Sayfa yolu
Kuantum fiziği ve egemenlik meselesi
Ragim Mamedov
Yayın Tarihi: 21.07.2026 , 02:08
Toplumsal dönüşümler tarihi pek çok paradoks barındırır, ancak içlerinden biri korkutucu bir düzenlilikle tekerrür etmektedir. Geniş kitlelerin kaderi, yalnızca onların katılımı olmaksızın değil, kendilerine haber dahi verilmeden tartışılmaktadır. The Economist dergisinde yayımlanan ve büyük ses getiren o makale —oligark Melniçenko’nun, “parçalara bölünmüş bir Rusya’nın dünya için neden kötü olduğunu” ispatlamaya giriştiği gelecek senaryosu— işte bu siyasi mantığın klasik bir tezahürü oldu.1
Bizzat metnin kendisine geçmeden önce, yol açtığı tepkilere bir göz atmakta fayda var. Siyasi yelpaze buna, kahir ekseriyeti olumsuz olan adeta bir yorum seliyle karşılık verdi ve bu koroda şaşırtıcı bir metodolojik birlik göze çarptı. Liberal, batıcı cephe, Melniçenko’yu anında, iktidarın gizli bir görevini ifa eden Putin’in bir elçisi olarak teşhis etti. Rejim yanlıları, milliyetçiler ve sözde koyu muhafazakâr rejim bekçileri ise… buna, sözde antiemperyalist ve komünist geçinen bazı çevreleri de ekleyebilirsiniz, tam aksine, onu sisteme ihanet eden bir firari ve “küresel perde arkasının” bir ajanı olarak damgaladı.
Toplumsal açıdan böylesine önem taşıyan bir söylemin analizine nasıl yaklaşmalıyız? Her siyasi manifestonun anatomisi, üç düzeyde ardışık bir incelemeyi zorunlu kılar. Birincisi, metnin bizzat kendisidir; yani doğrudan ideolojik deklarasyon. İkincisi, alt metindir; yani metnin üzerine inşa edilen ve asıl maddi çıkarları ele veren o anlamsal piramit. Ve nihayet üçüncüsü: Bağlam. Yani ortaya atılan tezin gün yüzüne çıktığı uzamsal-zamansal ve olaysal arka plan. Çoğu zaman bizzat bu tarihsel bağlam, deklarasyonun kendisinden daha önemli bir hale gelir ve tanıdık ifadelerin bambaşka bir biçimde tınlamasına yol açar. Metin bir şeyi iddia edebilir, ancak nesnel koşullar onun anlamını acımasızca yeniden yazar. İşte bu çarpışma örneği üzerinden —ki buna “Melniçenko Vakası” diyelim— bir tür siyasi otopsi gerçekleştirmeye çalışacağız.
Bağlamla başlayalım. Okurların büyük çoğunluğu için Melniçenko soyadı zerre kadar bir anlam ifade etmiyordur. Toplumsal optiğin temel sorunu da işte burada yatmaktadır. Lenin’in isabetle belirttiği gibi, insanlar her türlü kurumsal markanın arkasında belirli sınıfların çıkarlarını aramayı öğrenmedikleri sürece, siyasette daima aldatmacanın ve kendi kendini aldatmanın ahmak kurbanları olmuşlardır ve olmaya da devam edeceklerdir. Kısaltmaların ardında, bir bütün olarak kapitalist sınıfı oluşturan gerçek kişiler gizlenmektedir. Şeklen kimliksiz tabelalar görürüz. Gerçekte ise bunların arkasında somut mülk sahipleri durmaktadır. “Lukoil” diyoruz — gözümüzde Alekperov canlanıyor. “Norilsk Nikel”, T-Bank, “Auto.ru” veya “Yandex”i telaffuz ediyoruz — karşımıza Potanin çıkıyor. Tıpkı bunun gibi, SUEK AŞ ve “EuroChem” gibi “saygın” isimlerin ardında da en az yüz bin ücretli çalışanın kaderi üzerindeki kontrol gizlenmektedir. Kömür ve azot kralı Melniçenko, Rusya ekonomisi için efsanevi bir şahsiyet, mevcut sistemin kaçınılmaz bir ürünüdür.
Burada çağdaş Rus “vatansever” ideolojinin temel çelişkisine geliyoruz. Vatansever söylem, “vahşi doksanların” çoktan aşıldığını, yerini ulusal çıkarların savunulması ve ithal ikamesi dönemine bıraktığını iddia ediyor. Tam da bu noktada, kendilerini “antiemperyalist” ya da “komünist” olarak tanımlayan bazı çevrelere de ayrıca değinmek gerekiyor. Bu çevrelerin söyleminde tuhaf bir kopuş göze çarpıyor: Sanki doksanlı yılların egemen sınıfı ortadan kaybolmuş, onun yerine Putin dönemine özgü bambaşka bir elit ve bağımsız bir devletçilik anlayışı doğmuş gibi davranıyorlar. Mesele Rusya’nın toplumsal ve ekonomik yapısını çözümlemeye geldiğinde, bu insanların Marksizmi bir anda buharlaşıyor; sınıf analizi yerini devlet yüceltmesine, sermaye eleştirisi ise jeopolitik sadakat söylemine bırakıyor. Görünen o ki, Kautsky’nin mirası hâlâ yaşıyor. Fakat bu parantezi burada kapatıp asıl meselemize dönelim. Melniçenko figürü ve onun siyasi deklarasyonları, rejim yanlıları için son derece nahoş olan bir gerçeği somut bir biçimde kanıtlıyor: Doksanlar bitmedi. Mevcut çağ, o dönemin bir inkarı değil; aksine onun doğrudan, mantıksal ve kaçınılmaz bir devamıdır. Bu sürecin mekaniğini anlamak için Marx’ın birinci cildini açmak yeterlidir. Sermayenin tarihi, devlet televizyonlarının çizdiği şemaya göre ilerlemez. Başlangıçta yağmalanan kaynak embriyosundan, rakiplerini yiyip yutan kapitalist tekel sırtlanı amansızca büyüyerek ortaya çıkar. O, önce ülke içindeki alanı tekelleştirir, ardından bu alanı tüketince sınırların ötesine çıkmak zorunda kalır. İdeoloji, ulusal bir diriliş vaat etmişti. Pratikte ise yalnızca ekonomik yayılmacılığın yeni bir aşamasına biçim kazandırıyordu. Siyasi barikatların her iki tarafında da böylesine itinayla görmezden gelinen güncel olayların asıl mantığı işte burada yatmaktadır.
Melniçenko —tıpkı Putin’in RSGB’si (Rusya Sanayiciler ve Girişimciler Birliği2, evet, bizim TÜSİAD) üyelerinin büyük çoğunluğu gibi— Yeltsin döneminde şekillenmiş bir oligarktır. Bugünlerde bu nadiren hatırlansa da, Sovyet servetinin dar bir kişi grubunun ellerine geçtiği o malum özelleştirmeden bu yana Rusya’nın Forbes listesi neredeyse hiç yenilenmedi. Kadro sürekliliği aşikâr. Tek fark şu ki, artık bu insanlar yaşlandılar ve başlıca tarihsel dertleri birikim yapmak değil, iktidarı ve mülkiyeti miras yoluyla devretmek. Onları şu basit sorular kaygılandırıyor: Ortada devredecek bir şey kalacak mı? Ve bunu devredecekleri bir yer olacak mı? İşte Melniçenko da tam olarak böyle biri.
Ancak mevcut duruma geri dönelim. The Economist’teki makale, transatlantik bloğun Kiev’e uzun menzilli saldırılara varıncaya dek her türlü askeri inisiyatifte yardım etme konusundaki istekliliğini ilk kez bu kadar somut bir biçimde ortaya koyduğu NATO zirvesinden3 kısa bir süre sonra yayımlandı. Bu durum, zihinlerinde çoktan Alaska'ya jeopolitik bir tünel kazan hayalperestleri şoka uğrattı.4 Bu çatışmayı “çocuk kavgası”5 olarak nitelendiren Donald Trump, kesin bir biçimde içlerinden birinin tarafını seçti ve bu küçük ortağı var gücüyle desteklemeye niyetli. İllüzyonlar yıkılıyor: Siyasi “havucun” yerini ağır bir sopa alıyor. Güç kullanarak bir anlaşmaya “çivileme” olarak tanımlanabilecek bir süreç başlıyor. Batılı siyasi aygıt, inatçı Rus burjuvazisini çekiçleyip hizaya sokuyor ve onu istenilen parametrelere zorla sığdırıyor. Doğal olarak haklı bir soru ortaya çıkıyor: Rus burjuvazisi, Trump’a bağlanan onca umuttan, o tarifsiz derecede vıcık vıcık tebriklerden ve telefon görüşmelerinden sonra diş göstermeye niyetli mi?6
Peki ama tepki ne yönde? Son yıllarda Rus yönetimi cephesinden Amerikalı ortaklara yönelik gerçekten “dişli” tek bir çıkış bile gelmedi. Duyduğumuz tek şey, rakibin köşeye sıkıştırılmaması gerektiğine dair kibar hatırlatmalar ve nükleer güçlerin sorumluluğu üzerine soyut mütalaalardan ibaret. Nitekim Ankara’dan sonra, izleri şimdiden ülkenin pek çok bölgesinin üzerinde açıkça görülen ve benzin istasyonlarındaki kuyruklarda dahi fark edilebilen böylesine sert ve böylesine aleni bir ültimatoma Rus sermayesinin nasıl bir tepki vereceği sorusu havada asılı kaldı.7
İşte tam da böylesi bir olaysal arka planda, sistemin en şiddetli krizini yaşadığı bir anda, Londra City'nin baş yayın organı —Batı finans kapitalinin borazanı— Rus oligarkı kapağına taşıyor. Öyle tartışma bölümüne falan değil, doğrudan vitrine. Kapak yazısında ise şu ifadeler yer alıyor: “Rusya’yı değiştirecek adam. Önde gelen oligark konuştu.”8
Burada ince bir kurnazlık yatıyor. Önde gelen oligark ilk kez konuşmuyor. Önde gelen oligarkın bir önceki ses getiren çıkışı, Temmuz 2024'te gerçekleşmişti. Bu, Tucker Carlson'a verdiği kapsamlı bir röportajdı.9
Yani Carlson'un başka bir röportaj için Moskova'da boy gösterip tüm ezberleri bozmasından yaklaşık altı ay sonra.10
Biz her şeye katlandık, durmadan dil döktük, yapmayın dedik, biz artık sizdeniz, bizdeki tabirle ‘burjuva’ tayfasındanız, piyasa ekonomimiz var, komünist parti iktidarı falan kalmadı. Gelin anlaşalım. Hadi, alın bizi de aranıza.”11
Başlangıçtaki siyasi dizilimi kayda geçirmek önemlidir. Tucker Carlson’ın Moskova’da boy gösterdiği sırada Donald Trump bir devlet başkanı değil, henüz yalnızca bir başkan adayıydı. Rus yönetiminin ona duyduğu sempati aşikârdı ve Batılı gazeteci, tam da bu nedenle en üst düzeye erişim sağlayabilmişti. Ancak bunun hemen ardından bir dizi medya teması daha başlatıldı: Pavel Durov ve Aleksandr Dugin röportajlar verdi.12 Bu, gelecekteki ilişkilerin mimarisini önceden tasarlamaya yönelik bir girişimdi ve kısa bir süre sonra, Trump’ın zaferinin ardından herkesçe malum olan o “Anchorage ruhu”13, işte bu girişimin bir sonucu olacaktı.
O ilk röportajında Melniçenko —ki bugünlerde kendisine Rusya'nın kurtarıcısı rolü biçiliyor— hiç de siyasi bir isyankâr ya da en azından utangaç bir muhalif gibi durmuyor. Tamamen resmi ideolojik akımın sınırları dahilinde hareket ediyor: Biden yönetiminin yaptırımlarını “ekonomik faşizm” olarak nitelendiriyor, yerli sermayenin daha fazla baskı altına alınması halinde dünyayı küresel bir açlıkla tehdit ediyor ve nükleer kıyameti önlemek adına Batı’yı derhal bir anlaşmaya çağırıyor.14
Ne var ki tarihsel koşulların, dünün mutabakatlarını acımasızca hükümsüz kılma gibi bir huyu vardır. Bugün, Temmuz 2026'da, Ankara’daki zirvenin ardından, “Anchorage ruhundan” eser bile kalmadı. Ve işte burada o asıl soru ortaya çıkıyor: Londra’nın bir numaralı iş dünyası yayını —Kremlin’in PR ihalelerine taşeronluk yaptığından şüphelenilmesi dahi imkânsız olan bir dergi— neden şimdi bir Rus oligarkının yüzünü kapağına taşıyor? Bu manevranın siyasi anlamı nedir?
Bu anlamı keşfetmek için salt Melniçenko’nun manifestosunu okumak yetmez. Yaklaşık 22 bin vuruşluk bu siyasi deklarasyon, onu çerçeveleyen mekanizma olmadan işlemez. Bu mekanizma işlevini, derginin, oligarkın metnini hacimce ikiye katlayan —tam 55 bin vuruşluk— o eşlik edici makalesi üstleniyor.15
Bu geniş çaplı yorumun yazarı ise The Economist gazetecisi Arkadi Ostrovski.16 Geçmişte Moskova temsilcisiydi, şimdiyse tüm Doğu Avrupa masasının editörü. Batı medya ekosisteminde kökeninden ziyade (Sovyet besteci Arkadi Ostrovski'nin torunudur17), Kremlin’e ve teamülen “silovikler18” olarak adlandırılan o iktidar grubuna karşı sergilediği son derece sert ve tavizsiz tutumuyla tanınıyor. Ortaya oldukça çarpıcı bir kurgu çıkıyor. Elimizde milyarderin şifreli metni var ve buna, Batılı bir editör tarafından ince ince işlenmiş analitik bir anahtar eşlik ediyor. Dahası Ostrovski, bu dosyanın, Melniçenko ile farklı ülkelerde üç aya yayılan buluşmalar boyunca gerçekleştirilen 60 saatlik görüşmelerin bir meyvesi olduğunu açıkça itiraf ediyor.19 Geriye yalnızca şunu sormak kalıyor: Böylesi bir siyasi yakınlaşma nereden icap etti?
Melniçenko’nun metnini bağlamından kopuk bir biçimde masaya yatırmaya çalışırsak, içinde en katı rejim yanlısının bile gözüne batacak hiçbir şey bulamayız. Yazarın teorik araç seti tanıdık görünüyor: Oligark kopan lojistik zincirlerin hasretini çekiyor, savaşın maliyetlerinden yakınıyor ve Moskova ile Batı uzlaşmaya varamazsa nükleer bir tırmanış öngörüyor. Bir argüman olarak, ülke için dört gelecek senaryosu öne sürüyor: Batı’nın sömürgesi olarak Rusya, Çin’in sömürgesi olarak Rusya, dış dünyaya mühürlenmiş bir kale olarak Rusya (Kuzey Kore modeli) ve nihayet sözde “egemen Rusya”.
Ukrayna’nın dostları için belki en hoş seçenek değil, ama egemen bir Rusya’dan çok daha beteri var: Nükleer ya da bir zamanlar nükleer olan bir ülkede, Kaliningrad’dan Vladivostok’a uzanan bir iç savaşın kaosu ve parçalanması. Böylelikle ortaya beşinci bir senaryo daha çıkıyor: Kaos ve parçalanma. Parçalanma; bu kelimeyi aklınızda tutun. Parçalanma. Melniçenko, bu parçalanmanın neye bağlı olarak başlayabileceğine ise açıklık getirmiyor. Ama tahmin etmek mümkün. Ve eğer önde gelen bir oligark, hasım bir derginin sayfalarından Batılı bir kitle huzurunda Rus egemenliği için ricacı olmaya başlıyorsa, burada neler dönüyor? Çünkü resmî söylem, Yeltsin döneminde kaybedilen devlet egemenliğinin Putin’le birlikte yeniden kazanıldığını yıllardır iddia ediyordu…
Rusya tam egemenlik statüsünü geri kazandı. Rusya, bu kelimenin her anlamıyla egemen bir ülke haline geldi. Biz bu statüyü geri kazandık.” 20
Siyasi bir deklarasyon nadiren saf haliyle karşımıza çıkar; çoğu zaman belgesel niteliğinde bir tasvir kisvesine bürünür. Ostrovski’nin bu açıklayıcı makalesinin21 mantığını çözümlemeye çalışalım. Metin, bizzat Melniçenko’nun askeri harekâtın başlamasının ardından yazara anlattığı, özenle kurgulanmış bir mizansenle açılıyor. Karşımızda duran şey salt bir tarihsel gerçekten ziyade, tasarlanmış bir iktidar dramaturjisidir. Melniçenko, Putin’in huzurunda. Masanın üzerinde, devlet başkanının tekinsiz bir biçimde okşadığı kırmızı bir dosya duruyor. Oligark, dosyanın içinde FSB (Federal Güvenlik Servisi) tarafından derlenmiş şantaj malzemelerinin bulunduğundan haklı olarak şüpheleniyor — tıpkı her büyük oyuncu hakkında var olduğu gibi.
Ancak buna rağmen sesi titremiyor, Putin’e doğruları söylüyor. Putin, "Sizi endişelendiren bir şey mi var?" diye soruyor. Melniçenko şöyle yanıt veriyor: "Herkes gibi ben de korkuyorum, şu dosyanızın içinde kim bilir neler vardır. Ama bir girişimci olarak, hani bilirsiniz, bir girişimci olarak ben sadece kurmak istiyorum; ben sadece küresel çapta bir gübre şirketi kurmak istiyorum."22
Anlatılan döneme gelindiğinde, ona ait “EuroChem23” kendi alanında dünyanın en büyük ikinci şirketi haline gelmişti bile. Ancak tarihsel gerçeklik, kurumsal yayılmacılık planlarına acımasızca müdahale ediyor: Bu devasa yapıyı, o çevrelerde “faşist” olarak anılması adet olan Batı yaptırımları yüzünden alelacele eşinin üzerine geçirmek zorunda kalıyor. Ve tam bu noktada, Rus kurumlarının gayriresmi doğasını kusursuz bir biçimde ifşa eden o diyalog yaşanıyor. Varlıkların eşe devredildiğini öğrenen Putin, kadının kökenini soruyor. Melniçenko, “O bir Sırp,” diye korkusuzca savuşturuyor. Devlet başkanının yanıtı, mülkiyet üzerinde nihai bir icazet gibi tınlıyor: “Pekâlâ, Sırplar düzgün, dürüst insanlardır; çalmazlar.”24
Melniçenko, sermayeleri yurda döndürme ve kendi ülkesini düşünme gerekliliğini zamanında ima ederek oligark sınıfının “gözlerini” erkenden “açtığı” için devlet başkanına teşekkür ediyor.
Bu fonları çözdürmeye çalışırken mahkeme kapılarında taban aşındırmaktan iflahınız kesilecek.”25
Melniçenko Putin’e, Putin’in ne kadar ileri görüşlü olduğunu, elitlerin halktan kopmaması gerektiğine işaret ederken Putin’in ne kadar haklı çıktığını söylüyor. İşte, kopmuyorlar. Gerçi, Rusya GSYİH’sinin tam yüzde birine denk düşen bir dev işletmenin sahibinin sürekli Dubai’de yaşamasını ve İsviçre pasaportu taşımasını bu tabloya nasıl sığdıracağımız pek net değil. Ama bunlar, evet bunlar sadece teferruat; biz iyisi mi bunlara gözümüzü kapatalım.
Bundan sonrası ise asıl can alıcı kısım. Ardından gazeteci Ostrovski eline boyaları alıyor, eline fırçayı alıyor ve resmetmeye başlıyor. Okurun gözleri önünde, tuvalin üzerinde yavaş yavaş gerçekten olağanüstü, girişimci ve yetenekli bir adamın, kanatlarını açmış bir Atlas’ın silueti beliriyor; gazeteci de onu üzerine basa basa bir Ayn Rand terimiyle, “industrialist” (sanayici) olarak tanımlıyor.
O, Rus oligarkları arasında en çok hafife alınanlardan biri. Ki ben son 25 yıl içinde onların neredeyse tamamıyla görüştüm. Şurası kesin ki, içlerinde en sıradışı olanı o. Büyük bir yatırımcı; muhtemelen Rus sanayisinin en büyük yatırımcısı. Berezovski ve benzerlerine kıyasla yeni bir kuşağa mensup.”26
Melniçenko, "İnsanlar özgürlükten değil, kaostan korkar," diyor. “Dışarıdan bakıldığında rejim sarsılmaz görünüyor. Ancak 1913'te ve 1986'da da durum böyleydi. Her iki hükümet de birkaç yıl sonra devrildi. Melniçenko'nun hikâyesini kavramamız iki nedenden ötürü önemli. Birincisi, çünkü o muhtemelen görmezden gelinemeyecek bir güç haline gelecek. İkincisi, bu durum onu; sabırla plan yapan ve kararlılıkla harekete geçen titiz bir stratejist olarak gösteriyor. Bugüne dek o, her zaman istediğini elde etti.”27
Yani, titiz stratejist şimdiden bir şeyler planlıyor ve bu “şey”, çok yakında göz ardı edilemeyecek bir güce dönüşecek.
Melniçenko, devlet inşası işine geç girişti. Putin 2022'de Ukrayna'yı işgal ettiğinde Rusya'nın en zengin insanı olmasına karşın, ismi ne ülke içinde ne de dışında geniş çapta tanınıyor. Son yirmi yıldır Rusya'ya yabancı bir yatırımcı gibi yaklaştı; tesislerini teftiş etmek için yılda yalnızca birkaç haftalığına ülkeye uçuyordu."28
Yurtdışından devlet inşasına girişmiş. Neyse.
Melniçenko bir muhalif değil; ne savaş karşıtı hareketin bir kahramanı ne de bir savaş fanatiği. Yönettiği işletmeler savaş ekonomisini destekliyor. Fabrikalarından çıkan amonyak, mühimmat üretiminde kullanılıyor. Tesislerini insansız hava araçlarından korumak için orduyla, sabotajları önlemek için de istihbarat birimleriyle işbirliği yapıyor… İdeolojik ve ahlaki yargılardan kaçınıyor, zira bunları, işleyen bir sistem kurma hedefinden alıkoyan dikkat dağıtıcı unsurlar olarak görüyor. Mevcut iktidar yapısına meydan okuma gibi bir gayesi yok. Daha ziyade, hizmetlerini hükümete sunuyor ve değişimin mimarı olmayı umuyor."29
Ardından gazeteci Ostrovski, The Economist’in Melniçenko’da saldırgan bir yan olabileceğinden şüphelenen okurları için kısa bir showreel sunuyor. Ortada saldırgan hiçbir şey yok. Anne tarafından Ukraynalı, baba tarafından Belaruslu; 15 yaşında Moskova Devlet Üniversitesi’ne (MGU) bağlı özel matematik okuluna girmiş, ancak bu okulun öğrencilerinin büyük bir kısmından farklı olarak, KGB’de şifre uzmanı olarak çalışmaya gitmeyip üniversitenin fizik bölümüne girerek kuantum fiziğine dalmış. E malum, kuantum fiziği, kuantum fiziği dediğiniz şey hiçbir tek kutupluluğa, hiçbir kesinliğe tahammül etmez. Öyle değil mi?
Kısacası, Deripaska, Abramov, Milner, Grigorişin gibi diğer seçkin Rus milyarder fizikçileri arasında da epey yaygın olan o hep yumuşak ve çok boyutlu yaklaşımlar söz konusu. Rusya’da zengin kimyacıdan da bol bir şey yok; Mihelson, Fridman, Yevtuşenko. Ama konudan saptık. Omuz silken Atlas’ın itiraflarına geri dönelim. Kahramanımız, görünüşe göre hayatındaki tek günahını Ostrovski’ye itiraf ediyor.
Öğrencilik yıllarında kendinden beş yaş büyük Larisa adında birine aşık olmuş. Larisa daha zengin bir adam bulup ona gitmiş, hamile kalmış; Melniçenko ise buna misilleme olarak zenginleşmiş, iki yıl sonra Larisa’yı bulup onu yeniden baştan çıkarmış. Ve işte şimdi, aradan onca yıl geçmesine rağmen, hiçbir mazereti olmayan bu davranışından ötürü hâlâ kendini yiyip bitiriyormuş.30
Ostrovski buradan bir kıssadan hisse çıkarıyor. Bizim için veya kendisi için değil elbette; birtakım başka insanlar, belki de karar alma merkezlerinde bu dergiyi okuyanlar için.
Larisa'nın hikayesi ona iki ders verdi. İntikam, ne kadar cazip olursa olsun, faili kurbandan daha fazla alçaltır. İkinci ders ise, Moskova'nın ta o zamanlar bile paraya kafayı takmış olmasıydı."31
Fakat tıpkı Melniçenko gibi Ostrovski de Larisa'yı terk ediyor. Larisa’nın başına en sonunda ne geldiğini hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Fakat zaten bizi ilgilendiren Larisa değil, Rusya. Larisa değil. Gerçi görünen o ki, Larisa ile Rusya arasında belli bir benzerlik de göze çarpıyor. Her halükarda, Melniçenko'nun kuantum dehası artık durdurulamaz. Ostrovski, genç fizikçinin ilk işini nasıl kurduğunu anlatıyor. Piyango işini.
Oyun basitti. Oyuncu, 60'lık bir setten 10 çubuk çekiyordu. Her bir çubuk 1'den 10'a kadar bir sayıyla işaretlenmişti. Ardından elde edilen sayı, oyuncunun kazanıp kazanmadığını belirlemek üzere bir ödeme tablosuyla karşılaştırılıyordu. Operatörlerimizin kurallara bağlı kalmasına dikkat ediyorduk. Sattığımız umut samimiydi. Bu da oyunun popülerliğini artırdı. Gerçi kimin kimin sırtından geçindiğinin farkındaydım."32
E, kolluk kuvvetleri bu cesur atomaltı deneylerini basıp kapatmasın diye, Melniçenko kurduğu bu keriz silkeleme tezgâhını yardım ve bağış faaliyeti kisvesine büründürüyor. Mafyadan korunmak içinse gidip basbayağı polisten himaye satın alıyor. Ostrovski, piyangonun organizatörlerinden birçoğunun bugün hâlâ hükümette üst düzey mevkilerde oturduğuna dikkat çekiyor. O dönem bu himayeyi sağlayanların birçoğu ise bugün omuzlarında epey ağır apoletler taşıyor.33 Alın size 90’ların mirası meselesine dair manidar bir detay daha.
Üniversitedeki ilk yılının sonuna gelindiğinde Melniçenko Lada'ya biniyordu. İkinci yılın sonunda ise Mercedes'e geçmişti. Tüm Moskova'da 40 piyango büfesi vardı. Piyango, istikrarlı bir ruble akışı sağlıyordu. Ancak enflasyondaki keskin artış yüzünden bu paralar her geçen gün değer kaybediyordu. O da kazancını dolara çeviriyordu. O dönemler hâlâ yasadışı olan bir faaliyetti bu. Dolarları Çinli ve Amerikalı öğrenciler üzerinden temin ediyordu…
İlk gayriresmi döviz bürosunu MDU yurdunda açtı. 1991 darbe girişiminin ardından, eski sistemin çürüdüğünü düşünerek akıl almaz bir adım attı. Yasadışı operasyonlarının reklamını gazeteye verdi. Aldığı riskin karşılığını aldı. İşleri hızla büyüdü. En nihayetinde, piyango işi uğruna üniversiteyi bıraktı."34
Bu tuhaf sunuma devam eden gazeteci Ostrovski, Melniçenko’nun reklamını yapmayı, hatta belki de onu derginin okur kitlesine “satmayı” sürdürüyor. Bizim Atlas’ın ta ilk adımlarından itibaren iki meleği, iki koruyucu meleği vardı. Bunlardan ilki, piyangoyu “Premier” bankasının kanatları altına alan yaşlı spekülatör David Kruk’tu.35
Birkaç yıl sonra Melniçenko bu bankayı yutacak ve adını MDM-Bank, yani “Moskova İş Dünyası” olarak değiştirecekti. İkinci koruyucu melek ise, döviz işlemleri için dolar tedarik eden Amerikalı bankacı Richard Spikerman oldu.
Spikerman anılarını Ostrovski’yle paylaşırken, "Onunla birlikte karda dikilmiş biftek pişiriyorduk; ben 60 yaşındaydım, Melniçenko ise 22. Bana oğlumu hatırlatıyordu," diyor.36
Spikerman’ın banknotları, her gün Avrupa’daki kasalardan Moskova’ya uçaklarla taşınıyordu. Sefer başına 300 milyon dolar. Melniçenko kendi payının nakliyesini ve güvenliğini bizzat organize etti. Moskova yakınlarında terk edilmiş bir nükleer sığınak kiraladı. Kamyonlar yerin iki kat altına iniyor, burada oturan onlarca kişi nakit balyalarını sayıyordu."37
Bu da bizim kuantumcu. Ostrovski’nin aktardığına göre, 93 Ekim’inde iktidarın “komünist-milliyetçilerin” eline geçme tehlikesi baş gösterdiğinde; o şiddetten iğrenen, her daim gölgelerde kalmayı yeğleyen yetenekli fizikçimiz Melniçenko eline silahı kapıp sokaklara dökülüyor. Kendi anlattığına bakılırsa, Yeltsin’e karşı patlak veren isyanı bastırmak filan değilmiş derdi, öylesine, sırf etrafı izlemek için çıkmış.38 Ne yalan söyleyelim, harika izlemişler ama.
Ardından o meşhur özelleştirme furyası geldi çattı; Melniçenko’nun ahbapları halkın elinden gasp edilen işletmelerin birer birer patronu olurken, onun kurduğu banka da bu isimlerin para musluklarını yönetiyordu. Ortadaki kanlı mafya parası falan değil tabii, yok canım, ne münasebet, olur mu hiç öyle şey; düpedüz “yeni sermaye”!
MDM’nin bir numaralı müşterilerinin Çernoy Kardeşler olması da tesadüf değildi elbet.39 Gerçi gazeteci Ostrovski’nin hakkını yemeyelim; araya bir şerh düşerek, bu kardeşlerin devasa metalürji imparatorluğunu Sibirya’nın dört bir yanına saçtıkları yüzlerce cesedin üzerine inşa ettiklerini açıkça yazıyor. İşin içinde meşhur İzmailovo çetelerinden40 girip, Krasnoyarsk’ın o “kudretli” mafya babası Tolya Bık’tan (Boğa Tolya)41 çıkacak kadar hatırlanması gereken çok pislik var ama... Aman, sonuçta geçmişi deşenin gözü çıksın, haksız mıyım?
Özbekistan’daki sıradan bir ayakkabı kooperatifinden yola çıkan bu iki “girişimci” kardeş, İngiliz tüccar Rubin’in42 de arka çıkmasıyla çok geçmeden eski Sovyet alüminyum endüstrisinin yegâne patronları olup çıktılar. Eskiden Sovyetler Birliği’nde o alüminyumdan uçak yapılırdı. Onlar ise Sovyetler diyarının o devasa enkazı üzerinde o uçakları hurdaya çevirdiler ve alüminyumu katar katar yurtdışına akıttılar. Hepinizin çok iyi bildiği o meşhur “has Rus” iş adamlarının, yani bizzat bu Çernoy kardeşlerin o küçük ortaklarının akıl almaz servetleri tam da bu kökten filizlendi. Mesela, Rus oligarklarının o görgüsüz meşreplerini anlatan Oscar ödüllü “Anora”43 filminin kısa süre önce New York’taki devasa malikanesinde çekildiği Vasiliy Anisimov’un44 serveti gibi...
Çernoy kardeşlerin kendilerine gelince... Onlar zamanla ABD’ye ya da İsrail’e kapağı atıp sırra kadem basarken, arkalarında tarihe sadece Komsomolskaya Pravda’nın o sararmış arşiv yapraklarını bıraktılar. İçten içe kemirilip posası çıkarılmış o koca alüminyum sanayisinin bugün ne halde olduğunu, şu sıralar acımasızca kapının önüne konan “Rusal” işçileri size hemen şimdi, gayet güzel özetleyebilirdi. Ya da bu kardeşlerin bir diğer eski çömezi Deripaska’nın, kâr getirmiyor diye tesislerine birbiri ardına kilit vurduğu o can çekişen, tek fabrikalık şehirlerin sakinleri...
Deripaska ise hâlâ o büyük Çinli ortaklarına bel bağlıyor, Afrika’nın ücra bir köşesindeki ortak alümina çıkarma işine kapağı atmak için çırpınıp duruyor. Fakat korkarım ki, gün gelecek Çinliler bile ona zerre kadar şans tanımayacak.
Neyse, yine asıl mevzudan saptık. Meşhur temerrüt (98 krizi)45 dönemi gelip çattı. Fakat bütün bir ülke batarken, bizim kuantumcu Melniçenko bu çöküşe dünden hazırdı; kulağına önceden kar suyu kaçırılmış, tüm varlıklarını çoktan dolara çevirmişti. Abramoviç’le tanışması da bu olaydan kısa süre sonraya denk gelir. Melniçenko o günleri, “Bende muazzam bir etki bıraktı,” diye anlatıyor, “Hayatımda ilk defa disiplinli, sabırlı ve her şeyi sistemle yürüten bir stratejist görüyordum. 99 baharına gelindiğinde Rusya’da artık başka bir oligark kalmamıştı, sahnede sadece Abramoviç vardı.”46
Kabul edersiniz ki bu epey iddialı bir laf; zira malumunuz, bizler Rusya’da oligarkların “ilkesel olarak” kökünün tamamen kazındığını çok iyi biliyoruz! Ama öyle Abramoviç’in talimatıyla Primakov47 hükümetinin devrildiği o 99 baharında değil; hani şu “en layık adayın”, o alabildiğine “dürüst ve rekabetçi” seçimlerde galip geldiği 2000 baharından itibaren. Neyse; her halükarda Melniçenko ellerini kirletip o ucuz saray entrikalarına bulaşmak niyetinde değildi. Sırf bu pis işler için, bankasını yönetsin diye şimdilerde esamesi pek okunmayan Mamut soyadlı bir vatandaşı işe aldı. Oysa bir zamanlar Mamut ismi Rusya’da yeri göğü inletirdi.48 İşte bu isabetli kadro hamlesi sayesinde, sadece bir yıl içinde, artık ülkede tanıması gereken kim varsa herkesi tanıyordu.
Abramoviç, iktidarın Yeltsin’den Putin’e devrinin organizasyonunda kilit rol oynadı. Melniçenko da bunun bir dönemin sonuna işaret ettiğinin farkındaydı. Muhalif adayları ayartıp Putin'in partisine çekmek için yüz binlerce dolar teklif ediyordu. Ve 2000 yılında devlet başkanı seçilmesinin ardından bizzat Putin'den bir teşekkür mektubu aldı."49
Bütün bunların ardından bizim kuantumcu, tutup Himalayalar’a meditasyon yapmaya gidiyor. Ve ne hikmetse tam orada, o ruhani zirvelerde, büyüyen Çin pazarına dair üzerine aniden bir “aydınlanma” iniveriyor. Anlıyor ki tüm varlığını bir an evvel gübreye ve kömüre gömmesi şarttır! Derhal kolları sıvayan Melniçenko; önüne çıkan kömür ocaklarını, demiryolu kavşaklarını ve elektrik santrallerini birer birer almaya başlıyor. Ve işte tam da bu yağmanın ortasında kader, onun yollarını halk arasında epey meşhur olan bir başka şahsiyetle kesiştiriyor.
Ülkedeki başlıca kömür tüketicileri elektrik santralleriydi. Özelleştirmenin mimarı Anatoliy Çubays, 1998 yılında elektrik enerjisi tekeli RAO UES’in başına atandı. Görevi, merkezi ekonominin ayakta kalan son sütunlarından birini yıkmak ve rekabeti teşvik etmekti. Melniçenko kendini tanıtmak için bir ziyarette bulundu. Reformunuzun işe yarayacağına inanıyorum, dedi. Çubays küstah azınlık hissedarlarıyla veya ayrıcalık talep eden oligarklarla uğraşmaya alışıktı. Onu ziyaret eden kişi o kadar kibardı ki, teneffüs sırasında öğretmenler odasına giren bir okul çocuğu gibi duruyordu, diye anımsıyor Çubays. Bir şey daha vardı, diye ekledi Melniçenko. 2,5 milyar dolar kaynak yarattık ve hisselerinizin yüzde 15'ini satın aldık.”50
İşte tam da bu noktada, The Economist dergisinin kime ne yutturmaya, nasıl bir masal pazarlamaya çalıştığını hep beraber idrak etmeye başlıyoruz. Hatırlayacaksınız; o koskoca Sovyet elektrik sektörünün –hatta hızını alamayıp tüm o Bolşevik emir-komuta ekonomisinin– köküne kibrit suyu eken o yıkım mimarı, hani şu 4 yıl evvel İsrail’e kaçan o meşhur zat51, Rusya’nın savaş sonrası geleceğini bizzat tasarlayacağının sözünü vermişti.52 Alın işte, o ilk taslaklar karşınızda duruyor.
Sonrasında Ostrovski, yoldan çıkan girişimcileri hizaya çekmek ve onlara evde asıl patronun kim olduğunu hatırlatmak için Putin’in o meşhur Çekist baskılarını nasıl başlattığını anlatıyor. Nitekim Hodorkovski bu devlet silindirinin altında düpedüz eziliyor. Bizim Melniçenko ise o silindirin altında pestil olmaya hiç niyetli olmadığından, anında “özel hayatına” rücu ediyor. Avrupa’da gününü gün ediyor, o şık aristokrasi kulübüne giriş biletini ayarlıyor, popüler bir Sırp şarkıcıyı kendi vizyonuna eş seçip şaşaalı bir düğün patlatıyor. Rusya’daki o can sıkıcı vergi yükümlülüklerine elveda diyor, 2014’te Ukrayna’da patlak veren krizlere hiç kafa yormuyor, Kırım meselesini zerre umursamıyor... Ta ki Şubat 2022’ye kadar. O gün, aniden, kurduğu o yalıtılmış dünya kelimenin tam anlamıyla başına yıkılıyor.
Putin oligarklarla bir toplantı yapıyor ve onları bir oldubittiyle karşı karşıya bırakıyor. Derginin aktardığına göre, içlerinden hiçbiri böyle bir şeyin mümkün olabileceğini aklının ucundan dahi geçirmemişti. Eh, “böyle bir şey derken kastedilen, elbette Şubat 2022’de olan bitenler. Tabii ki hiç kimse itiraz etmeyi aklından bile geçirmedi; oysa Melniçenko da dâhil olmak üzere her biri, alınan bu kararın tam bir felaket olduğunu düşünüyordu. Avrupa Birliği, Putin’in yakın çevresine mensup olduğu gerekçesiyle Melniçenko’ya yaptırım uyguluyor. Kendisi mahkemelerde hakkını aramaya çabalıyor ve bu tür yaptırımlara karşı çıkıyor. Derken yatına el koyuyorlar. Melniçenko, 2023 yılına kadar kurallara göre oynamaya çalıştığını anlatıyor. Tüm yönetim organlarından çekilmiş, Dubai’ye taşınmış, tek planı sadece köşesine çekilip fırtınanın dinmesini beklemekmiş. Fakat sonra sembolik bir eşik, dönüm noktası niteliğinde bir olay yaşanmış. Melniçenko'nun aktardığına göre, adını daha önce de andığımız şu Tucker Carlson röportajının ardından kendisinde, yani bizzat Melniçenko’da, yepyeni bir hissiyat uyanmış:
Bende, eğer Trump kazanırsa tüm bu yapıyı/sistemi parçalamaya odaklanacağına dair net bir izlenim oluştu."53
Demek bütün mesele buydu; ufukta sistemin parçalanma ihtimali belirmişti. Peki neydi bu parçalanma, ilk metinden gayet iyi hatırlıyoruz: Rusya’ya karşı “stratejik zaferin” elde edilmesi ve ülkenin bölünmesi, parçalanması. Ve işte tam da bu noktada Melniçenko’yu ciddi ciddi bir telaş sardı. Parçalanma Melniçenko’nun planları arasında katiyen yoktu. Peki sorarım size, gerçek bir vatansever böyle bir durumda ne yapar? Elbette o ortak, o tek, o bin yıllık vatanın savunmasına omuz vermek için varını yoğunu memleketine aktarmaya başlar! Sonuçta vatan dediğin şey aynıdır, herkes için ortaktır değil mi; Dubai’deki multimilyarder için de, Kemerovo’daki kömür madencisi için de. Hepimiz aynı gemideyiz!
Gelgelelim burada bizim kuantumcunun karşısına meşhur, gerçek mülksüzleştirme (raskulaçivaniye) tehlikesi çıkıverdi. Tek bir farkla; bu kez işin içinde Bolşevikler yoktu. Malumunuz olduğu üzere; sadakatsiz kodamanların milyarlarca dolarlık varlıkları şu sıralar gasp ediliyor ve sadık, itaatkâr, “vatansever” olan yandaşlara devrediliyor.54 2023'ün Ağustos ayında devletin savcıları az kalsın Melniçenko’nun da mallarına çöküyordu ama bizimki vaziyeti vaktinde çaktı, kime ait olduğunu sağır sultanın bile bildiği şu meşhur “Sirius” okulunu bol keseden finanse ediverdi ve yakasını kurtardı. İşte bu badireyi atlatan Melniçenko, böylesi bir kaos ortamında Rusya’da “mülkiyet haklarının korunması” mekanizmasını yeniden inşa etmenin boynunun borcu olduğunu “idrak” ediverdi! Bunun için de ister istemez, eh, mecburen, evet tamamen kendi iradesi dışında “mecburen” o kokuşmuş sisteme yeniden entegre olması, içeriden başlayacak olumlu değişimlerin taşıyıcısı olması gerekecekti. Doğrusunu söylemek gerekirse, Rusya’da herhangi birinin kalkıp da “manyakoğlu manyaklar ve katillerle dolu bir hapishane hücresine, sırf onları insanileştirmek adına gönüllü giren o aziz” teranesini ciddiye alabileceğine inanmak çok güç.
Zaten görünen köy kılavuz istemez; bu PR mesajının asıl muhatapları Rusya’dakiler değil. Neyse; yazarın klavyesindeki 40 bininci vuruşun ardından, nihayet bizim dahi fizikçimizin ülkeye ve dünyaya asıl nasıl bir reçete sunduğunu işitiyoruz.
Fizikçinin o kadar muğlak, o kadar utangaç bir şekilde tartışmaya girmeye çalıştığı kesimlerin pek sevdiği “egemenlik” kelimesine tam olarak nasıl bir anlam yüklüyor? Yok, bu Putin’in egemenliği değil, siloviklerin egemenliği de değil. Bu tamamen bambaşka bir egemenlik.
Melniçenko ‘egemenlik’' kelimesini farklı kullanıyor. Ülkenin kaderiyle ilgilenen elitlerin siyasi birer özne olması anlamında. Kendilerine, katılımın bir taklidi değil de gerçek alternatifleri dürüstçe tartışma imkânı sunulması şartıyla, vatandaşlar da siyasi bir özne olmanın önemini kavrayabilirler."55
Yani bu, elitlerin egemenliği. Yani bu, Rus oligarşisinin egemenliği. Yani bu, Rus oligarşisinin kendi varlıkları üzerindeki egemenliği. E söylesene şunu baştan. Lafı dolandırmaya ne gerek var? Gerçi adam öyle de söylüyor. Biraz ileride, lafı hiç eğip bükmeden.
Böylesi bir siyasi yapı, kelimenin klasik anlamıyla bir oligarşi, yani elitlerin yönetimi anlamına gelirdi. Rusya'nın neye dönüşmesi gerektiğine dair iç tartışmalar kaçınılmazdır. Ve bu tartışmalar kıran kırana geçecektir.”56
Ostrovski açıklıyor: Melniçenko bu projeye el atıyor, çünkü olası bir iç savaş onu varlıklarından edecek, KDHC’nin bir kopyasına dönüşmek ise çocuklarının geleceğini çalacak. Bu yüzden, oligarkların işte o meşhur egemenliğini güvence altına alacak bir projeye ihtiyaç var.
Pek çok takipçimiz ‘Ne halt ediyorsunuz siz? Neden bu oligarka kürsü veriyorsunuz?’ diye isyan edecektir. Bunun bir dizi nedeni var. Birincisi, ilk kez bir oligark kendi tutumunu böylesine detaylı dile getiriyor. İkincisi, özellikle savaşların kötü gittiği dönemlere dair tarihi bir tecrübe söz konusu. Kırım Savaşı, 1917, 1905... İnsanlar tam da bu sebepten seslerini yükseltmeye başlamış ve bu da büyük yankı uyandırmıştı. Ve son olarak, Rusya'daki durum öylesine tatsız, öylesine iç karartıcı ki, bu çıkış halk arasında mutlaka yankı bulacaktır. O, iki ya da üç şey söylüyor. Birincisi: Ben döndüm, biz döndük, kararları biz veriyoruz. Biz yoksak devlet bir hiç. Biz oligarkız, biz iş insanıyız. Devletin bize ihtiyacı var, çünkü devletin bugüne dek yaptıklarının artık işlemediği ortada. Fakat bizim de devlete ihtiyacımız var; bizi ve bizim olanı koruması için. Ve biz de kendi rolümüzü oynamak istiyoruz.”57
Neymiş efendim; Rusya'da halk hiçbir şeye karar veremezmiş. Zira halk dediğiniz, malumunuz, altı üstü bir ayaktakımıdır, koca bir sürüdür! Burada, Komünist Partisi Genel Sekreteri’nin “1917’ye izin veremeyiz” sözlerini de hatırlamak yerinde olacaktır. Ancak bu ayrı bir konu; yine biraz konudan uzaklaştık. Rusya’da kararları yalnızca ve yalnızca elitler verir. O halde artık şu meşhur elitleri devreye sokmanın vakti gelip de çatmıştır. Elbette her köşeden bolca şüphe yükselecektir, nitekim şimdiden homurdanmalar epey fazla. Hele o bizzat kendileri de birer oligarka dönüşmüş olan —ki yeri gelmişken hatırlatalım, onların da besleyecek çoluğu çocuğu var— şu siloviklerin direnişi... Onların çıkaracağı o direniş çok ama çok sert olacak. Eh, başka ne bekliyordunuz ki, adamlar silovik.
Fakat Melniçenko diyor ki: “Rusya tarihi nadiren yazılı senaryoya sadık kalır; şu an elitlerin, herkesin aklından geçenleri şöyle cesurca dile getirecek birine bariz bir biçimde ihtiyacı var.” O bendi yıkmak içinmiş! Çünkü onlara göre bazen o koca sessizliği bozmaya tek bir “kahraman” bile yeter!
Bence Melniçenko, durumun bütün o çetrefilli inceliğinin farkında. Kendi açıklamalarında azami ihtiyat göstermesi de buradan kaynaklanıyor. Yazının sonunda Melniçenko’nun düşüncesi yine kuantum fiziğinin kavramları üzerinden kuruluyor: “Bu fizikte gözlem eyleminin kendisi, şeylerin doğasını değiştirir. Dünyaya anlam kazandıran, ancak gözlemcinin ortaya çıkmasıdır.”58
Karşımızda burjuva pozitivizminin klasik, neredeyse laboratuvar koşullarındaki bir tezahürü duruyor. Lenin’in Materyalizm ve Ampiryokritisizm’inde daha o zaman ayrıntılarıyla çözümlenen sözde bilimsel yöntemin ta kendisi. Biçimsel olarak bu tutum mesafeli ve zararsız görünür: Biz hiçbir şey ileri sürmüyoruz; yalnızca gözlemliyor, gözlem ediminin kendisini de toplumsal fluktuasyonları etkilemenin bir yolu olarak görüyoruz. Oysa pratikte bunun anlamı, yaklaşmakta olan sistem krizi karşısında tam bir entelektüel teslimiyettir.
Elbette, büyük bir mülk sahibine dönüşmüş bir “kuantum fizikçisi”nden Marksist çözümleme araçlarına hâkim olmasını ve titiz bir sınıf analizi yapabilmesini beklemek saflık olurdu. Ondan, Ukrayna’daki ya da Ortadoğu’daki kanlı yarılmaların rastlantısal jeopolitik arızalar değil, bizzat dünya kapitalist sisteminin temel çelişkileri olduğunu kavramasını bekleyemeyiz. Karşımızdakilerin yerel çatışmalar değil, emperyalist rekabetin kaçınılmaz sonucu olduğunu; bunların Üçüncü Dünya Savaşı’nın ilk perdeleri olduğunu da. Bu insanın bilinci, en derinine kadar küçük burjuva bilincidir; kendisi de sınıfının ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Melniçenko, nesnel olarak, sermayesi için tir tir titriyor; “aktif gözlem” aracılığıyla tarihin akışını bir şekilde etkileyebileceğini ve onu geriye çevirebileceğini umuyor.
Bu, devasa ve irin toplamış bir apseyi kirli bir yara bandıyla tutmaya çalışmaktır. Çığı nasihatlerle yavaşlatma girişimidir. Başka bir deyişle, tarihsel cerrahi müdahaleden ve onun beraberinde getireceği kaçınılmaz, sancılı uyanıştan ne pahasına olursa olsun kaçma çabasıdır.
Söz konusu olan, bugün görüşleri kimsenin umurunda olmayan o halkların uyanışıdır: Ne Rusya’da, ne Ukrayna’da, ne Avrupa’da, ne Asya’da, ne de ABD’de. Fakat er ya da geç bu kitleler şu basit gerçeği kavramak zorunda kalacaktır: Cephe hattının her iki tarafında da yer alan Melniçenko gibiler —The Economist dergisinin yücelttiği o saygın simalar— hem bugünkü hem de gelecekteki bütün savaşların temel nedenidir. Üstelik bu savaşlar, ölçekleri ve insanlık açısından doğuracakları sonuçlarla bugünün trajedilerini gölgede bırakacaktır.
Emperyalist bloklar arasındaki çelişkiler, elitlerin kapalı kapılar ardındaki tertipleriyle ortadan kaldırılamaz. Kapitalizmin yapısal krizleri, “saygın” basında yayımlatılan sipariş yazılarla üflenip dağıtılamaz. Önümüzde, siperlerinde Melniçenko’nun çocuklarının değil, onun için çalışanların öleceği büyük çaplı çatışmalar var. Asıl çelişki de tam burada ortaya çıkıyor. Hastalık fazlasıyla ilerledi; kozmetik bir yara bandının artık hiçbir faydası olmayacak. Tarihin mantığı acımasızdır: Er ya da geç, sistemin bütün yükünü omuzlarında taşıyanlar neşteri ellerine almak zorunda kalacaktır.
Geriye yalnızca sonucu bağlamak kalıyor. Şayet önümüze çıkarılan bu tip, Rus oligark sınıfının egemenlik yürüyüşüne önderlik etmesi beklenen o savaşçıysa, hepimizin kendimiz için bambaşka gelecek senaryolarını hesaba katması gerekir. Bu tarihsel dramda “kuantum fizikçisi” Melniçenko, yeni bir gerçekliğin yaratıcısına hiç benzemiyor. Daha ziyade, ünlü “Herkül” şirketinin saymanı Berlaga’yı andırıyor; önüne birdenbire, kendi çapını ilkesel olarak aşan bir görev konmuş bir Berlaga’yı.59
- 1
https://www.economist.com/by-invitation/2026/07/09/why-a-broken-russia-is-bad-for-the-world
- 2
https://en.wikipedia.org/wiki/Russian_Union_of_Industrialists_and_Entrepreneurs
- 3
https://haber.sol.org.tr/haber/ankarada-baris-degil-savas-hesabi-nato-ukrayna-cephesini-buyutuyor-411486
- 4
https://www.aa.com.tr/en/world/design-of-bering-underwater-tunnel-to-connect-russia-and-alaska-continuing-says-moscow-envoy/3956594
- 5
https://www.nytimes.com/2025/06/05/us/politics/trump-russia-ukraine-children-fighting.html?eafs_enabled=false
- 6
http://en.kremlin.ru/events/president/news/80031
- 7
https://en.wikipedia.org/wiki/2025%E2%80%932026_Russian_fuel_crisis
- 8
https://www.economist.com/leaders/2026/07/09/the-man-who-would-change-russia
- 9
https://www.youtube.com/watch?v=SKL6YDtAAB8
- 10
https://www.youtube.com/watch?v=fOCWBhuDdDo
- 11
Vladimir Putin, Tucker Carlson röportajında
- 12
https://www.youtube.com/watch?v=GIULmTprQ6o
- 13
https://en.iz.ru/en/2101667/2026-05-22/ryabkov-explained-meaning-phrase-spirit-anchorage-russia
- 14
https://www.youtube.com/watch?v=SKL6YDtAAB8
- 15
https://www.economist.com/1843/2026/07/09/a-top-russian-oligarch-breaks-the-silence
- 16
https://arkadyostrovsky.com/
- 17
https://ru.wikipedia.org/wiki/%D0%9E%D1%81%D1%82%D1%80%D0%BE%D0%B2%D1%81%D0%BA%D0%B8%D0%B9,_%D0%90%D1%80%D0%BA%D0%B0%D0%B4%D0%B8%D0%B9_%D0%98%D0%BB%D1%8C%D0%B8%D1%87
- 18
https://en.wikipedia.org/wiki/Silovik
- 19
https://www.economist.com/1843/2026/07/09/a-top-russian-oligarch-breaks-the-silence
- 20
açıklamasını yaptı Vladimir Putin, 19 Aralık 2025'teki “Vladimir Putin ile Yılın Değerlendirmesi” programında.
- 21
https://www.economist.com/1843/2026/07/09/a-top-russian-oligarch-breaks-the-silence
- 22
https://www.economist.com/1843/2026/07/09/a-top-russian-oligarch-breaks-the-silence
- 23
https://en.wikipedia.org/wiki/EuroChem
- 24
https://www.economist.com/1843/2026/07/09/a-top-russian-oligarch-breaks-the-silence
- 25
Vladimir Putin, Rusya Ticaret ve Sanayi Odası IV. Kongresi’nde yaptığı konuşma, Moskova, 19 Haziran 2002.
- 26
https://www.youtube.com/watch?v=xuDHoDOLvZ0
- 27
https://www.economist.com/leaders/2026/07/09/the-man-who-would-change-russia
- 28
https://www.economist.com/leaders/2026/07/09/the-man-who-would-change-russia
- 29
https://www.economist.com/leaders/2026/07/09/the-man-who-would-change-russia
- 30
https://www.economist.com/leaders/2026/07/09/the-man-who-would-change-russia
- 31
https://www.economist.com/leaders/2026/07/09/the-man-who-would-change-russia
- 32
https://www.economist.com/leaders/2026/07/09/the-man-who-would-change-russia
- 33
https://www.economist.com/leaders/2026/07/09/the-man-who-would-change-russia
- 34
https://www.economist.com/leaders/2026/07/09/the-man-who-would-change-russia
- 35
Moskova'nın ilk ticari bankası, daha sonra "Premier" bankası adını alan Moskova Kooperatif Bankası oldu. Kurucusu David Kruk'tu.
- 36
https://www.economist.com/leaders/2026/07/09/the-man-who-would-change-russia
- 37
https://www.economist.com/leaders/2026/07/09/the-man-who-would-change-russia
- 38
https://www.economist.com/leaders/2026/07/09/the-man-who-would-change-russia
- 39
https://en.wikipedia.org/wiki/Michael_Cherney
- 40
https://fortune.com/2000/04/12/capitalism-in-a-cold-climate/
- 41
https://en.wikipedia.org/wiki/Anatoly_Bykov
- 42
https://en.wikipedia.org/wiki/David_and_Simon_Reuben
- 43
https://tr.wikipedia.org/wiki/Anora
- 44
https://en.wikipedia.org/wiki/Vasily_Anisimov
- 45
https://ru.wikipedia.org/wiki/%D0%AD%D0%BA%D0%BE%D0%BD%D0%BE%D0%BC%D0%B8%D1%87%D0%B5%D1%81%D0%BA%D0%B8%D0%B9_%D0%BA%D1%80%D0%B8%D0%B7%D0%B8%D1%81_%D0%B2_%D0%A0%D0%BE%D1%81%D1%81%D0%B8%D0%B8_(1998)
- 46
https://www.economist.com/leaders/2026/07/09/the-man-who-would-change-russia
- 47
https://ru.wikipedia.org/wiki/%D0%9F%D1%80%D0%B8%D0%BC%D0%B0%D0%BA%D0%BE%D0%B2,_%D0%95%D0%B2%D0%B3%D0%B5%D0%BD%D0%B8%D0%B9_%D0%9C%D0%B0%D0%BA%D1%81%D0%B8%D0%BC%D0%BE%D0%B2%D0%B8%D1%87
- 48
https://en.wikipedia.org/wiki/Alexander_Mamut
- 49
https://www.economist.com/leaders/2026/07/09/the-man-who-would-change-russia
- 50
https://www.economist.com/leaders/2026/07/09/the-man-who-would-change-russia
- 51
https://www.timesofisrael.com/report-ex-senior-kremlin-official-who-quit-amid-ukraine-war-gets-israeli-citizenship/
- 52
https://en-social-sciences.tau.ac.il/news/crs-at-tau
- 53
https://www.youtube.com/watch?v=SKL6YDtAAB8&t=1s
- 54
https://www.reuters.com/world/europe/russian-court-nationalises-seized-car-dealership-rolf-2024-02-21/
- 55
https://www.economist.com/leaders/2026/07/09/the-man-who-would-change-russia
- 56
https://www.economist.com/leaders/2026/07/09/the-man-who-would-change-russia
- 57
https://www.youtube.com/watch?v=xuDHoDOLvZ0&t=66s
- 58
https://www.economist.com/1843/2026/07/09/a-top-russian-oligarch-breaks-the-silence
- 59
İlya İlf ve Yevgeni Petrov, Altın Buzağı
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.