Breadcrumb
Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi babanın istismar ettiği çocuk ve annesi nasıl yalnız bırakıldı?
Fotoğraflar: Serkan Düz
Yayın Tarihi: 03.02.2026 , 16:05 Güncelleme Tarihi: 15.04.2026 , 12:25
“80 yaşında gibiyim, sanki son 10 yılım yok.”
Bu sözler hem kendisi hem de çocuğu cinsel saldırıya uğramış, hem fiziki hem de psikolojik şiddete maruz kalmış; tüm bunlar yetmemiş okulundan mahallesine, hastaneden iş yerine toplumun her noktasında tecrit edilen henüz 30 yaşında gencecik bir annenin sözleri.
Kendi yaşadıklarını sormadıkça anlatmayan, kızı için çok büyük bir savaşa girmiş ve cemaatlere karşı verdiği mücadelede iradesinden başka hiçbir şeyi olmayan bu annenin hikayesini gelin beraber dinleyelim. Dinleyelim ki devletin tüm kurumlarının bir annenin karşısına nasıl duvar ördüğünü, sorumlu kişilerin istismar geçmişi olan küçücük bir kız çocuğunu koruyup kollayacağına nasıl yalnız bıraktığını anlayalım.
Bu hikaye yalnızca bir anne-kızın mücadelesi değil, artık “kimsesizlerin kimsesiz” kaldığının somut kanıtı.
Anne yani H.Ş., kızına bir hayat yaratabilmek ve de güvenlik kaygısıyla hem isimlerini hem de yüzlerini gizliyor. Hatta üzülüyor, “Yüzümü kapatıp, maske taktığım için beni teröriste benzetiyorlar. Acaba böyle yapıyorum diye toplumda yanlış anlaşıyor muyum? Ben kızım ifşa olmasın istiyorum yalnızca” diyor.
H.Ş. 2016’da hayatına giren ve tecavüze uğramasının ardından ailesinin zorla evlendirdiği Ayhan Şengüler’in Kuran’a Hizmet Vakfı’nın sorumlusu olduğunu evlendikten sonra öğrendi. Ev içinde sistematik cinsel saldırı, fiziksel-duygusal şiddete maruz kalan H.Ş. süreç boyunca söz konusu vakıf tarafından tehdit de edildi. “Yaşadığın tecavüzü anlatma, vakfın adına zarar gelir, Ensar Vakfı gibi bizim de adımız çıkar” gibi sözlerle tehdit sürerken yaşadıklarına daha fazla sessiz kalamayan H.Ş. boşandı.
Tüm bu sürecin ardından kızının 3 yaşındayken babası tarafından istismar edildiği, çocuğun yaşadığı istismarı 6 yaşındaki arkadaşına anlatması sonucu ortaya çıktı.
Hemen şikayetçi olmaları üzerine bir soruşturma başlatıldı. Süreçte Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hazırlanan raporda çocuğun “anlatımlarının tutarlı olduğu ve çocuğun fiziksel ve bilişsel gelişiminin yaşıyla uyumlu olduğu” vurgulandı. Bir çocuğun bilemeyeceği ayrıntılar, dosyaya girdi.
Savcı, tutuklama istedi ancak mahkemenin kararı tersi yönde oldu, kendi çocuğunu istismar eden baba serbest bırakıldı hatta bir aylık adli kontrol tedbiri bile kaldırıldı. İki ay sonra “delil yetersizliği” gerekçesiyle Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar verildi, dosya kapatıldı. Kapatılmasının iki gerekçesinden biri “istismarın derecesi” diğeri ise çocuğun ifadesinde istismarı arkadaşına anlattığını söylemesi ve diğer çocuğun “böyle bir olaydan haberim yok” demesiydi. Ancak “6 yaşındaki arkadaşın beyanı” olarak geçen ifade, aslında çocuğa değil, arkadaşının annesine aitti. 4 yaşındaki istismar mağduru çocuğun ifadesi alınabilirken, kilit tanık konumundaki 6 yaşındaki çocuğun bizzat dinlenmesi yerine annesinin beyanıyla yetinilmiş; üstelik bu beyan, hukuka aykırı şekilde sanki çocuğun kendi ifadesiymiş gibi resmi kayıtlara geçirilmişti.

Karara itiraz edildi ve aylar sonra değerlendirilen itiraz sonucu dava açıldı. 3 celse görülen davada karar duruşması 5 Mayıs’ta. Davaya ilişkin defalarca haber yapıldı. Haberler Meclis’e bile taşındı. Hatta 2023 yılında TİP Milletvekili Sera Kadıgil’in Ayhan Şengüler’in kızını istismara maruz bıraktığına dair rapor hazırlanmasına rağmen neden tutuklanmadığını Adalet Bakanı’na sorduğu soru önergesinde TBMM Başkanlığı Ayhan Şengüler’in adını soru önergesinden çıkardı, resmen sansürledi. Aradan yıllar geçti, bir kez daha konu Meclis’e taşındı. Bu sefer CHP Milletvekili Hasan Öztürkmen, Meclis kürsüsünden Bakanlığa seslendi, “Çocuğun ifadesinin alınma şekli kanunsuz. Sanki bir el, sanığı kolluyor” dedi. Dosya boyunca bir elin dolaştığı her yerde hissedildi, hissedilmeye devam ediyor.
“Faili değil de mağduru suçlamak bu toplumun hastalığı. Bu ailede de öyle. İşyeri ‘biz iş vermeyelim bizim de adımız çıkmasın’ der. Arkadaşlar ‘biz konuşmayalım bize de belki sıçrar bu olay’ der. Ve istismara maruz kalanlar yalnız bırakılır.”
2023 yılından bu yana cezasızlığa oldukça açık bir biçimde yürütülen yargı süreci çözüm getirmezken, baskı ve tehditle boyunduruğunda bir hayat sürmeye çalışan anne ve çocuğunun yaşadıkları gözardı edildi.
Adalet Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve hatta kaymakamlık dahi bugün yaşanan durumun sorumlularından.
Peki bugün ne yaşanıyor, biraz da oraya gelelim. Okulda geçirdiği krizler sebebiyle artık 7 yaşında olan çocuk, 20 Kasım’dan bu yana evden çıkmıyor, kimseyle konuşmuyor ve sağlık durumu giderek kötüleşiyor. Sebebi ihmaller, işini yapması gerektiği gibi yapmayanlar, baskıya boyun eğenler, devletin kurumlarının içini boşaltanlar.
“Onların onurumu zedeleyecek şeyleri yapacağını biliyorum. Bana verdikleri mesajları alıyorum.”
Boşandıktan sonra girdiği tüm işlerden ayrılmak zorunda kaldığını belirten H.Ş., bir şekilde herkesin kendisi anlatmamasına rağmen tüm hikayeden kısa sürede haberdar olduğunu ve “biz bulaşmak istemiyoruz” diyerek işine defalarca son verildiğini anlattı.
“Evden atılayım diye de uğraşıyorlar, atılırsam kızımı benden almak kolaylaşacak.”
Duruşmalar yaklaştıkça ev sahibi tarafından da rahatsız edildiğini, “eve bakacağım, eve iyi bakıyor musun göreceğim” gibi bahanelerle sıkıştırıldığını belirtti.
“Kızınıza uygun öğretmen bulun.”
Asıl olayın koptuğu mesele okul meselesi. Mahallelerindeki okula kayıt olamadıklarını anlatırken, “baskı” vurgusunu hatırlattı yeniden. Yine de kızının okuması için elinden geleni yapan H.Ş., mahallelerine uzak bir okula bir şekilde kaydettirdi. Ancak işler burada da yolunda gitmedi.

Örneğin çocuğunun okul kıyafetlerini alabilmek, iş için imkan bulabilmek için gittiği kaymakamlıkta kendisine anne babasının olup olmadıklarını soruldu, olmadığını söylediğinde de “Demek ki sen çok kötü bir şey yapmışsın ki bugün anne, baban yok yanında” denildi. “Annesi-babası olmayanlara devlet bakar” dediğinde, “devlet sana bakamaz, sana iş de bulamaz, yardım da etmez” yanıtını aldı.
Çocuğun istismar geçmişinden ötürü biri dokunduğunda, bağırdığında ya da fotoğraflarını çektiğinde kriz geçirdiği için, o okuldayken okulun çevresinde beklemiş hep. Kriz geçirirse hemen kendisini araması için de tembihlemiş öğretmenini hatta. Ancak bu krizlerde aranmadığı gibi, çocuğunu okulun dışında beklediği için bir de terslenmiş.
“Beklememi gerektirecek bir durum olmasaydı ben o yağmurda, o soğuk havada o kadar saat zaten beklemezdim. Ki beklediğim süreç içerisinde de kızım krizi geçirmiş, bana haber verilmemiş. Üstüne bir de fotoğrafları çekilmiş. Yani bunu hangi vicdan kabul edebilir? Kriz geçiren bir çocuğa müdahale etmek varken fotoğrafları çekmeyi durdurmamışlar bile. Dört tane farklı fotoğraf var ve bunu gruba atmışlar.”
Söz konusu fotoğrafların hepsinde çocuğun yüzü elleriyle kapalı. Çıkmamak için elinden geleni yaptığı belli. Anne tepki gösteriyor, çünkü öğretmen ve okul önceden tembihli ve okul yönetimine verilen kızının hiçbir şekilde fotoğrafının çekilmesine izin vermediğine ilişkin imzası var.
Bakanlığa dernekten yanıtOlayın gündeme gelmesinin ardından sanatçı Gülben Ergen, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir’e ulaştığını açıkladı ve bakanın mesajını paylaştı: “Bu soruşturma ilk açıldığında kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanmıştı. Aile ve sosyal hizmetler bakanlığının itirazı ile dava açılıyor. İlk duruşmadan itibaren davaya müdahil aile bakanlığı. Tüm davalara mağdur evladımızın hakkını korumak adına Bakanlığımızın avukatı davalara katılıyor. Ayrıca bakanlık aileye danışmanlık ve ekonomik destek sağlıyor. Süreci yakın takip ediyoruz.” Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği ise hızla yanıt vererek kovuşturmaya yer olmadığı kararı bakanlık sayesinde kaldırılmadığını, süreç boyunca annenin susturulduğunu ve sesini yükselttiği her an tehdit edildiğini açıkladı. “Sunulduğu iddia edilen danışmanlık ve ekonomik destek niteliksizdir” denilirken hukuki mücadelenin bakanlık değil dernek tarafından yürütüldüğünün altı çizildi. |
“Sınıf annesi”nin gelip gidip çocuğun beslenme çantasına baktığını, onun dışında kimsenin beslenmesine bakmadığını hatta çocuğa “Sizin durumunuz yok, annen nereden sana beslenme buluyor da koyuyor” diyerek rencide ettiğini anlattı H.Ş.. Çocuğu defalarca eve geldiğinde bu ve benzeri hikayeyi anlatıp ağlamış.
Okula başladığında, yerini lütfen değiştirmeyin demesine rağmen yerinin en az 5 kere değiştirildiği ya da yapılan etkinliklere “babası olmadığı” için dahil edilmediği gibi birçok kötü olay yaşanmış.
“‘Başlarım sana da, kızına da. Sorunlu, senin kızın sorunlu. Seni mahvederim’ Bu mafyatik mafyatik konuşmalarla karşılaştım. Bunları söyleyen yasaklanmasına rağmen sürdürülen ‘sınıf annesi’ olan kişi. Kim bu yetkiyi veriyor bunlara?”
İzinsiz fotoğraf çekiminin çocuğu bu kadar korkutmasının nedeni, Ayhan Şengüler’in H.Ş.’ye işkence ederken fotoğraf çekip kayıt altına alması. Çocuk bunlara şahit olduğu için kendisine zarar verileceğini düşünüyor ve travması tetikleniyor.
Annenin iddiasına göre pedagogları okulda yaşanan sorunlarından ardından öğretmen ile görüşmek istedi. Öğretmen ile pedagog görüşmesinin ardından, pedagogla görüşemediklerini, ulaşamadıklarını ve kızının tedavisinin sekteye uğradığını belirtiyor.
Tüm bu ve benzeri olaylar sonucu çocuk kötüleşiyor. Bu süreçte takip eden doktorunun da görüşmeyi bıraktığını vurgulayan anne, çocuğunun Sosyal Hizmetler kontrolünde olduğu için başka bir doktora götüremediğini, devlet tarafından verilen randevu dışında randevu alamadığını anlatıyor.
Aldığı ilaçlar, okulda yaşadıkları sonucu psikolojik durumunun kötüleşmesi sonucu bir gün kusma şikayetiyle Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Sancaktepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gidiyorlar. Acil bölümü, “yatış yapılması lazım” diyor ancak yer olmadığı gerekçesiyle başka hastaneye gitmeleri isteniyor. Hastane sevki kendisi yapmıyor, sevk yazısı vermiyor. Burada anne şunu hatırlatıyor:
“İstismar öyküsünü bilmedikleri başka bir hastanede her çocuğa yapılan müdahale onun için daha yani travmatik oluyor. Vücuduna dokundurmak istemiyor. Yabancı insanları yani doktorları görmek istemiyor. Orada bir tedaviyi zaten kendi de kabul etmiyor.”
Bu karmaşık ve zorluklarla dolu hikayede şu anda en önemli başlık çocuğun sağlığının kontrol altına alınması:
“Ben gidip de çocuğumun yüzüne bakamıyorum. Kızım gözlerimin önünde erirken hiçbir şey yapmadan durmam mümkün değil. Çocuğumu bu yapının eline teslim etmeyeceğim. Onların eline bırakmayacağım. Canım pahasına, gerekirse bu gerekirse bu uğurda bu yolda öleceğim. Yine de çocuğumu vermeyeceğim.”

3 temel talepleri var. Avukat Buse Naz Güneş şöyle açıklıyor:
- İstikrarlı sağlık hizmeti: Çocuğun hastaneden hastaneye sevk edilmesini istemiyorlar. Çünkü gittiği her yer onun için daha da zorlayıcı oluyor. Bu sebeple de durumu toparlayana kadar yatışının yapılmasının önemini vurguluyor.
- Eğitim: Eşit şartlarda eğitim alabilmesi. Anne kimsenin özel olarak ilgilenmesi gereken bir çocuk olmadığını, derslerinin iyi olduğunu vurguluyor. Onu tetikleyecek şeyler yapılmadığında krize de girmediğinin altını çiziyor.
- Sosyalizasyon: Hem güvenliklerinin sağlandığı bir yaşam alanı hem de anneye bir iş imkanı. Çünkü hayatlarını devam ettirmeleri için bunun sağlanması gerekiyor.
Davayı Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği üstlendi. Avukat Buse Naz Güneş nitelikli bir yargılama yapılmadığını, taleplerin yeteri kadar karşılık bulmadığını ve dava sürecinde sürekli hem iç kanunların hem de uluslararası sözleşmeleri ama en önemlisi “hakime düzenli olarak çocuğun üstün yararını gözetmesi gerektiğini” hatırlatmak zorunda kaldıklarını belirtti. Apar topar görülen celselerin ardından bekleyen bir karar duruşması var. Avukat Güneş, “Beklentimiz çocuğun üstün yararını gözetildiği bir yönde karar almak” dedi.
Anne 13 Ocak’tan bu yana İstanbul Anadolu Adalet Sarayı önünde kızı adalet nöbetinde. Kimi geçerken para vermeye yelteniyor, kimi dilenci sanıyor. Bu durum canını çok sıkıyor.
Annenin son sözleri şu şekilde:
“Sabah gidiyorum, bazen akşam dönüyorum, bazen öğlen dönüyorum. Orada yalnız kalmak beni çok üzüyor. Çünkü orada bir kadın oturuyor. Çoğu zaman insanlar bakmadan bile gidiyor. Yani bakanlar da oluyor ama çoğu insan tepkisiz kalıp gidiyor. Bir çocuğun istismara uğrayıp da halkın nasıl sessiz kaldığına ben anlam veremiyorum. Bugün benim başıma geldi. Yarın kim bilir kaç tane çocuğun başını yakacak? Çünkü hâlâ dışarıda.”
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.