Breadcrumb
Ladalands: Sosyalizmin izini süren bir sergi
Yayın Tarihi: 02.10.2021 , 11:20 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12
Genel olarak kültür sanat hayatı, özel olarak da görsel sanatlar alanında 5 milyonluk bir metropol için epey “kısır” diyebileceğimiz İzmir’de açılan Engin Güneysu’nun “Ladalands” adlı fotoğraf sergisi, Sovyetler Birliği’nden günümüze süregiden bir temayı konu alıyor.
Alsancak’ta yeni açılan Soviet Galeri’nin “açılış sergisi” Ladalands’in, galerinin ismi göz önüne alındığında, bilinçli ve pek uygun bir tercih olduğu söylenebilir.
Güneysu, eski Sovyet Cumhuriyetleri, Türkiye ve Küba’da çektiği fotoğraflarda, Sovyetler Birliği’nin ünlü otomobili Lada’nın peşinden gidiyor. Fakat, sanatçının esas peşinde olduğu, bir demir yığını olarak Lada değil, bir temsiliyet, bir simge olarak Lada. Aida Teimourlouie imzalı sergi metni, “İnsan, çağlar boyunca hep araçlar üretti” diyor, “Zaman içinde bu araçlar, taşıyıcı olarak farklı kültürler ve görüşleri sınır tanımadan beraberinde sürüklediler”.
Sergi, Lada’nın ilk bakıştaki mesajını ziyaretçiye hemen hatırlatıyor: Sosyalist bir ülkenin, tüm emekçi halkın ulaşabileceği ucuzlukta, hem de sapasağlam, ömrü uzun—hatta bugünden bakarak diyebiliriz ki, üretildiği ülkeden bile fazla yaşayacak kadar uzun—, mütevazı, sade aracı. Bir nevi, emekçinin yoldaşı: Ne “ben buradayım” diye bağıracak kadar kendini gösterme meraklısı, ne sizi yarı yolda bırakacak kadar nanemolla; onun gibi on binlercesi olduğunu bilmenin ayrıcalıktan ziyade güven duygusu verdiği, sizinle olmasının altında milyonlarca işçinin emeğinin yattığını bildiğiniz yoldaş.
Engin Güneysu, Ladalands sergisinde, Lada’nın bu simgeselliğini yakalamış görünüyor. Fotoğrafçı, birbirinden farklı coğrafyalarda bir arabanın değil bir imin peşinden koşmuş. Nitekim, sergideki fotoğrafların birçoğunda, bir “Lada” yok. Ama fiziksel yokluğunda dahi, hemen oracıkta: Ocakta kaynayan tencerede, yol kenarının hüznünde, bir yaşlının bakışlarındaki durgunlukta, paylaşılan bir sigara kıvılcımında...
Fotoğrafların anlatım dili de bu içerikle tutarlı. Çoğu fotoğrafçı gibi geçimini sağlamak için piyasaya çalışan, dolayısıyla o görsel pazarlama dilinin tekniğine de aşina olan Güneysu, ışık ve renk kullanımında bizi günümüzün yalancı parlaklığından uzaklaştırıyor. Kompozisyonlar, bazı örneklerde, "herhalde bakmadan çekilmiş" dedirtecek kadar kurgudan uzak, fakat serinin tümüne bakıldığında bütünlüklü bir biçem oluşturacak kadar bilinçli.
Yine de, kimi eksikler yok değil. Hemen her fotoğraf andığımız Lada imgesine ve çağrışımlarına bağlanıyor, ancak kendi iç motifleri düşünüldüğünde, bazıları sanki yarım, eksik kalmış, kimi ayrıntıları tamamına erdirilememiş, yıllardır süregiden emek-yoğun ve bütünlüklü bir çalışmanın unsuru değil de, tesadüfi parçalarmış izlenimi uyandırıyor. Ladalands çalışması, Güneysu'nun yıllardır devam ettirdiği ve nihai olarak kitaplaştırmayı düşündüğü bir proje. Dolayısıyla, serinin tüm fotoğraflarının yer alacağı kitapta bu sorunun aşılabileceğini göz önünde bulundurarak, Soviet Galeri'deki serginin "tadımlık" olduğu fikriyle kendimizi avutabiliriz.
Ancak, galerinin mütevazı büyüklükteki iç mekanında yapılan yerleştirmenin, serinin içerdiği soyutlama düzeyinin hakkını vermediği kanaatindeyim. Fotoğraflarda kullanılan dil, yansıtılan hissiyat gibi değişkenler üzerinden, hatta belki de bu dizilimin kendisinin bir alt-hikaye anlatmasını kurgulayacak şekilde bir düzenleme yerine, hayvan içeren fotoğrafların yan yana düşmesi gibi plastik motiflerin belirleyici olduğu yerleştirme, daha derinlikli olabilirdi.
Tüm bunların ötesindeyse, Ladalands serisiyle ilgili başka, ve epey önemli, ve sonuna kadar siyasi bir mesele var: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin bıraktığı miras bugün hatırlatıldığında ister istemez ortaya çıkan o nostalji havası... Güneysu, tüm bu mirasa sempatiyle, fakat alttan alta kendini hissettiren bir hüzünle bakıyor. Elli yıl önce insanlığın ilerlemesinin simgelerinden biri olarak görülebilecek olan Lada, bugün vakitsiz, yersiz yurtsuz, solup gitmekte olan bir emanet izlenimi uyandırıyor. Fotoğrafların çekildiği ülkeler düşünüldüğünde, bu hüznü tersine çevirebilecek anların en fazla yakalanabileceği ülke—sanatçının da gönülden sevdiğini bildiğim—Küba; fakat sergide yer alan Küba'da çekilmiş fotoğraflar da bu soruna pek çözüm sunmuyor.
Öte yandan, bu durumu sanatçının günahlar hanesine yazmak ne haklı ne gerçekçi olur. SSCB'nin mirasının yarattığı temel hissin hüzün olması, bugün neresinden bakarsak bakalım nesnel durum. Sanatçı, bunun temsilinde, bugüne dair bir umuda yer verebilir elbette, fakat nesnelliği tersyüz etmesini veya yok saymasını dilemek, sanatın toplumsal yapıyı değiştirebileceğine dair yersiz bir inanca çıkartır bizi. Günah Güneysu'ya değil, hepimize, kolektif olarak insanlığa ait: Lada'ların yoldaşlıklarını sınır tanımadan dünyanın dört bir yanına taşımalarını sağlamadan, bu soruna çözüm yok. Hüznün öfkeye, öfkenin umuda dönmesi, ancak kolektif olarak sağlanabilir. Ladalands serisi, doğru bakan göze, sanıyorum ilk adımda yardımcı olabilir.
"Ladalands", Engin Güneysu
Fotoğraf Sergisi
Soviet Gallery, Alsancak İzmir
18 Ekim'e kadar gezilebilir.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.



