Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Küba Devrimi, Fidel ve 'Patria o muerte!'

İnsanlık Fidel’i 2016 yılında fiziksel olarak kaybetti ama bahsettiği “granitten devrimci duvar,” tüm komploları, tüm entrikaları, tüm istila girişimlerini paramparça etmeye devam ediyor.

Yekta Armanc Hatipoğlu

Yayın Tarihi: 13.08.2023 , 08:27 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

13 Ağustos 1926’da Küba’nın Mayarí şehrinde doğdu Fidel Castro. Babası Küba Bağımsızlık Savaşı sırasında İspanyol ordusuna asker olarak alınmış ve bağımsızlıkçı Kübalılara karşı savaşmış bir toprak sahibiydi. Babasının “devletten kopardığı yetkileri kötüye kullananlardan biri” olduğunu ve “para için siyaset yaptığını” söylüyordu Fidel. Üniversite yıllarına kadar geri düşüncelere sahip olmasının nedenini buna, babasının toprak sahibi olmasına bağlıyordu. Üniversiteye kadar din eğitimi görmesi de kuşkusuz büyük bir nedendi. Şili’deki Concepción Üniversitesi öğrencileriyle yaptığı bir söyleşide, bununla ilgili şunları söylemişti: “Toprak sahibi birinin oğluydum; gerici olmama neden olacak nedenlerden biri buydu. Zenginlerin oğullarının gittiği dini okullardan birinde eğitim aldım; gerici olmam için diğer bir neden. Filmlerin, yayınların ve kitlesel medyanın hepsinin ‘ABD yapımı’ olduğu bir Küba’da yaşadım; bu da gerici olmak için üçüncü neden.”

Castro’nun bu gericilik dönemi, üniversite yıllarına kadar sürdü. O yıllardaki dönüşümünü, üniversiteye kim olarak girdiğini Şilili öğrencilere “On beş bin öğrenci içerisinden yalnızca otuzunun antiemperyalist olduğu bir üniversitede okudum ve bitirdiğimde o otuz kişiden biri bendim. Üniversiteye bir toprak sahibinin oğlu olarak girmiştim, daha da kötüsü siyaseten bir cahil olarak!” diyerek anlattı.

Öğrencilik yıllarında, üniversite delegesi seçildikten sonra siyasal faaliyetleri arttı. 1947’de Dominik Cumhuriyeti’nde başarısızlıkla sonuçlanan devrimci harekete, 1948’de ise Kolombiya’da Bogotá’daki ayaklanmalara katıldı. Yani “siyaseten bir cahil olarak girdiği” üniversiteden 1950’de hukukçu, daha da önemlisi bir antiemperyalist olarak mezun oldu. İki yıl avukatlık yaptı. Temsilciler Meclisi seçimleri için sol sosyal demokrat çizgideki Ortodoks Parti’den aday oldu ancak seçimler, Küba’da, 10 Mart 1952’de ikinci kez darbe yapan Fulgencio Batista tarafından iptal edildi. 

Fidel’in örgütü Ortodoks Parti, ABD destekli Batista darbesiyle birlikte dağılmıştı. Fidel, yeni arayışlara girdi; Lenin’in “Ne Yapmalı”sını bu dönemde okuduğu söylenir. Movimento (Hareket) isimli yasadışı örgütü kurdu ve çoğunluğu Ortodoks Parti’nin gençlik kollarından olan 1200 gençle birlikte Moncada Kışlası’na baskın düzenlemek için eğitimlere başladı. Örgütün tarihe iz bırakan eylemi, 160 ila 165 kişinin, 26 Temmuz 1953 tarihinde Moncada Kışlası’na düzenlediği baskın oldu. Eylem, o gün için belki başarısızlıkla sonuçlandı ama Küba Devrimi’ne giden yolun en önemli yapı taşlarından biri olarak tarihte yerini aldı. Bu baskın, aynı zamanda, meşhur 26 Temmuz Hareketi’ne, kısaca M-26-7’ye, ismini verdi. “Başarısızlıkla” sonuçlanan baskın Havana’da büyük bir siyasi etki yarattı ve bunun üzerine Batista halk üzerindeki baskının dozunu artırdı; Komünist Parti’yi yasakladı. Fidel’in baskının ardından yoldaşlarına “Bugün yenildik ama mutlaka geri döneceğiz” dediği söylenir.

Küba’nın ulusal şairi Nicolás Guillén, baskının 11. yıldönümünde yazdığı yazının bir bölümünde Moncada Kışlası Baskını’nın önemini şöyle anlatıyor: “26 Temmuz 1953 tarihi yalnızca Küba halkının zorbalara karşı yirminci yüzyıldaki silahlı kalkışmasını temsil etmekle kalmıyor, aynı zamanda tiranlığın çözülmeye başlamasıyla birlikte ABD’nin ülke yaşamını bundan böyle ne içeride ne de dışarıda yönlendirebileceğini gösteriyor.”

Baskından sonra 100 kişi tutuklanmış, tutuklananlardan sadece 35’i baskına katılmıştı. İleride 26 Temmuz Hareketi’nin programına oradan cümleler giren, “Beni Tarih Aklayacaktır” ismiyle kendisi tarafından kitaplaştırılan savunmayı yapmıştı Fidel 21 Eylül 1953 tarihinde çıkarıldığı duruşmada. Hâkimin, hareketin arkasında kimin olduğu sorusuna tereddüt etmeden “José Martí!” demiş, Batista’yla ilgili “Dante, cehennemi dokuz kata ayırmış; canileri yediye, hırsızlan sekize, hainleri de dokuza koymuş. Batista'nın eğer bir ruhu varsa, ruhuna uygun bir kat bulmakta zebaniler zorlu bir çıkmazla karşılaşacaklar” sözlerini söylemiştir. Tarihî savunma, “Tarih beni aklayacaktır!” sözleriyle bitti ve Fidel 15, kardeşi Raul ise 13 yıl ceza aldı. 

İki yıl sonraki genel afla Castro kardeşler serbest kaldı. İki yıllık esaretin ardından ülkelerinin kurtuluşu mücadelesine hazırlanmak üzere Meksika’ya giden kardeşlerin Ernesto “Che” Guevara ile yolları burada kesişti. Eski bir sosyalist asker olan Alberto Bayo tarafından Küba’da savaşmak için eğitim alan 82 gerilla, her yeri su alan Granma yatıyla “Ya özgür olacağız ya şehit!” diyerek Meksika Körfezi’nden Küba’ya doğru 1956 yılında yola çıktılar. Küba’ya yanaşır yanaşmaz pusuya düşürülen gerillaların sadece 12’si hayatta kaldı. 

Sierra Maestra’ya çekilen ekip, zorlu bir mücadelenin sonuncunda Moncada Kışlası Baskını’ndan tam 7 yıl 7 ay 7 gün sonra, 1 Ocak 1959’da ABD destekli Batista’yı devirdi. Batista önce Dominik Cumhuriyeti’ne, ardından da İspanya’da Franco’nun faşist yönetimine kaçtı. Fidel ve yoldaşları, ABD’nin yıllardır “arka bahçe” bellediği Küba’yı, kelimenin tam anlamıyla özgürleştirdi. 

Zafer konuşmasında Fidel şunları söylemişti: “Eğer bana nasıl askerlere liderlik etmeyi tercih ettiğim sorulsaydı, halka liderlik etmeyi tercih ederdim. Çünkü halk yenilmezdir. Savaşı kazanan halktı çünkü bizim ordumuz, savaş gemimiz, tankımız, uçağımız, silahımız, profesyonel askerimiz veya askerî teşkilatımız yoktu. Savaşı, halk kazandı! (…) Şu andan itibaren kutlamalarımız sona eriyor. Artık işe dönme zamanı. Yarın pek çok şeye ihtiyaç duyacağız; yemek almak için paraya, elektriğe ve pek çok başka şeye. Bu devrimci hükümetin karşı karşıya olduğu sorunun aynısıdır. Hepimizin ülke lehine daha çok çalışması gerek. Buraya iki yıl sonra dönen bir kimse, cumhuriyetimizi tanıyamayacak. Her yerde sıradışı bir dayanışma ruhu görüyorum. Basının ve gazetecilerin yardım etmek istediğini görüyorum. Bu 11 yıl içerisinde, bütün Küba çok şey öğrendi…”

Fidel Castro’nun konuşmasının sonunda söylediği şeyleri zaman doğruladı. Devrimci Küba yıllar geçtikçe geleceğe dönük adımlarını daha kararlı atıyor, Küba halkının refah seviyesi yükseliyordu. 

Mustafa Kemal Erdemol, “Küba Yenilemeyecek” kitabında devrimden önceki Küba’yı şu sözlerle açıklıyor: “Devrim arifesinde Küba, ne devrimden sonra kaçanların söylemeyi sevdiği gibi bir cennetti ne de bir cehennemdi. Devrimden önce Küba, asla emekçiler lehine olmayan bir ‘gelişkinliğe’ sahipti. Latin Amerika’nın en gelişmiş, en başarılı ülkelerindendi, diyenler de vardır. Doğruluk payı var çünkü yüzyılın başlarında Amerika Birleşik Devletleri’ne şeker satışıyla beslenen ülke ekonomisi çarpıcı şekilde büyümüştü. Buradan ‘devrimden öncesi ne kadar iyiymiş’ sonucuna varılmasın. Küba toplumunda şehir ile kır arasında, beyazlar ile siyahlar arasında derin eşitsizlikler vardı.” Hatta Erdemol, devrim öncesi Küba’da ırkçılığın boyutunu örneklemek için diktatör Batista’nın melez olduğu için Küba’nın en seçkin kulüplerinden birine üyeliğinin kabul edilmediğini söyler.

Devrimi yapan 26 Temmuz Hareketi Marksist değildir ancak programı o kadar ileridir ki, devrimin karakteri nihayetinde Marksist-Leninist olmuştur. Fidel’in tutukluluğu döneminde bile hareketin programında köylüye toprak verilmesi, zenginlerin kârlarının sınırlandırılması gibi maddeler yer alır. Fidel, 1961 yılında Küba’daki devrimin sosyalist bir devrim olduğunu ilan eder. 

Castro, Şilili öğrencilere Komünist Manifesto’yla olan ilk karşılaşmasını şöyle anlatır: “Sonra bir gün Komünist Manifesto’nun, o meşhur Komünist Manifesto’nun bir kopyası elime geçti ve hiç unutmayacağım şeyler okudum. Ne ifadeler, ne gerçekler! Bu gerçekleri her gün görüyorduk!” 

Devrimin ilk aşamalarında ülkede cirit atan mafyalar kapı dışarı edildi, kumarhaneler kapatıldı ve millî piyango Ulusal Tasarruf ve Konut Enstitüsü’ne dönüştürüldü. Diktatörün halka karşı suç işleyen görevlileri yargılandı, çoğu idam edildi. Okuma yazma kampanyaları düzenlendi; bilim akademileri, halk sağlığı enstitüleri kuruldu. 1962 yılından itibaren bağışıklama kampanyası yürüten Küba, çocuk felci aşısını uygulamaya koydu ve bu hastalığı bitiren ilk ülke oldu. Ve hepsinden önce, Küba halkının kaynaklarını çalan işletmeler devletleştirildi. Emperyalist tekeller kapı dışarı edildi. Topraklar kamulaştırıldı; olması gerektiği gibi kimseye ayrıcalık tanınmadan, Castro ailesine bile. 

Devrimci Küba kamulaştırma adımlarını güçlendirdikçe ABD tarafından düşman görüldü, dolayısıyla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerini geliştirdi. 

26 Temmuz Hareketi ise devrimden sonra diğer devrimci örgütlerle birleşerek önce Küba Sosyalist Devrimi Birleşik Partisi, 1965’te ise Küba Komünist Partisi adını alarak yoluna devam etti. 26 Temmuz arması, devrimci Küba ordusunun omzunda hâlâ bulunmaktadır.

Küba’nın halk yararına adımlar attığı dönemde ABD de boş durmadı. Domuzlar Körfezi gibi işgal girişimlerinin yanı sıra Fidel’e CIA aracılığıyla 600’ün üzerinde suikast girişiminde bulundu. Tamamı boşa düştü. Fidel’i koruyan şey Küba Devrimi ve devrimi yapan halkın örgütlülüğüydü. Küba Devrimi’ni 90’larda, sosyalist blok çözülürken koruyan güç de Fidel’i koruyanla aynıydı. 

Dünyada, Sovyetler Birliği’ni de kapsayacak bir karşıdevrim dalgası 1980’lerin sonuna gelindiğinde öngörülebilir bir hal almıştı. Küba, bu öngörü sayesinde sosyalizmi korumayı başardı. Sadece bu değil, sosyalist blok ülkelerinin yaptığı hatalara düşmedi Küba; gençliği hiçbir zaman kaybetmedi, Parti hiçbir zaman halkı yitirmedi, Fidel hiçbir zaman devrimci enerjisini yitirmedi. Ve bundan dolayıdır ki Gorbaçov’a “Devrim!” diye yanıt veren tek ülke Küba oldu.

Fidel katıldığı son Küba Komünist Partisi toplantısında her zamanki gibi devrimci enerjisini dışa vurmuş, devrimin asla durmayacağını şu sözlerle aktarmıştı: “Bu belki de benim bu salondaki son konuşmam olabilir. Ancak Kübalı komünistlerin fikirleri, bu gezegen üzerinde, insanoğlunun ihtiyacı olan maddi ve kültürel ürünlerin onurlu bir biçimde ve çok çalışarak yaratılabileceğinin kanıtı olarak kalacaktır. (…) İlerleyişimizi sürdüreceğiz ve en yüksek sadakat ve birleşik gücümüzle, durdurulamaz bir yürüyüşle mükemmelleştirmemiz gereken şeyi mükemmelleştireceğiz.”

Fidel’in “Patria o muerte!” yani “Vatan ya da ölüm!” sözünün anlamını açıkladığı konuşması ise Küba’nın neden yenilmediğinin göstergesidir adeta: “Devrimin duraksadığını göremeyecekler. Halkımız devrimin ilkelerinden, onların tek birinden bile vazgeçmeyecek. Çünkü ‘patria o muerte’nin birçok anlamı vardır. Bu sloganın anlamı ölünceye kadar onurlu bir halk olmaktır ve hakkında konuştuğumuz sloganın anlamı kaderciliğe kapılmak değildir. Bu bir kararlılığın ifadesidir! ‘Ölüm’ diyorsak biz öleceğiz demek değildir. Düşmanların çoğu da ölecek. Halkımız ölür mü? Bunu Amerikan emperyalizminin tüm askerleri gelse başaramaz. Soğukkanlıyız, kendimize güveniyoruz. Bu küçük ada her zaman granitten devrimci bir duvar olacaktır; onun karşısında tüm komplolar, tüm entrikalar, tüm istila girişimleri paramparça olacaktır. Ve bu duvarın en yücelerinin üzerinde şu sözler yazan bir bayrak dalgalanacaktır: Patria o muerte, venceremos!” 

İnsanlık Fidel’i 2016 yılında fiziksel olarak kaybetti ama bahsettiği “granitten devrimci duvar,” tüm komploları, tüm entrikaları, tüm istila girişimlerini paramparça etmeye devam ediyor. Emperyalistler, devrimin duraksadığını görmediler. 

“Her zaman için daha devrimci olacağız çünkü henüz istediğimiz kadar devrimci değiliz” diyordu Fidel. Ömrünün sonuna kadar “daha devrimci” olmak için çabaladı. Devrimi durağan bir şey olarak görme yanılgısına düşmediği gibi Sierra Maestra’ya sadece 11 yoldaşıyla birlikte çıktığında da umudunu yitirmedi. Bugün Fidel Castro’yu konuşuyorsak, her şeyden önce arkasında bıraktığı bu mirası konuşmalıyız: Devrime muazzam bir enerjiyle inanç ve umudu asla yitirmemek. 

O devrimci duvarın en yücelerinin üzerinde dalgalanan bayrakta yazan söz şudur: Patria o muerte, venceremos!

Bugün Fidel’in 97. doğum günü. Devrimci enerjisi hâlâ ülkesine ve insanlığa güç veriyor. Kutlu olsun! Büyük insanlık, Komandante’yi unutmayacak. 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.