Küba'dan Türkiye'deki Küba dostlarına devlet nişanı

Jose Marti Küba Dostluk Derneği’ne, Küba halkıyla dostluk ve dayanışmayı güçlendirmek için yürüttüğü faaliyetler nedeniyle Küba Devleti’nin “Dostluk Nişanı”nı verildi.

Haber Merkezi

Küba’nın ulusal bağımsızlık mücadelesinin önderi Jose Marti’nin 129. ölüm yıldönümü vesilesiyle dün Ankara’da Küba Cumhuriyeti Büyükelçisi Alejandro Diaz Palacios’un da katılımıyla bir anma etkinliği düzenlendi.

Etkinlikte Büyükelçi Diaz Palacios, Küba Cumhurbaşkanı Miguel Diaz-Canel Bermudez’in imzaladığı kararname uyarınca Jose Marti Küba Dostluk Derneği’ne, Küba halkıyla dostluk ve dayanışmayı güçlendirmek için yürüttüğü faaliyetler nedeniyle Küba Devleti’nin “Dostluk Nişanı”nı takdim etti.

'Marti bağımsızlık tutkusuna sahipti'

Etkinlik José Martí Küba Dostluk Derneği Başkanı Nahide Özkan’ın konuşmasıyla başladı.

Nahide Özkan, konuşmasında şu sözlere yer verdi:

“Derneğimize adını veren, Küba’nın ulusal kahramanı, büyük bağımsızlık savaşçısı José Martí, Fidel başta olmak üzere Küba devriminin önderlerine ve bugün sosyalizm bayrağını taşımaya devam eden onurlu Küba halkına çok güçlü bir miras bıraktı. Bu mirası anmadan Fidel’i ve Küba halkının altmış dört yıldır her türlü güçlük karşısında sürdürdüğü hayranlık verici direnişi hakkıyla anlamak mümkün değil.

Küba’nın ulusal kurtuluş önderi Jose Marti, genç yaşta damarına işleyen dinmez bir bağımsızlık tutkusuna sahipti.

Önderlik ettiği mücadelede zamanının ötesine geçen öngörülü bir anti-emperyalist bilinçle hareket etti. Ona göre Küba, İspanya’dan bağımsızlığını mutlaka kazanacaktı ama ufukta büyük bir tehlike bulunuyordu. Yeni yükselen emperyalist ABD, İspanya’dan özgürlüğünü kazanan Latin Amerika’yı ve Küba’yı kendi hegemonyası altına alma peşindeydi. Latin Amerika ve Küba, İspanya’dan kopacak, “olgun bir meyve gibi” ABD’nin kucağına düşecekti.

İşin asıl tehlikeli tarafı şuydu: Bağımsızlık savaşçıları içinde İspanyol imparatorluğunun köhne düzeni karşısında yükselen ABD “demokrasisine” hayranlıkla bakanların sayısı hiç de az değildi. Günümüzde de hala varlığını sürdüren ve ne yazık ki dünya ve Türkiye solu içerisinde de güçlü etkileri olan “kötü emperyalist-iyi emperyalist” ayrımı daha o günlerde yerleşik hale gelmeye başlıyordu.

José Martí, bu tehlikeyi gören ender devrimcilerden biriydi. ABD’de, kendi deyimiyle “Canavarın Kalbinde” kaldığı süre boyunca bu ülkede güçlenen emperyal heveslere karşı bağımsızlık hareketini tetikte olmaya çağırdı; ABD’nin Amerika’sına karşı Latin Amerika’nın, “Bizim Amerika”nın birliğini ve bağımsızlığını savundu.

José Martí, Marksist gelenekten olmayan pek az ulusal kurtuluş önderinin sahip olduğu halkçı-eşitlikçi bir damara sahipti. O seçkinci bir burjuva devriminin değil, halkın egemen olduğu, sıradan insanın eşit özne olduğu insancıl bir düzen kurmayı hayal ediyordu.

Mücadeleyi örgütlerken yoksullara, göçmen işçilere, 'sıradan insana' ulaşmayı hedefledi. Kendini de öyle görüyordu, sıradan, sade bir insan olarak. Bugün hepimizin bildiği Guantanamera şarkısının dizeleri José Martí’ye aittir ve bu dizelerin 'Ben sade, içten bir insanım' sözleriyle başlaması hiç de tesadüf değildir. Fidel’in, yoldaşlarının ve bugünkü Küba devrimci hükümetinin halktan hiç kopmayan, iddiasını korurken mütevazılığı asla elden bırakmayan siyasi kültüründe José Martí’nin izi var.

José Martí, yine pek az ulusal kurtuluş önderine nasip olan enternasyonalist bir bilince sahipti. Küba ulusunun bağımsızlığı en büyük tutkusuydu. Ama Küba halkını, onun mücadele azmini yüceltirken onu başka hiçbir ulusun üstüne koymuyor, onu büyük insanlık ailesinin bir ferdi olarak görüyordu. Bugün Küba halkının, ablukanın yol açtığı tüm güçlüklere karşın “biz artanı vermeyiz, elimizdekini paylaşırız” diyerek dünya halklarıyla göstermeye devam ettiği olağanüstü dayanışmada, José Martí’nin “vatan insanlıktır” sözünde billurlaşan ilkesel tutumun izi var.

'Fidel ve yoldaşları onun başlattığı mücadeleyi tamamlamak için yemin ettiler'

Fidel ve yoldaşları, devrim mücadelesinin ateşini 1953 yılında Moncada Kışlası’na düzenledikleri baskınla yaktılar. 1953 yılı, José Martí’nin doğumunun 100’üncü yılıydı. Baskından birkaç ay önce José Martí’nin büstünü Küba’nın en yüksek dağının zirvesine, Turquino tepesine diktiler ve önünde yemin ettiler… José Martí’nin korktuğu şey Küba’nın başına gelmiş, bağımsızlık savaşının sonunda ülke ABD’nin eline geçmişti. Fidel ve yoldaşları onun başlattığı mücadeleyi tamamlamak için yemin ettiler; onun keskin anti-emperyalist bilincini yeniden diriltmek, bağımsızlığı kazanmak için yemin ettiler; onun gibi kararlı ama aynı zamanda mütevazı ve sade olmak için yemin ettiler; devrimi kimin için yapacaklarını asla unutmamaya, halkın çıkarını merkeze alan bir siyasi çizgiden asla şaşmamaya yemin ettiler.

Fidel ve yoldaşlarının önderlik ettiği mücadeleyi devrime taşıyan halk desteğinde de devrimden sonra sonsuz bir kaynaktan beslenircesine kendini yeniden üreten yaratıcı direnişte de Kübalı devrimcilerin José Martí önünde ettikleri yemine gösterdikleri sadakatin payı var.

Küba halkı, Fidel ve yoldaşlarının mücadelesinde, onların öncülük ettiği sosyalist toplumda José Martí’nin ilkelerinin ete kemiğe büründüğünü gördü. Küba’nın ulusal şairi Nicolas Guillen’in dizelerinde söylediği gibi, 'Ah Küba, José Martí sana söz verdi, Fidel o sözü yerine getirdi!'

Küba devrimini, Küba halkını abluka politikalarıyla, soykırım suçu teşkil eden ekonomik yaptırımlarla dize getirebileceğini sananlar işte Küba’nın bu derinlere kök salmış geleneğini hiç anlamadılar. Bu yüzden hep yanıldılar ve yanılmaya devam edecekler.

Küba halkı için ulusal kurtuluşla, ulusal bağımsızlıkla sosyalizm bir ve aynı şeydir; Küba halkı için vatan aşkıyla enternasyonalizm bir ve aynı şeydir; Küba halkı için devrimci iddiayla mütevazılık bir ve aynı şeydir; Küba halkı için Fidel ile José Martí bir ve aynı şeydir…

Ulusal kurtuluş mirasıyla sosyalizm mücadelesini barıştırabilme becerisini gösteren Kübalı devrimcilerin, Küba halkının bileğini hiçbir emperyalist zorbalık bükemeyecektir. Yaşasın özgür ve bağımsız Küba! Yaşasın Küba halkının onurlu direnişi!”

José Martí Küba Dostluk Derneği Başkanı Nahide Özkan

'Fidel de Martí ile aynı soruyu sorarak devrimcileşti'

Fidel’in düşüncesinde José Martí’nin yerini ele alan kısa video gösteriminin ardından Türkiye Komünist Partisi Merkez Komite Üyesi ve Uluslararası İlişkiler Bürosu Sekreteri Cansu Oba söz aldı.

Sözlerine, “Fidel, Marti’den aldıkları devrimci derslerinin kendilerinin eyleminin ahlaki altyapısını ve tarihsel meşruiyetini oluşturduğunu söylerken çok samimiydi" cümlesiyle başlayan Oba, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Marti böyle bir devrimci kalkışmanın altyapısını hazırlayacak kadar derinlikli bir miras bırakmıştı. Ama Fidel’in bu söylediği aslında biraz da devrimci kadroların ülkelerinin gelecekleri üzerindeki iddiaları ve ufuklarıyla ilişkiliydi.

Küba toplumunun harcı modern Küba tarihinin daha başlarında bu değerlerle yoğruldu. Öyle ki bu değerlerin yerleşikliği ve meşruiyeti Batista’ya bile boyun eğdirtti diyebiliriz. Bugün devrim meydanının asli unsurlarından biri olarak bilinen fakat devrimden çok önce hazırlıklarına başlanan Marti anıtının inşası diktatör Batista döneminde tamamlandı.

Fakat Marti’nin sahip olduğu meşruiyeti arkasına alma çabası dahi Batista’yı kurtarmaya yetmezdi. Marti'nin anıtı Batista diktatörlüğünün çöküşünün üzerinde yükseldi. Anıt yükseliyor, o esnada devrimci mücadele güçleniyor ve diktatörlüğün sonu yaklaşıyordu. Ve Batista’nın yapmasının imkânsız olduğu şeyi devrim yaptı. Marti’yi hak ettiği yere, devrimin tarafına sarsılmaz bir biçimde yerleştirdi. Küba’nın sosyalizmle taçlanan devrim mücadelesi ile Marti’nin fikirleri bir kez daha anlam buldu.

Tek parti düşüncesi Martí’de vardı. Bağımsızlığı savunanların tek bir partisi olması gerektiğini savunuyordu Martí. Bu düşüncenin sınıfsal bir içerikle teorize edilmesi daha sonra olacaktı. Küba’da devrimci partilerin birleşmesi sürecinde de devrimin sınıfsal dinamikleri asıl rolü oynadı. Ama devrimin liderleri bu düşüncenin kendi ülkelerindeki kökenlerine yabancılaşmadı, onu da heybelerine koyup devam ettiler yollarına.

Martí’nin kurduğu partinin yayını 'Patria' idi. 'Vatan' anlamına geliyor. ABD emperyalizmi ve onun Küba’daki işbirlikçileri tüm yurtsever duyguları yok edene kadar durmayacaklardı belki. Devrim başarıya ulaşmasaydı... Devrimin Küba halkının gücünü arkasına almasında başka birçok şeyin yanında Martí’nin başlattığını tamamlama iddiası yatıyordu.

Martí birçok devrimci gibi kendi ülkesinin, kendi halkının neden bu durumda olduğunu sorgulamıştı. Ve bunun gereğini yaptı. Fidel de Martí ile aynı soruyu sorarak devrimcileşti. Fidel’i Küba halkının gururunu ayaklar altına alan ABD emperyalizmine karşı harekete geçiren bu soru oldu.

Fidel buradan tek seferde değil ama kısa sürede sosyalizm düşüncesine vardı. Buraya varmasında kendi topraklarında yaşanan mücadele ve acıların, Martí’nin kattığı değerlerin payı vardı.Bunlar tek başına sosyalist Küba’nın inşasına yetmezdi, elbette eşit ve özgür bir ülkeyi kurmak için bundan daha fazlası gerekiyordu, ama bunlar olmadan da “Küba, Küba olur muydu” sorusu çok gerçek ve meşru bir soru olur.

Ne mutlu Küba devriminin liderlerine ki kendi topraklarıyla barışık olmanın, o toprakların değerlerini evrensel ideallerle buluşturmanın en ileri ve öğretici örneğini hayata geçirdiler. Sosyalizmi Kübalılaştırdılar. Fidel’in tarihsel meşruiyet ile ilgili söylediği şey tam da bununla ilişkili olsa gerek. Kübalı devrimcilerin tüm Küba halkı adına konuşmasını sağlayan işte bu zemindi.

Ne mutlu Kübalılara ki onurlu mücadele tarihlerinde Martí gibi insan her zaman ilham ve güç verecek bir savaşçı vardı. Şu anda Küba’yı alçakça bir kuşatma ile karşı karşıya bırakan ABD emperyalizmine karşısında Kübalıların dik başlı tavrı ve direngenliğinde Martí’nin izlerini görmek mümkün.

Ne mutlu Martí’ye ki tarihte bir devrimcinin başına gelebilecek en güzel şey geldi, savunduğu değerler devrim sayesinde şimdi iktidarda. Çok yaşasın Martí’nin devrimci değerleri, Küba halkının devrimci direnci ve Küba devrimi!”

TKP Merkez Komite Üyesi Cansu Oba

Küba'dan Türkiye'deki Küba dostlarına devlet nişanı

Oba'nın söz alan Küba Cumhuriyeti Büyükelçisi Alejandro Diaz Palacios, “Bugün buraya Küba halkıyla dayanışma konusunda gösterdikleri üstün çaba nedeniyle Jose Marti Küba Dostluk Derneği’ne Küba Devleti’nin 'Dostluk Nişanı'nı takdim etmek için geldim” dedi.

Büyükelçi, Küba Cumhurbaşkanı Miguel Diaz-Canel Bermudez’in 28 Aralık 2023’te imzaladığı kararnameyle verilmesi kararlaştırılan nişanı Dernek başkanı Nahide Özkan’a teslim etti.

Küba Cumhuriyeti Büyükelçisi Alejandro Diaz Palacios

'Bu nişan bizim için Küba halkına olan borcumuzun nişanı'

Özkan, nişanı Dernek ve Türkiye’deki tüm Küba dostları adına teslim aldıktan sonra şunları söyledi:

“Biz elbette ki bu nişanı almaktan büyük onur duyuyoruz. Ama José Martí’nin bir sözü var; 'Birini onurlandıran, kendini onurlandırır'. Küba halkı her zaman hem dünya halklarıyla dayanışma konusunda hem de kendileriyle dayanışma doğrultusunda gösterilen çabayı takdir etme konusunda çok cömert oldu. Bu nişanı takdir etmesi Küba halkının onurunun göstergesidir. Bu nişan bizim için bir hatırlatma, bir belirteç; bu nişan bizim Küba halkına olan borcumuzun nişanı, bize bunu hatırlatacak olan nişan.

Küba Devleti tarafından verilen "Dostluk Nişanı"

Çünkü Küba halkı tüm tarihi ve güncel mücadelesiyle, direnişiyle, bu direnişi en doğru biçimde gerçekleştirme becerisiyle, en güzel şekilde, en yaratıcı şekilde, en ahlaki biçimde gerçekleştirme becerisiyle bu dayanışmayı hak ediyor. Bizim tüm insanlık olarak Küba’yla dayanışmak gibi bir borcumuz, bir görevimiz var. Biz bu nişanı bu görevin hatırlatması olarak kabul ediyoruz ve çok teşekkür ediyoruz Küba halkına, var oldukları için her şeyden önce ve bu takdiri gösterdikleri için.”

Etkinlik, toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.