Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Lanthimos sinemasının problemleri

Tarihselci bakış açısının olmaması insana dair karamsarlıkla birleştiğinde yönetmen her şeyi radikal şekilde değersizleştirerek yıkar ve yok ettiğinin yerine yeni, yapıcı bir şey koyamaz hale gelir.

Cemali Coşkunırmak

Yayın Tarihi: 28.07.2024 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

Seveni çok ancak sevmeyeni yok değil. Yorgos Lanthimos kendine özgü sinema diliyle, hızla elde ettiği başarılarıyla kendinden sıkça söz ettiren, üretken bir yönetmen. “Yunan Tuhaf Dalgası” olarak adlandırılan sinema akımının önde gelen isimlerinden biri olan Lanthimos, filmlerindeki radikal muhalif tavrıyla ciddi bir sempati yaratmayı başaran, aynı sebeple sol çevrelerce de sahiplenilen ve yarattığı bu etki alanı nedeniyle kesinlikle dikkate alınması gereken biri.

Ay başında vizyona giren yeni filmi “Merhamet Hikayeleri” (Kind of Kindness) ile yeniden gündeme gelen yönetmenin başka senaristlerle çalıştığı iki filmden sonra bir kez daha kendi yazdığı bir filmi yönetmesi öze dönüş yorumlarını beraberinde getirdi. Bu yazıda Lanthimos sinemasının aslında hiçbir zaman terk etmediğini düşündüğüm, her filmde kendisini bir şekilde hissettiren özünü genel hatlarıyla, spoiler vermeden ele almaya çalışacağım.

Yaratıcılık mı kolaycılık mı?

Deneysel sinema gerçek dünyadan bağımsız, özgün bir evren yaratmaya olanak tanımasıyla her zaman ilgi çekici bir tür olmuştur. Yönetmenin esnek bir şekilde kuralları istediği gibi belirleyebildiği bu evrende, geleneksel hikâye anlatımının dışına çıkılır, zaman ve mekân algısı silikleşir, olay örgüsü ve karakterler gerçek dünyadaki nesnel koşulların belirleniminden uzaklaşır. Bu özgürlük alanı sayesinde yönetmen bir yandan derdini anlatmak için daha esnek ve yaratıcı davranabiliyorken, bir yandan da seyirciyi alışık olmadığı bir şey ile yüzleştirerek şok etkisi yaratır ve bu sayede tüm ilgiyi üzerine çeker.

Çoğu deneysel sinemacı gibi Lanthimos da kendini bu şok etkisinin çekiciliğine kaptırır ve kolaycılığa kaçar. Filmlerinde şok etkisi bir araç olmaktan ziyade bir amaç haline gelir. Ortada çoğu zaman bir iki cümle ile ifade edilebilecek, özgünmüş gibi gözüken, anlaşılması zor sanılan ancak hızlıca kendini ele veren yüzeysel bir fikir vardır. Bu temel fikir dışındaki öğeler örneğin olay örgüsü, karakter davranışları vs. ortadaki fikre yapay bir şekilde iliştirilmiş gibidir ve amaçları aslında fikri geliştirmekten ziyade şok etkisini sürdürmektir. Ancak anlatılmak istenen şey basit olduğu için çoğu zaman tekrara düşülür ve bu durumda da yönetmenin çözümü daha büyük bir şok etkisi yaratmaktır.

Lanthimos filmlerinde kendi yarattığı evrenin kurallarını belirlerken de hep bu şok etkisini gözetir. Yaptığı kolaycılık, gelişkin bir fikir ve bütünsel kavrayış yoksunluğuyla birleştiğinde kendimizi temellendirilmeyen olayların, tesadüfe dayalı ilerleyişlerin ve gökten düşen karakterlerin içinde buluruz. Daha fenası, yönetmen kendi yarattığı ve kurallarını keyfine göre, gerçekçilik gözetmeden belirlediği sanal dünyasındaki karakter davranışlarına ve tuhaf gelişmelere yaslanarak sıkça günümüz dünyası hakkında kestirmeci yorumlar yapar.

İnsan düşmanlığı ve öznesizlik

Lanthimos’un üç ayrı hikayeden oluşan son filmi “Merhamet Hikayeleri”nin açılışında dinlediğimiz Eurythmics - Sweet Dreams şarkısının sözleri adeta yönetmenin insana dair yaklaşımının bir özeti gibidir: 

“Herkes bir şey arar. Bazıları seni kullanmak ister, bazıları senin tarafından kullanılmak ister. Bazıları seni istismar etmek, bazıları ise istismar edilmek ister.”

Yönetmenin filmlerinde insan hep kötücüldür ve bu kötülük asla nesnel açıdan sistematik olarak temellendirilmez tersine “Zavallılar” filminde de açıkça gördüğümüz üzere Lanthimos’un bilimsel olmayan düşüncesine göre insan şiddete eğilimli ve kötücül doğar. Hatta yönetmen sırf bu yaklaşımını haklı çıkarabilmek için karakterlerini sürekli tuhaf, gerçekçi olmayan koşularda zor durumda bırakarak insanlık dışı şeyler yapmaya iter ve koşulları suçlamak yerine insanı suçlar. “Kutsal Geyiğin Ölümü” bu anlayışın en doruğa çıktığı filmdir.

Çoğu filmi politik olan Lanthimos genelde ‘kendince’ bir otorite olarak gördüğü bir güç odağını karşısına alır, bu güç odağı çeşitli filmlerde iktidar, aile kurumu, ataerkil sistem, gelenekler vs. olarak farklılaşır. Ancak hiçbir zaman ilgili otoritenin karşısında kararlı bir şekilde duran, değiştirme iradesine sahip, bilinçli bir özne göremezsiniz. Lanthimos’un karakterleri birer nesneden ibarettir hatta bu filme o kadar yansır ki karakterlerin davranışları, eylemleri robotiktir.

Bu öznesizliğin temel nedeni yukarıda bahsettiğim insan düşmanlığıdır. Lanthimos, insana güvenmez, insana dair her zaman karamsardır. Hatta filmlerinde eleştirdiği güç odakları tarihsel bir temellendirmeden yoksun bir şekilde neredeyse insan kötücüllüğünün kurumsallaşmış bir hali olarak ele alınır. 

Yönetmen son filminde yukarıdaki şarkı sözlerinden de anlaşılabileceği üzere insan düşmanlığını bir üst düzeye taşıyarak, güç odakları tarafından istismar edilen insanın kendisini suçlar, Lanthimos’a göre ortada bir zor kullanımı ve mecburiyet ilişkisinden ziyade gönüllü bir teslimiyet vardır ve bu nedenle suçlu yine ezilen insandır.

Küçük burjuva radikalizmi ve postmodernizm ile dans

Lanthimos’un en büyük problemlerinden bir diğeri ise tarihsel bir yaklaşımdan yoksun olmasıdır. Yönetmen çoğu şeyi sadece mevcut sonuçlarına bakarak yargıladığı için aslında irdelenmeyi hak eden bir noktadan yola çıkmasına rağmen tarihsel ilerlemeyi yok sayarak yanlış bir noktaya varır. Örneğin, “Kutsal Geyiğin Ölümü” filminde bilim ve sanatla ilgilenen, modern bir ailenin içindeki çürümüş insan ilişkileri gösterilerek bu çürümenin nedenleri sorgulanmadan, özcülüğe sığınılarak doğrudan modernizme saldırılır.

Tarihselci bir bakış açısının olmaması insana dair karamsarlık ile birleştiğinde yönetmen her şeyi radikal bir şekilde, tamamen değersizleştirerek yıkar ve bunu yaparken diğer yandan da yok ettiğinin yerine yeni ve yapıcı bir şey koyamaz hale gelir. Bu problem bazı filmlerde öyle bir noktaya gelir ki, her şeyin tarihsel bir ihtiyaca denk düşerek, olumlu ve olumsuz yanlarıyla, sürekli değişerek var olduğu gerçeği yok sayılarak, eğitimden bilime, temel görgü kurallarından insanlığın binlerce yıllık birikimine dayanan karmaşık, toplumsal kurumlarına kadar her şey, mevcut haliyle sorunlu olduğu gerekçesiyle yüzeysel bir değerlendirmeyle parodileştirilir, anlamsızlaştırılır ve çöpe atılır. Dolayısıyla, son tahlilde Lanthimos sinemasının vardığı nokta postmodernizmdir.

Seyirciyi yabancılaştırma ve elitizm

Son olarak yönetmenin filmlerinin seyirci üzerinde nasıl bir etki yarattığına değineceğim. Öncelikle hem sinema dili hem de yarattığı duygusuz, gerçekçi olmayan karakterler nedeniyle izleyicinin Lanthimos filmleriyle bağ kurması, duygusal olarak filmlerin içine girmesi epey zordur. Buna ek olarak, yönetmenin filmlerin yaslandığı bir iki cümlelik yüzeysel fikri süsleyerek satmak ve seyirciyi rahatsız ederek şok etkisini sürdürmek adına bizi filmdeki gelişim açısından pek de anlamı olmayan, eğreti tuhaflıklara, filtrelenmemiş pornografiye ve şiddet görüntülerine maruz bırakması, seyirciyi filme daha da yabancılaştırır. Lanthimos’un filmlerindeki rahatsız edicilik örneğin Haneke’nin “Yedinci Kıta” filmindeki gibi seyirciyi düşünmeye iten, filmden sonra da devam eden bir etki değildir, tersine amaç sadece seyircinin ilgisini çekmektir bu nedenle anlık bir huzursuzluk ya da tiksinti dışında yönetmenin verdiği rahatsızlığın seyirci üzerinde anlamlı bir etkisi olmaz.

Öte yandan, şunu kabul etmek gerekir ki Lanthimos ürettiklerini çok iyi satan bir yönetmendir. Filmlerle duygudaşlık kuramasanız da filmlerin dayandığı temel fikirler aşırı yüzeysel olsa da yönetmenin yarattığı karmaşık durumlar, metafor serpiştirmeleri ve bir yere bağlanmayan hikayeler seyircide “acaba bir şey mi kaçırıyorum, anlamadığım bir şey mi var” etkisi uyandırır. Bu etki sayesinde, filmler göründüğünden daha fazlasını anlatıyormuş duygusu yaratarak seyirciyi aptal hissettirir. Dahası, bazı sözde entelektüellerin filmin merkezindeki fikri tartışmak yerine alt metin peşinde koşarak filmi olduğundan daha yaratıcı ve derin gösterme hevesi seyirci üzerindeki bahsettiğimiz etkiyi güçlendirirken elitizme de kapı aralar. 
Lanthimos’un pazarlama stratejisinin özü budur.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.