Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Lavrov neden deprem bölgesini ziyaret etmedi?

Neden mi? Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un AKP iktidarının depremden sonra Hatay’da en kritik icraatı olan NATO köylerini görmesi çok da münasip olmazdı.

Gamze Erbil

Yayın Tarihi: 12.04.2023 , 13:30 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, geçen hafta Türkiye’ye yaptığı hafif süprizli ziyaretinde, diğer yabancı konukların izlediği ziyaret rotasını izlemedi ve deprem bölgesine gitmedi. Trafik çok yoğun, herkes her şeye yetişemiyor, evet; ama bazı yapılmayanlar üzerinde de durmak gerekiyor: Neden?

Lavrov’dan önce Türkiye’yi ziyaret eden Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Panayotopulos ve ondan önce gelen Macaristan Cumhurbaşkanı Katalin Novak, deprem bölgesi ziyaretleri yapmıştı. İkisi de benzer rota izledi; İncirlik’ten bölgeye geçtiler. PR görüntüleri bir yana, deprem bölgesi üzerinde uçuş yaptırılarak kendilerine “durum” gösterildi.

Macaristan’la NATO içinde kurulmuş olan özel ilişki, Yunanistan’la NATO kardeşliğinin (kıskançlıkları da içeren) deprem sonrasında gösterdiği gelişim bu “uçuşları” anlamlı hale getiriyor. Tabii Rusya’yla değişen dengeler de “uçamayışları”…

Burada dikkat çekmek istediğim nokta, NATO’nun Hatay merkezli üslenişinin Macaristan ve Yunanistan’a gösterilmesi ve Rusya’ya gösterilmemesi konusu. Türkiye’nin deprem sonrasında biraz da uluslararası tablonun gerekleriyle de çakışan “hızlı diplomasi” trafiği, seçim merkezli siyasette fazla gündeme gelmiyor. Aslında “AKP’nin şüphe çeken sessizliği” meselesinin arkasında da biraz bu diplomatik hamlelerin kaçınılmazlığı ve elbette yarattığı fırsatları değerlendirme mecburiyeti var. AKP popülist seçim siyaseti hamlelerine buradan da avantaj devşirecek; Batılı emperyalist ortakların desteğinden kendisinin mahrum olduğu argümanını boşa çıkaracak ve -nasılsa- Rusya’yı da arkasında tutmayı becerdiğini kanıtlayacak… Arzu edilen bu. Ama tabii iç siyasetteki “dış düşman” söylemli, pazarlıkçı siyaset kurgusunda NATO köylerinin Hatay’ın kritik noktalarına konuşlandırılması öne çıkmayacak; Nisan sonuna takvimlendirilen Akkuyu açılışı projesi için hazırlık yapılacak.

Ya Osmanlı ya açık Türkiye

Arada bir parantez; Türkiye dış politikasında yerleşik olarak kabul gören “dış politika partilerden bağımsızdır” argümanının Erdoğan döneminde değiştiği yönünde bir yanılsama yaşanıyor ve içerdeki kutuplaşmaya dayalı siyaset kurgusunun burada da izdüşümü olduğu varsayılıyor. Türkiye’deki manipülatif fikir pazarında bu yanılgıya çoğu fikir üreticisi de kolayca düşebiliyor. Kalınca altı çizilmesi gereken, Türkiye kapitalizminin 2000’lerin başında, AKP yönetiminin “Osmanlıcılık” olarak kodladığı ve bir “tercih” gibi sunduğu ama biraz da “Yugoslavya olmamak” için mahkum olduğu dış politik yöneliminin kolay kolay geri döndürülemez olduğudur. Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Eşbaşkanlığı konumunu ABD’nin kurduğu Ortadoğu planları çökünce “bir başına” revize etmek durumunda kalması da, cihatçı orduları yönetmeye olan özel ilgisinden değil, Türkiye kapitalizminin uluslararası ihtiyaçlarının bunu gerektirmesindendir.

Altılı Masa’nın mutabakat metnindeki dış politika başlıklarının çelişkilerle dolu ve hatta “içi boş” olmasının temel sebeplerinden biri bu. Türkiye’de AKP iktidarına muhalif bir dış politika yönelimi, 90’lar Rusyası benzeri bir 15 Temmuz projesi olmayacaksa; her durumda “Osmanlı” iktidarı sürecek. Dolayısıyla “AKP’siz AKP rejimi/Erdoğan’sız AKP iktidarı” burjuva devletin bekası için bakidir.

Depremden önce

Deprem öncesi ve sonrası NATO – Türkiye diplomasisi nasıl dönüştü? Tabii buna görünen diplomasi demek gerekecek, çünkü aslında uzun zamandır uluslararası ilişkilerde belirleyici olan bir çeşit “derin diplomasi” ama yine de görünen ve göstergeleri üzerinden değerlendirme yapabileceğimiz bir diplomasi gerçeği var. Öncesi bildiğimiz oyunbozan Türkiye dış politikası; NATO’yu kızdırıyor, ayar yiyor, bir adım ileri-iki adım geri… devam ediyor. Tamamen başarısız olduğunu söyleyemiyoruz maalesef; AKP yönetiminin kötülükte/pragmatizmde beceri sahibi olduğunu teslim etmek gerek. Batılı ortaklar bunu “pazarlıkçı diplomasi” olarak niteliyor; erken döneminde “at pazarlığı” olarak ifade edilmişti.

NATO ile Türkiye’nin ilişkileri de görünürde pazarlıkçı diplomasi ekseninde şekilleniyor ancak görünür olmayan cephede kanlı müdahalelerle devam ediyor. Kapitalizmin çözümsüzlükleri, siyasi tıkanmaları aşmak için yoğun bir şiddet kullanımını tarz haline getirdiğini biliyoruz. 2023 Şubat depremleri öncesi yine böyle bir tıkanma ve yönetsel kriz yaşayan Türkiye – NATO ilişkilerinde arka planda bir dizi eksende bir dizi değişim ve kanlı müdahale yaşanırken Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılımında cisimleşen bir at pazarlığı sürüyordu. Arka plandaki eksen değişimleri Ukrayna savaşının ortaya çıkardığı yeni dünya tablosunda Kafkasya, Ortadoğu ve Balkanlar gibi coğrafyalarda döşenen mayınlar ve “büyük güçlerin” bu çerçevede yeniden konumlanmasına bağlı şekilleniyor. Suikastler, terör, yetmediği noktada bölgesel savaşlar; savaşların simüle edildiği rekor sayıda tatbikatlar. Bu devam ediyor.

Depremden sonra...

Deprem sonrası ve dünya tablosunda yaşanan gelişmelerle de birlikte AKP iktidarının önüne bir dizi başlıkta yeni “açılım” fırsatı ortaya çıktı. Burada sadece NATO ile ilişkiler nasıl boyut değiştirdi ve fazla gelişti, ona bakacağız. Muhalefetin Batı (emperyalizmi) ile ilişkileri bozduğu iddiasıyla yüklendiği AKP yönetimi NATO’ya nasıl sarıldı; karşılıklı istismar hevesleri neleri beraberinde getirdi? Küçük bir kronoloji ve olgular sıralamasıyla Hatay’da üslenme konusuna dönüyorum.

Acil müdahale kuvveti devrede

Depremin tüm Türkiye’yi şoka soktuğu ve ikinci büyük sarsıntının canlı yayınlarda izlendiği o tarihi günde (6 Şubat) NATO adeta “acil müdahale” becerisini kanıtlarcasına devreye giriyor. 

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, hemen Erdoğan ve Çavuşoğlu’yla temasa geçiyor ve müttefiklerin yardımını başlatıyor. Bu açıklama yapılmadan önce NATO kaynakları bir “yardım talebi” geldiğine dikkat çekiyor, fakat bu konuda detay açık kaynaklardan bulunamıyor (Akar’ın ilk aklına gelen NATO’yu aramak olmuş olabilir).

Müttefikler hemen “elden ele” yardım malzemeleri gönderme işine girişiyor; PR videoları ihmal edilmiyor; tablo “insani” ve normal.

NATO’nun Felaketlerde Devreye Giren Koordinasyon Merkezi (Euro-Atlantic Disaster Response Coordination Centre-EADRCC) devreye giriyor ve özellikle Finlandiya ve İsveç’ten (!) de personelin olduğu birimlerin harekete geçtiği duyuruluyor. Bu merkez 7/24 aktif; övünerek not ediliyor.

İtinayla orta vadeli barınma sağlanır!

9 Şubat günüyse yeni bir açıklama geliyor: "NATO to deploy shelter facilities to Türkiye", yani “NATO Türkiye’ye barınma tesisleri konuşlandıracak”. Bu tarihte biz Türkiye’de enkaz altında kalanların çığlıklarını konuşuyoruz; soğuğu, açlık ve susuzluğu… Henüz bir “barınma” gündemi yok. NATO’nun gündemindeyse “orta vadeli barınma” konusu var. NATO gerçekten çok “acil müdahale” erbabı. SACEUR komutanı General Christopher G. Cavoli sorumluluk alıyor; NATO Genel Sekreteri memnuniyetini belirtiyor; NATO’nun konuşlanma harekâtı başlatılıyor.

Burada NATO’nun barınma tesislerinin olağan zamanlarda (NATO ve olağan zaman!) tatbikat ve operasyonlar için konuşlandırılabilir karargâh materyali olduğu söyleniyor. Bu söylenirken, özel bir uyarlama yapıldığı hissettiriliyor; yani tamamen yardım amaçlı. 

Bundan sonraki süreçte Avrupa; Pakistan üzerinden gelen yardımları koordine eden ve NATO-dostu stajı yapanlardan biri olan Japonya kaynaklı yardım akışı devam ediyor. Türkiye’nin yıkımı, NATO için eşsiz bir tatbikat alanına dönüşüyor.
“Yarı-kalıcı barınak”, “orta vadeli barınma” ihtiyacı için kurgulanan konteyner malzemeleri… Afeti fırsat bilerek üslenmeye elverişli ifadeler.

NATO üsleri sevkiyatı

Nihayet “orta vadeli barınma” ihtiyacı için kurgulanan konteyner malzemesinin 19 Şubat’ta yola çıktığı duyuruluyor. “Yarı kalıcı barınak” operasyonunun Napoli’deki Müşterek Kuvvet Komutanlığı ve NATO Destek ve Tedarik Ajansı koordinasyonuyla yürütüleceği anlaşılıyor.

NATO üsleri malzemesi 24 Şubat’ta İskenderun’a varırken Hatay’da nerelerde orta vadeli barınma ihtiyacının olacağı (!) da belirginleştirilmeye başlanıyor. Bir gün öncesinde sorumlu NATO yetkilisi Amiral Stuart Munsch İncirlik’te. 

Arada epey bir propaganda videosu yayılıyor ama dikkatli vurgularla.

NATO, tesisler kurulduktan sonra müttefiklerin göndermeye başladığı kış şartlarına uygun çadırların etrafa yerleştirileceğini söylüyor; tatbikatlar ve operasyonlarda kullanılan karargah komplekslerinden oluşan tesislerin ısınma, jeneratör ve tıbbi tedavi alanları gibi imkanları içerdiği vurgulanıyor.

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, Hatay'daki ziyaretleri kapsamında Antakya Organize Sanayi Bölgesi yakınındaki Ötençay Mahallesinde AFAD, Millî Savunma Bakanlığı ve NATO iş birliği ile kurulumu devam eden ve içinde Mehmetçik okullarının da yer alacağı 2 bin 400 kişilik çadır kentte incelemelerde bulunuyor. 

NATO köylerinin sayısı sürekli artıyor

Hulusi Akar, adeta Hatay’a yerleşmiş durumda ve NATO faaliyetlerini yerinde koordine ediyor. 10 Mart’ta NATO’nun Organize Sanayi Bölgesi yakınındaki Ötençay Mahallesi'ndeki “yarı-kalıcı” üssünü ziyaret eden Akar, ertesi gün NATO Destek Ajansı Genel Müdürü Stacy A.Cummings’i ağırlıyor. Bu barınma tesislerini çok beğenen Akar, +4000 kişilik bir NATO köyü için daha görüşme yaptıklarını duyuruyor. Cummings işine bakıyor; ciddi birine benziyor.

Kaç tane “yarı-kalıcı” NATO köyü inşa ediliyor ve yerleri nerede? Anadolu Ajansı ve NATO kaynakları kurcalandığında ortaya çıkan tabloya göre, şimdilik (!) 3 NATO köyü olacağı anlaşılıyor. Birincisi, İskenderun olarak kodlanan ve 2400 kişilik barınma kapasitesi olduğu anlaşılan Ötençay mahallesi üssü. İkincisi Antakya olarak  kodlanan ve anlaşıldığı kadarıyla 1600 kişilik modülle tarif edilen Ceylanlı mevkii yakınındaki üs. Son olarak da Defne’de yapılacağı söylenen 4000 kişilik kapasiteye sahip diğer “yarı-kalıcı” NATO köyü.

Finlandiya pazarlığı buharlaştı

NATO Genel Sekreteri’nin Türkiye ziyareti, arada Finlandiya’nın NATO için çok önemli olan kabulünü ve bu sürecin ara aşamalarını ve yönetimini, NATO-Türkiye ilişkilerinin bir “bahar havası”na girişini… bunları detaylandırmaya gerek yok. Türkiye – NATO ilişkilerinin deprem ve yarattığı fırsatlarla yeni ufuklara doğru yelken açmakta olduğunu söylemek yeterli. Bunun önemli bir belirleyeni ABD ve Türkiye arasındaki Suriye-Irak-Kürt bölgeleri konusundaki tıkanıklıkların nasıl ele alınacağı olacaktır. Elbette seçim siyasetinde yansımalarını da göreceğimiz (hatta belki de görmeye başladığımız)…
Bu yönelim değişikliğinin Rusya ile ilişkileri ani ve köklü biçimde değiştireceğini düşünmemiz için şimdilik bir neden bulunmuyor.

Sadece diplomasi hızında vites büyütüleceği ve tuhaf görüntülerin de sık önümüze geleceğini düşünebiliriz. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Lavrov’u iki günlük ziyaretinde ağırlarken, Savunma Bakanının, olağan Ortadoğu turu sırasında aniden Irak’a gitme ihtiyacı beliren ABD Savunma Bakanı’yla telefonla görüşmesi gibi durumlar olağan hale gelebilir.

CP 156

NATO’nun Hatay’a yolladığı malzemenin denk düştüğü barınma modülü, Acil Müdahale güçleri ya da başka formatlarda kullandığı CP 156 olarak adlandırılan Barınma Kapasitesi aslında bir çeşit karargâh. (https://www.nspa.nato.int/resources/site1/General/publications/Factshee… )

Sözkonusu CP 156’lar daha önce farklı tatbikatlarda kullanılmış paketler.

NATO, Steadfast Jazz Tatbikatı sırasında dev modüler karargâh kuruyor. (https://kariuomene.lt/en/newsevents/nato-deploys-giant-modular-headquar…)

Steadfast Jazz 2013 Tatbikatında kullanılan bu karargah paketi (https://www.youtube.com/watch?v=NkY4nAZx1JQ) Danimarka’da 2021’de yapılan Nighthawk Tatbikatında da kullanılıyor. (https://www.nspa.nato.int/news/2021/nspa-supports-exercise-nighthawk-in…-)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.