Breadcrumb
Küba Sol Teorik Yayınlar Toplantısı’nın üçüncüsü yapıldı: 'Sınıfsal pozisyonumuz her şeyin önünde olmalı'
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 17.10.2025 , 21:20
Küba Komünist Partisi tarafından düzenlenen ve Küba Devrimi’nin lideri Fidel Castro’nun yüzüncü yaşına adanan Uluslararası Sol Teorik Yayınlar Toplantısı'nın bu yıl üçüncüsü düzenlendi.
Toplantıya Türkiye Komünist Partisi'ni temsilen Parti Meclisi Üyesi Anıl Çınar katıldı.
Toplantıda düzenlenen "Jeopolitik ve Uluslararası İlişkiler" konulu panelde söz alan Çınar, marksistlerin jeopolitik ve jeostrateji kavramlarını pek sevmediğini, ancak egemen sınıfları krize sokan gelişmelerin ve devrimci dinamiklerin mutlak olarak jeopolitik bir yan taşıdığını belirtti. Çınar, "Öyle ki, her bir ülkede ve dünyada devrimci dönüşümlerin ne noktada ve nasıl filizleneceği, hangi fay hatlarının ürünü olabileceği ve devrimin nasıl korunabileceği soruları ancak iyi ayrıntılandırılmış ve zaman faktörüyle biçimlendirilmiş bir bakış açısıyla yanıtlanabilir. Bütün bunlar, evet, bir bakıma jeostratejidir" diye konuştu.
Çınar şöyle devam etti:
"Lenin’in 1917 yılının Mart ve Nisan aylarında kaleme aldığı tezlerdeki, devrimci atılımın varlık koşulları ve ömrüne dair uyarılarında, söz konusu jeostratejiyi görmemek imkansızdır. Ya da, 19. Ve 20. yüzyıldaki devrimlerin ve emperyalizmden bağımsızlık hareketlerinin Avrupa ve dünya haritasına nasıl şekil verdiğini unutmamız nasıl mümkün olabilir? Her birinde ortaya çıkan ileri atılımların nasıl karşıdevrimci güçler ve işgal ordularıyla karşılaştığını hatırlarsak bunun da epey bir “jeopolitik” olduğunu kabul etmemiz gerekir."
Irak’ın işgali öncesinde ABD Başkanı George W. Bush’un dünyaya servis ettiği Ortadoğu haritasını ve Birleşmiş Milletler toplantısında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun gösterdiği haritayı hatırlatan Çınar, "Biz hiç istemesek bile, bundan böyle haritalarla yatıp kalkmak zorunda kalkacağımız açık" diye vurguladı.
'Emperyalistler bugün büyük sosyalist güç olmayışını avantaja çeviriyorlar'
Egemen sınıfların sınır tanımadığına işaret eden Çınar, şunları kaydetti:
"Dünyayı ne hâle getirdiklerine bir bakın. Sovyetler Birliği’nin çözülüşünden ve Yugoslavya’nın parçalanışından bugüne doğru bakıldığında çok açık bir eğilim kendini gösteriyor. Emperyalizm bütün bir 20. yüzyılı, devrimlerle, ulusal kurtuluşlarla biçimlenmiş bir dönemin haritasını, çöpe attığını gösteriyor.
İki büyük dünya savaşında, ve her defasında, dünyayı keyiflerince paylaştıkları ve kimsenin direnemediği bir anı aramaya devam edeceklerini gösterdiler. Şimdi ve aslında uzunca bir süredir, karşılarında eskisi gibi bir büyük sosyalist güç olmayışını avantaja çeviriyorlar.
Ülkelerin sınırlarının değişebileceği düşüncesi açıkça dillendiriliyor ve ispat ediliyor. Diplomasinin dili hiç olmadığı kadar savaşla yoğrulmuş durumda. Her an her şeyin olabileceği, en güçlülerin engel tanımaksızın istediklerini yapabileceği düşüncesi, emperyalist dünyanın dinamiklerini hiç olmadığı kadar orman kanunlarına dönüştürmüş durumda.
Ve evet, bütün bunlar bizleri de uluslararası gelişmelerle uyuyup uyanmaya zorluyor."
'Bu karanlık tablonun en zayıf noktası egemen sınıfın bir devrimci atılımla karşı karşıya gelmesi olacak'
Tam da bu nedenlerin sınıfsal bir bakış açısının merkeze koyulmasını gerektirdiğine dikkat çeken Çınar, şöyle devam etti:
"Bizler ne zaman Filistin kavgasını yoksulun zengine ve ezilenin emperyaliste, işgalciye karşı mücadelesinden ayrı düşündüysek işte o zaman en büyük silahımızı kaybetmeye başladık. Siyonizmin en büyük korkusu dünya kamuoyunu kaybetmek değil miydi? Son birkaç ayda yaşadıklarımız, ABD kamuoyunda ve üstelik en çok güvendikleri halk kesimlerinde bile meşruiyetini kaybetmeye başlayan bir işgalcinin neler yapabileceğini göstermiyor muydu? Filistin halkının güvenebileceği en önemli gücün, bizlerin tek tek kendi ülkemizdeki kamuoyunu ele geçirmek olduğu görülmedi mi?
Bütün bunlar varlığıyla da yokluğuyla da sınıfsal olanın intikamıdır.
Bugün, Avrupa’nın ve giderek bütün dünyanın, egemen sınıf ve yöneticileri eliyle bir tür savaş ve olağanüstü durum atmosferine girmesini sadece uluslararası gelişmelere ve bunların kendi mantığına mı bağlayacağız? Volkswagen ya da başka bir büyük şirketin bundan böyle savaş ekipmanları üretmeye başlaması ile milyonlarca insanın sığınaklarda yaşamaya daha şimdiden alıştırılmaya çalışılmasını, göçmen düşmanlığını, ırkçılığın ve sağın yükselişini birbirinden ayrı tutmamız mümkün mü? Bugün, bizim jargonumuzdaki deyimle söyleyecek olursak, hiç de 'zayıf halka' gibi gözükmeyen ülkelerdeki bu olağanüstü hazırlıkları olası bir devrimci hareketlenmeye duyulan korkudan bağımsız düşünebilir miyiz?
Planlı veya kendiliğinden ancak son derece sınıfsal reflekslerle yürürlüğe koyulan bütün bu gelişmeleri devrimin güncelliğinden ayrı düşünmemiz büyük bir hata olur. Evet, devrimci bir çıkış, somut bir atılım, uzunca bir süredir ortada yok. Bu anlamda egemen sınıfın korkacağı bir devrimci tehdidin olmadığı bile söylenebilir. Oysa ki sorun tam da burada değil mi? Bu resmin oluşmasının asıl nedeni işçi sınıfının ve geniş kitlelerin devrimlere psikolojik ve tabii ki ideolojik ve siyasi olarak küstürülmesidir. Demek ki bu karanlık tablonun en zayıf noktası da uzunca bir süredir tembelliğe alışmış bir egemen sınıfın bir devrimci atılımla karşı karşıya gelmesi olacaktır.
Ancak bunun ön koşulu da dünyaya sınıfsal bir pencereden ve devrimci bir perspektifle bakmaktan geçiyor. Ve evet, tam da devrimin çok uzakmış gibi gözüktüğü bir dönemde…"
'Küba’nın direnişinin kaynağında sosyalist devrimde ısrar var'
Çınar, bu konuda Küba'nın emperyalist ablukaya karşı verdiği mücadeleyi örnek gösterdi:
"Dünyada başka bir ülkenin belki bir hafta bile dayanmasının mümkün olmadığı bir ambargo altında inatla ayakta duran Küba halkının azmini başka neyle açıklayabiliriz? Jeopolitik ve uluslararası gelişmelerin Küba kadar sıkıştırdığı başka bir ülke yoktur. Ama Küba’nın direnişinin kaynağında, sosyalizmin inşasından atılan geçici geri adımlara rağmen, sosyalist devrimde ısrarları bulunuyor. Bu azmin ve ısrarın nasıl bir devrimci ahlakın ürünü olduğunu ve bunun bütün dünyadaki devrimcilere nasıl enerji aşıladığını iyi anlamalıyız."
'Türkiye’nin devrimci bir gelişme olmadan NATO’dan çıkma ihtimali yok'
Emperyalist sistemin bir geçiş evresinde olduğuna ve bu evreye ABD’nin en tepesinde bulunduğu emperyalist hiyerarşinin kural tanımazlığının damga vurduğuna dikkat çeken Çınar, bu evrenin Türkiye'de yarattığı etkiyi anlattı:
"Türkiye’den baktığımızda bu güç gösterisinin ülkemizi yüz yıl öncesine götürecek denli büyük tehlikeler anlamına gelebileceğini görüyoruz. Türkiye’de iktidar birkaç başlığın iç içe geçtiği bir krizin etkisini yaşıyor. Bu durum ülkemizi başta ABD ve İngiltere’nin müdahalelerine daha açık hale getiriyor. Türkiye bu şartlarda artan bir şekilde batılı emperyalist güçlerin işlerini kolaylaştırma görevi de üstleniyor. Daralan özerklik alanı Türkiye’nin elindeki alternatifleri azalttığı gibi bütün bunlara cılız 'başka alternatiflerimiz de var' çıkışları eşlik ediyor. Ancak bilinmelidir ki bu pazarlık unsurları son tahlilde işbirliğine dönüşüyor.
Ve yine bilmeliyiz ki Türkiye’nin devrimci bir gelişme olmadan NATO’dan çıkma ihtimali bulunmuyor. Bütün bunlar NATO üyesi bir ülkede mücadele eden Türk komünistlerine ABD emperyalizmi ve NATO ile mücadeleye özel önem verme zorunluluğunu da yüklüyor."
'Sınıfsal pozisyonumuz her şeyin önünde olmalı'
Son olarak Çınar, emperyalizmle mücadele stratejisinde sınıfsal pozisyonun önemine işaret etti:
"Bu öncelik aynı zamanda her ülkenin aynı kefeye koyulamayacağı anlamına gelir. Biz de Türkiye Komünist Partisi olarak jeopolitik ve uluslararası alandaki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Ancak emperyalizmle mücadele ancak sınıfsal pozisyonumuzun her şeyin önünde olduğu bir stratejiyle mümkün olabilir. Uluslararası koşullardan yararlanabilmenin tek koşulu budur. Dost ve düşman tanımlarımızı yaparken de son tahlilde buna göre hareket etmek zorundayız.
Geçtiğimiz birkaç on yıllık dönem bunun en açık ispatıdır. Emperyalist kural tanımazlığın ve burnu büyüklüğün önündeki en büyük engel, ona direnmenin meşruluğu ve bu meşruiyetin emperyalistlere kendi evlerinde de güvende olmadıklarını hissettirecek bir mücadeleye dönüşmesidir.
Onların medya aygıtları, orduları, bankaları ve istihbarat örgütleri var. Ve bunların hiçbirinin onları kurtaramayacağı bir gün anlaşılacak.
Tek şartla: Eğer biz görevimizi unutmazsak ve dersimize iyi çalışırsak."
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.