Sayfa yolu
Kudüs Gücü'nün eski komutan yardımcısından Suriye hesaplaşması: 'Kaybettik, sorumlular yargılanmalı'
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Yayın Tarihi: 25.08.2026 , 00:19
İran'ın Beşar Esad yönetimini ayakta tutmak için yıllar boyunca büyük askeri, siyasi ve ekonomik kaynak aktardığı Suriye'de yaşadığı kayıp, Tahran'da alışılmadık bir tartışmanın önünü açmış durumda.
İran'ın bölgesel askeri faaliyetlerinin merkezindeki Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü'nden bir isim, Suriye politikasında yapılan "stratejik hataların" açıkça kabul edilmesi gerektiğini söyledi.
Söz konusu çıkış, İran güvenlik yapılanması içinden bugüne kadar Suriye dosyasına yönelik dile getirilen en açık eleştirilerden biri niteliğinde. Açıklamada, yaşananların yalnızca dış aktörlere veya sahadaki koşullara bağlanamayacağı, İran'ın kendi kararlarının da sorgulanması gerektiği vurgulandı.
İran yönetimi, Esad'ın Aralık 2024'te devrilmesinden bu yana Suriye'de yaşanan kaybı ağırlıklı olarak ABD, İsrail ve Türkiye'nin müdahaleleri üzerinden açıklarken, İran'ın kendi tercihleri ve Kudüs Gücü'nün yürüttüğü strateji resmi söylemde büyük ölçüde tartışma dışında tutuluyordu.
Kudüs Gücü çevresinden gelen son çıkış ise bu çerçeveyi doğrudan zorluyor.
Kudüs Gücü'nün eski komutan yardımcısından sert özeleştiri
İran'ın yıllarca milyarlarca dolar ve büyük bir askeri güç harcadığı Suriye politikasına yönelik en sert özeleştirilerden biri, bu kez doğrudan Devrim Muhafızları Kudüs Gücü'nün eski üst düzey bir isminden geldi.
Kudüs Gücü'nün eski komutan yardımcısı Mansur Hakikatpur, reformcu Hafte Sobh gazetesine verdiği röportajda Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024'te devrilmesini İran açısından açık biçimde bir yenilgi olarak tanımladı.
“Suriye'de kaybettik” diyen Hakikatpur, Tahran'ın yıllarca sürdürdüğü politikanın sonucuyla yüzleşmesi gerektiğini söyledi.
Eski Kudüs Gücü yöneticisi, “İran İslam Cumhuriyeti'nin kusurlarından biri, stratejik hatalarımızı kabul etmememiz ve bunun bedelini ödemeye yanaşmamamızdır” ifadelerini kullandı.
Hakikatpur'a göre tartışılması gereken yalnızca İran'ın Suriye'deki yenilgisinin nedenleri değil, bu politikayı belirleyen isimlerin sorumluluğu.
İran'ın Esad yönetimini ayakta tutmak için milyarlarca dolar harcadığını ve binlerce kişinin hayatını kaybettiğini hatırlatan Hakikatpur, şu soruyu yöneltti:
İslam Cumhuriyeti'nde bunun sorumlusu kim? Askeri mahkemede yargılanmaları gerekmiyor mu?
Kendi sorusunu yine kendisi yanıtladı:
Evet, gerekiyor.
'Dış politika ahlak ve nasihat yeri değildir'
Hakikatpur'un eleştirileri yalnızca İran'ın Suriye'ye müdahale kararına veya sahadaki askeri sonuçlara yönelik değil.
Eski Kudüs Gücü komutan yardımcısına göre Tahran'ın temel hatalarından biri de Rusya ve Türkiye gibi aktörlerin Suriye'deki çıkarlarını yanlış okumak oldu.
“Dış politika ahlak ve nasihat yeri değildir” diyen Hakikatpur, “Ulusal çıkarların güvence altına alındığı yerdir” ifadelerini kullandı.
Hakikatpur, İran'ın Rusya ve Türkiye'yi kendi çıkarlarının peşindeki devletler olarak değil, birer “dost” gibi değerlendirdiğini savundu.
Esad yönetiminin çökmekte olduğu 7 Aralık 2024'te İran, Rusya ve Türkiye dışişleri bakanlarının Doha'da yaptığı görüşmeye işaret eden Hakikatpur, şöyle konuştu:
Dışişleri bakanımız, Türk dışişleri bakanı ve Rus dışişleri bakanı... Suriye düşerken neredeydiler?
Doha'da oturmuş konuşuyorlardı. Bizim dışişleri bakanımız Türkiye'nin bize ihanet ettiğini anlayamadı mı? Rusya'nın anlaşmalar yaptığını anlayamadı mı?
Ardından İran'ın yaklaşımını çok daha sert ifadelerle eleştirdi:
Onları dostumuz sanarak her şeyi anlattık. Ama her biri bizi sırtımızdan bıçakladı.
'Rusya Suriye'yi Ukrayna karşılığında takas etti'
Hakikatpur'un en dikkat çekici iddiası ise Rusya'nın Esad yönetiminin çöküşündeki rolüne ilişkin oldu.
Eski Kudüs Gücü yöneticisi, herhangi bir kanıt sunmadan Moskova ile Washington arasında örtülü bir anlaşma yapılmış olabileceğini ileri sürdü.
“Bence Rusya Suriye'yi Ukrayna karşılığında Amerika'yla takas etti” diyen Hakikatpur, varsaydığı pazarlığı şu sözlerle tarif etti:
Ben Suriye'yi bırakayım, sen Ukrayna'yı bırak.
Rusya'nın Esad'ın devrilmesinden sonraki politikası İran'da bu tür kuşkuların büyümesine yol açtı. Moskova bir yandan Esad'a sığınma hakkı tanırken, diğer yandan Şam'daki yeni yönetimle hızla ilişki kurdu.
'Hata yapıldığını kabul etmeden ilerlenemez'
Açıklamada temel vurgu, İran'ın Suriye'de yaşadığı sonucu yalnızca bir "ihanet", dış müdahale veya konjonktürel yenilgi şeklinde değerlendirmemesi gerektiği yönünde.
İran'ın kendi stratejik tercihlerini de masaya yatırması gerektiğini savunan Kudüs Gücü bağlantılı isim, yapılan hataların kabul edilmesinin zayıflık değil, gelecekte aynı yanlışların tekrarlanmaması için zorunluluk olduğunu belirtiyor.
Özellikle eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani döneminde oluşturulan bölgesel ağ, İran'da uzun yıllar bir "stratejik başarı" olarak kaydedildi. Irak'tan Suriye ve Lübnan'a uzanan bu hat, İran'ın İsrail ve ABD karşısındaki "ileri savunma" doktrininin temel dayanaklarından biri haline geldi.
Suriye ise bu sistemin kilit halkasıydı.
Tahran açısından Şam yönetiminin devamı, İran'la müttefik bir hükümetin korunmasının ötesinde bir anlam taşıyordu. Suriye aynı zamanda Irak üzerinden Lübnan'a ve Hizbullah'a uzanan lojistik hattın korunması, İsrail'e karşı İran'ın sınırlarının ötesinde bir caydırıcılık alanı oluşturulması ve bölgede ABD yanlısı düzenin sınırlandırılması açısından stratejik önemdeydi.
İran'ın on milyarlarca dolarlık Suriye yatırımı
İran, 2011'de başlayan savaş boyunca Esad hükümetine yalnızca askeri danışmanlar ve silahlı gruplar aracılığıyla destek vermedi.
Tahran, Şam'a petrol ve kredi sağladı; altyapı ve ekonomik projeler üstlendi. Lübnan Hizbullahı'nın yanı sıra Afganistanlı Fatimiyyun ve Pakistanlı Zeynebiyyun gibi İran bağlantılı güçlerin Suriye'de savaşmasına öncülük etti.
İran'ın Suriye'ye aktardığı toplam kaynağın miktarı ise Esad'ın düşüşüne kadar konuşulmadı.
Esad yönetiminin devrilmesinin hemen ardından İran'da 30 milyar dolardan 50 milyar dolara kadar değişen rakamlar gündeme gelirken, Aralık 2024'te yayımlanan bir analizde yalnızca İran'ın 2011-2024 arasında Suriye'ye gönderdiği petrolün değerinin yaklaşık 14 milyar dolara ulaşmış olabileceği hesaplanmıştı.
Buna askeri harcamalar, krediler, altyapı yatırımları ve İran destekli silahlı güçlere yapılan ödemeler dahil değildi.
Esad'ın devrilmesiyle birlikte İran'da "Bu para ne oldu?" sorusu da giderek daha yüksek sesle sorulmaya başladı.
Reformist gazeteci Abbas Abdi o dönem İran'ın Suriye politikasının bağımsız bir uzman heyeti tarafından incelenmesini ve "hataların nerede yapıldığının ve İran'ın ne kadar harcadığının" kamuoyuna açıklanmasını istemişti.
Esad'ın düşüşünden sonra eleştirilerin hedefi Kudüs Gücü olmuştu
Esad yönetiminin 8 Aralık 2024'te çökmesi İran'daki iktidar çevrelerinde de önemli bir kırılma yaratmıştı.
İranlı muhafazakâr çevrelerde kısa süre içerisinde Kudüs Gücü'nün performansı ve Kasım Süleymani'nin ardından örgütün başına geçen İsmail Kaani'nin yönetimi tartışılmaya başlanmıştı.
İran'da dini liderin eski temsilcilerinden Ali Şirazi, Ocak 2025'te yaptığı açıklamada "devrimci çevrelerde" Kaani ve Kudüs Gücü hakkında ağır eleştiriler bulunduğunu doğrulamıştı.
Şirazi, Esad'ın devrilmesinden sonra bazı çevrelerin "Bu nasıl Kudüs Gücü, Kaani yetersiz" şeklinde konuştuğunu aktarmıştı.
Esad yönetiminin devrilmesinin hemen ardından İran'daki bazı aşırı muhafazakâr gruplar da sosyal medya ve kapalı mesajlaşma kanallarında Kaani'yi hedef almış, İran'ın Suriye'deki güçlerini neden zamanında harekete geçiremediğini sorgulamıştı.
Süleymani döneminin mirası da düştü
Bu durumun İran açısından daha derin bir siyasi anlamı bulunuyor.
Kudüs Gücü'nün Suriye stratejisinin ana mimarı, 1998'den ABD tarafından öldürüldüğü Ocak 2020'ye kadar gücün komutanlığını yapan Kasım Süleymani'ydi.
Süleymani, Suriye'deki savaşın en kritik dönemlerinde İran'ın sahadaki askeri faaliyetlerini yönetti. İran destekli yabancı savaşçıların örgütlenmesi ve Hizbullah'ın savaşa daha doğrudan dahil edilmesinde de merkezi rol oynadı.
Tahran açısından bu politika yalnızca Esad'ı iktidarda tutmakla kalmadı, IŞİD ve El Kaide bağlantılı grupların İran sınırlarına yaklaşmasını da engelledi.
Süleymani'nin kendisi de İran'ın Suriye'ye müdahale etmemesi halinde IŞİD ve Nusra Cephesi'nin ülkede iktidarı ele geçireceğini savunuyordu.
Ancak İran'ın askeri kazanımları kalıcı bir siyasi ve toplumsal nüfuza dönüştürülemedi. Tahran, ülkenin savaş sonrası siyasi yapılanmasında kendi konumunu güvence altına alacak bağımsız kurumlar oluşturamadı.
Esad yönetimi çöktüğünde İran'ın 14 yılda inşa ettiği askeri ve lojistik düzenin çok büyük bölümü de birkaç hafta içerisinde işlevsiz hale geldi.
İran'ın 'ileri savunma' doktrini çöktü mü?
Suriye yenilgisi İran açısından tek başına gerçekleşmedi.
İsrail'in 2024'te Lübnan Hizbullahı'nın lider kadrosuna ve askeri altyapısına dönük saldırıları, Hamas'ın Gazze'deki kayıpları ve ardından Esad yönetiminin çökmesi, İran'ın yıllardır "direniş ekseni" olarak tanımladığı bölgesel mimariyi ciddi biçimde zayıflattı.
Bu mimarinin temel mantığı İran'ın olası bir savaşı kendi topraklarından uzakta karşılamasıydı.
Süleymani döneminde geliştirilen "ileri savunma" anlayışına göre İran, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Yemen'deki müttefikleri aracılığıyla rakiplerine kendi sınırlarından uzakta baskı uygulayabiliyordu.
Suriye'nin kaybedilmesi bu zincirin en önemli coğrafi bağlantılarından birini kopardı.
İran'ın Irak'la Lübnan arasındaki kara hattı büyük ölçüde kesilirken, Hizbullah'a silah ve lojistik aktarımı da çok daha zor hale geldi.
Tahran'ın Suriye'de yıllarca kurduğu askeri tesisler ve ağların büyük bölümünün ortadan kalkması, İsrail'in İran'ın bölgedeki hareket alanını sınırlama stratejisinin de önemli bir sonucu oldu.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
İLGİLİ HABER
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.