillendiriyor.

Nitelikli devlet okullarının sınırlı sayıda öğrenciye açık hale gelmesi, özel eğitimin büyümesi ve yoksul öğrencilerin giderek daha erken yaşta mesleki eğitim ve çalışma hayatına yönlendirilmesi, eğitim sistemindeki sınıfsal ayrışmayı derinleştiren başlıklar olarak öne çıkıyor.

Bu nedenle lise yerleştirmeleri etrafındaki tartışma, yalnızca “hangi okulun yüzdelik dilimi ne kadar değişti?” sorusuyla sınırlı değil. Tartışmanın merkezinde bütün öğrencilerin nitelikli, laik, bilimsel ve parasız eğitime eşit biçimde erişip erişemediği bulunuyor.


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.