Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Latin Amerika'da bir başka çete krizi: Guatemala’da olağanüstü hal

Guatemala'da çete bağlantılı saldırılarda en az yedi polisin hayatını kaybetmesinin ardından Devlet Başkanı Bernardo Arevalo, 30 gün süreli olağanüstü hal ilan etti. Karar, mahkeme denetimi olmaksızın gözaltı ve sorgunun önünü açıyor.

Dış Haberler

Yayın Tarihi: 19.01.2026 , 16:38

Orta Amerika ülkesi Guatemala, hafta sonu yaşanan ve ülke genelinde korku iklimi yaratan şiddet dalgasının ardından olağanüstü hal rejimine girdi. 

Çete bağlantılı saldırılarda en az yedi polis memuru hayatını kaybederken, üç ayrı cezaevinde onlarca görevli rehin alındı. Gelişmeler, devletin hapishanelerdeki çete ayrıcalıklarını sınırlamaya dönük adımlarına verilen kanlı bir yanıt olarak değerlendiriliyor.

Devlet Başkanı Bernardo Arevalo, pazar günü yaptığı açıklamayla 30 gün süreli olağanüstü hal ilan etti. Karar, temel sivil özgürlükleri askıya alırken, güvenlik güçlerine mahkeme kararı olmaksızın gözaltı ve sorgu yetkisi tanıyor. Emir derhal yürürlüğe girdi; ancak yürürlükte kalabilmesi için parlamentonun onayına ihtiyaç duyuluyor.

Arevalo, ulusa sesleniş konuşmasında saldırıların “güvenlik güçlerini ve halkı terörize etmeyi, devleti geri adım attırmayı hedeflediğini” savundu ve “başarısız olacaklar” dedi. Devlet Başkanı, rehinelerin tamamının kurtarıldığını duyururken, saldırılarda hayatını kaybedenler için üç günlük ulusal yas ilan edildi.

Önceki gün başlayan isyanlar

Şiddet dalgasının fitilini ateşleyen gelişme, cumartesi günü hapishanelerde patlak veren isyanlar oldu. İsyanlar, yönetimin Barrio 18 çetesinin tutuklu lideri Aldo Duppie’nin de aralarında bulunduğu çete yöneticilerinin cezaevi içindeki ayrıcalıklarını kısıtlamaya dönük hamlelerinin ardından başladı. Duppie, kamuoyunda “El Lobo” (Kurt) lakabıyla biliniyor.

Barrio 18 ve ezeli rakibi Mara Salvatrucha (MS-13), geçtiğimiz eylül ayında ABD yönetimi tarafından, bir ay sonra da Guatemala Kongresi tarafından “yabancı terör örgütleri” listesine alınmıştı. Bu kararın arkasında, Washington’un Orta Amerika’daki "güvenlik politikaları" ve "sınır güvenliği" tartışmaları yer alıyor. Söz konusu adım, dönemin ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin bölgeye yönelik sert güvenlik yaklaşımının bir uzantısı olarak görülmüştü.

Cumartesi günü çete bağlantılı mahkumlar, Guatemala City ve çevresindeki üç cezaevinde 46 gardiyan ve personeli rehin aldı. Rehinelerin tutulduğu yerler arasında, Duppie’nin kaldığı yüksek güvenlikli cezaevi de bulunuyordu. Pazar sabahı polis ve ordunun düzenlediği “yıldırım baskını” ile bu cezaevindeki isyan bastırıldı; aynı gün iki hapishaneye daha operasyon düzenlendi. Operasyonun ardından Duppie, güvenlik güçlerinin gözetiminde, üzerinde kan lekeleri bulunan bir gömlekle görüntülendi.

18 Ocak 2026'da yayınlanan bu basın bülteninde, Guatemala'nın Barrio 18 çetesinin tutuklu lideri Aldo Duppie, mahkumların isyan çıkardığı hapishanenin kontrolü sağlandıktan sonra kolluk kuvvetleri tarafından refakat edilirken görülüyor.

Polis noktalarına misilleme saldırılar

Cezaevlerinde kontrolün sağlanmasından kısa süre sonra ise misilleme saldırıları başladı. Yetkililerin açıklamasına göre, çete üyeleri polis hedeflerine yönelik koordineli silahlı saldırılar düzenledi. Bu saldırılarda en az yedi polis memuru öldürüldü, on polis memuru yaralandı. Bazı yerel medya organları ölü sayısının sekiz polis ve bir şüpheli çete üyesi olduğunu aktardı.

İçişleri Bakanı Marco Antonio Villeda, polis ölümlerini “Guatemala devletinin çetelere karşı aldığı önlemlere verilen bir misilleme” olarak tanımladı. Savunma Bakanı Henry Saenz ise ordunun sokaklardan çekilmeyeceğini, çetelere yönelik baskının süreceğini açıkladı.

Öte yandan başkent Guatemala'daki ABD Büyükelçiliği, pazar günü yaptığı duyuruda, başkentte polise yönelik “koordineli silahlı saldırılar” nedeniyle personeline verilen geçici “evde kal” talimatının kaldırıldığını bildirdi.

Yaşananlar, Guatemala’da yıllardır derinleşen çete şiddetinin ve bu şiddete karşı uygulanan güvenlikçi politikaların, sivil özgürlükleri askıya alan yeni bir olağanüstü hal rejimiyle daha da sertleştiğine işaret ediyor.

Latin Amerika’da çeteleşme ve güvenlikçi rejimler kıtayı kuşatıyor

Guatemala’da yaşananlar, Latin Amerika genelinde derinleşen çeteleşme krizinin yeni bir halkası olarak değerlendiriliyor. Son yıllarda kıta genelinde yoksulluk, eşitsizlik ve devletin sosyal alanlardan çekilmesiyle birlikte silahlı çeteler yalnızca suç örgütleri olarak değil, fiili iktidar odakları olarak da güç kazanıyor. Devletlerin bu tabloya yanıtı ise çoğunlukla olağanüstü hal, askerîleşme ve sivil hakların askıya alınması oluyor.

Bu güvenlik krizleri aynı zamanda Latin Amerika’da sağ popülist siyasetlerin yükselişi için de verimli bir zemin yarattı. El Salvador’da Nayib Bukele, çete şiddeti üzerinden kurduğu sert güvenlik söylemiyle hızla meşruiyet kazanırken, benzer biçimde Javier Milei ve Daniel Noboa gibi isimler de “düzen” ve “güçlü devlet” vaadini toplumsal korkular üzerinden siyasallaştırdı. Bu liderler, çeteleşmeyi yoksulluk, eşitsizlik ve devletin sosyal rolünün tasfiyesi gibi yapısal nedenlerle ele almak yerine, sorunu askerîleşme ve olağanüstü yetkilerle yönetmeyi tercih etti. Sonuç olarak güvenlik söylemi, köklü çözümler üretmekten çok toplumsal denetimi artıran, muhalefeti bastıran ve otoriter eğilimleri kalıcılaştıran bir araç haline geldi.

Hangi ülkeler çeteleşmenin kıskacında?

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri El Salvador. Devlet Başkanı Nayib Bukele, Mara Salvatrucha ve Barrio 18’e karşı başlattığı “çetelere savaş” kapsamında 2022’den bu yana süren olağanüstü hal rejimiyle on binlerce kişiyi yargı süreci olmaksızın tutukladı. Bukele yönetimi, sert önlemleri “güvenliğin tesisi” olarak sunarken, insan hakları örgütleri ülkede fiilen kalıcı bir polis devleti inşa edildiği uyarısında bulunuyor.

Benzer bir süreç Ekvador’da da yaşanıyor. 2024’te Guayaquil başta olmak üzere birçok kentte hapishaneleri ve televizyon kanallarını basan çete grupları, devlet otoritesinin ne denli zayıfladığını gözler önüne serdi. Ekvador yönetimi de krize, orduyu sokaklara indirerek ve olağanüstü yetkiler tanıyarak yanıt verdi.

Haiti’de ise tablo çok daha ağır: Başkent Port-au-Prince’in büyük bölümü silahlı çetelerin kontrolünde. Devlet aygıtının fiilen çöktüğü ülkede çeteler, limanlardan yakıt dağıtımına kadar temel altyapıyı kontrol ederken, ABD ve Birleşmiş Milletler öncülüğünde yeni bir “güvenlik müdahalesi” tartışması yürütülüyor.

Meksika’da uyuşturucu kartelleriyle on yıllardır süren “düşük yoğunluklu savaş” ise yüz binlerce can kaybına rağmen sona ermiş değil. Kartellerin yerel yönetimler ve güvenlik güçleriyle iç içe geçtiği bu yapı, çeteleşmenin yalnızca kriminal değil, siyasal bir sorun olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.

Guatemala’da Barrio 18 ve MS-13’e karşı ilan edilen olağanüstü hal de bu bölgesel eğilimin bir parçası. Çetelerle mücadele söylemi altında sivil hakların askıya alınması, yargı denetiminin zayıflatılması ve ordunun iç güvenlikte kalıcı aktör haline gelmesi, Latin Amerika’da giderek “olağan” bir yönetim biçimine dönüşüyor.

Uzmanlara göre, kıtada şiddeti besleyen derin gelir eşitsizliği, genç işsizliği, neoliberal politikalar ve ABD merkezli güvenlik stratejileri gibi yapısal nedenler sorgulanmadıkça, çetelerle savaş adı altında uygulanan baskıcı politikalar sorunu çözmek yerine yeni şiddet döngülerini besliyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.